• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
ESKİMEYEN ALIŞKANLIK:DİYARBAKIR
Diyarbakır



GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 1.516.200,00 km²
Nüfus: 1.528.958
İl Trafik No: 21

   Isının 40-50 dereceye vardığı yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığından kurtulmak amacıyla gelişen düz damlı evleri ile tipik yöre mimarisinin günümüzde de yaşatıldığı Diyarbakır, uzun surları, Malabadi Köprüsüyle görülmesi gereken bir ildir.

    Diyarbakır yöresinin en eski adı Assur kaynaklarında Amidi olarak geçer. Yunanca ve Latince kaynaklarda bu ad, Amido ya da Amida olarak yazılır. Arap akınları sırasında bölgeye yerleşen Bekr adındaki bir aşiret nedeniyle yörenin adı Bekr diyarı anlamında Diyar-ı Bekr olarak söylenmiştir. Günümüzdeki ismini, Atatürk’ün 1937’de halka yaptığı konuşma esnasında, şehrin adından Diyarbakır olarak bahsetmesiyle 10 Aralık 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile almıştır.
 
   Diyarbakır’ın Ergani ilçesine bağlı Çayönü Tepesi’nde yapılan kazılar, bölgede ilk yerleşimin M.Ö. 9. bine dek uzandığını göstermektedir. Yörede M.Ö. 2000’lere ilişkin ilk bilgiler Hurri- Mitanni halkına ve Hurri–Hitit ilişkilerine dayanmaktadır. Anadolu’nun en eski halklarından olan Hurrilerin yaşadıkları bölge Subartu denilen, yani bugünkü Diyarbakır’ı da içine alan yöredir.


   M.Ö. 1200’lerde Hitit Devleti’nin Anadolu’ya göç eden deniz kavimlerinin istilaları ile yıkılmasından sonra, Hititlerin Subartu ülkelerindeki üstünlüğünü kabul eden ve yönetim boşluğuna düşen Hurri ve Aram toplulukları, küçük kent devletleri oluşturdular. Daha sonra yöre, Mezopotamya’da güçlü bir krallık olan Assur, daha sonra kısa bir dönem için Urartu egemenliğine girmiştir. M.Ö. 7. yüzyıl ortalarında İskitlerin yerleştiği Amidi kenti, M.Ö. 625’te Medlerin, M.Ö. 550’de de Perslerin egemenliği altına girmiştir.


    M.Ö. 4. yüzyılda Pers İmparatoru III. Darius’un İskender orduları önünde yenik düşmesiyle yörede Helenistik dönem başlamıştır. Daha sonraları yöre Partlar ve Romalılar arasında cereyan eden savaşlara sahne olmuştur. M.S. 3. yüzyılda, İran’da başa geçen Sasani sülalesi ve Romalılar arasında el değiştiren kent, M.S. 4. yüzyılda Roma’ya bağlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde Bizans Devleti ile Sasaniler arasında geçen savaşlar, bölgede güçlenmeye başlayan İslam ordularının üstünlük sağlamalarına neden olmuş, Hz. Ömer zamanında Diyarbakır Arap egemenliğine girmiştir. Uzun bir zaman Arap egemenliğinde kalan kent, 1085’te Selçuklu Devleti sınırlarına dahil olmuştur. Diyarbakır’ın Osmanlı Devleti’ne katılması 15 Eylül 1515’te Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleşmiştir.
 
Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Diyarbakır, yüzyıllar boyunca Güneydoğu Anadolu’nun fikir, sanat, kültür ve bilim merkezi olmuştur. Önemli bir ticaret merkezi olan şehir günümüzde de bu özelliğini korumaktadır.

Coğrafi Konumu

Diyarbakır’ın kuzeyinde Bingöl ve Elazığ, doğusunda Batman, güneyinde Mardin, güneybatısında Şanlıurfa, batısında Adıyaman ve Malatya bulunmaktadır.

İklimi

Diyarbakır’da sert ve kurak bir yayla iklimi hâkimdir.

Etimoloji

   Diyarbakır şehri farklı dönemlerde farklı isimlerle anılmıştır. M.Ö 200'de Amidi Asur hükümdarı Adad-Nirari'ye ait bir kılıç kabzasında şehrin adı "Amid" ya da "Amidi" olarak geçmektedir. Roma ve Bizans kaynaklarında şehrin adı "Amid, O'mid, Emit, Amide" şeklinde adlandırıldığı görülmektedir.

   11. yüzyılda yöreye gelen Türkmenler şehirdeki yapılarda kullanılan siyah renkli taşlardan dolayı şehre "Kara Amid" demişlerdir. Arap egemenliği sırasında "diyār" (ديار) ve "Bekr" (بکر) isimleri ile Diyâr-i Bekr olarak kayıtlara geçmiştir.[3] "Diyar-ı bekr" daha sonraları "Diyarbekir"; Osmanlı'nın son yıllarına kadar daha çok bir bölge adı olarak kullanılmıştır. Ancak merkez için kullanılan Amid isminin kullanımının özellikle Diyar-ı Bekr'in (Diyarbekir) 1867 yılında vilayet oluşu sonrası yavaş yavaş terkedildiği, bütün bölgeyi nitelemesinin yanında merkez sancak için de (Diyar-ı Bekr) Diyarbekir adının kullanıldığı görülmektedir.

   Diyarbekir"in "Diyarbakır" oluşuna dair çalışmalar, Türk Dili dergisinin Haziran 1938 nüshasında özetlenmiştir. 17 Kasım 1937 tarihinde Atatürk'ün trenle Diyarbakır'dan Elazığ'a geçtiği gece yapılan bir dil tartışmasının ardından, Türk Dil Kurumu'na gönderilen bir telgrafla başladı. Yapılan çalışmaları sonucu şehrin adı Diyarbakır olarak değiştirildi. Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri İbrahim Necmi Dilmen"e gönderilen telgraf şöyledir.

   Mezopotamya ile Anadolu medeniyetlerinin geçiş bölgesinde olan Diyarbakır’ın tarihi çok eski devirlere dayanmaktadır. Yontma taş ve Mezolitik devirlerde Diyarbakır ve çevresinde var olan mağaralardan burada yerleşim olduğu yapılan arkeolojik araştırmalar ile anlaşılmıştır. Eğil-Silvan yakınlarındaki Hassun Dicle Nehri ve kolları üzerinde Ergani yakınlarında Hilar mağaralarında bu çağdan kalma kalıntılar tespit edilmiştir.

    Şehrin, 65 kilometre kuzeybatısında Ergani ilçesi yakınlarında yer alan Çayönü Tepesi kazılarında, dünyanın en eski köyü bulunmuştur. Çayönü'ndeki insanlar zamanla göçebelikten yerleşik köy yaşama, avcılık ve toplayıcılıktan besin üretimine geçmiştir.


Şehrin kent merkezinde, MÖ 3000 Hitit ve Hurri-Mittani egemenliği yaşanmıştır. MÖ 1260 yılına kadar egemenliklerini sürdüren Hurri-Mitaniler'den sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Ermeniler, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakır'a egemen olmuşlardır.

   Asurlular döneminde şehir, bölge valilik merkezi olmuştur. Mîlâttan sonra bir ve ikinci asırlarda şehir ve bölgesi için Romalılar ve Partlar arasında savaşlar yapılmıştır. Romalılar!ın hakimiyetine geçen şehir Roma İmparatorluğu'nun yıkılması ile Bizans yönetime geçmiştir. Ömer döneminde islâm ordusu Diyarbakır'ı ve çevresini fethetmiştir. Halid bin Velid, Diyarbakır'a giren ilk islam kumandanıdır.[7] Diyarbakır böylece bir eyâlet olarak İslâm devletine bağlandı.

   869-899 yılları arasında Diyarbakır ve çevresinde Şeyhiler Hânedânı hüküm sürmüştür fakat Halîfe Mütazıd bu hakimiyete son vermiştir. Daha sonraki yıllarda Hamdânîler hâkim oldularsa da, 990 yılında bölgeye hâkim olan Mervaniler 1096 yılına kadar saltanat sürdü. Alparslan 1071 Malazgirt Savaşı'ndan bir sene önce Diyarbakır’a geldi. Mervânîler, Selçuklular'a tâbi oldu. Melikşah'ın vefatından sonra Diyarbakır'da egemenlik Suriye Selçukluları'na geçti.


Eyyûbî lideri Melik Kâmil, Selçuklular'ın yönetimindeki şehri ele geçirdi. 1259'da şehir, İlhanlılar'a geçti. İlhanlılar, bölgeyi Artukoğulları'na bıraktılar. 1401 yılında Akkoyunlular yönetiminde, devletin başkenti oldu. Artukluların egemenliğine son veren Safeviler böylece şehri ele geçirdi. Artuklu ve Safevi dönemlerinde kente önemli bir Türkmen kökenli nüfus yerleşimi olmuştur.1507-1515 yılları arasında Anadolu Beylikleri, Memlûkler İran-Safevî devletleri arasında bu bölge için mücadele devam etti. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Diyarbakır'ı ve bütün Güneydoğu Anadolu’yu  15 Eylül 1515'te Bıyıklı Mehmet Paşa kumandasında Osmanlı egemenliğine kattı.


   Diyarbakır, Osmanlılar döneminde önemli eyaletlerden birinin merkezi olmuş, doğuya sefer yapan orduların hareket üssü ve kışlağı görevini görmüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde özellikle I. Dünya Savaşı'nın yakın zamanlarında hastalık, yangın ve sefalet yüzünden büyük sıkıntı çeken Diyarbakır; Cumhuriyet devrinde büyük ve önemli imar, sosyal, kültürel ve ekonomik hareketler yaşamıştır. 1950'lerden sonra yeni şehir kurulmuş; yollar, hastaneler, okullar ve modern yapılarla gün geçtikçe büyümüş ve gelişmiştir. Yeni şehir kara, hava ve demir yolarıyla Türkiye'nin dört bir yanına bağlanmış önemli merkezlerden biri haline gelmiştir.


Coğrafya

Jeopolitik konumu

Diyarbakır, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin orta kısmında, El Cezire'nin (Mezopotamya) kuzeyinde yer almaktadır. Doğuda Batman ve Muş, batıda Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya, kuzeyde Elazığ ve Bingöl, güneyde ise Mardin illeri bulunmaktadır.

İklim

Diyarbakır'da sert bir kara iklimi egemendir. Yazları çok sıcak geçer fakat kışları Doğu Anadolu Bölgesi kadar soğuk geçmez. Bunun başlıca nedeni Güneydoğu Toroslar yayının kuzeyden gelen soğuk rüzgarları kesmesidir.En sıcak ortalaması 31 derece, en soğuk ay ortalaması ise 1,8 derecedir. Günümüze kadar ölçülen en yüksek sıcaklık 48,4 derece ile 29 temmuz 1946 gününde, en düşük sıcaklık ise -25,7 derece ile 11 ocak 1933 gününde yaşanmıştır.Yıllık yağış ortalaması 496 milimetre olan şehirde, bu yağışın %2'lik kısmı yaz aylarında düşmektedir. Kuzeydeki dağların eteklerine doğru gidildikçe yağışlar da artar.

Bitki Örtüsü

Güneydoğu Anadolu'nun doğal bitki örtüsü olan bozkır, Diyarbakır'da da egemendir.Bozkır biltki örtüsü içinde otsu bitkiler daha fazladır. Bunlar ilkbaharda kısa bir süre içinde yeşerip çiçeklenir, ama yağışların kesilmesiyle yaz başında kururlar. Çevredeki dağlar, yer yer meşe ormanlarıyla kaplıdır. Ormanlık alanlar ilin toplam yüzeyinin onda birini bile bulmaz.

