• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
GÜL HASADI









"Şu bizim gül dediğimiz  şey!
 
          Gene  de güzel kokar mı adı değişse bile!...  "
               diye hevesle sorar Juliet aşkı kalbinde tartarken..Cemal Sürreyya ise  gülün tam ortasında ağlıyorum, diye hüzünlenir, ama en güzel kapanışı Mevlana yapar:
 "Sevdiklerinize gül verin, Gülünüz yoksa gülüverin." diye noktayı koymuş..
 
 
   Gül, simyanın ana sembolüdür. bu gül mükemmelliği, yaşamın sırlarını, yaşamdaki birliğin anlamını ve evreni simgeler ve tam anlamıyla karmaşıktır. gülün aslında beş taç yapraklı yapıda olması yüzünden pentagram yani beş kenarla ilgili olduğu düşünülmektedir. pentagram da insan mikrokozmonun ve içindeki quinta essentia (temel beşli) nin simgesidir. kırmızı ve beyaz simyada zıt iki ucu yani erkek ve dişiyi belirtir. simyadaki birleştirilmiş gül pembedir.
 
   Bugün Umerto Echo'nun öyküsünde bahsettiği bir başlıktan ilham ile  "Gülün Adı"na ve öyküsüne doğru uzun gizemli  yolculuğa çıkıcaz.Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz bir programı sizlere aktarmaya çalışacağım. Yazımızın konusu Gül Hasadı üzerine , her yönüyle tanımaya çalışacağımız güzellikler bitkisi olan gül aşkın simgesi olarak biliniyor.Tasavvufun önemli bir simgesi olarak da görülen gül siyasetten, edebiyata kadar birçok alana uzanmış durumda.İngiltere milli rugby takımının da sembolü aynı zamanda (formalarının sol köşelerinde kırmızı gül işlemesi bulunur.) Kokusuyla bizleri büyüleyen gülün dinlemeye değer bir özgeçmişi var.Eğer siz de gülün öyküsünü merak ediyorsanız, sizleri de Gül Hasadı etkinliğimize davet ediyoruz.Programımız zevkli bir parkurdan oluşmakta.Programımızın ilk gününde Gülün kalbi sayılan Güneykent’de sabahın erken saatlerinde gül toplayarak güne başlıyoruz, sonrada gül hasadının yorgunluğunu sıkı bir kır kahvaltısıyla üzerimizden atarak güne zinde bir başlangıç yapıyoruz
 
 
 
 

 
.Kahvaltımız tamamen organik kır kahvaltısı tabağından oluşuyor: Haşhaşlı çörek, Nokul köy ekmeği, gül reçeli, tereyağı, bal demleme çay....bi güzel karnımızı doyuruyoruz.  Daha sonra isae günün yorgunluğunu Eğirdir gölü yanındaki otelimizde atarak konaklıyoruz.
 
 
 
Ertesi gün sabah yürüyüşümüzü Yazılı Kanyonda gerçekleştirerek güne zinde bir başlangıç yapıp Kovada gölünde botanik yolunda yürüyor ve doğa müzesinde fotoğraf molası veriyoruz, Eğirdirde kent gezisi yapıp  kenti Yörük köyünden seyretmek için  bakı terasında  günbatımı molası veriyoruz.Ertesi gün ise yavaş kent Yalvaç ve Akşehir ile geziyi noktalıyoruz. Bayram tatili ve özel günlere denk gelmesi halinde programımızı Burdur ve Sagalasoss ile zenginleştebiliriz.Ancak yol üzerinde uğramanız gereken saklı Cennet Yazılı Kanyonu görmeden geçmemenizi tavsiye ederim
 
Yazılı kanyon hakkındaki yazımı okumak isterseniz lütfen tıklayınız.
 
 
 
Eğer program hoşunuza gittiyse ,anlatacaklarım dikkatinizi çekebilir.Biraz detaylar sanırım geziyi daha iyi anlamamızı sağlayacaktır diye düşünüyorum.Bu yüzden etraflıca bir bilgilendirme için en başından yani Isparta’dan konuyu açacağım sonrada Gülün öyküsünü sizlerle takdiim etmek istiyorum.
 
Hadi ne duruyoruz başlıyalım o zaman!!
 
  

 
 ISPARTA GÜLÜNÜN ÖYKÜSÜ
  
  
 İnsanın günlük yaşamında çok özel bir yeri olan gül; aşkın, güzelliğin, sevginin ve saygının ifadesini en güzel bir şekilde bünyesinde toplayan bir çiçektir. Kuzey yarım küre bitkisi olan gülün orijini Doğu Asya'dır. Kesin olmamakla birlikte gül yağı ve gül suyunun ilk olarak İran veya Hindistan'da üretildiği, buradan Anadolu, Avrupa, Kuzey Afrika ve Doğu Asya'ya yayıldığı bildirilmiştir.Fosil kaynaklı kayıtlara göre, gülün yeryüzündeki varlığı en az 35 milyon yıllık bir geçmişe sahiptir. Gül çiçeğinin insanlık tarihindeki yeri ve önemi ise en az 5000 yıllık çok renkli bir geç
mişe dayanır.
 
 
 
     
  Anavatanı olan Orta Asya’dan ticaret yolu ile dünyanın diğer bölgelerine ulaşmış olan gül, güzel kokusu, tıbbi değeri ve beslenmedeki yeri dolayısıyla antik çağlardan beri efsanelere konu olmuş ve güzel kokunun peşinde olanlar için vazgeçilmeyen bir çiçek olmuştur. Hatta öyle ki, antik dönemde Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar için gül bahçeleri, en az buğday tarlaları ve meyve bahçeleri kadar önem taşımıştır.
 
    Gül kokusunu kalıcı yapmak için tarihte ilk yöntem antik çağlarda Mısır, Mezopotamya, Hint ve Çin gibi medeniyetler tarafından kullanılan yağlarla maserasyon (gül çiçeklerinin uygun yağlarda belli bir süre bekletilme yöntemi) olmuştur.
 
    Daha sonra ise M.Ö. 3500’de keşfedilen su ile ekstraksiyon (belli metodlarla gül çiçeklerinin suda bekletilmesi ve sonra süzülerek bu suların kullanılması) yöntemi uygulanmıştır. Daha sonra, M.Ö. 50’de insanlığın keşfettiği “ruhunu yakalamak” usulü yani damıtma ile elde edilen ürünler ortaya çıkmış, gülsuyu haline gelmiştir. Son aşamada da bu gülsuyunun içindeki güzel kokulu yağ taneciklerini toplamak için çaba harcayarak gül yağı dediğimiz gül esansını elde etmek olmuştur.



       Yazının devamını okumak isterseniz lütfen linke tıklayınız

       Gül Hasadı Turuna katılmak için lütfen tıklayınız

      Güller ve Göller isimli detaylı Ansklopedik çalışmamızı incelemek için lütfen tıklayınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  
365 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın