• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
    • SADECE EN İYİLER!
    • Nothing Only Hits! Since 2003
    • SADECE YOL GÖSTERMEZ...
    • "Önce Kendini Keşfetmelisin! "
    • REHBERİNİZ KARGA OLMASIN!
    • Her zaman En İyilerle Yola Çıkın, Yolda Kalmayın..
Dilimin Ucunda
Gastronomi ve Gurme Sanatının İnceliklerine Dair Aradığın Herşey burda!
Gezmek Gibisi Yok
Yeni Bir Rota Çiz Kendine; Bırak Değişsin Hayatın..
Dünya Niğmetleri
Yöresel Lezzetler,Sıradışı Tarifler, En İyi Mutfaklar ve Eşsiz Menüler!

ANASAYFA

Hititler, Anadolu’ya Kafkasya üzerinden göç etmiş bir Hint-Avrupa kavimi olarak tanımlanabilir. Anadolu’ya Kafkaslar üzerinden gelen Hititler ticaret, hayvancılık yaparak hayatlarını sürdürüyor olsa da ana geçim kaynakları tarım olmuştu. Bu yüzden Hititler izledikleri genişleme politikalarında ticaret yollarına sahip olma amacı kadar, verimli toprakları ele geçirme amacını da taşımıştır..Tarım ve hayvancılığın öne çıktığı bir toplum olan Hititler de, Tanrı inancı da doğa temelliydi. Hititler kutsal saydıkları değerler, bayramları, tapınakları ve tapınma şekilleri, ayrıca Tanrıları da bir tarım toplumu için önemli olan hava, su, toprak gibi unsurlara göre şekilleniyordu. Sanatı, dini, savaşları, güçlü krallığı ve kralları ile tarihteki önemli uygarlıklardan biri olan Hititler‘e dair ilk kalıntılar Kültepe’de bulunmuştur.
Amasya, şehir merkezinde kendinizi mutlu, huzurlu ve sevgi dolu hissedebileceğiniz ender yerlerden biri. Ama Amasya’yı esas özel kılan şey; Türkiye’de bu kadar bozulmamış bir şehir görmek. İtiraf edelim ki; biz, Avrupa gibi şehirlerimizi korumayı bilmiyoruz. Yıkıyor, sürekli yeniliyor ve eski yapıların hem estetik hem de kullanım açısından yanından bile geçemeyecek yeni şehirler inşa ediyoruz. Ama Amasya, Pontuslar’dan kalan, Roma’dan kalan, Bizans’tan kalan, Selçuklu’dan kalan ve Osmanlı’dan kalan her şeyi hala neredeyse olduğu gibi koruyor. Tarihi bir şehir ve onun tam ortasından geçen yeşil bir ırmak…güzel bir şehir arıyorsanız Amasya’yı bir kere görün.
Amasya, şehir merkezinde kendinizi mutlu, huzurlu ve sevgi dolu hissedebileceğiniz ender yerlerden biri. Ama Amasya’yı esas özel kılan şey; Türkiye’de bu kadar bozulmamış bir şehir görmek. İtiraf edelim ki; biz, Avrupa gibi şehirlerimizi korumayı bilmiyoruz. Yıkıyor, sürekli yeniliyor ve eski yapıların hem estetik hem de kullanım açısından yanından bile geçemeyecek yeni şehirler inşa ediyoruz. Ama Amasya, Pontuslar’dan kalan, Roma’dan kalan, Bizans’tan kalan, Selçuklu’dan kalan ve Osmanlı’dan kalan her şeyi hala neredeyse olduğu gibi koruyor. Tarihi bir şehir ve onun tam ortasından geçen yeşil bir ırmak…güzel bir şehir arıyorsanız Amasya’yı bir kere görün.
Nemrut Dağı’nda şehirleşmeyi başlatan ilk uygarlık Persler oldu. Daha sonra bölgeye yayılmacı politikalar güden Yunanlılar hakim oldu. Sonraki süreçte bölgede hakimiyet bir kez daha değişti ve Milattan Önce I. yüzyılda Nemrut Dağı ve çevresinde Kommagene Krallığı I. Mithrades Kallinikos tarafından kuruldu. 141 yıl boyunca hüküm süren Kommagene Krallığı M.S. 72 yılında Roma hakimiyetine girmiştir. Bu uygarlığın kalıntıları olan ve Nemrut Dağı üzerinde bulunan birçok tarihi eser ise günümüze kadar yıkılmadan ayakta kalmayı başarabilmiştir. Bir güç simgesi halini alan bu dağ günümüzde de önemini korumaktadır.
Biberin ülkemize Avrupa ülkeleri ile kurulan ilişkiler ile girdiği düşünülmesine karşın yapılan son araştırmalarda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Türkiye'ye biberin üç değişik noktadan girme ihtimali üzerinde dururken, bunlardan birincisinde biberin İspanya'dan deniz yolu ile Güney Afrika kıyılarından Hindistan'a ulaştığını buradan Asya kıtasına yayıldığını belirtirken Basra Körfezi veya Kızıldeniz yolu ile Suriye'ye buradan. Türkiye'ye girdiği düşünülmektedir. İkinci görüşe göre Amerika kıtasından İspanya'ya gelen biber, Fas üzerinden Mısır'a buradan İskenderun yolu ile İstanbul'a kadar ulaşmış, balkan ülkelerine hatta İtalya'ya İstanbul ile yapılan ticaret ile ulaştığı düşünülmektedir. Ayrıca Hindistan'dan Asya Kıtasına yayılan biberin, Afganistan ve İran üzerinden Türkiye'ye girdiği, buradan İstanbul'a ve bazı Doğu Avrupa ülkelerine yayıldığı diğer bir görüş olarak karşımıza çıkmaktadır.
İnsanlık tarihine çok uzun yıllardır beşiklik etmiş Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kadim kentleri nesilden nesle aktarılan pek çok efsanenin de yuvası olmuş. Eski çağlardan beri söylenen ve sözlü tarihimizin en önemli unsuru olan efsanelerde, kahraman bölge halkının çoğunlukla gerçek olaylara dayanan hikayeleri ve gizemli bölgenin doğaüstü olayları aktarılır. Gelin bu kadim bölgenin kahramanlık ve gizem dolu ünlü efsanelerini bir kez daha hatırlayalım.
Harran Şanlıurfa’nın 44 km güneyinde yer alan yine aynı isimle anılan ovanın merkezine kurulmuş tarihi bir kenttir. Önemli ticaret yollarının birleştiği bir bölgede yer alan kent binlerce yıllık tarihinde oldukça gelişmiş ve şu an dahi ayakta duran onlarca tarihi mekana ev sahipliği yapmaktadır. Zaman içerisinde susuz kalan ve yeşil yapısını kaybeden ova ve kent, yeni yapılan düzenleme ve su yollarıyla eski ihtişamına tekrar kavuşmaya başlamıştır. Mistik havası ve onlarca tarihi yapısıyla Dünya’nın her yerinden insanların ilgilisini çekmektedir.
Mevlana’nın büyük aşkına, yaradana kavuştuğu için düğün gecesi olarak nitelendirdiği Mevlevi felsefesini yaşadığı yerde tanımak için Konya gezisine başlıyoruz. Mevlana Hazretleri ve babası Sultan-ül Ulema Bahaddin Veled'in bulunduğu Hz.Mevlana Müzesi, Mevlevi Giysileri, Müzik Aletleri, Sofra Düzeni, Mevlevi Dergahı gezilerini tamamlayıp restoranda öğle yemeğimizi alıyoruz. Öğle yemeği sonrasında Hz. Mevlana’nın 744. Vuslat Yıl Dönümü Anma Törenleri ve Sema Gösterilerini izliyoruz. (Açılış Konuşması - Türk Tasavvuf Müziği - Sema Ayini). Tören sonrasında 1.Alaeddin Keykubat'ın tamamladığı Alaeddin tepesi üzerindeki Alaaddin Camii’nin görülmesi ardından dışardan Anadolu Selçuklu devri çini işçiliğinde önemli yeri bulunan, Mevlana Celaleddin Rumi ile Hocası Şems-i Tebrizi’nin ders verdikleri Karatay Medresesi (Çini Eserler) Müzesini görüyoruz.Mevlana'nın ilham Mevlana'nın ilham kaynağım dediği Şems-i Tebrizi Hazretleri Türbesini de ziyaret edip vereceğimiz alış-veriş molası sonrası Ankara’ya hareket ediyoruz.
Türkiye’de coğrafî bölge hudutlarının, coğraf­yacılar arasında, öteden beri çok tartışdan bir konu olduğu malûmdur. 1941 yılında Ankara’da toplanan I.Coğrafya Kongresi, bu tartışmaları kısmen bir sonuca bağ­lamak Ve kısmen de coğrafya öğretiminin önemli bir ihtiyacına cevap vermek için memleketimizi yedi esas coğrafî bölgeye ayırmış Ve her bölge içerisinde kolay seçi­lir özellikleriyle birbirinden ayrılan ’’bölüm ” (veya alt bölge)ler tesbit et­miştir. Coğrafya ders kitaplarımızda uygulama alanı bulmasma rağmen, bu bölüm ­lemenin günümüzde de tartışma konusu olduğu bir gerçektir.
Değerli Gezi Severler; Bugün yine çok özel bir programdan bahsedeceğiz.Kısaca biz rehberlerin Kuzey Ege Programı adını verdiği bu programın şablonunu aşşağıda paylaştık.Gezimize Ankaradan yola çıkıyorsanız ilk durağımız Çanakkale olacak şekilde ayarlanır ise sabah erken saatlerde Gelibolu yarımadasına varırsınız.İsterseniz önce genel programımızı burada verelim daha sonra da basamak basamak programımızı sizlere tanıtmaya çalışalım.
Mardin tabağındaki Sembusek belki de diğer yemeklerin suyuyla temas ettiği için çıtırlığını kaybetmiş. Etli ekmek adını verdikleri, Konya etli ekmeği aksine pideyle yakından uzaktan alakası olmayan, etle yoğurulmuş hamurun pişirilmesi ile yapılan yemek ise bence ekmek niyetine yemeğin suyuna banmaya yarıyor sadece. İrok konusunda genel görüşümü değiştirecek bir performans da konmuyor ortaya. Maldun dedikleri patlıcan dolması bu karışık tabağın bana göre kralı. Her zaman sevmişimdir patlıcanı. Güvecin ise yerel bir numarası yok. Gayet lezzetli fakat İzmir’de yediklerimizden pek farkı yok. Kaburga dolması ise bir şaheser, tek başına bunu yemek için bile Mardin’e gelmeye değecek kadar güzel. Tüm yemekleri silip süpürüyoruz, tıka basa doyuyoruz ama kaburga dolmasından aklımızı alamıyoruz. Kibe adlı işkembe dolması da diğer şaheser. İçerisi ciğerli pilavla doldurulmuş, dikişleri açıp ısıra ısıra afiyetle yiyorsunuz. Tıka basa dolmuş midelerimize tatlı (helva) ve çay ikram ediyorlar, hesap toplam 29 lira tutuyor
Suudi Arabistan'da yaşayan kralların ve sultanların özel misafirlerine ikram ettiği ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli içeceklerinden biri olan "Mırra" kahvesi nedir, nasıl içilir ve faydaları nelerdir sizler için inceledik. İşte Mırra kahvesi hakkında tüm bilinmeyenler... Yüzyıllardır Arap coğrafyasına özgü olarak bilinen Mırra kahvesi, Türkiye'de özellikle Mardin, Gaziantep ve Şanlıurfa gibi Güney Doğu Anadolu Bölgeler'inde oldukça fazla tüketilen bir kahve çeşitidir. Bu kahveyi diğerlerinden ayıran özelliği ise oldukça acı ve ağır olmasıdır. Kahvenin ismi de aslında buradan gelir. Arapçada “mur” kelimesi “acı” demektir. Mırra kahvesi hepimizin bildiği gibi Türk kahvesi fincanlarında servis edilmez. Acı ve ağır bir tadı olduğundan minik ve özel kulpu olmayan fincanlarda ikram edilir.
Gerçekten bir masal diyarını anımsatan bu kentin geçmişi, tarihi eserleri, dar sokakları kadar lezzetli yemekleri de insanın aklını başından alır. Bu hafta sizi Mardin’de keyifli bir yolculuğa çıkaracağım. Mardin’i masal anlatır gibi anlatmak lazım. Çünkü bir yanında safran kokulu manastır Deyrülzafaran, diğer yanında zarif minaresiyle Ulu Cami, önünde ise ay ışığında denize dönüşen Mezopotamya Ovası, Mardin’i bir masal kentine çevirir. Bu masal kentinde taşlar şiir söyler. Çünkü taştan yapılmış eski evler, aralarına sokulan çirkin komşularına rağmen hálá bir şiir kadar güzel. Bu kentte dinler kardeştir: Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, güneşe tapan Şemsiler asırlar boyu sarmaş dolaş yaşamıştır. Bu kentte diller akrabadır: Türkçe, Süryanice, Kürtçe, Arapça, İbranice, Ermenice birbirine kelime vermiş, birbirinden kelime almıştır.Yaşı 5 bin yılı aşmıştır Mardin’in. Onun için adının nasıl konulduğu unutulmuştur. Kimileri kentin adını, Nusaybin civarında yaşayan Mardani adlı bir Arap kabilesinden alır.
Baklava hamuru hazırlamak ve doğru şekilde açmak bir sanat, bir gelenektir. Defalarca denemek, yanılmak ve çekirdekten yetişmek bu işin harcında vardır. Olması gereken de budur. İşin profesyonelleri olan baklava ustaları karşısında saygıyla eğilip iyi bir baklavanın püf noktaları üzerinden geçelim. Geçelim ki mümkün olduğunca az hata yapıp kusursuza yakın ev yapımı baklavalar hazırlayabilelim. İşin sırrı unda. Baklava hamuru sert buğday unundan hazırlanacak. Evet yoğrulması daha zor olacak belki, çabucak katılaşacak hamur ama esnete esnete, dinlene dinlene dikkatli bir şekilde açılacak. Tariflere sadık kalmak esas olsa da kullandığınız unun üçte birinden çok az miktarda su, tuz ve ortalama üç adet yumurtayla tutulacak hamur. İçten dışa doğru yoğrulacak. Mümkünse mermer bir tezgah ya da düz tahta bir zemin üzerinde yapılacak bu işlem.
Bir yanda söylenceler, hanlar, çarşılar, diğer yanda peygamberler, camiler, medreseler, bir başka tarafta ise lezzetli yemekler. Yani siz neden hoşlanıyorsanız Urfa size o yüzünü gösterir. Deseler ki, "Urfa’nın adı yok, gelin bir ad koyalım." Cevabınız ne olurdu? Hangi adı uygun görürdünüz? Belki minarelerin çokluğuna bakıp "Buranın adı Camiler Kenti olsun" diyeniniz çıkabilir. Aslında yanlış da değil. Gerçekten de Urfa’da her köşede bir cami var. Kimi asırlar öncesinden kalma, kimi yakın geçmişte yapılma. Buradaki camiler, yapıldığı döneme göre değil de planlarına göre sınıflandırılır: Çok ayaklı camiler, orta kubbenin yana doğru genişlediği camiler, eş değerde çok kubbeli camiler, mihrap önü kubbeli camiler, tek kubbeli kübik camiler, tonozlu camiler, bazilikadan dönüştürülen camiler.
Şanlıurfa, insanlık tarihinin en önemli yerleşim yerlerinden bir tanesi. Cilalı Taş Devri’nden beri burada insanlar yaşamaktadır. Daha da önemlisi, bundan 10 bin yıl önce, Dünya’nın bilinen en eski tapınağı olan Göbeklitepe’nin de bulunduğu yerdir. Bugüne kadar burada Sümerler’den tutun da, Bizans’a kadar pek çok uygarlık görülmüştür. 1094 yılında Büyük Selçuklu, 1516 yılında da Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1. Dünya Savaşı’nda önce İngiliz, sonra da Fransız yönetimine giren şehir, Cumhuriyet sonrasında 1924’te il olmuştur.
 1  ...

 

                                              




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam50
Toplam Ziyaret113826
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.06146.0857
Euro6.78166.8088
Hava Durumu
Anlık
Yarın
7° 3°
Saat
Takvim
Site Haritası
ZAMANI BOŞA HARCAMAYIN

GÖREVİNİZİ KÖTÜYE KULLANMAYIN

NATIONAL GUIDING SERVİCE

YENİ BİR ROTA ÇİZ KENDİNE