Akarsuları

Diyarbakır şehrinin en önemli akarsuyu Elâzığ ili sınırları içinden çıkan Dicle nehridir. Nehir, Diyarbakır şehrinin bulunduğu lav sahanlığının doğu kesimine paralel akar. Burada nehir vadisinin tabanı 600 m’ye iner. Diyarbakır’ın güneyinde 8 km mesafede doğuya yönelir. Dicle, Diyarbakır ilindeki akarsuların tümüne yakınını toplar. Yalnızca ilin kuzeybatı köşesindeki küçük bir alanın suları Fırat ırmağına gider.

Nüfus

Diyarbakır ilinin nüfusu, TÜİK 2011 nüfus sayımına göre 1.570.943!tür.[13] Fakat bu toplam il nüfusudur yani köyleriyle ve ilçeleriyle birlikteki nüfustur. Şehir merkezi yani asıl Diyarbakır kentinin merkez nüfusu ise 875.069'dur.[14] Fakat Diyarbakır kent nüfusu hakkında bazı yabancı kuruluşlar ise nüfusun daha yüksek olduğu şeklinde bazı iddialar ileri sürmüşlerdir. Nüfusu ile Gaziantep'ten sonra Güneydoğu'nun ikinci büyük kentidir. Kilometrekareye düşen insan sayısı Türkiye ortalaması 88 iken Diyarbakır'da bu sayı 95’tir. 1990-2000 döneminde yıllık nüfus artış hızı binde 21.73, Türkiye ortalaması binde 18,3'dür. Diyarbakır merkezinin nüfusu ise 875.069'dur. (TÜİK 2011).


Diyarbakır nüfusunun yüzde 53'ünü çocuklar oluşturmaktadır.İl genelinde erkek nüfusunun yarısının 17 yaşından, kadın nüfusunun yarısının da 18 yaşından genç kişiler oluşturmaktadır. Diyarbakır nüfusunun yüzde 87'sini Diyarbakır doğumlular oluştururken, Diyarbakır doğumlu olmayan nüfus için de ilk sayı Mardin, ikinci sırayı Bingöl doğumlular almaktadır. İl merkezinde evli olanlar,toplam nüfusun yüzde 53'ünü oluşturmaktadır.

Camiler, Kiliseler ve Sinagoglar

Ulu Cami

Çok sağlam, kara taştan yapılmış, Anadolu’nun en eski camiilerindendir. M.S. 639 yılında islam orduları Diyarbakır’ı fethedince Mar-Toma Kilisesi’nin camiiye çevrilmesiyle kurulmuştur. islam aleminde 5. Haremşerif olarak tanınmaktadır. Duvarlarında birçok uygarlığın kitabesi bulunmaktadır.

Safa Camii

Palu (Parlı) Camii ismi de verilen yapı 1532 yı­lında yapılmış bir Akkoyunlu eseridir. Çini ve motiflerle süslen­miş çok zarif olan minaresinin son zamanlara kadar kılıfla muhafaza edildiği söylenmektedir. Batısında büyük Hekim Muslihiddin-i Lari’nin mezarı vardır.

Behram Paşa Camii

Behram Paşa Camii, 1572 yılında Diyarbakır Valisi Behram Paşa tarafından Mimar sinan’a yaptırılmış Osmanlı eseridir. camiinin yapımına kapısı üzerindeki kitâbesine göre 972 (1564-65) yılında başlamış ve 980 (1572) tarihinde tamamlamıştır. Ayrıntılarıyla Diyarbakır’ın yerel mimarisini yansıtan yapı, boyutlarıyla İstanbul’daki sadrazam camilerinden geri kalmıyor Caminin çok süslü minberi bir sanat harikasıdır. Tamamen kesme taştan yapılmıştır. tek kubbeli bir yapıdır.

   Sakıflı son cemaat yeri, aynı üslupta yapılmış önündeki şadırvanı ile sütunlu bir saray girişini anımsatmaktadır. Bu tip sakıflı girişlere Osmanlı Dönemi yapılarında rastlanmakla birlikte burada olanakların sonuna kadar zorlandığını görüyoruz. Güneye özgü taş işçiliğinin eklenmesi, yerel özelliklerin katılmasıyla Osmanlı Mimarisinin ana şemalar kalmakla beraber bulunduğu yerlerde yerli geleneklerle beslenerek, az da olsa değişik bir karaktere büründüğünü izlemekteyiz. Giriş kapısının üstündeki sağ ve sol sahanların ters düzeninin bugünkü in­şaatlarda kullanılan modern sıkıştırma usulünün günümüzden 400 sene önce taş inşaatına tatbiki suretiyle yapılması fen adamları­nın dikkatini çekmekte ve takdirini kazanmaktadır. 5 Mayıs 1828’de Behram Paşa Camisi minaresine yıldırım düştü ve ancak 1930’da onarılabildi.


Nebi Camii

Akkoyunlu eseri olup, 15. yüzyıldan kalma taşla örtülü tek kubbeli bir camiidir. Minaresinde Muhammed'den (Kaalen Nebiye) diye bahseden kitabelerin çokluğundan dolayı Nebi veya Peygamber Camii denildiği sanılmaktadır. 1530 yılında Hacı Hüseyin adlı bir kasap tarafından yaptırılan minare­si 1960 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yeri değiştirilerek onarılmıştır.

Fatihpaşa Camii

Kurşunlu Camii’de denilmektedir. 1516-1520 yılları arasında şehrin ilk Osmanlı valisi Diyarbakır’lı Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. ilk Osmanlı eseri­dir. Duvarları çok güzel Osmanlı çinileri ile kaplıdır. Mihrabı ve min­beri görkemli bir sanat yapıtı olan camii’nin ayrıntıları Selçuklu tarzındadır. Cumhuriyet devrinde onarılan camii’nin yanında bir de türbe vardır. Daha önce çok geniş olan cami havlusu doksanların ortasında bölünmüştür. Cami bünyesinde bir kûmbette bulunmaktadır.

Hüsrevpaşa Camii

Osmanlı devri Diyarbakır Valile­rinin ikincisi olan Hüsrevpaşa tarafından 1512-1528 tarihleri ara­sında yaptırılmıştır. Bina önce Üsreviye Medresesi adı ile yaptırılmıştır. Kesme taştan yaptırılmış olan minaresi Selçuklu tar­zında olup, sarkıtlarla süslüdür.

Melik Ahmet Camii

Melik Ahmet Paşa tarafından 17. Yüzyılda yaptırılmıştır. Tümü çiniden yapılmış mihrabı çok ilgi çe­kicidir. Minaresine yarıya kadar birbirini görmeyen iki merdiven­le çıkılır, yarıda bu iki merdiven birleşir. Kaidesinin süslemeciliği oldukça inceliklidir. Çini mozaiklerle süslü kabartmalar ince ve ustalıklı bir beğeni örneğidir.Ayrıca Melik Ahmet'in kabri burda bulunmaktadır.

İskender Paşa Camii (Merkez)

Diyarbakır’da İskender paşa Mahallesi’nde bulunan bu camiyi Diyarbakır’da 14 yıl valilik yapan İskender Paşa 1551 yılında yaptırmıştır. Bazı yazmalarda bu caminin Mimar Sinan eseri olduğuna dair bilgiler bulunuyorsa da Mimar Sinan’ın eserlerini derleyen Tuhfetûl Mimarin’de ismi geçmemektedir.


Osmanlı mimarisinde belirli bir plan tipinin uygulandığı bu caminin önünde şadırvanı, doğusunda da türbesi bulunmaktadır. Son cemaat yeri dört sütun ve köşelerdeki L şeklinde ayakların taşıdığı beş bölümden meydana gelmiştir. Sivri kemerlerle birbirine bağlanmış olan sütunların başlıkları oldukça sadedir.

Kare planlı, 14,76 x 14,76 m ölçüsündeki ibadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Buradaki tromplar da çok aşağıdan başlamakta ve ortası bir çizgi ile ikiye ayrılmaktadır. Trompların arası da birer kemerle birbirlerine bağlanmıştır. Bu tromplara dayanan kubbe dışarıdan onaltıgen bir kasnağa oturmaktadır.
Mihrap taştan olu
p mukarnaslıdır. Osmanlı mihraplarının bir benzeridir. Minber orijinalliğinden uzaklaşmış ahşap bir eserdir.

İskender Paşa Camisi Erken Osmanlı devri mimarisinin özelliklerini taşımasına rağmen, bir bakıma da Diyarbakır camilerinin etkisinde kalarak yapılmıştır. Caminin sol tarafına silindirik gövdeli, tek şerefeli taş minare eklenmiştir.

Dört Ayaklı Minare

Akkoyunlu Kasım Han tarafından yaptırılan Şeyh mutahhar Ca­mii’sinin dört ayaklı minaresi yekpare dört sütun üzerinde inşaa edilmiş ilginç anıtlardandır.

Mes'udiye Medresesi

Ulu Camii’nin kuzeyinde ve cami­i’ye bitişiktir. 1198 yılında Artuklu Melikül Mesut Kutbudin Ebu Muzaffer Sokman zamanında inşaasına başlandığı üzerindeki ki­tabeden anlaşılmaktadır. Motif ve kitabeleriyle çok değerli bir sanat eseri olan medresenin avlusundaki mihrabın iki yanına ustaca yer­leştirilmiş döner taş sütunlar binanın herhangi bir yerinde mey­dana gelecek çökmeyi veya kaymayı tespit için konulmuştur. Bina kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Mesudiye medresesi içinde öğrenim yapılan Anadolu’nun ilk üniversitesidir.

Zenciriye Medresesi

Sincariye Medresesi’de denilir. Bina 1198 yılında yapılmış olup, mimarının adı isa Ebu Dirhem’dir.

Meryem Ana Kilisesi

3. Yüzyıldan kalmadır. Zamanla bir­çok onarım görmüş olup, Bizans devrinden kalma mihrabı, Ro­ma biçimi kapısı ilginçtir. Kilisede bazı azizlerin türbesi bulunmaktadır. Şehrin en güzel Süryani Kadim Yakubi mez­hebi kilisesidir. Diğer bir kilisede Keldani Kilisesidir.

Diğer Önemli Camiler

Ömer Şaddat Camii, Kadı Camii, Hacı Büzürk Camii, Arap Şeyh Camii, Lala Kasım Camii, Kurt İsmail Paşa Camii, Hadım Ali Paşa Camii şehrin diğer önemli camileridir.

Müzeler

Arkeoloji Müzesi

Diyarbakır'da ilk müze 1934 yılında Ulu Cami'nin devamı olan Zinciriye Madresesi'nde açılmıştır. 1985 yılında ise Elazığ caddesi üzerinde bulunan Dedeman Oteli arkasında bulunan yeni yapısına taşınmıştır.Müzede Diyarbakır yöresinden kazılar,satın alma ve müsadere yoluyla edinilen eserler, Neolitik Çağ'dan itibaren Eski Tunç, Asur, Urartu, Helenistik, Roma, Bizans, Artuklu, Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı devirlerine ait eserler kronolojik olarak sergilenmektedir.ayrıca bunlardan başka birçok başka eser de sergilennmektedir.

Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi

Şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın doğduğu bu ev geleneksel Diyarbakır evlerine güzel bir örnek teşkil etmektedir. 1973 yılında Kültür Bakanlığı tarafından satın alınıp müze haline getirtilmiştir. Müzede Cahit Sıtkı Tarancı'nın eşyaları, mektupları ve kitapları sergilenmektedir.

Ziya Gökalp Müzesi

Ziya Gökalp'in yaşadığı bu ev 1956 yılında müze haline getirtilmiştir. Gökalp'in eşyaları, mektupları ve kitapları sergilenmektedir.
 
İLÇELER:

Diyarbakır ilinin ilçeleri; Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice ve Silvan'dır.

Eğil: Zengin bir geçmişe sahip olan Eğil ilçesi tarih içinde de önemli bir yer işgal etmiştir. Asur Kalesi'nin adından da anlaşılabileceği gibi Asurluların da ötesine ulaşan bir geçmişi vardır.

Çermik: Diyarbakır'ın kuzeybatısında olan Çermik, kaplıcalarıyla tanınmış ünü tüm yurda yayılmış güzel ve yemyeşil bir ilçemizdir. Dünyanın her yanından insanlar şifa bulmak amacıyla bu kaplıcalara gelirler. İlçenin eski kalesi, Alaaddin Camii, Abdullah Paşa Medresesi Haburman Köprüsü efsanevi Gelin Dağı, Seyfullah Bey Hamamı ve Ali Dede Çeşmesi ilk anda görülmesi gereken ünlü yerlerindendir.

Hani: Diyarbakır'ın 90 km. kuzeydoğusunda Bingöl-Diyarbakır karayolu üzerinde dağlık bir yerleşim yeridir. Hani İlçesinde 13. yy.da yapıldığı sanılan Hatuniye Medresesi ve 15. yy.da yapılan Ulu Cami bir Selçuklu eseridir.
Kulp: Kulp, Diyarbakır'ın en uzak ilçesidir. Ürettiği nefis ballarıyla tanınan Kulp, Kâfurum Kalesi, Kanikan Mağaraları, Kale-i Ulya, Ciksi Kalesi, Büyük Kaya, İmamı Gazali Türbesi ve çok eski olduğu sanılan Bahemdan köyü gibi eski eserleriyle de geniş bir tarihi zenginliğe sahiptir.

Kocaköy: Kocaköy'ün ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. İlçede birçok höyük ve mağara bulunmaktadır.

Lice: Diyarbakır'ın 95 km. kuzeyinde tarihi bir yerleşim merkezidir. Efsanesi dünyaca bilinen, çeşitli ülke ve şehirlerin sahip çıktığı Eshab-ül Kehf mağarasının asıl efsanede geçen Dakyonus şehri tüm özellikleriyle Diyarbakır'ın Lice ilçesi yakınındadır.

 
Silvan: Kuruluş tarihinin Diyarbakır kadar eski olan Meyyafarikin uygarlığının beşiği olan bir ilçedir. Dünyanın önemli eserlerinden Malabadi Köprüsü, Silvan Kalesi, Kulfa Kapısı ve çeşitli tarihi camilerin yer aldığı tepeden tırnağa tarihle doludur
 
Diyarbakır (Osmanlı döneminde:Diyar-i Bekr),Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesinde yer alan ve tarihî bir şehirdir. Diyarbakır kent merkezi yaklaşık 9 bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Diyarbakır kent merkezi 4 ilçeye ayrılmıştır. Bunlar: Bağlar, Kayapınar, Sur ve Yenişehir'dir.

Coğrafya


Diyarbakır   Anadolu’nun en eski şehirlerinden biridir. Ticaret yolları üzerinde ve Dicle   kıyısında bulunuşu Diyarbakır’ı, ticaret ve kültür merkezi yaparken   birbirinden farklı bir çok dini sosyal gruba merkezlik de yapmıştır.


  Diyarbakır, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin orta kısmında Mezopotamya’nın kuzey   sonundadır. Doğudan Siirt, Muş; güneyden Mardin; batıdan Şanlıurfa, Adıyaman,   Malatya; kuzeyden Elazığ ve Bingöl illeri ile çevrilmiştir.

Yüzölçümü   1516200,00 kilometre kare, 37,905199 ve 40,231934 kuzey enlemleriyle, 40.37   ve 41.20 doğu boylamları arasında kalmaktadır. Etrafı fazla yüksek olmayan   dağlarla çevrili, ortası çukurcadır. % 37 oranında dağlar, %31 oranında   ovalarla kaplıdır. Ovalar tarıma elverişli ve verimlidir. Bu verimli   topraklar Dicle nehri ve kolları tarafından sulanmaktadır.

Şehir,   Karacadağ ile Dicle arasında uzanan geniş bazalt platonun doğu kenarında,   Dicle vadisinin üzerinde ve nehir kavisinin tepesinde ufki bir satıh üzerinde   kurulmuştur.. Denizden yüksekliği 650 metredir. Bu yükseklik bazı yerlerde   640 m bazı yerlerde 660 m’dir.

          
   

DİYARBAKIR’IN     KISA TARİHİ

   

Diyarbakır   tarihinin, önceleri M.Ö.3000 yılına kadar uzandığı bilinirken, son zamanlarda   Çayönü kazıları ile yapılan araştırmalar sonucunda uygarlık geçmişinin   M.Ö.7500 yıllarına kadar uzandığı belirlenmiştir. Diyarbakır ve çevresinde   Hurriler, Mitanniler, Hititler, Asurlar, Medler, Persler, Büyük İskender,   Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular ve Osmanlılar hüküm sürmüştür

 

Diyarbakır   ismi, yakın zamanlara kadar Diyarbakır merkezinin de içinde bulunduğu geniş   bir bölgenin adı olmuştur. Bu bölge, bugünkü Diyarbakır merkezinden başka   Erbil, Erzen, Cizre, Hani, Silvan, Harran, Hasankeyf, Habur, Ceylanpınar,   Rakka, Urfa, Siirt, Sincar, İmadiye, Mardin, Muş ve Nusaybin gibi pek çok   yerleşim birimini kapsamaktadır. Kentin bilinen ilk adı Asur kaynaklarında   “Amidi” olarak geçer. Daha sonraki Roma ve Bizans dönemlerinde “Amid”,   “O’mid”, “Emid” ve “Amide”; Araplar ve Türklerin bölgeye gelmesinden sonra da   “Kara Amid” olarak adlandırılan kent, Arap egemenliği döneminde yöreye   yerleşen Bekr kabilesinin adından türeterek “Diyar-ı Bekr” olarak da   anılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti bu adı, 10 Aralık 1937 tarihinde, 7789 sayılı   yasa ile “Diyarbakır” olarak kesinleştirmiştir.

1-Diyarbakır Surları

Bugünkü   kenti çevreleyen surların yapımına Milattan önce 3 binli yıllarda başlanmış   olsa da, ağırlıklı olarak Romalılar döneminde inşa edilmiştir. M.Ö 69’da   kenti ele geçiren Romalılar, her yönden süren saldırılar karşısında   Diyarbakır’ı bir “askeri garnizon” olarak yeniden düzenlemişlerdir.


  Costantinos 349 tarihinden başlayarak Amida’nın etrafını yeniden surlarla   çevirmiştir. Surlar, Nisibis (Nusaybin) halkının Diyarbakır’a iltica   etmesinden sonra 367-375 tarihleri arasında genişletilerek bugünkü konumuna getirilmiştir.

Diyarbakır   surları bu anlamda “tarihin taşlarla yazıldığı bir kent”i simgeler.   Diyarbakır’la buluşan her toplumun, Diyarbakır’da yaşayan her inancın bu   surlarda izlerini görmek mümkündür.

Diyarbakır’la   birlikte tarih sahnesine çıkmış batısındaki Efes, Fasilis, Truva ile   güneyindeki Ninova ve Babil şehirleri bugün yaşamayan şehirlerdir. Diyarbakır   ise içindeki insanları ve eski kadim yapılarıyla yaşayan bir şehirdir.

2-Diyarbakır’da Hüküm Sürmüş Devletler

Diyarbakır’ı   bir zaman çizelgesine çevirmektedir. Yaparak ya da yıkarak bu kente egemen   olan her toplum, bugün kendine ait kültürel izlerle anılmaktadır. Bu resmi   geçidin içinde;

Hitit ve   Hurri-Mittani ( M.Ö. 3000 -M.Ö. 1260 )yılına kadar Asurlular, Aramiler,   Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar,   Ermeniler, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler,   Şeyhoğulları(869-899) Hamdaniler, Mervaniler(990-1096) Selçuklular,   İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar,  Akkoyunlular(1401) Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakır'a egemen olmuşlardır.

 


 
 
 
 
 
 

FİKİR VE SANAT ADAMLARI


AHMED ARİF:

  Yağcı Sokak 7 no'lu evde dünyaya gelir. Ahmed Arif Diyarbakır Lisesinden   mezun olunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğraf-ya Fakültesi Felsefe   Bölümü'nde okudu. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı   şiirlerinde kullandığı kendine has li¬rizmi ve hayal gücüyle Türk   edebiyatındaki yerini aldı. Türkçeyi en iyi kullanan şairlerdendir.

Şiirleri 1948-54 yılları arasında İnkılapçı Gençlik,   Yeryüzü, Seçil¬miş Hikayeler, Yeni Ufuklar, Papirüs vb. dergilerde çıktı.   Şiir kitabı "Hasretinden Prangalar Eskittim" Türkiye'de en çok   basılan ve okunan şiir kitaplarından biri oldu.

"Terketmedi sevdan beni Aç kaldım, susuz kaldım   Hayın, karanlıktı gece Can garip, can suskun, Can paramparça ve ellerim   kelepçeli Tütünsüz, uykusuz kaldım Terketmedi sevdan beni..."

Bazı Eserleri:
  Hasretinden Prangalar Eskittim Yurdum Benim Şahdamarım Cemal Süreya'ya   Mektuplar
 
  ALİ EMİRİ EFENDİ:
  DOĞUM T:01.01.1857
  ÖLÜM T:23.01.1924
  Kaşgarlı Mahmud'un Divan-ı Lugat-it Türk isimli eserini Türk kültür hayatına   kazandıran kişi. Millet kütüphanesinin kurucusu.

1857'de Diyarbakır'da doğan Ali Emiri, daha   küçüklüğünden itibaren okumaya ve araştırmaya meraklıydı. Ali Emiri, dokuz   yaşındayken, beş yüzden fazla şairin şiirlerinin yer aldığı Nevadîr'ül Asar   isimli eserdeki dört bin beyiti ezberledi. Gençliğinde hat sanatıyla da   meşgul oldu. Yaz¬dığı bazı levhalar Diyarbakır'da camilere asılmıştı.
 
  Ali Emiri kitap okumaya meraklıydı. Gençlik yıllarında Doğu Edebi¬yatına ait   birçok kitabı okuyup ezberlemişti. Bu yıllarını kendisi şöyle anlatıyor:

"Eğlenmeye merakım yok idi. Üstadımızla gezintiye gittiği¬mizde,   çocuklar oyun oynarken, ben bir tarafa çekilir kitap okurdum."

Çalışma hayatı memuriyette geçti. Katip, Maliye   Müfettişi ve defter¬dar olarak Diyarbakır, Selanik, Adana, Leskovik,   Kırşehir, Trablus, Şam, Elazığ, Erzurum, Yanya, İşkodra, Halep ve Yemen'de   otuz yıl kadar memuriyet görevinde bulundu. 1908'de kendi arzusuyla emekli   oldu.

Emekliye ayrıldıktan sonra Ali Emiri, kalan hayatını istanbul'da   kitapları arasında geçirdi.

Bazı Eserleri:

  ■Tezkirei Suara'yi Amid, Osmanlı Vilayet-i Şarkiyesi, Osmanlı Şehirle¬ri, Diyarbakır'lı Bazı Zevatın Tercüme-i Halleri gibi eserleri bulunan Emiri, 32 sayı yayınlanan Osmanlı Tarih ve Edebiyatı dergisini ve 6 sayılık Amid-i Şevde dergisini çıkardı.
 
  FAİK ALİ OZANSOY:
  DOĞUM T:10.03.1876
  ÖLÜM T:01.10.1950

  Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti dönemi Türk edebiyatının önemli şair¬lerinden   birisidir. Şiirleri Türk sanat müziği şarkılarına güfte olmuş¬tur. Osmanlı   Devleti'nde çeşitli yerlerde kaymakamlık ve mutasarrıf¬lıklarda bulunmuş bir   bürokrattır.

Şair Süleyman Nazif’in kardeşi, şair Munis Faik   Ozansoy'un babasıdır.

1908 yılında Mithat Paşa için yazdığı uzun manzume   ile ferdiyetçiliğin yanında kendi toplumu ile de ilgilenmeye başladı. İlk   şiir kitabı "Fani Tesellilerdi 1908'de yayımladı. Eserlerinin çok uzun   süre ya-şamayacağını düşündüğü için kitaba bu ismi vermişti. 1909fda Fecr-i Ati topluluğuna başkanlık etti. Topluluğa adını o verdi. Nesiller ara¬sındaki   köprü görevini Servet-i Fünûn ve Fecr-i Atî grubu arasında da sürdürdü.
 
  Faik Ali teknik açıdan güçlü, duygulu aşk ve tabiat şiirleriyle tanındı.

Bazı Eserleri:
 
  Fani Teselliler Temasil
  Elhan-ı Vatan Payitahtın Kapısında Nedim ve Lâle Devri
  (….)
 
  CAHİT SITKI TARANCI:
  DOĞUM T:02.10.1910
  ÖLÜM T:13.10.1956

  1910'da Diyarbakır'da dünyaya geldi. Diyarbakır'da başladığı ilk eğitimin   ardından aile geleneğinden ötürü orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint   Joseph Lisesi'ne gönderildi. Lise öğrenimi için 1931 yılında Galatasaray   Lisesi!ne geçti. Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud,   Mallarme!yi özümsedi. Şiir yazmaya lise yıl¬larında başladı. İlk şiirleri   Galatasaray Lisesi'nin "Akademi" isimli dergisinde ve Servet-i   Fünun dergisinde yayımlandı. Ömür boyu yakın dost olacak Ziya Osman ile   1928-1929 yılında okulda tanıştı.
 
  Cahit Sıtkı'nın Fransız okullarında okumuş olmasının etkisiyle ilk   şiirlerinde Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerlikler görüldü.

Kimileri 'Muhit' ve 'Servet-i Fünun/Uyanış'   dergilerinde yayımla¬nan ilk şiirlerini 1933 yılında yayımlanan Ömrümde Sükut   adlı ki¬tapta topladı. Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946'da, Cumhuriyet Halk   Par-tisi'nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiş¬tirdi   ve Cumhuriyet Dönemi'nin önemli şairleri arasına girdi.
 
  CELAL GÜZELSES:
  DOĞUM T:01.01.1899
  ÖLÜM T:01.02.1959

Celal Güzelses Diyarbakır askeri Rüştiyesi'nde 1917   yılında mezun oldu. 1924 yılından itibaren Diyarbakır Valiliği'nde Tevzi   Memurluğu, Kâtiplik, Evrak Memurluğu görevlerinde çalışmıştır. Emekli olunca   kendine tamamiyle Folklor çalışmalarına vermiştir.

1931 yılında Karındaş Mahmut'un Diyarbakır şivesini taklit   ederek doldurduğu plak halktan oldukça tepki alır. Celal Güzelses bu plağı   olan tepkisini dile getirerek İstanbul!a plak doldurmaya gider. Vefat   ettiğinde doldurduğu plak sayısı yaklaşık 66 adettir.

Halk Müziği'nde yeni bir tarz ortaya koymayı başardı.   Ünü kısa zamanda tüm ülkeye yayıldı. Celal Güzelses!ten yaklaşık olarak 46 *   türkü derlenmiştir.

Celal Güzelses Bayandırlık bakam Feyzi   Pirinççioğlu'nun ısrarıyla 1917'de bir tesadüf sonucu tanıştığı Mustafa Kemal   Paşa'dan "Şark Bülbülü" unvanını alır. 1934 yılında soyadı kanunun   kabulü ile soya¬dını sesinin güzel oluşundan alır.

Vefatına Diyarbakır halkı çok üzülür. Şeyhi Zeki   Efendi'nin metfun bulunduğu kabrinin alt kısmına vasiyeti üzerine defnedilir.

Derlenen bazı türküler:

Ağlama Yar Ağlama, Bülbülün Kanadı San, Dağlar   Dağımdır Benim, Esmerin Ağı Gerek, Mardin Kapı Şen Olur, Nare Esvap Yıkıyor,   Vallahi O Yardır...

              
   

El Sanatları ve Hediyelik Eşya

   
   

El Sanatları ve Hediyelik Eşya

   

Geleneksel el sanatları içerisinde kuyumculuk,     ipekçilik ve bakırcılık önde gelmektedir. İpek böcekçiliği Merkez, Kulp,     Silvan ve Lice ilçelerinde yapılmaktadır. İpekli kumaşları, mendilleri     poşuları ile ünlü ilde üretim eskiye göre oldukça azdır. Toprak işleri,     saraçlık, keçecilik, kilim, cicim, heybe gibi dokumacılık, işlemeli peşkir,     peştamal, namaz örtüsü yapımı, el dokuması halıcılık, ildeki diğer önemli     el sanatlarıdır.

   

Ne Yenir?

DİYARBAKIR

NE YENİR?

Devasa boyutlardaki karpuzu ile tanınan Diyarbakır   yemek kültürü açısından da zengindir. Cartlak kebabı olarak da bilinen ciger   kebabı geleneksel yemekler arasındadır.

Diyarbakır'dan Yemek Tarifleri

KAVURMA:

Malzemeler:

10 kg butveya yarım gövde

3 kg kuyruk yağı veya 2 kg sade yağ

Tuz

Yapılışı:

-Yıkanan kuyruk yağı küçük parçalar halinde doğranır   veya

makinede çekilir.

- İyice eritilip süzülür. (açık renkte olmalı)

- İri parçalar halinde doğranan et, yıkandıktan   sonra süzülür.

- Her parça tuzlanıp süzgece konularak suyunun   süzülmesi

sağlanır

- Bir gece serin yerde bekletilir.

- Tencereye dizilen etlere, 2-3 su bardağı su ilave   edilerek

kaynara çıkıncaya kadar pişirilir.

- Ateşin altı kısılarak 15-20 dakikada bir iyice   karıştırılır.

- Kemik etten kolayca ayrılıyorsa piştiği anlaşılır.

- Ateşten alınıp kemikler etten ayrılır.

- Eritilen kuyruk yağı veya sade yağ ete ilave   edilerek tekrar

pişirilir.

- İyice kavurulan etin bulunduğu tencereye istenirse   yıkanıp

Kurutulan tüm ayva konularak birlikte pişirilir.

- Pişen ayva çıkarılarak kavurmanın yağına batırılan   pide ile

yenir.

- Pişen kavurmanın ortasına yanan kibrit çöpü konularak   ne-

minin olup olmadığı kontrol edilir.

DİYARBAKIR PASTIRMASI (ŞIRDANLI)

Malzemeler:

4 kg yağlı koyun kıyması

2 kg dana kıyması

1 baş sarımsak

2 yemek kaşığı karabiber

4-5 yemek kaşığı tuz

3 yemek kaşığı pul biber veya toz biber

2 paket 5 türlü baharat (karabiber, kimyon, tarçın,   kişniş ve

yenibahar)

5-6 adet şırdan

Yapılışı:

- Etlere baharatlar, tuz ve dövülmüş sarımsak   katılarak iyice

yoğrulur.

- Buzdolabında dinlendirilir.

- Şırdanlar yıkanıp (içi ve dışı bıçakla kazınır)   iri tuzla ovu

larak yıkanır.

- Tuzlanıp bir bezle iyice kurutulur.

- Dinlenen et tekrar yoğrularak eşit miktarda   şırdanlara doldurulur.

- Ağız kısmının dışında var olan kısımlar dikilir.

- Elle basılarak yassılaştırılır.

- Doldurulan ağız kısmından temiz bir tahta çubuk   (kalem

gibi) geçirilerek çevrilir ve ağzı büzülür.

- Hazırlanan şırdanlar temiz bir bez arasına   konularak üzerine

ağırlık bırakılır (Nemini çekmesini ve düzelmesi   sağlanır.)

- Pastırmalar tahta çubuklardan ipe dizilir.

- Serin ve havadar bir yerde (güneş görmeyen) muhafaza

edilir.

NOT:

Eski Diyarbakır evlerinde sivink (sundurma) altında   korunurmuş.

ZİNGİL

Malzemeler:

2-3 su bardağı un

3 yumurta

1 çay bardağı yoğurt

Yarım çay bardağı su

1 yemek kaşığı toz şeker

1 tutam tuz

Kabartma tozu

Kızartma için sıvı yağ

4 su bardağı toz şekeri

3,5 su bardağı su

Limon suyu

Yapılışı:

-Yumurta,yoğurt,su,tuz ve toz şeker iyice çırpılır.

-Yaklaşık 2-3 su bardağı un ve kabartma tozu   konularak cıvık bir hamur yoğurulur.

-Avuçiçine alınan hamur sıkılarak yağlanmış kaşık   yar- dı-

mıyla ceviz büyüklüğünde kızdırılmış yağa atılır.

-Kızartılan zingiller hemen soğuk şireye atılıp   biraz ka-rış-

tırıldıktan sonra çıkarılır.

Şirenin (şurup) Hazırlanması:

-Şekerle su karıştırılıp kaynatılır. Limon suyu   ilave edilip

ateşten alınır.

NOT:İstenirse hamur bu ölçülerde mayalı olarak   hazırlanabilir.

NURİYE TATLISI

Malzemeler:

6-7 su bardağı un

6 adet yumurta akı

1 adet tüm yumurta

1 çay bardağı su

Tuz

1 yemek kaşığı sıvı yağ

300-500 gram badem içi

1 su bardağı margarin veya tereyağı

1 su bardağı süt

1 su bardağı su

1 çay bardağı toz şeker

Şire(şurup) malzemesi:

4 su bardağı toz şeker

3,5su bardağı su

Limon

Hamurun yapılışı:

- Yumurta akları,tüm yumurta,sıvı yağ,su ve tuz   karıştırılıp un verilerek yağrulur.

- İyice yoğrulan hamur (bıçakla kesildiğinde gözenek

olmamalı) dinlendirilir.

- Nemli bez altında dinlenen hamur 16 eşit parçaya   ayrılarak

beze yapılır.

- Bademler ayıklanıp haşlanarak kabukları soyulur ve

Dövülür. (robotta çekilebilir)

MEYAN ŞERBETİ

Malzemeler:

- Meyan kökleri ayıklanıp (toprak ve artıklarından)   iyice yı-ka-

nır.

- Kökler ezilinceye kadar dövülür.

- Bir su bardağı su ilave edilerek süzülür.

- Derin bir kaba konularak üzerine 8-10 bardak su   katlanır.

- 3-4 saat kadar bekletilir.

- Bekleme sırasında kökler kabın bir kenarına   bırakılarak aynı

su üzerlerine birkaç kez dökülür, tadının ve   renginin daha iyi

olmasını sağlanır.

- Renk,tat ve kokusu suya geçince servis yapılır.

- Köpüklü olması için çok az karbonat ilave edilir.

NOT:

Meyan şerbeti yaz boyunca ve ramazan ayında   Diyarbakır’da

Sevilerek tüketilen bir içecektir.

Meyan şerbetinin mide ve böbrek hastalıklarında   faydalı ol-

duğu söylenmektedir.

LEBÜZÜNYE

Malzemeler:

1 su bardağı ağartılmış badem (payam)

2 su bardağı toz şeker

1 fincan su

Yapılışı:

- Bademler sıcak suya konularak bir taşım kaynatılır.

- Ateşten alınan bademlerin üzerine soğuk su ilave   edilerek

kabukları soyulur.

- Ağartılan bademler iyice kurutulur.

- Havanda dövülür veya makinede çekilir.

- Diğer taraftan toz şeker öğütülüp pudra şekeri   haline getirilir.

- Şeker bademe ilave edilerek beraber iyice dövülür.

(yağı çıkıncaya kadar)

- Azar azar su ilave edilerek hamur gibi yoğrulur.

- Yoğurma esnasında istenirse gül suyu, karanfil   veya tarçın

ilave edilebilir.

- Yoğurulan badem karışımı düz bir yüzeye bir parmak   kalın-

lığında açılarak baklava dilimi, küçük kareler ,   küçük toplar halinde veya rulo yapılarak verev kesilebilir.

NOT:

Eskiden lebüzünye dibekte dövülerek yapılırmış.

Yoğurma sırasında 2 yemek kaşığı kakao veya   hindistan

cevizi ilave edilerek yapılabilir.

Besleyici ve doğal bir şekerleme türüdür.

DİYARBAKIR ÇÖREĞİ

Malzemeler:

8-10 bardağı un

2 su bardağı yağ (sade yağ,margarin,kuyruk yağı)

2 yemek kaşığı çörek otu

1 yemek kaşığı mahlep

1 yemek kaşığı mayana (rezene)

2 su bardağı su-süt veya su –yoğurt karışımı

1 kibrit kutusu yaş maya veya 2 yemek kaşığı kuru   maya

Tuz, yumurta , susam

Hazırlanışı:

- Un elenip ortası açılır.

- İçine hazırlanan maya 1 su bardağı eritilmiş yağ,   su-süt veya su-yoğurt karışımı,tuz mahlep, mayana ve çörek otu konularak   yoğrulur.

- Kalan bir bardak erimiş yağ , hamura yedirilerek   katlama yöntemiyle yoğrulur.

- İyice yoğrulan hamur mayalanmaya bırakılır.

- Mayalanan hamur genellikle büyük dikdörtgen   kesilip üzeri fincan, kaşık veya çatalla süslenir. Üzerine susam ve yumurta   sürülerek pişirilir.

- Kendine özgü kokusu ve hafif sert olur. Hamur çok   yoğrulduğu için diğer mayalı hamurdan yapılan çörekler gibi çabuk bayatlamaz   ve uzun süre tazeliğini korur.

NOT:

Çöreğin yüzeyini süslemek önem taşır.

BURMA KADAYIF

Malzemeler:

1-1,5 kg çiğ tel kadayıf

300 gr ceviz içi

200 gr tereyağı

2-3 yemek kaşığı pekmez

5 su bardağı toz şeker

4 su bardağı su

Yapılışı:

- Tel kadayıf 10-12 eşit parçaya bölünür.

- Her parçaya tellendirilerek uzatılır.

- Üzerine ceviz içi serpilir.

- Burularak sıkıca sarılır.

- Orta boy yuvarlak bir tapsinin altına tereyağı ve   pekmez karışımı sürülür.

- Burmalar bu tepsiye sıkı bir şekilde   yerleştirilir.

- Üzerine kızdırılmış yağ dökülerek büyük gözlü ocak   veya fırında pişirilir.

- Alt kısmı piştikten sonra fazla yağı süzerek   tepsinin altı üste gelecek şekilde çevrilir.

- Tekrar yağ ilave edilip pişirilir.

- Üzerine şire (şurup) dökülür.

Şirenin (şurup) hazırlanması:

- Şekerle su karıştırılıp kaynatılır.

- Köpüğü (kefi) alınır.

- Bir iki taşım daha kaynatılarak limon suyu ilave   edilir ve ılık kullanılır.

BULAMAÇ (ŞİRE ÜZÜMLÜ)

Malzemeler:

5-6 su bardağı taze üzüm suyu

1 çay kaşığı karbonat

4 kaşık un veya un-nişasta karışımı

1 kase küncü (susam) veya ceviz

Yapılışı::

- Üzüm suyu süzülerek ateşe konur.

- Bir taşım kaynayınca karbonat ilave edilip köpüğü   alınır.

- Mikser veya telle çırpılarak rengi açılır.

- Şire ateşteyken un sulandırılarak ilave edilir.

- Sürekli karıştırılarak pişirilir.

- Koyu kıvamda olmalı ve un kokusu gelmemelidir.

- Sıcak servis yapılır ve üzerine kavrulmuş bolca   küncü veya ceviz serpilir.

YUMURTALI KENGER

Malzemeler:

1-1,5 kg kenger

2-3 adet yumurta

Tereyağı-zeytinyağı

Sıvı yağ (kızartma için)

Tuz

3-4 diş sarımsak

2-3 yemek kaşığı un

Yapılışı:

1- Kenger temizlenip üzerine bir su bardağı kadar su   verilerek

suyunu çekinceye kadar haşlanır.

- Çok yumuşamamasına dikkat edilir.

- Haşlanan kenger tuzlanıp önce una, sonra yumurtaya   bulanarak kızartılır.

- İstenirse sarımsaklı yoğurt ile servis   yapılabilir.

- Bu yöntem ile pişirilen kengere “balıklı kenger”   denilmektedir.

2.Kenger temizlenip yemeklik doğranır ve haşlanır.

- Tuz ilave edilir.

- Yumurta tavada omlet gibi pişirilir.

- Sarımsak ilave edilir. (sarımsaklar 2-3 parçaya   bölünerek veya bütün konulur)

- Karışıma haşlanan kenger katılıp tekrar kavrulur.

NOT:

Servis sırasında sarımsaklı yoğurt kullanılabilir.

PIRPAR (SEMİZOTU) SALATASI

Malzemeler:

1 demet pırpar (semizotu)

1 adet büyük boy domates

1 adet kuru soğan

Tuz, pul biber

Limon, nar ekşisi veya taze koruk

2 yemek kaşığı zeytinyağı

Yapışlı:

- Pırpar ayıklanır, yıkanır ve çoğunluğu yaprakları   olacak şekilde doğranır.

- Domatesin kabuğu soyulup doğranır.

- Sivri biberin tohumu çıkarılıp doğranır.

- Soğan piyazlık doğranır tuzla ovulur.

- Hazırlanan sebzelere tuz, pul biber ve zeytinyağı   ilave edilerek karıştırılır.

- Limon suyu veya nar ekşisi varsa taze korukla   tatlandırılır.

NERGİZLEME

Malzemeler:

6-7 adet yumurta

3-4 adet taze soğan

Kuru reyhan, pul biber,tuz , karabiber

Limon ve zeytinyağı

Yapılışı:

- Yumurtalar haşlanıp kabukları soyulur be orta   büyüklükte doğranır.

- Yeşil soğan ve maydanoz doğranarak yumurtaya ilave   edilir.

- Hazırlanan salataya tuz, pul biber, limon ve   zeytinyağı dökülür.

- İsteğe bağlı olarak kuru reyhan veya karabiber   katılabilir.

- Bu salata genellikle ilkbaharda yapılır.

- Karışımın rengi nergize benzediğinden bu ismi   almıştır.

KENGER BORANİ

Malzemeler:

1,5 kg kenger

1 adet kuru soğan

Yarım çay bardağı zeytinyağı

1 fincan un

3-4 diş sarımsak

2,5 su bardağı süzme yoğurt

Tuz

Yapılışı:

- Kenger ayıklanıp yıkanır.

- Hafif unlu suyun içinde kararması için bekletilir.

- Soğan yemeklik doğranıp yağda kavrulur.

- Suyu iyice sıkılan kenger ilave edilerek   karıştırılır.

- Bir kaşık un konularak tekrar kavrulur.

- Bir çay bardağı su ve tuz konup pişirilir.

- Suyunu çekinceye ateşten alınıp soğutulur.

- Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür veya servis   sırasında tabağın kenarına konur.

ÇİKÜNDÜR (DİPSOR) (kırmızı pancar)

Malzemeler:

2 kg çükündür

Yapılışı:

- Orta bir tencereye yarıya kadar su doldurup   kaynatılır.

- Kaynayan suya iyice tıkanan çikündürler konularak   yumuşayıncaya kadar pişirilir.

- Genellikle haşlanmış haliyle yenilir.

- İstenirse turşusu yapılabilir.

- Sirkeli sarımsaklı sosla salatası yapılabilir.

- Düdüklü tencerede 15-20 dakika pişer.

- Yüksek kalorili besleyici bir sebzedir.

BABAKANUÇ

Malzemeler:

5-6 adet iri patlıcan

3-4 adet yumurta

2-3 yemek kaşığı sade veya sıvı yağ

2 adet yeşil biber

2-3 diş sarımsak

Tuz

Yapılışı:

- Patlıcanlar ateşte közlenir.

- Közlenen patlıcanları kabukları soyulup derin bir   kap içerisinde tahta tokmakla dövülür.

- İçine sarımsak,tuz ve yeşil biber katılarak   dövmeye devam edilerek püre haline getirilir.

- Bir tavada yağ kızartılıp omlet gibi çırpılan   yumurta pişirilip karıştırılarak parçalara ayrılır.

- Pişen yumurtanın üzerine patlıcan ilave edilerek   biraz pişirilir.

- Yumurta konulmadığı zaman patlıcan püresinin   üzerine kızdırılmış sade yağ dökülür.

NOT:

Patlıcanlar kabuğu soyulmadan tüm olarak derin bir   tencerede veya fritözde iyice kızartılarak ortasından yarılıp kaşıkla içi   çıkarılabilir. Daha beyaz renkte ve hiç yağ çekmemiş olarak patlıcan içi elde   edilmiş olur.

DUVAKLI PİLAV

Malzemeler :

300-500 gr kıyma veya satır kıyması

100-200 gr badem içi

2 su bardağı pirinç

3 yemek kaşığı tereyağı

Tuz,karabiber ,yenibahar,tarçın

5 su bardağı un

Yapılışı :

- Bademler haşlanıp kabukları soyularak kavrulur.

- Et kavrulup baharatlar ve kavrulmuş bademler ilave   edilir.

- Yağ eritilip yıkanan pirinç ilave edilerek iyice   kavrulur.

- Tuz ve su katılarak pilav pişirilir.

- Dinlenmiş pilav servis tabağına konulduğunda üzeri   tamamen bademli içle örtülür.

CİĞER KEBABI

Malzemeler:

500 gr kuzu ciğeri

100 gr kuyruk

Tuz,pul biber, kişniş ,kekik

Yapılışı:

- Ciğer kuyruk küp şeklinde doğranır

- Ciğer şişine 2 ciğer 1 kuyruk olacak şekilde   dizilir.

- Ateşe konur, biraz pişince tuz, pul biber ve   baharatlar serpilir.

- Sıkça çevrilerek pişirilir.

AYVALI KAVURMA

Malzemeler:

1 kg kemiksiz kuşbaşı et (koyun)

2 adet orta boy ayva

2 yemek kaşığı margarin

Tuz

Yapılışı:

- Sac kavurma tavasına etler yıkanmadan konulup suyu   çekilinceye kadar pişirilir.

- Kabukları soyulmadan ayvalar iri küpler halinde   doğranıp etin içine konur ve tuz ilave edilip sık sık karıştırılarak   kavrulur.

- Et yağsız ise 2 yemek kaşığı yağ ilave edilebilir.

- İnce ekmek üzerine konularak servis yapılır.

SAC KAVURMA

Malzemeler:

1,5-2 kg kemiksiz kuşbaşı et (kuzu ve oğlak)

Tuz,yağ

Yapılışı:

- Et yıkanmadan iyice ısıtılmış sac veya teflon   tavaya konur.

- Saldığı suyu çekinceye kadar karıştırılarak   pişirilir.

- Et yağsız ise yağ ve tuz ilave edilip   karıştırılarak kavrulur.

- İstenirse aynı tavada et kavrulduktan sonra etin   ortası açılıp doğranmış sivri biber ,domates ve tuz konularak etle   karıştırılmadan pişirilir.

NOT:

Arzu edilirse çok ufak doğranmış kuyruk etle   birlikte kavrulabilir.

GÜVEÇ (ÇÖMLEKTE)

Malzemeler:

1 kg kemikli parça et (koyun veya kuzu)

2 adet patlıcan

5-6 adet sivri biber

1,5 kg domates

1 baş sarımsak

Tuz, pul biber

2 yemek kaşığı margarin

1 yemek kaşığı domates salçası

Yapılışı:

- Etle salça,tuz ve pul biber ilave edilerek   karıştırılır.

- Patlıcan ,domates ve sivri biber ilave edilerek   karıştırılır.

- Sarımsak taze ise kabukları soyulmadan, değilse   kabukları soyularak sebzelere katılır.

- Güvecin içine önce et sonra patlıcan biber ve   sarımsak daha sonra ise domates küçük parçalar halinde yağ ve tuz konularak   fırında pişirilir.

- Ekmek fırınlarında veya tandırlarda pişirildiğinde   daha iyi sonuç alınır.

SIKMA

Malzemeler:

500 gr yağsız kıyma (koyun veya süt dana)

1 su bardağı un

Tuz,pul biber

Koruk suyu (nar suyu veya limon olabilir)

1 çay bardağı sıvı yağ

1 yemek kaşığı domates salçası

1 yemek kaşığı margarin

Yapılışı:

- 2 yemek kaşığı kurutulmuş koruğun üzerine 2 su   bardağı su verilerek bir aşım kaynatılır.

- Kıymanın içine tuz karabiber ve pul biber ilave   edilerek yoğrulur.

- El unlanarak kıymadan fındık büyüklüğünde parçalar   alınıp avuç içinde sıkılır ve unlanmış tepsiye konur.

- Hazırlanan köfteler süzgeçte unu elenerek kızgın   yağda iyice kızartılır.

- Diğer tarafta salça yağda kavrulur, üzerine kuyruk   suyu ile beraber ortalama 5 su bardağı su ilave edilip kaynatılır.

- Kaynayan salçalı suya tuz, pul biber ve   kızartılmış sıkmalar ilave edilir.

- Sıkmalar yumuşayıncaya ve kaynayıncaya kadar   pişirilir.

BELLUH (MERCİMEKLİ KÖFTE)

Malzemeler:

2 su bardağı kırmızı mercimek

1,5su bardağı köftelik bulgur

2 adet kuru soğan

5-6 adet yeşil soğan

Maydanoz

1 yemek kaşığı domates salçası

1-2 yemek kaşığı biber salçası

1 adet domates

Tuz,pul biber, karabiber

2 yemek kaşığı tereyağı

Yarım su bardağı sıvı yağ

1 yemek kaşığı dövülmüş kişniş

Yapılışı:

- Mercimek yıkanıp bir kaşık yağ konularak kavrulur.

- Üzerine 4-5 su bardağı sıcak su verilerek koyu   çorba kıvamında pişirilir.

- Pişen mercimek ateşten alınır,bulgur ve tuz ilave   edilerek ağzı kapatılır.

- Kuru soğan ufak ufak doğranıp yağda kavrulur.

- Domates ve biber salçası ile pul biber katılarak   sos hazırlanır.(İstenirse 1 adet domates rendelenip sosla pişirilebilir.)

- Yeşil soğan ile maydanoz yıkanıp doğranır.

- Yumuşayan bulgura önce soğan sosu daha sonrada   yeşillikler ile baharat katılarak yoğrulur.

- Sıcak servis yapılır.

- Arzu edilirse salçalar katılmadan sadece pul   biberle renklendirilip açık renk hazırlanır.

KEŞKEK

Malzemeler:

Kemikli et,kemik veya et kavurma

2 su bardağı dövme

1 çay bardağı nohut

1 adet kuru soğan

3 yemek kaşığı sade yağ

1-2 adet domates

2-3 adet sivri biber

Kişniş,tuz,pul biber

1yemek kaşığı domates salçası

Yapılışı:

- Nohut ve dövme yıkanıp ıslatılır.

- Doğranmış soğan yağda kavrularak et veya kemik   ilave edilir.

- Domates salçası, domates ve sivri biber katılarak   iyice kavrulur.

- Karışıma ıslatılmış dövme, nohut ve 6-7 su bardağı   su konulur.

- Tuz,kişniş ve pul biber ilave edilerek pişirilir.

- Arzu edilirse salçasız ve yağsız hazırlanıp et   yerine kavurma katılabilir.

- Düdüklü tencere kullanılabilir.

LEBENİ

Malzemeler:

2 kg koyun yoğurdu

1,5 su bardağı dövme

1 avuç ayıklanmış yarpuz ve kenger

1 adet yumurta

Tuz

Yapılışı:

- Dövme iyice yıkanıp ıslatılır.

- Yoğurda su ilave edilip(bire bir) ayran haline   getirilir.

- Islatılmış dövme konularak kaynara çıkıncaya kadar   sürekli karıştırılır.

- İstenirse bir çay bardağı nohut katılabilir.

- Koyun yoğurdu olmadığı zaman yoğurdun kesilmemesi   için yumurta katılır.

- Pişmesine yakın yaprakları ayıklanmış yarpuz veya   temizlenip doğranmış kenger katılabilir.

- Pişen yemek sıcak servis yapılacaksa tereyağı ve   nane kullanılabilir.

- Genellikle soğuk olarak tüketilir.

- Kalorisi düşük besin değeri yüksek bir diyet   yemeği olarak tercih edilebilir.

İÇLİ KÖFTE

Malzemeler:

Ortalama 40-50adet köfte için;

1 kg orta yağlı kıyma

Yarım paket margarin

4-5 adet kuru soğan

1 demet maydanoz

1 çay bardağı ceviz içi

Tuz,karabiber,pul biber

3 su bardağı ince bulgur

2 su bardağı dövme ufağı veya irmik

1 yemek kaşığı dövülmüş kişniş

Hamurun hazırlanması:

- Bulgura dövme ufağı, kişniş ve tuz ilave edilerek   ıslatılır.

- Şişmesi beklenilir.

- Şişen karışıma arada bir su ilave edilerek iyice   yoğrulur.

- Daha çabuk ve kolay yoğurmak için karışım, robot   veya mikserin hamur uçlarıyla da karıştırılarak hazırlanabilir.

- Hazırlanan hamur yarım saat kadar dinlendirilir.

İç hazırlama:

- kıyma suyunu çekinceye kadar pişirilip yağ ve   küçük doğranmış soğan ilave edilerek kavrulur.

- İyice kavrulan karışıma baharatlar,pul biber, tuz   ve maydanoz ilave edilir.

- Soğumaya bırakılır. Arzu edilirse ceviz içi   karışıma katılabilir.

- Dinlenen hamur ceviz büyüklüğünde parçalara   bölünür.

- Bu hamurlar iki el arasında iyice yuvarlatıldıktan   sonra sol

KELLE-PAÇA

Malzemeler:

1 adet tütsülenmiş kelle

5-6 adet ayak

1 adet kuzu işkembesi (Kibe)

1 yemek kaşığı yağ

3-4 diş sarımsak,limon, tuz

Temizlenmesi:

- Kelle ve ayaklar yıkanıp suda bekletilir.

- Kellenin burun kısmı tezgah üzerine vurularak içi   temizlenir.

- Alt çene dişlerle birlikte çıkarılır.

- Dilin uç kısmı kesilip üzeri bıçakla kazınır.

- Kellenin üzerindeki kıl ve benzeri fazlalıklar   bıçakla kazınarak temizlenir iyice yıkanır.

- Suda bekletilen ayaklar ise bıçakla kazınıp parmak   arasından ikiye bölünür.

- Kıl torbaları çıkarılır. Bol suda iyice yıkanır.

- Kibe temizlenip küçük parçalar halinde doğranır.

Yapılışı:

- Temizlenen kelle, ayaklar ve kibe tencereye konup   çok az bir yağla 1-2 çevrilerek üzerine tuz ve su ilave edilerek pişirilir.

- Özellikle bakır tencerede uzun süre kısık ateşte   pişirilince daha lezzetli ve kıvamlı olur.

- Düdüklü tencereyi veya toprak kapta   kullanılabilir.

- Servis sırasında dövülmüş sarımsak ve limon suyu   kullanılır.

Surlar

DİYARBAKIR

Surlar

Diyarbakır Surları: Dünyanın en eski ve en sağlam   surlarından olan Diyarbakır kalesi Çin Seddi'nden sonra en uzun   surdur.Diyarbakır kalesi,5.700 metre uzunluğunda,10-12 metre yüksekliğinde,   3-5 metre,82 adet burcu,4 yöne açılan ana kapıları bulunmaktadır.Burçlar   üzerindeki görkemli kabartmalar ve kitabeleriyle dünyanın ender   kalelerindendir.

M.Ö. 349 yılında Bizans İmparatoru Costantinus   tarafından yenilenen surların yapılış tarihi tam olarak bilinmemektedir.
 
 
  Çayönü buluntuları: Diyarbakır'ın 65km kuzeybatısında Elazığ karayolu   üzerinde Ergani ilçesinde bulunan Çayönü antik kenti cilalı taş devrine yani   günümüzden yaklaşık 9000 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu yerleşim yerinin ilk   yerleşik hayata geçilen yerlerden biri olduğu saptanmıştır. Çayönü İlkel   yerleşmesinde çıkartılan öğütme taşları, çakmak taşı, kemikten ve bakırdan   yapılan çeşitli aletler Diyarbakır Arkeolojik Müzesi'nde sergilenmektedir.

 
Yaban Hayatı

İl yaban hayatı açısından oldukça zengindir. Yaban domuzu, kurt, çakal, ayı, tilki, benekli pars, sansar, dağ keçisi, tavşan, sincap, kartal, şahin, akbaba, atmaca, leylek, kırlangıç, karga, saksağan, baykuş, çavuşkuşu, sığırcık, karatavuk, turna, çulluk, arı kuşu, ağaçkakan ve sarı asma bunların başında gelir.
Dağ ve Doğa Yürüyüşü

Kuzeyde Akdağ’ın en yüksek tepesi Beklik Tepe (2531 m.), Ergani’de Mihrap Dağı, Süpliz Dağı, Dicle ilçesinde güneye doğru uzanan Koz, Cirbir, Lis ve Adem dağları, Kulp ilçesinde Ayindar, Tercil, Dikan ve Biler dağları, Silvan ilçesinde Zarga ve Püsküllü dağları, Germik ilçesinde Zarga ve Püsküllü dağları, Çermik ilçesinde Gelincik, Petekkaya, Aşurkar ve Karacadağ ildeki önemli yükseltiler olup buralarda dağ ve doğa yürüyüşleri

Müzeler ve Örenyerleri

DİYARBAKIR

Müzeler ve Örenyerleri                                                                            

Müzeler

Diyarbakır Müzesi
 
 
Müze, Sincariye Medresesi’nde   sergilenen arkeolojik ve etnografik eserlerin yeni binaya taşınması ile 1988   yılında düzenlenmiştir. Müzede Neolitik Çağ’dan itibaren Eski Tunç, Urartu,   Assur, Hitit, Roma, Bizans, Artuklu ve Osmanlı dönemi eserleri yer alır.   Prehistorik devir seramikleri, Roma stelleri, heykel ve mimari parçaları,   Artuklu çinileri, Osmanlı devri ahşap eserleri, silahlar, tekke e

şyaları, takılar ve daha pek çok eser kronolojik   sıra ile müzede sergilenmektedir.

Ziya Gökalp Müze Evi

Diyarbakır’ın tipik sivil mimarlık örneklerinden   biri olan ev, 1808 yılında inşa edilmiştir. İki katlı bu yapıda malzeme   olarak siyah bazalt taşı kullanılmıştır. Ünlü düşünür Ziya Gökalp’ın 1876   yılında doğduğu bu ev 23 Mart 1956 tarihinde müze-ev olarak ziyarete   açılmıştır. Müzede yazara ait eşyaların yanı sıra, yörenin etnografik   eserleri sergilenmektedir.

Adres: Ziya Gökalp Bulvarı - Diyarbakır
  Tel: (412) 221 27 55
  Faks: (412) 223 08 02

Cahit Sıtkı Tarancı Müze Evi

Ünlü şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın Diyarbakır’da   doğduğu evdir. Diyarbakır sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri   olarak günümüze ulaşmıştır. Müzede, Cahit Sıtkı’nın kitapları, el yazıları,   kullandığı eşyalar, fotoğrafları ve kütüphanesi sergilenmektedir.

Örenyerleri Detaylı Bilgi
 
  Çayönü Ören Yeri

Ergani ilçesine bağlı Çayönü Tepesi, ilçenin 7 km.   güneybatısında yer almaktadır. Çayönü Tepesi’nde ele geçen buluntular   ışığında Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu sınırları içinde yer alan bölgenin   ilk yerleşme bölgesi olduğu ve yerleşimin 9000 yıl önceye dek uzandığı   saptanmıştır. Çayönü’nde yapılan kazılarda ızgara plan sistemine göre   düzenlenmiş evler ve yapılar bulunmuştur.

Çayönü - Ergani/Sesverenpınar
  Üçtepe - Bismil/Üçtepe
  Hassuni Mağarası - Silvan/Merkez
  Hilal Mağarası - Ergani/Sesverenpınar

Köprüler

DİYARBAKIR

Köprüler

Diyarbakır Malabadi (Batmansu) Köprüsü

     Diyarbakır İli, Silvan İlçesi sınırları içindedir. Evliya Çelebiye göre   bu köprü, Abbasiler dönemine ait bir mimari şaheserdir. Abbasi hanedanına   mensup zengin bir tüccar, hayrat için köprüyü yaptırdığı seyahatnamede   anlatılır. Ancak, Artuk Oğulları Beyliği dönemine ait olduğu ve Artuk’un   torunlarından İlgazi oğlu Timurtaş tarafından 1147 yılında yaptırıldığı da   söylenmektedir. Mostar köprüsünün ikizi olarak kabul edilir. Tek kemerli olan   bu köprünün içine iki yoldan girilir. İçinde insanların dinlenmesi, yatması   ve dış tehlikelerden korunması için odalar yapılmıştır. Ulaşımı sağlamakla   birlikte birçok fonksiyonu olan bu sanat harikası köprünün, Diyarbakır'daki   diğer eserler gibi meraklılar tarafından mutlaka görülmesi gerekir.

     Dicle Köprüsü (On Gözlü Köprü)

Şehrin güneyinde, Mardin Kapısı dışında ve şehre 3   km. mesafededir. Köprünün bugün ayakta görülebilen kısımlarının 1065   tarihinde Mervaniler döneminde Übeyd oğlu Yusuf isimli bir mimar tarafından   inşa edildiği üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır. Kesme bazalt taştan 10   gözlü olarak inşa edilmiştir.

Haburman Köprüsü

Çermik ilçesinin Haburman köyü civarındadır. Sinek   Çayı üzerinde kurulmuş olan bu köprü ortadaki büyük ve sivri, yandakiler daha   küçük ve yuvarlak olmak üzere üç gözlüdür. Üzerindeki kitabesinde 1179   tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Cami ve Kiliseler

DİYARBAKIR

Cami ve Kiliseler

Tarihi ve mimari özellikleri ile muhteşem olan Ulu   Cami, Nebi Cami ve Safa Cami Diyarbakır'ın en ünlü camilerdir. Selçuklu   Sultanı Melik Şah tarafından yaptırılan Ulu Cami, orijinal dizaynı ve hem   Bizans hem de daha eski mimari malzemeleri kullanması ile ilginç olup   Türkiye'nin en eski camilerindendir.
 
 
     Diyarbakır Ulu Camii:

Şehrin merkezinde yer alır. Yapım tarihi kesin   olarak bilinmemektedir. M.S.639 yılında Müslümanlar tarafından Diyarbakır   feth edilmiş ve kentin en büyük kilisesi olan Mar Toma Kilisesi’nin camiye   çevrilmesi ile oluşturulmuştur. Anadolu’nun en eski camilerindendir.   Müslümanlar tarafından 5. Harem-i Şerif (Mukaddes Mabed) olarak bilinir. 1091   yılında esaslı bir onarım geçirmiştir. Plan itibariyle Şam Emeviye Cami’nin   Anadolu’ya yansıması olarak yorumlanır. Camiye Diyarbakır’da hüküm sürmüş   bütün devletler büyük önem vermiş ve onarmışlardır. Büyük Selçuklu Hükümdarı   Melikşah, İnal ve Nisanoğulları, Anadolu Selçuklu Hükümdarı Gıyaseddin   Keyhüsrev, Artuklular, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan ve Osmanlı   Padişahlarından bir çoğuna ait kitabe ve      fermanlar Camiinin muhtelif yerlerinde görülmektedir
 
  Behram Paşa   Camii.

Vali Behram Paşa tarafından 1564-1572 tarihinde   yaptırılmıştır. Mimar Sinan’ın eseri olarak kabul edilmektedir. Tamamen kesme   taştan yapılmış olup, tek kubbelidir. İkili son cemaat yerine sahiptir.
 
 
 

Şeyh Mutahhar ( Dört Ayaklı Minare ) Camii

Balıkçılarbaşı semtinde yer alır. Akkoyunlu Sultanı   Kasım tarafından 1500 yılında yaptırılmıştır. Siyah ve beyaz sıralı kesme   taşlarla inşa edilmiştir. Camiden ayrı dört sütün üzerinde yükselen kare   planlı minaresi Anadolu’da tek örnektir.


 
  Safa Camii

Kokulu anlamına gelen İpariye veya Parlı Camii   olarak da bilinir. 15. yüzyıl Akkoyunlu eseridir. Önemini, planından,   çinilerden ve zengin taş süslemelerinden alır. Taş işlemeciliğinin ilginç   örneklerinden olan minaresi, kaideden başlamak üzere külahına kadar kufi,   nezih yazılar, değişik biçim ve desenlerden taş süslemeleri ile bezelidir.   Minarenin kokulu bitkisel otlar karıştırılarak inşa edildiği söylenmektedir.

Kale Camii (Hz. Süleyman–Nazıriye Camii)

Nisan oğlu Ebül Kasım tarafından 1155-1169 yılları   arasında yaptırılmıştır. Cami bitişiğinde Osmanlılar döneminde yapılan Halid   Bin Velid’in oğlu Süleyman’ın mezarları bulunmaktadır.

     Diyarbakır Kalesi

Diyarbakır Kalesi, il merkezinde bulunmaktadır. Sur   duvarlarının uzunluğu 5700 m’ye ulaşmaktadır. Surlar yer yer 12 m.   yükseklikte ve 3-5 m. genişliğindedir. Kalenin dört kapısı ve seksen iki   burcu vardır. Burçlardan en önemlisi 1208 yılında Artuklu hükümdarı Melik   Salih Memduh tarafından inşa ettirilen Yedi Kardeş Burcu’dur. Burç üzerinde   çift başlı kartal, kanatlı aslan kabartmaları bulunmaktadır. Kitabesi bir   kuşak halinde burcu çevrelemektedir. M.S. 349 yılında Romalılar zamanında   inşa edilen kale, İslami dönemlerde de birçok kez onarılmış ve yapılan   eklemelerle günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur

Diyarbakır   Cami ve Kiliseleri

Diyarbakır'ın önemli kiliseleri arasında Mart Thoma,   Meryem Ana, Kırklar Kilisesi ve Mart Pityon Kilisesi sayılabilir. Meryem Ana   Kilisesi, şehirde kalan az sayıdaki Süryani cemaati tarafından halen   kullanılmaktadır.     
 
  Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi

Ali Paşa Mahallesi’nde yer almaktadır. Bugün faal   durumda olan tek kilisedir. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Geç   Roma dönemine tarihlenen bir kapısı ve mihrap üzerinde kalıntıları   görülebilen mimari bezekler bulunmaktadır. Geçirdiği bir çok onarım sonucu   planında değişiklikler olmuştur. En son 18. yüzyılda onarım görmüştür.

Saint Georgi (Kara Papaz) Kilisesi

İç kalenin kuzeydoğu köşesinde yer alır. Yapım   tarihi kesin olarak bilinememektedir. Ancak inşa tarzı ve yapıda kullanılan   malzemeden dolayı M.S. 2. yüzyıla ait olduğu düşünülen kilise Artuklular   döneminde sarayın hamamı olarak kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda Artuklu   hükümdarlarının bu hamamda ve sarayda Cizreli bilgin El Ceziri’nin imal   ettiği mekanik sistemleri kullandıkları yazılmaktadır.

Hanlar, Kervansaraylar

DİYARBAKIR

Hanlar, Kervansaraylar

        Diyarbakır, Tarihi İpek Yolu'nun merkezlerinden   olması sebebi ile önemli hanlara sahiptir. Deliller Hanı, Hasan Paşa,   Çiftehan ve Yeni Han'da geçmişte olduğu gibi günümüzde de halı, kilim ve   gümüş işleme satan dükkanlar bulunmaktadır.

Deliller Hanı ( Hüsrev Paşa Hanı)

Mardin Kapı mevkiinde bulunmaktadır. Mimari   kimliğini koruyarak, günümüze kadar ayakta kalabilmiş hanların en   önemlilerinden biridir. 1527 yılında Diyarbakır Valisi Hüsrev Paşa tarafından   arkasındaki cami ve medrese ile birlikte yaptırılmıştır. Binanın Deliller   Hanı olarak anılmasının sebebi, Hicaz’a gidecek hacı adaylarını götürecek   delillerin (rehber) bu handa kalmalarındandır.
 
       
 
  Hasanpaşa Hanı

Ulu Cami’nin doğusundadır. Osmanlı dönemi   Valilerinden Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1573 yılında yaptırılmıştır.   Avlulu, iki katlı olarak inşa edilmiştir. Avlunun ortasında sütunlu ve üstü   kubbeli bir şadırvan bulunmaktadır.
 
 
 
  Kervansaray

Mimarisi ve iç yapısı ile görülmesi gereken   yerlerden biri olan Kervansaray, bugün restore edilerek otel haline   getirilmiştir.

Kaplıcalar

DİYARBAKIR

Kaplıcalar

Çermik Kaplıcası

Çermik ilçesinin 3 km. doğusunda yer alan kaplıca,   Türkiye’nin en önemli kaynakları arasındadır. İstanbul Tıp Fakültesi’nce   yapılan analizlere göre iltihaplı romatizmalarda, üst solunum yolu   enfeksiyonlarında ve kadın hastalıklarında olumlu etkileri olduğu   saptanmıştır. Sıcaklığı 48.2 oC ve akım değeri 10 lt./sn’dir.

Çermik   Termal Turizm Merkezi

Çarşılar

Bedesten ve Çarşılar

Diyarbakır, uzun yıllar doğunun ticaret ve endüstri   merkezlerinden biri olmuştur. Bu özelliğini ünlü dokumaları ve büyük bir   sanat ürünü olan maden işlerine borçludur. Bunların dışında daha bir çok   ilginç malların yapılıp satıldığı bir kent olması, canlı bir ticaret   hayatının doğmasına sebep olmuştur.

Ulu Cami’nin arkasında Sipahiler Çarşısı’nda   bulunan, bugün de işlevini sürdüren buğday pazarı, ortada geniş bir avlu,   etrafında revaklar, arkalarında oda ve depoların yer aldığı güzel bir   örnektir.

İçkale

 

Mezopotamya’nın bereketli toprakları pek çok kavmin   gelip geçtiği ve uygarlık ürettiği bir coğrafyadır. M.Ö.3. binli yıllarda   bölgenin egemeni Asurlulardır. Diyarbakır’ın bilinen ilk adı Asur   metinlerinde karşımıza çıkar: “Amidi”

Binyıllar içinde;Hurri-Mitanniler, Urartular,   Persler, Romalılar, Selevkoslar, Partlar, Büyük Tigranlar, Araplar, Emeviler,   Abbasiler, Şeyhoğulları, Mervaniler, İnaloğulları, Nisanoğulları,   Selçuklular, Artuklular, Eyyübiler, İlhanlılar, Diyarbakır tarihine izler   bırakırlar.

 

Bütün bu farklı kültürler ve devletler ;şaşırtıcı   bir biçimde kentin temel yerleşme doğruları konusunda uzlaşırlar: İçkale’den   günümüze ulaşan kanıtlara ve konumuna bakılarak burasının son yıllara kadar,   kentin “yönetim merkezi” olarak sürekli bir işlev gördüğü anlaşılıyor.

Bu nedenle, Kanuni Sultan Süleyman 16 burç ve iki   yeni kapı ekleterek İçkale’yi genişletir.

İçkale’deki Virantepe Höyüğü’nde yapılan kazılarda,   13. yüzyılın başlarına ait olan Artukoğulları Sarayı’nın kalıntıları ortaya   çıkarılmıştır. Kalıntıların en önemli kısmını, dört tarafa eyvanlarla açılan   süslü bir havuz oluşturmaktadır. Artuklular da görülen ve suyun hem sesinden,   hem de serinliğinden yararlanmak için yapılan “selsebil”çözümü, aynı dönem   yapısı olan Gazi Köşkü’nde hâlâ yaşar.Yakın dönemlere kadar yönetim merkezi   olan İçkale’de, bazıları yeni işlevler için boşaltılmış olan önemli yapılar   yer alır. Eski Adliye, Cezaevi, Kolordu ve Jandarma binaları Saint Corc   Kilisesi yeni bir hayata kavuşmayı bekliyor.

İçkale’deki tarihi binalarda Dünya standartları’ nda   Arkeoloji Müzesi, Taş Eserler Müzesi, Müze Kafeterya, Kilise; Sanat Galerisi,   Cezaevi Binası; Kongre Merkezi olarak işlevlendirildi.

 

Sosyal Aktiviteler
El Sanatları

Diyarbakır'ın el sanatları içerisinde kuyumculuk, ipekçilik, bakırcılık önde gelmektedir. Diyarbakır el sanatları, I. Dünya Savaşı'na kadar çok ilşeri bir düzeydeydi. Örneğin Konya'daki Mevlana türbesinin ikinci kapısı, Bağdat'taki İmam-ı Azam türbesinin altın ve gümüş işlemeli kapısı ile avize, şamdan ve kandilleri Diyarbakır'da yapılmıştır.

Eskisi kadar olmamakla birlikte günümüzde önemini koruyan bu el sanatlarında hasır bilezik, kişmiş gerdanlık, gümüş işlemeli nalın ve çekmeceler Diyarbakır'ın kuyumcularının beğenilen ürünleri arasındadır. Köylerde el dokumacılığı ve halı, kilim üretimi de yapılmaktadır.

Halk Oyunları

Davul, zurna eşliğinde oynanan Diyarbakır oyunları yörenin aşk, ıstırap ve bazen de aşiretlerinin sosyal durumlarını konu alır. Oyunlardan bazıları; Delilo, Halay, Esmer, Çaçan, Tekayak, Çiftayak ve Çepik'tir. Bu oyunların kendilerine özgü özellikleri, ayrı figür ve hareketleri vardır.


Mutfak: Binlerce yıl Arap, Ermeni, Kürt, Süryani, Türk, Yahudi ve Zaza halklarının içiçe yaşadığı Diyarbakır'da, bu kültürlerin bileşiminden meydana gelen yemek kültürü bir hayli zengindir. Mutfağın temel malzemeleri kuzu eti, yöresel baharatlar (sumak, kişniş, karabiber vs.), pirinç, sakatat çeşitleri, tereyağı ve bulgurdur. Bu nedenle Diyarbakır mutfağı ağır yemeklerden oluşur. Diyarbakır lahmacunu ve kadayıfının yanı sıra peyniri ile de ünlüdür. En ünlü yemekleri kaburga dolması, içli köfte, sac tava, meftune ve ciğer kebabıdır.

DİYARBAKIR’IN COĞRAFİ YAPISI

1.Coğrafi Konum

            Diyarbakır İli Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer almaktadır. Yüzölçümü 15.355 km² olan Diyarbakır ili, doğusunda Batman ve Muş, Batıda Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya, Güneyde; Mardin, Kuzeyde ise Elazığ ve Bingöl illeri ile çevrilidir. Kuzeyde Güneydoğu Toroslar’ın dış sıraları, Doğuda Batman Çayı, Güneyde Mardin eşiği, Batıda ise Karacadağ ve Fırat ırmağı, ilin doğal sınırlarını oluşturur.

2.Akarsular

           Diyarbakır şehrinin en önemli akarsuyu Elazığ ili sınırları içinden çıkan Dicle nehridir. Nehir, Diyarbakır şehrinin bulunduğu lav sahanlığının doğu kesimine paralel akar. Burada nehir vadisinin tabanı 600 m’ye iner. Diyarbakır’ın güneyinde 8 km mesafede doğuya yönelir. Dicle, Diyarbakır ilindeki akarsuların tümüne yakınını toplar. Yalnızca ilin kuzeybatı köşesindeki küçük bir alanın suları Fırat ırmağına gider.
 
3. Yeryüzü Şekilleri

            Diyarbakır ilinde yüzey şekilleri oldukça sadedir. Çevresi yüksekliklerle kuşatılmıştır. Ortası çukur bir havza durumundadır. Diyarbakır havzası denen bu çukur alanın eksenini batı-doğu doğrultulu geniş Dicle Vadisi oluşturur. Kuzeyden Güneydoğu Toroslar yayı ile kuşatılmıştır. Bu dağlar Doğu Anadolu Bölgesi'yle Güneydoğu Anadolu’yu birbirinden ayırır. Diyarbakır havzasının güneybatısında ise Karacadağ kütlesi yükselir. Urfa-Diyarbakır il sınırı üstündeki bu kütle, koyu renkli lavların yığılmasıyla oluşmuş eski bir volkan kütlesidir. Koni biçiminde olmadığından fazla heybetli görünmez. Yüksekliği, en yüksek noktası olan Kolubaba doruğunda 1.957 metreyi bulur. Karacadağ'ın lavları, doğu yönünde Dicle Vadisi'ne kadar uzanır.

4.Bitki Örtüsü

            Doğal bitki örtüsünü, genellikle otsu bitkilerin ağır bastığı bozkır bitkileri oluşturur. Bunlar ilkbaharda kısa bir süre içinde yeşerip çiçeklenir, ama yağışların kesilmesiyle yaz başında kururlar. Çevredeki dağlar, yer yer meşe ormanlarıyla kaplıdır. Orman bakımından çok yoksul olan Karacadağ'ın Diyarbakır ili içindeki kesimlerinde yer yer meşe topluluklarına rastlanır. Ama ormanlar, ilin toplam yüzeyinin onda birini bulmaz.

 5-İklim

    Diyarbakır'da sert bir kara iklimi egemendir. Yazları çok sıcak geçer. Ama kış soğukları Doğu Anadolu’da olduğu kadar şiddetli değildir. Bunun başlıca nedeni, Güneydoğu Toroslar’ın kuzeyden gelen soğuk rüzgârlarıkesmesidir. Meteorolojik gözlemlere göre, en sıcak ay ortalaması 31 derece, en soğuk ay ortalaması ise 1,8 derecedir. 496 milimetre olan yıllık ortalama yağış tutarının ancak yaklaşık yüzde 2'si yaz aylarında düşer. Son yıllarda yapılan barajların oluşturduğu yapay göller (Karakaya, Atatürk, Batman, Silvan Barajları) geniş buharlaşma yüzeyleri oluşturmaktadır. Bu nedenle de Diyarbakır Havzası'nın kuru havasının nispi neminde bir artış olmuştur. Ortalama nispi nem, en çok Aralık ve Ocak aylarında ölçülmüştür. Bu aylarda % 77'ye çıkmaktadır. Temmuz-Ağustos aylarında ise nispi nem değerleri % 20'ye düşmektedir. 


DİYARBAKIR’IN İDARİ DURUMU
YÜZÖLÇÜMÜ                                       :15.355 km2
RAKIM (m)                                          :660
İLÇE                                                     :17 (Merkez İlçe 4)
BELEDİYE                                             :30
BELDE                                                 :12
KÖY                                                      :801
MEZRA                                                :945
MAHALLE                                            :242 (Merkez  :131 )
 

 

 

  
1862 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın