• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Maceracı Simbad




                                                                 
                                                                             

   ÖNSÖZ

   Zaman çabuk geçiyor , 12 yıl  geride kaldı..

Oysa karnesini yeni almış bir öğrenci sevinciyle çantamı hazırlamaktan  hala hoşlanırım tıpkı oyuncağıyla eğlenen ,uçurtma uçuran  bir çocuk gibi.Bence seyahat  da oyun gibi  çoğu zaman içinde kendimizi aradığımız bir serüven. Hangi sebeple olursa olsun gezme ile yaşama sarılma arasında doğrudan bir bağ bulunur. Ancak yine de neden gezdiğimiz sorusunun hala iyi bir cevaba ihtiyacı var. Gelin isterseniz bu sorumuzun yanıtını Özcan YÜKSEK’ten dinleyelim.Şehrazatın dilinden masal kahramanı Simbad’ı yazınının kahramanı olarak seçiyor. Binbir gece masallarında Maceracı Simbad’ın  uzaklara olan tutkusu, Basra’dan çıktığı yolculuk anlatılır.

   Masalı keşfetme tutkusuyla bütünleyerek keyifli bir yazıya dönüştüren Özcan YÜKSEK 12.Kuruluş yıldönümünde Profesyonel Rehberlik için yazdı.

 Mağma dergisine ve şahısına katKılarından ötürü şükranlarımızı sunarız.

                                                                  



MACERACI SİMBAD

                                                                        
   
   Bana gezgin denemez, çünkü işim gereği dolaşıyorum. İlla gezgen denecekse eğer, bu pek çok yere gittiğim için değil, bir yere pek çok kere gitmeyi tercih ettiğim için olmalıdır bana kalırsa. Veya gezginliğim şu veya bu ülkenin sınırlarını geçmek, limanlarını, gümrüklerini aşmaktan gelmemeli. Kendi uğranmayan limanına uğrayan, kendi sınırlarını izinli ya da izinsiz geçen, kendi iç yolcusu olana gezgin derim ben. Tıpkı kendi iç dağına çıkan dağcıya hakiki manada dağcı dediğim gibi.


 







 



Bu yüzdendir ki, gerçek mana da ülkeleri ziyaret eden, o ülkelerin şehirlerinde, kıyılarında, varsa nehirlerinde, ormanlarında dolaşan gezgin, aynı yere birden fazla gitmelidir. Ben de öyle yaptım. Aynı şehirlere ülkelere birden fazla gittim, illa da şurayı görmedim oraya gideyim demedim. Çünkü bir kez ziyaret etmekle ne o yer seni dönüştürür, ne o yerin ne yeri olduğunu anlayabilirsin, böyle düşünürüm ben.



   Geçtiğimiz haftalarda Dalyan’a gitmiştim. Nerdeyse yirmi yılı aşkın bir zaman sonra gittim. Daha önce gitmedim, çünkü kalbimde özel bir yeri olan Dalyan’ın bozulmuş olmasından kaygı duyuyordum. Bozulmak ne kelime, tecavüze uğramış bile olabilirdi. Korka korka gittim, ama korktuğum başına gelmedi. Magma’nın yeni sayısına Dalyan’ı anlatırken, okurlara şunu da söyledim:

 
   “Bir gezi ne işe yarar? Dinlenmeye mi, öğrenmeye mi gider insan? Bana sorarsanız bunların hiçbir ilginçliği yoktur, çünkü bunun için evde yatağın içinde, kanepede, o yerin bugünü ve dünü hakkında Magma dergisi veya bir kitap okumak, her ikisi için de yeterli gelecektir. Bir gezi insanı sarsmalıdır, hatta yaralamalıdır, o kişiyi değiştirmelidir; ben buna inanıyorum. Gezen insanın gözü iyice açılmalı, ruhu dayak yemiş gibi olmalıdır. Başka bir gezegene düşmüş gibi yani, bundan söz ediyorum ben.”

 
Yine okurlara dedim ki, “Tekrar gelmediğin bir yer hakkında kalemi eline alma, yazma.” Bu tıpkı, tekrar okumadığın bir şey hakkında yazmamak gibi bir şey, işi gücü yazmak olan kişiler için söylenmesi gereken bir ilke.

Asla başaramayacağım bir meslek olarak rehberliğin özendiğim yanı, aynı yere bir çok defa gidebiliyor olmalarıdır. Lakin çeşitli ruh halleriyle çeşitli insanları, uzak, yabancı diyarlarda sorun çıkmadan gezdirmek ne kadar güç gelmiştir bana. Yine de ben, rehberliğin aynı yere tekrar tekrar gitme haline hep imrenmişimdir. Daha fazla derinleşme imkanı bana sunabileceği için. Venedik’e yüz kez, Fırtına’ya, Sri Lanka’ya, Petersburg’a, Orta Asya’ya, Toroslar’a, ne bileyim Beypazarı’na, Hasankeyf’e, Mardin’e, Yenice Ormanları’na, İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne bin kez gitmek bana hiç fazla gelmez.
 

Aslında bir gezgin olmak isteseydim eğer, en çok iğrendiğim gezgin Sinbad olmak isterdim. Yalnızca masallarla ilgilendiğim için değil, aynı zamanda savunduğum gezi ve gezgin tarzına en çok o uyduğu için. Çünkü Çıktığı her deniz seferinde içinde bulunduğu gemisi batan Sinbad tek başına kurtulur. Tek başına kurtulur, çünkü kendi içinde bir yolculuktur aslında çıktığı her ruhsal yolculuk. Batan gemisi, onun ruhsal sınırları, modern psikoloji deyimiyle egosudur. Gemisi batınca tek başına okyanuslarda bocalar, sonunda yaban, bazısı ıssız adaya çıkar. Sinbad bizi, içimizdeki ıssız adayı keşfetmeye çağırır.


Binbir Gece Masalları öyküsünde Şehrazad, iki Sinbad’ı anlatır. Bir tanesi maceracı, gezgin Sinbad’dır, diğeri ise, döndüğünde maceralarını anlattığı hamal Sinbad. Şehrazad’ın sırlarını anlattığı Masal Sözlüğü’nde bunun anlamı şudur:
 

Maceracı Sinbad ruh zenginliğini elde edebilen gözü pek yanımızdır; hamal Sinbad ise aslında hamallık mesleğini yürüten birini tarif etmez, dünyayı ruhsuz dolaşan, sadece kendi bedenini hamal gibi taşıyan yanımızı tarif eder.

                                                                 Özcan YÜKSEK

                                               Magma Dergisi Yayın Yönetmeni



Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      1480 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın