• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
ILGAZ DAĞI MİLLİ PARKI
ÇANKIRI EVLERİ
İl genelinde 79 adedi Merkez İlçe'de, 3 adedi Çerkeş İlçe Merkezinde, 11 adedi Ilgaz ilçe merkezinde, 3 adedi Ilgaz Belören köyünde ve 1 adedi de Yapraklı ilçe merkezinde olmak üzere 97 adet ev, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu'nca tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Çankırı Evlerinin Genel Özellikleri

Eski Çankırı evleri çok az farklılıklarla Türk Evi'nin bütün özelliklerini göstermektedir. Bazı bölgelerde olduğu gibi zengin bir çeşitlilik sergi­lememektedir. Bunu, özellikle ekonomik yapısına bağlamak mümkündür. Bölgenin jeolojik yapısı da bu konuda etkili olmuş olabilir.

Çankırı Evleri genelde iki katlıdır. Birinci kat ara kattır ve kışlık olarak kullanılmak­tadır. Burası günlük hayatın geçtiği yerdir. Plan yapılırken de buna dikkat edilmiş olup sade ve kullanışlıdır. Yemek yapma, yeme ve oturma için düşünülmüştür. İkinci katlar ise manzaralı ve gösterişlidir. Bu katlar daha çok yazın ve misafir için kullanılmaktadır.

İkinci katlarda her evin bir "Başoda"sı vardır. Bu odalar diğerlerine göre daha geniş ve ahşap işleme tekniğinin güzel örneklerini sergiler. Başodalarda şahniş adı verilen yükseltiler bulunmakta olup bunlar, birinci katın üzerine çıkma yapılarak oluşturul­muştur.

Başodaların tavanları göbekli ve çoğunlukla kök boya kullanılarak bezenmiştir. Odalarda oturmak için sedirler veya makat denilen tahta sedirler yapılmıştır. Her odada yüklük adı verilen tahta dolaplar vardır. Bu dolaplardan bir tanesi gusülhane olarak kullanılmaktadır. Odanın en önemli yeri ocaklığıdır. Ocaklıklar, yörede çokça bulunan alçıdan yapılmıştır. Kenarlarında lamba veya mum koymak için şinanay adı verilen yerler yapılmıştır. Dolapların kenarlarında ise terece denilen ahşaptan küçük gözler bulunmaktadır.Evlerin su basmanı ekseriya kesme taştandır. Duvarlar ise ahşap çatkı arası kerpiç dolgu olarak yapılmıştır. Yörede buna “yeydene” denilmektedir. Duvar yüzeyleri, yörede çokça bulunan alçı ve toprak, kireç karışımı ile sıvanmıştır. İkinci katlar sokağa yada avluya çıkma yapılarak genişletilmiştir. Çankırı'da evler genelde arsanın şekline göre biçimlenmiştir. Cepheler güneye bakmakta olup kuzey yönleri sağırdır. Yamaçlara doğru sıralanan evler birbirlerinin manzarasını kapatmamaktadır.Her evin avlusunda ağaç bulunduğu için tabiatla içice bir hayat söz konusudur. Çatılar, mahallinde imal edilen oluklu kiremitlerle kaplıdır. Çok sayıda pencere açmaktan çekinilmiştir. Bunun sebebi ise yörede uzun ve sert geçen kışlar olmalıdır.

Mevcut evler en az yüzyıllık evlerdir. Tarihlemek gerekirse bugün ayakta kalabilenler 18. yüzyıl ile 19. yüzyılda yapılmıştır. Evlerin en eski örnekleri açık sofalıdır. Daha sonraları orta sofalı yapılmaya başlanmış, özellikle birinci katta olan orta sofaların güney cepheleri kapatılarak kapalı sofalar meydana getirilmiştir. Cumhuriyet Döneminde yapılan evlerde kışlık ara katlar ikinci katın özelliklerini taşımaya başlamıştır.

İnşaatlarda çevre köylerden getirilen ahşap malzemeler belli oranlarda kullanılmıştır. Evler, mahalli ustalar veya bizzat ev sahibi tarafından inşa edilmiştir. Çankırı'nın jeolojik konumundan kaynaklanan arsa sıkıntısı sebebiyle evler adeta birbirine kenetlenmiştir. Birinci derecede deprem kuşağı olması, bu tür bir mecburiyet doğurmuştur.

Avlu kapıları çift kanatlı olup çatal kapı olarak isimlendirilir. Kapı tokmakları kendine özgü ve yerli ustalarca imal edilmiştir. Ev sahibinin mesleğine göre farklılıklar arz etmekte­dir. Kapıların arkasında bulunan küçük çanlar, kapıların açılmasıyla birlikte çalarak ev sakinlerini haberdar etmektedir.

Bitişik nizamlı evler, küçük aralıklarda çıkmaz sokaklar meydana getirmiştir. Sokaklar dar ve arnavut kaldırımı denilen moloz taşlarla kaplıdır. Bütün sokaklar caminin veya iş merkezinin olduğu imaret veyaarastayaçıkmaktadır.

ÇANKIRI KALESİ

Şehrin kuzeyinde küçük bir tepe üzerine kurulmuştur. Romalılar, Bizanslılar, Danişmentliler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde sağlamlığıyla ünlü yapıdan günümüze, birkaç sur kalıntısından başka bir şey kalmamıştır. Dörtgen planlı olan kalenin surları moloz taş ve tuğla karışımıdır. Eteklerinde bulunan dereden itibaren yüksekliği 150 m. kadardır. Kale içinde Roma Dönemi'nden kalma kaya mezarı, iskan kalıntıları ve pişmiş toprak kap parçaları ile Çankırı Fatihi Emir Karatekin Bey'in türbesi bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda ağaçlandırılan Kale, ziyaretgah ve mesire yeri olarak kullanılmaktadır..


YÖRE MUTFAĞI

Çankırı yöresinde geleneksel beslenme biçimi etkinliğini sürdürmektedir. Yöre insanının beslenme alışkanlıklarında Orta Anadolu özellikleri görülür. Beslenmenin temelinde buğday ve buğday ürünleri bulunmaktadır. Tarhana, bulgur, keşkek, yarma, erişte vb. yiyecekleri ev ekonomisi çerçevesinde yöre halkı kendisi üretir. Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi kimi yiyecek maddeleri kurutulmak, salamura yapılmak, turşu kurularak ve diğer bazı usûllerle kışa hazırlanır. Kıyma, kavurma, sucuk gibi et ürünleri, kurutulmuş fasulye, patlıcan, biber gibi sebzeler, konserveler, değişik meyvelerden reçeller bunlar arasındadır

   Hamura çeşitli maddeler katılarak sacda, yağda, fırında ve tencerede pişirilerek çok sayıda yemek yapılmaktadır. Tava çöreği, yazma çöreği, bükme, gözleme, cızlama, tatar böreği, iri hamur, mantı, pıhtı, çullama bunların başlıcalarıdır. Tarhana, toyga, şaştımaşı, tutmaç, yarma, dene, cümcük gibi çorbalarda ana madde buğday ürünleridir. Yaş ve kuru sebzeler beslenmede ikinci sırayı alır. Hayvani besin tüketimi sınırlıdır.

Kentsel alanlarda hazır yiyecekleri kullanma alışkanlıkları gelişmekle birlikte evde hazırlanan geleneksel yiyeceklerin ucuza gelmesi ile dağıtım ağının hazır yiyecekleri bütün yerleşme birimlerine ulaştıracak düzeyde olmaması da durumu etkilemektedir.  

Yaren Güveci: 2 kg kuzu eti güveç kabında kendi suyuyla pişirilir, 3 baş soğan, iki baş sarımsak, 5 adet sivri biber, yarım kg domates ince doğranarak, baharat (karabiber, pulbiber, kimyon), tuz ve bir kaşık salçayla birlikte ete ilave edilir. Doğranarak ayrı bir kapta kızartılan 1 kg patlıcan, güveç kabındaki malzeme ile bir sıra malzeme, bir sıra patlıcan şeklinde yerleştirilir. Üzeri domates ve biberle süslenerek üç bardak su konulmak suretiyle fırına sürülür ve yarım saat pişirilir.

Bazlama:

Mayalı hamurdan yapılan ekmek çeşididir. Un, ev mayası, kaynatılmış veya suyu çıkartılmış patates ezmesi bir miktar yoğurt ve tuz kullanılan bazlamanın yapılışı ise şöyledir. Elenen un yekpare ağaç gövdesinden oyulmuş tekne içine konulur. Teknenin boş bırakılan kısmına ev mayası, patates ezmesi, yoğurt ve tuz ilave edilerek hamur yoğrulur. Katı olması durumunda su ilave edilerek kulak memesi yumuşaklığına gelinceye kadar yoğurma işlemine devam edilir. Mayası gelmesi için üstü örtülmek suretiyle bir saat kadar bekletilen hamur büyük pazılar halinde tekneden alınarak el yaslağacı (el yaslı ağacı) kullanılarak açılır. Bir örtü üzerine alınan açılmış hamurlar üzeri örtülerek bir müddet daha bekletilir. Küllenmiş kızgın sac üzerinde pişirilen hamurlar soğuduktan sonra kullanılır.

Katmerli: Un ılık suda içine maya konularak hamur yapılır. Üzeri iyice örtülerek dinlenmeye bırakılan hamur, mayası gelince avuç içi büyüklüğünde pazılanır. Oklağaç (ince ve uzun oklava) yardımıyla kalınca açılan hamur içine sıvı yağ sürülerek katlanır. Araları yağlanarak birkaç kat yapılan hamur tekrar normal kalınlıkta açılır ve kızgın sac üzerine alınır. Pişerken de tekrar yağlanan ekmek hafif soğutularak servis yapılır.

Keşkek: Beyazlaşıncaya kadar dibekte dövülen buğdaya keşkek denilmektedir. Tereyağı ile kavrulan etin üzerine su, tuz ve keşkek konularak karıştırılmadan fırına verilerek pişirilir.

Mıkla: Tereyağı ile kıyma kavrulur, içine ince doğranmış kuru soğan eklenerek kavurmaya devam edilir. Baharat ve tuz katılarak kısık ateşte pişirilir. Pişen et göz göz açılarak buralara yumurta kırılır. Başka bir kapta eritilen tereyağı sıcak olarak üzerine dökülür ve kapak örtülerek bir süre daha pişirilir. Ateşten indirilen yemek servise hazırdır.

Tutmaç: Yarım kg un, yeteri kadar su ve tuz katılarak hamur yapılır. Üçe ayrılan hamur pazilenerek oklava aracılığı ile açılır ve 5 mm2 büyüklüğünde kesilir. Suyuyla bekleyen haşlanmış mercimeğin üzerine dökülerek iki taşım kaynatılır. Soğumaya bırakılan yemeğin üzerine, içine iki diş sarımsağın dövüldüğü bulamaç halindeki süzme yoğurt dökülerek karıştırılır. Yağ , salça, kıyma ve kuru nane ile yapılan sos dökülerek servis yapılır.

 

Yumurta Tatlısı: 12 adet yumurta sarısı ve beyazı ayrılarak farklı kaplara konulur. Yumurtanın beyazı kar rengini alacak şekilde çırpılır ve koyulaştırılır. Yumurtanın sarısı da ayrı bir kapta iyice çırpılır ve yumurtanın beyazına katılır. 2 kaşık un irmiği ilave edilerek karıştırılır. Yağlanmış kalıplara dökülerek önceden kızdırılmış fırına sürülür. 150 C’de 35 dakika pişirilir ve soğutmaya bekletilir. Bir tencereye 4.5 su bardağı su konur ve kaynatılır. Kaynadıktan sonra 5 su bardağı şeker ilave edilir. Koyuluncaya kadar kaynatılır. Şerbet soğutulmaya alınır. Tatlıya şerbet ılık olarak ilave edilir ve servise sunulur.

 

Hoşmerim: Tavanın içine 500 gram tereyağı konulur ve eritilir. 500 gr. un ilave edilerek pembeleşinceye kadar kavrulur. İçine kaynatılmış yarım bardak sıcak su ve 1 kahve kaşığı tuz konularak bir iki defa çevrilir. Ocaktan indirilerek servis tabağına konur ve soğutulur. Üzerine 1,5 su bardağı bal dökülerek servise sunulur.

 

İçecekler


Kızılcık Şurubu: Malzemeler; kızılcık, şeker, su. Suda kaynatılan kızılcıkların posası alınarak, süzülen su ile kaynatma işlemine devam edilir. Koyu hale gelince isteğe göre şeker ilave edilir. 15-20 dakika daha kaynatıldıktan sonra soğutma işlemine geçilir. Konsantre hale gelen karışıma su ilave edilerek servis yapılır

 



 
 
HALK OYUNLARI

Çankırı’da halk danslarını üç ana grupta incelenebilir. Bunlar :

a) Geleneksel Halk Dansları.
b) Seyirlik oyunlar.
c) Sohbet oyunları.  
Sohbet/Yaran toplantıları içinde her üç gurup oyunu görmek mümkündür. Sohbet adeta halk oyunlarının bir çıkış ve tatbik toplantısı özelliğini taşır. Zaten Çankırı kültüründe sohbet toplantıları temeli oluşturmaktadır.

Seyirlik Oyunlar

Ayı, Bağ Bozumu, Cirit, Çingene Ağası, Deve, Deve Kıpti, Elekçiler, Güreş, İdam, Kız Kaçırma, Samıt-lal
Seyirlik oyunlarda güldürü, dikkat, zeka ve surat esastır.

Sohbet Oyunları

Dilsiz, Esir Alma, Eş tutma, Lep; Beyk, Şildir Şip, Tura, Yüzük 

OYUNLARDA KIYAFET

Bacakta zıvka adı verilen bir nevi pantolon, belde ise kalın işlemeli kuşak, sırtta ise yarım kollu cepken yer alır. Gömlek olarak kırmızı renk mintan, baş ve boyunda poşu, ayaklarda ise yumuşak mes vardır.

Geleneksel Giysiler

1-Baş giysileri : Yemeni/ çember, fes, taç, erkeklerde poşu

2-Üst Giysiler : Harmani, salta, çuha, hırka, fermane, erkeklerde Cepken, yelek, içki/mintan.

3-Alt Giysiler : Şalvar, don, erkeklerde; zıvka, çakşır

4-Bütün Giysiler : Çarşaf, üç etek, kaftan, bindallı, entari, cübbe feraca.

5-Ayak Giysileri : sarı pabuç, çedik yemeni, çarık, mest, çepik, lapçin, merkap ve çorap

6-Takılar : Kemer, iğne, kremise, küpe, yüzük, bilezik, beşibirlik.
 
 
 
ERKEK GİYSİLERİ
 
Poşu- Her iki ucu sarkacak şekilde başa sarılır. Çizgili renkli ve ipekli kumaştan mamüldür.

İçlik/İşlik/İç Gömleği- Üzeri simli ipekli kumaştan yapılmıştır.

Cepken/Cepkin-Lacivert veya koyu renkli kolsuz sırma veya sim işlemelidir. Kol kısmı omuzdan bileklere kadar uzanır.
Avcı yeleği biçiminde sırta giyilir. Kolların kısım kenarları çeşitli motiflerle işlenmiş, ön kısımda iki ayrı yanda iki büyük vazo çiçek desenli sırtta ise büyükçe vazo ve çiçek stilize edilmiştir.

Vızka/Zıvka- Paçası dar, orta ve arka kısmı kabarık yan kısımları siyah şeritle süslü, önü arkası büzmeli şalvar.

Don- Lacivert renkli, önü arkası büzmeli, cepleri yandan ve cep üstleri simli paça çevresi sarı çiçek motifli ve işlemeli uçkurlu donun sağ ve sol dış kenarları belden aşağı kadar üç sıra işlemeli.

Çakşır- Bir nevi don, pantolon karışımı giysi

Şalvar- Bel kısmı uçkurla tutturulmuş ayak bileği kısmı dar, ortası geniş pantolon yerine giyilen giysi.

Cübbe- Boydan boya giyilen, düğmesiz, genelde koyu renkli

Mintan- Pamuk yada ipekten mamül, ön kısmı açık, kaytanla çaprazvari tutturulmuş.

Şal/Kuşak- Değişik renkli, ipekten dokunmuş, Selçuklu motifli, uçları püsküllü, bele sarılır.Tosya kuşkağıda denir.

Yelek- Omuz başları boyun ve kol çevreleri sarı sim işlemeli, önde etrafı çiçek motifli iki cep ve altta altı düğme bulunur.Çuval/keten kumaşından mamul lacivert renklidir.

Silahlık- Bele sarılır.

Çedik- Ayak burunları kalkık ve topuksuz ayakkabı

Çarık- ham deriden mamul, tasmayla büzülmüş ayakkabı,

Yarım Topuk Kundura- Hafif ve altı köseleden yapılmıştır.
Bunlardan başka Mestlapin-Mest-Lapçin-Merkop-Kundura adları verilen çeşitli ayakkabılar giyilir.  

GELENEKSEL ERKEK GİYSİSİ

Başta fes üstüne ince ve renkli kumaştan mamul poşu, kışın sadece gözlerin görüldüğü örme. Sırta ise işlemeli kumaştan yapılmış keten içlik/göynek/gömlek, avcı yeleği biçiminde koyu renkli ceket yerine giyilen kolsuz yakaları ve kenarları sırmalı cepken. Ceket veya kollu fermane. Altta ise Şalvar/zıvga/ zıpka adı verilen önü arkası büzmeli şalvar/pantolonumsu giysi. Ayaklarda yünden örülmüş dizlere kadar uzanan renkli veya beyaz desenli çorap. Esnaf ise belde Tosya kuşağı, topuk kısmı basık efe işi yemeni.
 
 
 
KADIN GİYSİLERİ
 
Saçlar-Uzun ve tek örgülü
Fes genelde kırmızı renkli, ön taraf bütün alının hizasına gelecek şekilde altın ile kaplı. Üstüne oyalı yemeni veya çevre örtülür. Fesin püskülü bele kadar iner, fesin alt bölümünün olduğu gibi ön üst bölümündü altınla çevrilidir. Üst ile alt ön boşluk kısımda takı vardır.
 
Yazma- püsküllü, pullu fes üstüne örtülür.
Yemeni/Çember/Çevre-Etrafı oyalı, siyah renkli genelde gençlerin beyaz, yaşlıların siyah renkte kullandığı kenarları işlenmiş baş örtüsü, altına fes giyilir.
Taç/Tavus kuşu biçimli kartondan kesilir. Düğünlerde kaftan ve bindallı ile birlikte giyilir. Ortasına elmas veya mücevher dikilir.
Hermani/Salta-Kadife veya çuhadan yapılır. Üzeri sırma işlemelidir. Üç etek üzerine belden yukarı giyilir. Boyu bele kadar uzanır. Kol ağızları ve yakalar özenle sırma işlemelidir.
Bindallı-Yörede en hakim giysilerden birisidir.Tek parçalı ve belden kesiksizdir. Mor veya bordo kumaştan yapılmış üstü altın renkte sim veya sırma ile işlenmiştir. Gümüş ve altın kemer aksesuarını oluşturur. Yaka kısmı biraz açık ve kollar bilek kısmında genişler.
Telli-Entari türü giysilerdendir. Kendinden simli, desenli ve ipek kumaştan yapılmıştır. Gümüş veya altın kemer aksesuarı tamamlar.
Okkalık- varlıklı aile giysilerindendir. İşlemleri altın veya gümüştendir.
Fermane-siyah, bordro,mor renklerden oluşan kadifeden dikilir. Üç eteğin üzerine giyilir. Sırma ve simle işlenir, motifler oldukça albenilidir. Kollar uzun, yaka ise diktir.
 
Önden açık ve yakalar kapalıdır.
Çuha-üç etek üzerine giyilir.
Çuha hıka-üç etek üzerine giyilir.
Çarşaf/Ferace-Çoğunlukla siyah renklidir. İki parçadan oluşur, bütün vücudu örter.
 
Gömlek-Hakim yakalı, sol omuzlar düğmeli, önde yaka altında dört adet düğme ve düğme çevresi ile kollar kurşuni işlemeli, patiskadan mamül olup kolları düğmesizdir.

İçlik-ipekli veya pamuktan mamül iç giysi.

Kuşak-Günlük kıyafette bele sarılır, uçlarında bağlamaya yarayan bağcıklar bulunur.

Şal-Çeşitli desenlere sahip bir nevi geniş kuşaktır.

Kaftan-Bindallı- Boy uzunluğunda, boydan boya giyilir. Baştan aşağı sırmalarla işlenmiştir.

Önlük-Kuşak üzerine bağlanır, genelde koyu renkli ve üst uçlarında bağcıkları vardır.

Don-Genelde basmadan mamül ve renklidir. Üç eteğin altına giyilir. Paça kısmı dar diğer kısımlar geniştir. Bele uçkurla tutturulur.

Üçetek-Arkası düz önü iki parçalıdır.Arkadaki düz parça topuklara kadar sarkar, öndeki iki parça ise bele dolanır. Hint kumaşından yapılmış üzeri altın veya gümüş sırma işlemelidir. Dantellere harç adı verilir. Gümüş yada altın kemer aksesuarını oluşturur. 1960’lı yıllara kadar giyiliyordu.

Şalvar-Renkler canlı, canfes denilen ağır ve sade ipekli kumaştan yapılır. Üzeri işlemelidir. Uçkurla bele ve bağcıklarla bacağa tutturulur.

Çoraplar-Yazlık olanlar tiftikten, kışlık olanlar ise yünden örülür. Beyaz yünden örülenler genelde uzun boyludur.

Ayakkabılar-Yemeni – Altı ince kösele topuksuz ayakkabı
Sarı Pabuç-kenarsız ve ökçesiz ayakkabı
İskarpin-Siyah renkli kösele ayakkabı
 
 
 
 
ILGAZ DAĞI MİLLİ PARKI

ANKARA ile ÇANKIRI arasındaki mesafe 131KM
ÇANKIRI ile ILGAZ arasındaki mesafe        53KM

   Konumu Batı Karadeniz Bölgesinde bulunan yüksek ve devamlı bir dağ sıraları olan Ilgaz Dağları kuzeyde Gök ırmak ve Araç Çayı, güneyde ise Devrez Çayı ile sınırlanmıştır. Ilgaz Dağı, zengin orman örtüsünün meydana getirdiği eşsiz doğal güzelliklere sahiptir. Ankara-Çankırı-Kastamonu devlet karayolu ile Ankara'ya 200 km, Kastamonu'ya 45 km, Ilgaz ilçe merkezine ise 25 km uzaklıktadır.Milli Park Arazi Yapısı ve Bitki Örtüsü Genellikle serpantinler, şistler ve volkanik kayaçlardan oluşur. Dağ oluşum hareketleri yönünden ilginç örnekler bulunmaktadır.


   Yöre değişik karakterde vadiler, sırtlar ve doruklardan oluşur. Üstün değerde peyjaz güzellikleri sunan bir jeomorfolojik yapıya sahiptir. Ilgaz Dağları eteklerinden doruklarına doğru değişen, çok değişik görünümlü ve çekici güzellikte sarıçam, karaçam ve köknarın hakim olduğu ağaç türleri ile kaplı sık orman örtüsüne sahiptir. Bu orman örtüsü ve saha zengin bir orman altı bitki topluluğu ile desteklenmektedir. Bu bitki topluluğu içerisinde özellikle orkidelere çok sık rastlanmaktadır.

   Orkide Yurdumuz orkide bakımından Avrupa ve Ortadoğu'nun en zengin ülkelerinden biridir. Türkiye'de 24 cinse ait orkide bulunmaktadır. Bunların çoğu mevsiminde gezildiğinde Ilgaz Dağlarında görülebilir. Orkidenin yumrularından salep elde edilmektedir. Her yıl salep elde edilmek üzere aşırı derecede ve bilinçsizce orkide toplanması bu güzel bitkilerin varlığını sona erdirmek üzeredir. İyi bir koruma ile son derece güzel ve gösterişli bu bitkiler gelecek nesillere ve araştırma kurumlarına açık bir inceleme alanı olacaktır.

Ilgaz Dağları'nın yıl boyu akışlı suları ve zengin bitki örtüsünün oluşturduğu şartlar, aşırı avlanmaya rağmen nesillerini devam ettiren geyik, karaca, ayı, yaban domuzu, kurt, tilki, tavşan, keklik gibi yabani hayvanlara uygun yaşama ortamı oluşturmaktadır.

Zengin bitki örtüsü ve içinde barındırdığı yaban hayatı ile kış sporları imkanları göz önüne alınarak Çankırı ve Kastamonu il sınırları içerisinde yer alan 1088.61 hektarlık kısmı Mil­li Park olarak ayrılmıştır.


Milli Park alanına Çankırı-Kastamonu Devlet Karayolu ile ulaşım sağlanmakta olup saha Kastamonu'ya 45 km.,Ankara'ya 200 km. uzaklıktadır.
Ilgaz Dağının yer yapısı ve dağ oluşumu hareketlerinin ilginç ve ilgi çekici örnekleri ziyaretçileri çeker özelliktedir. Ayrıca Milli Park sahası içerisindeki değişik bitki zenginliği ve peyzaj değerlerini sunan vadiler ve sırtlar mutlak görülmesi gerekli yerlerdir. Milli Parkın kayak sporu yapma imkanı sunan Ankara Konağı da önemli bir değer noktasıdır.

İlçenin kuruluş tarihinin çok eski tarihlere dayandığını kanıtlayan yüzeysel buluntular elde edilmiş olmasına rağmen kesin yerleşim tarihi belirlenememiştir. İlçe toprakları geçmişte doğu ve batı kültürlerinin kaynaştığı ve farklı kültürlerin bir araya geldiği bir alan olmuştur.

M.Ö. 2000 yılına ait Arkhaik Helenistik ve Roma çağına ait buluntular elde edilmiştir. En eski yerleşimin Cendere köyü ile Devrez çayının İnköy ile birleştiği yer arasında bulunduğu Roma-Bizans dönemine kadar indiği tahmin olunmakta ve ileri sürülmektedir.

      
   İlçenin ilk yerlileri yörede şehir devletleri kuran Prota-Hititlerdir.M.Ö. 1300 yıllarında Orta Asya menşeili Hititler Mezopotamya veya Doğu Anadolu üzerinden Anadolu'ya gelerek kendilerinden önce gelen Prota-Hitit'lerin üstünlüğüne son vermişlerdir. Zamanla Prota-Hitit'leri kendi bünyelerinde eriten Hititler Anadolu'da üstün bir medeniyet ve egemenlik kurmuşlarsa da M.Ö. 1200 yıllarında Dor istilasına uğramış ve Anadolu'da karanlık devir olarak bilinen dönem başlamıştır.


   M.Ö. 700 yy. kadarki döneme ait. 500 yıllık bie devreye ait kesin bilgiler elde edilememiştir. Bu dönemde Kafkas bölgesinden gelen Kimmerler Ilgaz  yöresini istila etmişlerse de M.Ö. 584 te batıdan gelen Lidyalılar tarafından üstünlüklerine son verilmiştir. Lidyalılar sürekli olarak Medlerle savaşmışlar ve Kızılırmak nehri her iki kavim arasında sınır olarak kalmıştır. M.Ö. 546 da Ilgaz ve çevresi tamamen Perslerin egemenliği altına girmiştir.Büyük İskenderin M.Ö. 330 yıllarında bölgeyi ele geçirmesinden sonra Ilgaz ilçe tarihi de bir açıklık kazanmaya başlamıştır.

   M.Ö. 302-301 Ilgaz ilçe sınırları içinde bulunan Kimiate başkent olarak önemli bir kent ünvanını kazanmıştır. H.Kiper ve Leonhard Kimiate'nin yerini İnköy tepesinin olduğu yer olarak ileri sürerken, Cendere ile Kurmalar köyleri arasında olduğunu ileri sürenlerde vardır. M.Ö. 302 yıllarında hareket üssü ve M.Ö. 281 yılında Mithridates'in torunlarından Mithridates Eupatıor burada güçlü bir Pontus krallığının temellerini atar.

       Hitit, Frig, Roma dönemlerine ait buluntular Salman Höyükten ve Cendere köyü höyüklerinden elde edilmiştir. Höyüklerin Roma ve daha eski dönemlere ait olduğu ileri sürülmektedir. 1979 yılında Türk Tarih Kurumutarafından yaptırılan araştırmada yazıtlar, keramik ve porselen buluntuları elde edilmiştir.

       Antik kentlerin çarşılarını oluşturan, halkını kötü hava şartlarından koruyan ve her türlü sosyal etkinlikleri gerçekleştiren STOA binalarına ait yazıtlar elde edilmiştir. Stoalar hellenistik kent özelliğine sahip agora, meclis binası ve tapınaklardan meydana gelen bir site özelliğine sahip yapılardır. Kurmalar köyü Demirciler yaylasında bulunan bu eserler yerleşimin 900 ile 1000 yıllık bir geçmişi olduğunu kanıtlamaktadır.

       M.Ö. 180 de Çankırı prensi Morzeos Ilgazı ele geçirir. M.Ö. 185-189 da Pontus kralı Pharnakes bölgede üstünlük sağlar. M.Ö 88-64 yıllarında 24 yıl süreli Mithridates savaşları yapılırsa da M.Ö. 120-64 yıllarında arasında Mithridates soyu bölgede üstünlüklerini devam ettirirler. Strabon'a göre Kimiate Mithridates Avpator döneminde oldukça önemli birkent özelliğini sürdürmüştür.

       M.Ö. 67-63 yılları arasında zayıflayan Mithridates soyunun toprakları Romalıların eline geçer. Romalı konsul Pompeius Roma senatosundan kendi adını taşıyan bir yasa çıkarır ve bu yasa ile Bithnia-Pontus eyaletlerini kurar. Pontus ve Paphlagonia'yı kendi iç işlerinde serbest bırakır. Çankırı (Gangra) krallık ve prenslik olarak eski Çankırı prensi Plaimenes tarafından M.Ö. 64 te Altalos'a verilir. Ilgaz o zamandan günümüze kadar sürekli Çankırı'ya bağlanır. Ilgaz yöresinde oturan halkın o dönemlerde Roma, Bodrum ve Amasya yöresinden geldiği bazı bilimsel eserlerde kaydedilmektedir.

    M.Ö. 3. yy. a ait Gökçay, Devrez vadileri ve Cendere köylerinde bazı buluntular elde edilmiştir.Roma ve Bizans dönemine ait çeşitli eserlerin elde edildiği Ilgaz ilçesi ve yöresi 1071 yılından sonra Anadolu'ya akınlar halinde gelen Türk boylarının yönetimine girmiş, Türk boyları bölgede parça parça yerleşmeye başlamışlardır. 1132 yılında Danişment Gazi'nin kurduğu beyliğin sınırları içine alınan Ilgaz daha sonraları Trabzon'u başkent yapan Pontus Rum İmparatorluğunun kısa bir süre egemenliği altında yaşamıştır. 1213 yılında Selçuklu hükümdarı İzzettin Keykavus Ilgaz'ı imparatorluğun sınırları içine katar ve Candaroğulları beyliği yörede üstünlük sağlar. Çoban Hüsamettin döneminden sonra bir müddet daha bağımsız beylik halinde kalan Ilgaz bölgesi Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine katılır.

       Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1854 yılında Ilgaz'dan Koçhisar veya Koçhisar-ı Bala olarak bahsedilir. Bu yıllarda ilçe merkezi Bucura köyü dür. Daha sonraları Belören'e nakledilir. 1922 yılında Ilgaz adını alan ilçe bir ara Kastamonu'ya bağlanır. 1929 yılından sonra tekrar Çankırı'ya bağlanarak, Çankırı'nın bir ilçesi olur
 
KURTULUŞ SAVAŞINDA ILGAZ
 

       İnebolu'dan Ankara'ya cephane taşınan yolun üzerinde bulunan Ilgaz 1920'lerde bir nahiye merkezi idi. Cephane naklinde Çerkeş, Kurşunlu, Ilgaz, Kastamonu ve İnebolu birlikte çalışmışlar ve görevlerini birlikte başarmışlardır. Her yörede olduğu gibi Ilgaz'da da daha canlabaşla çalışanlar çıkmış ve daima minnetle anılmışlardır.

İşte bunlardan birkaçı:


HALİL AĞA


       Ilgaz'da bulunan Kale Hanının sahibi olan Halil Ağa Ilgaz'ın Kale köyündendir. Çanakkale savaşlarına iştirak etmiş, İstiklal savaşının başlaması ile Kuvayi Milliye saflarında yer almış orduya maddi manevi yardımlar sağlamış üstün hizmetler vermiş bir Ilgaz'lı kahramandır.
  İstiklal Madalyası sahibi olan Halil Ağayı o dönemde İnebolu-Ankara yolunu katedipte tanımayan onun hanında ağırlanmayan hemen hemen yok gibidir.

EKSİKLİ SALİH


       Ilgaz'ın Eksik köyünden olan Salih, Pontus eşkiyasının bölgedeki hareketlerini onların içine girerek yakından izlemiş ve o dönemde Ilgaz'daki cephaneliğin Pontus eşkiyası tarafından havaya uçurulacağınıhaberdar ederek, Türk ordusunun maddi kayba uğramamasını sağlamıştır.Daha sonraları İstiklal savaşının çeşitli cephelerinde çarpışmış, üsteğmenlik rütbesine kadar yükselmiş ve İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.

ŞAKİR AĞA


       Kızılsın köylü olan Şakir Ağa Atatürk'ün takdirlerini kazanmış ve Kurtuluş Savaşı sırasında cephane naklinde gösterdiği başarısından dolayı kendisine gümüş işlemeli bir mavzer hediye edilmiştir.

ARİF SAĞLAM


       Kuyupınar köylü Arif Sağlam Kurtuluş ve Çanakkale savaşlarına katılmış 1 Teşrinsani 1338'de İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.

ÜMMİHAN NİNE


       Türk erkeği cephede savaşırken Türk kadını hiç dururmu, yüzlerce, binlerce olan kadın kahramanlarımızdan biri olan Ümmihan Nine Kızılsın köyündendir.Adsız kahraman analarımızın bir simgesi olan Ümmihan Nine Türk İstiklal savaşına adını vermiş Türk kadınını temsil etmektedir.Ulus-Ankara'da Atatürk heykeli etrafında bulunan heykellerden birisi de cephane taşıyan kadın heykelidir. Ümmihan Nine işte bu heykelin temsil ettiği Türk kadınının çalışkanlık ve başarısını, ölmezliğini Ilgaz'da temsil edenlerden
bir tanesidir.
 
 COĞRAFYAMIZ :


          İlçemiz, Merkez İlçenin 50 km kuzeyinde Ilgaz Dağları'nın güneyinde, Çankırı Kastamonu ile Gerede-Samsun Devlet Karayolları kavşağına 3 km mesafede bulunmaktadır. Çankırı il merkezinin kuzeyinde, kuzeyde Araç, doğuda Tosya, batıda Kurşunlu, güneyde ise Çankırı Merkez ile çevrilidir.   1 Bucak 73 köy vardır. Deniz seviyesinden yüksekliği 950 m olup yüzölçümü 782km'dir.Merkez nüfusu 11814, köy nüfusu 15103 olmak üzere toplam nüfus  26917'dir.  Toprak ürünleri bakımından zengindir. Hububattan buğday, arpa, mısır darı, pirinç; sebzelerden patates, soğan, fasulye ve meyve yetişir. 
 
YER ŞEKİLLERİ:


          İlçe kuzeyden Ilgaz Dağları Güneyden Köroğlu Dağları ile çevrilidir. Devrez çayı tabanlı vadisi üzerinde kurulan ilçe merkezi 960 m yüksekliktedir. Ilgaz Dağlarının ilçe sınırları içinde kalan kesiminin ortalama yükseltisi 2000 m'dir. Batı Karadeniz bölümünün kıyıdan itibaren 2. dağ sırasını oluşturan Ilgaz dağlarının en yüksek yeri ise 2587 m ye ulaşan büyük Hacettepe'si dir. Bu dağlar ülkemizin kuzeyinde Karadeniz'e paralel olarak uzanan Kuzey Anadolu kıvrım dağlarının bir parçasıdır. İlçe sınırlarından geçerek Kızılırmak nehrine 161 km uzunluğundaki Devrez çayı kaynağının Köroğlu dağlarından alır. Düzensiz bir rejime sahiptir. Devrez'in kolları olan bucura çayı, bozan çayı ve gök çayı ilçenin diğer akar sularıdırİlçenin ekonomisi pirinç, kereste, tiftik, yağ, peynir, ham deri ve elma ticaretine dayanır.
 
        Step ve Karadeniz iklimleri arasında geçiş meydana getirir. Step ikliminin yazları sıcak kışları soğuk, karadeniz ikliminin yağışlı özelliği birbiri içine girmiş durumdadır. İçinde en yüksek sıcaklık ortalaması 28.1 C (Temmuz) ve en düşük sıcaklık ortalaması 4 C en yüksek sıcaklık 36 C en düşük sıcaklık ise -27 olarak ölçülmüştür. Rüzgar, en çok güney batı, güney doğu ve kuzey batı yönlerinden eser. Yıllık ortalama olarak 474 mm. civarında yağış alır bu rakam dağlık kesimlerde 1000 mm. ye kadar ulaşır, kar kalınlığı ortalama 45 cm. yüksek kesimlerde 3.00 m karla örtülü gün sayısı 34 tür.
 
 İlçe ekonomisinde hem tarım hem de hayvancılık oldukça önemlidir. tarım ve hayvancılık birbirini destekler niteliktedir. İlçede toprak yapısı dördüncü jeolojik zamanda son şeklini almıştır. Arazinin %14 ünü tarım alanları, %41 inin orman %23 ünü çayır-mera ve %22 sini kullanılmayan alanlar oluşturur.
     

 Devrez çayı ve devrezi besleyen diğer çayların geçtiği vadilerde "sulu tarım" yapılır. Sulu tarım alanları toplam arazinin %38 inin oluşturur. İlçede geleneksel tarım yöntemleri uygulanır. Buğday, arpa, çeltik, şeker pancarı, patates, hayvancılığı destekleyen yem bitkiler, domates, biberi lahana gibi sebze ve elma, armut, şeftali, erik, ayva, kayısı, kiraz, badem, ceviz, vişne gibi meyveler yetiştirilir.

       İlçede seracılık 1998 yılının ikinci yarısında Ilgaz Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın kredilendirme önderliğinde 4080 m karelik alanı kaplayan 15 adet seranın kurulmasıyla başlamış daha sonra bu alan 5700 m kareye çıkarılmıştır. Kurulan seraların %50 sinde güz dönemi "marul"  üretimi yapılmakta olup çiftçi ile İlçe Tarım Müdürlüğü'nün işbirliği yapması sonucu olumlu ilerlemeler kaydedilmiştir
 
Ilgazın en büyük Turizm potansiyeli Ilgaz dağı. Ilgaz Dağı, Zengin orman örtüsünün meydana getirdiği eşsiz doğal güzelliklere sahiptir. Ilgaz dağları eteklerinden doruklarına doğru değişen, çok değişik görünümlü ve çekici güzellikte sarıçam, karaçam ve göknarın hâkim olduğu ağaç türlerinden oluşan orman örtüsü ile kaplıdır. Bu orman örtüsü ve saha zengin bir orman altı bitki topluluğu ile desteklenmektedir. Bu bitki topluluğu içinde özellikle orkidelere sık rastlanır. Ilgaz Dağının bir diğer özelligide kış sporları merkezi olmasıdır. Ilgaz Dağında 3’ü kamuya ait olmak üzere toplam 8 otelde 2000 yatak kapasitesi bulunmaktadır. Kayak merkezinde bir bayby lift, bir teleski ve telesiyej olmak üzere üç mekanik tesis de bulunmaktadır.
 
ANKARA ile ÇANKIRI arasındaki mesafe 131KM
ÇANKIRI ile ILGAZ arasındaki mesafe 53KM
 
 
ILGAZ DAĞI MİLLİ PARKI
   Konumu Batı Karadeniz Bölgesinde bulunan yüksek ve devamlı bir dağ sıraları olan Ilgaz Dağları kuzeyde Gök ırmak ve Araç Çayı, güneyde ise Devrez Çayı ile sınırlanmıştır. Ilgaz Dağı, zengin orman örtüsünün meydana getirdiği eşsiz doğal güzelliklere sahiptir. Ankara-Çankırı-Kastamonu devlet karayolu ile Ankara'ya 200 km, Kastamonu'ya 45 km, Ilgaz ilçe merkezine ise 25 km uzaklıktadır.Milli Park Arazi Yapısı ve Bitki Örtüsü Genellikle serpantinler, şistler ve volkanik kayaçlardan oluşur. Dağ oluşum hareketleri yönünden ilginç örnekler bulunmaktadır. Yöre değişik karakterde vadiler, sırtlar ve doruklardan oluşur. Üstün değerde peyjaz güzellikleri sunan bir jeomorfolojik yapıya sahiptir. Ilgaz Dağları eteklerinden doruklarına doğru değişen, çok değişik görünümlü ve çekici güzellikte sarıçam, karaçam ve köknarın hakim olduğu ağaç türleri ile kaplı sık orman örtüsüne sahiptir. Bu orman örtüsü ve saha zengin bir orman altı bitki topluluğu ile desteklenmektedir. Bu bitki topluluğu içerisinde özellikle orkidelere çok sık rastlanmaktadır.
 

Orkide Yurdumuz orkide bakımından Avrupa ve Ortadoğu'nun en zengin ülkelerinden biridir. Türkiye'de 24 cinse ait orkide bulunmaktadır. Bunların çoğu mevsiminde gezildiğinde Ilgaz Dağlarında görülebilir. Orkidenin yumrularından salep elde edilmektedir. Her yıl salep elde edilmek üzere aşırı derecede ve bilinçsizce orkide toplanması bu güzel bitkilerin varlığını sona erdirmek üzeredir. İyi bir koruma ile son derece güzel ve gösterişli bu bitkiler gelecek nesillere ve araştırma kurumlarına açık bir inceleme alanı olacaktır.
 
Ilgaz Dağları'nın yıl boyu akışlı suları ve zengin bitki örtüsünün oluşturduğu şartlar, aşırı avlanmaya rağmen nesillerini devam ettiren geyik, karaca, ayı, yaban domuzu, kurt, tilki, tavşan, keklik gibi yabani hayvanlara uygun yaşama ortamı oluşturmaktadır.

Zengin bitki örtüsü ve içinde barındırdığı yaban hayatı ile kış sporları imkanları göz önüne alınarak Çankırı ve Kastamonu il sınırları içerisinde yer alan 1088.61 hektarlık kısmı Mil­li Park olarak ayrılmıştır.

Milli Park alanına Çankırı-Kastamonu Devlet Karayolu ile ulaşım sağlanmakta olup saha Kastamonu'ya 45 km.,Ankara'ya 200 km. uzaklıktadır.
 
Ilgaz Dağının yer yapısı ve dağ oluşumu hareketlerinin ilginç ve ilgi çekici örnekleri ziyaretçileri çeker özelliktedir. Ayrıca Milli Park sahası içerisindeki değişik bitki zenginliği ve peyzaj değerlerini sunan vadiler ve sırtlar mutlak görülmesi gerekli yerlerdir. Milli Parkın kayak sporu yapma imkanı sunan Ankara Konağı da önemli bir değer noktasıdır.
 
Kış Sporları
 
Milli parkın bir önemli kaynağı da kış sporlarıdır. Ilgaz Dağı kış sporları açısından ülke düzeyinde önem taşıyan bir kaynak niteliğindedir. Ilgaz Dağı kayak merkezinde 900 metre uzunluğunda çift sandalyeli telesiyej, 2 km uzunluğunda bir teleski ile 250 metre uzunluğunda da bir baby liftten oluşan mekanik tesisler yanı sıra 100 yatak kapasiteli Köy Hizmetleri Tesisleri, 115 yatak kapasiteli Dağ Başı Otel mevcuttur. Ayrıca devre mülk şeklinde yapılan Ilgaz Mountain resort Ilgaz Dağı Milli Parkı sınırları içerisindedir.
 
Mevcut Hizmetler ve Konaklama
 
Ankara il merkezine en yakın kayak sporu merkezi bu Milli Park içerisindedir. Ayrıca sahada ziyaretçilerin doğal yürüyüş, çadırla ve karavanla kamp yapma olanağı ile günübirlik aktiviteleri için uygun olanaklar mevcuttur.
Milli Park sınırları içindeki Baldıran vadisinde alabalık üretme istasyonu ve avlanma göletleri hizmete açıktır. 15 Haziran-15 Eylül tarihleri arasında ziyaretçiler bu sahada sportif olta balıkçılığı yapabilecekleri gibi isteklerine göre üretim istasyonundan balık alma imkanına sahiptirler.
Milli Parka gelen ziyaretçilerin yeme-içme ve konaklama ihtiyaçlarını karşılamak üzere park içinde bir otel ,idari müze ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne ait eğitim tesisleri bulunmakta, ayrıca Milli Parkta kış sporları için Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'nün Tele-Sandalye Tesisi bulunmaktadır.
 
 
 
Ilgazın en büyük Turizm potansiyeli Ilgaz dağı. Ilgaz Dağı, Zengin orman örtüsünün meydana getirdiği eşsiz doğal güzelliklere sahiptir. Ilgaz dağları eteklerinden doruklarına doğru değişen, çok değişik görünümlü ve çekici güzellikte sarıçam, karaçam ve göknarın hâkim olduğu ağaç türlerinden oluşan orman örtüsü ile kaplıdır. Bu orman örtüsü ve saha zengin bir orman altı bitki topluluğu ile desteklenmektedir. Bu bitki topluluğu içinde özellikle orkidelere sık rastlanır. Ilgaz Dağının bir diğer özelligide kış sporları merkezi olmasıdır. Ilgaz Dağında 3’ü kamuya ait olmak üzere toplam 8 otelde 2000 yatak kapasitesi bulunmaktadır. Kayak merkezinde bir bayby lift, bir teleski ve telesiyej olmak üzere üç mekanik tesis de bulunmaktadır

İlçenin kuruluş tarihinin çok eski tarihlere dayandığını kanıtlayan yüzeysel buluntular elde edilmiş olmasına rağmen kesin yerleşim tarihi belirlenememiştir. İlçe toprakları geçmişte doğu ve batı kültürlerinin kaynaştığı ve farklı kültürlerin bir araya geldiği bir alan olmuştur.

M.Ö. 2000 yılına ait Arkhaik Helenistik ve Roma çağına ait buluntular elde edilmiştir. En eski yerleşimin Cendere köyü ile Devrez çayının İnköy ile birleştiği yer arasında bulunduğu Roma-Bizans dönemine kadar indiği tahmin olunmakta ve ileri sürülmektedir.


       İlçenin ilk yerlileri yörede şehir devletleri kuran Prota-Hititlerdir.M.Ö. 1300 yıllarında Orta Asya menşeili Hititler Mezopotamya veya Doğu Anadolu üzerinden Anadolu'ya gelerek kendilerinden önce gelen Prota-Hitit'lerin üstünlüğüne son vermişlerdir. Zamanla Prota-Hitit'leri kendi bünyelerinde eriten Hititler Anadolu'da üstün bir medeniyet ve egemenlik kurmuşlarsa da M.Ö. 1200 yıllarında Dor istilasına uğramış ve Anadolu'da karanlık devir olarak bilinen dönem başlamıştır. M.Ö. 700 yy. kadarki döneme ait. 500 yıllık bie devreye ait kesin bilgiler elde edilememiştir. Bu dönemde Kafkas bölgesinden gelen Kimmerler Ilgaz  yöresini istila etmişlerse de M.Ö. 584 te batıdan gelen Lidyalılar tarafından üstünlüklerine son verilmiştir. Lidyalılar sürekli olarak Medlerle savaşmışlar ve Kızılırmak nehri her iki kavim arasında sınır olarak kalmıştır. M.Ö. 546 da Ilgaz ve çevresi tamamen Perslerin egemenliği altına girmiştir.Büyük İskenderin M.Ö. 330 yıllarında bölgeyi ele geçirmesinden sonra Ilgaz ilçe tarihi de bir açıklık kazanmaya başlamıştır.

M.Ö. 302-301 Ilgaz ilçe sınırları içinde bulunan Kimiate başkent olarak önemli bir kent ünvanını kazanmıştır. H.Kiper ve Leonhard Kimiate'nin yerini İnköy tepesinin olduğu yer olarak ileri sürerken, Cendere ile Kurmalar köyleri arasında olduğunu ileri sürenlerde vardır. M.Ö. 302 yıllarında hareket üssü ve M.Ö. 281 yılında Mithridates'in torunlarından Mithridates Eupatıor burada güçlü bir Pontus krallığının temellerini atar.

       Hitit, Frig, Roma dönemlerine ait buluntular Salman Höyükten ve Cendere köyü höyüklerinden elde edilmiştir. Höyüklerin Roma ve daha eski dönemlere ait olduğu ileri sürülmektedir. 1979 yılında Türk Tarih Kurumutarafından yaptırılan araştırmada yazıtlar, keramik ve porselen buluntuları elde edilmiştir.

       Antik kentlerin çarşılarını oluşturan, halkını kötü hava şartlarından koruyan ve her türlü sosyal etkinlikleri gerçekleştiren STOA binalarına ait yazıtlar elde edilmiştir. Stoalar hellenistik kent özelliğine sahip agora, meclis binası ve tapınaklardan meydana gelen bir site özelliğine sahip yapılardır. Kurmalar köyü Demirciler yaylasında bulunan bu eserler yerleşimin 900 ile 1000 yıllık bir geçmişi olduğunu kanıtlamaktadır.

       M.Ö. 180 de Çankırı prensi Morzeos Ilgazı ele geçirir. M.Ö. 185-189 da Pontus kralı Pharnakes bölgede üstünlük sağlar. M.Ö 88-64 yıllarında 24 yıl süreli Mithridates savaşları yapılırsa da M.Ö. 120-64 yıllarında arasında Mithridates soyu bölgede üstünlüklerini devam ettirirler. Strabon'a göre Kimiate Mithridates Avpator döneminde oldukça önemli bir
kent özelliğini sürdürmüştür.

       M.Ö. 67-63 yılları arasında zayıflayan Mithridates soyunun toprakları Romalıların eline geçer. Romalı konsul Pompeius Roma senatosundan kendi adını taşıyan bir yasa çıkarır ve bu yasa ile Bithnia-Pontus eyaletlerini kurar. Pontus ve Paphlagonia'yı kendi iç işlerinde serbest bırakır. Çankırı (Gangra) krallık ve prenslik olarak eski Çankırı prensi Plaimenes tarafından M.Ö. 64 te Altalos'a verilir. Ilgaz o zamandan günümüze kadar sürekli Çankırı'ya bağlanır. Ilgaz yöresinde oturan halkın o dönemlerde Roma, Bodrum ve Amasya yöresinden geldiği bazı bilimsel eserlerde kaydedilmektedir. M.Ö. 3. yy. a ait Gökçay, Devrez vadileri ve Cendere köylerinde bazı buluntular elde edilmiştir.Roma ve Bizans dönemine ait çeşitli eserlerin elde edildiği Ilgaz ilçesi ve yöresi 1071 yılından sonra Anadolu'ya akınlar halinde gelen Türk boylarının yönetimine girmiş, Türk boyları bölgede parça parça yerleşmeye başlamışlardır. 1132 yılında Danişment Gazi'nin kurduğu beyliğin sınırları içine alınan Ilgaz daha sonraları Trabzon'u başkent yapan Pontus Rum İmparatorluğunun kısa bir süre egemenliği altında yaşamıştır. 1213 yılında Selçuklu hükümdarı İzzettin Keykavus Ilgaz'ı imparatorluğun sınırları içine katar ve Candaroğulları beyliği yörede üstünlük sağlar. Çoban Hüsamettin döneminden sonra bir müddet daha bağımsız beylik halinde kalan Ilgaz bölgesi Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine katılır.

       Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1854 yılında Ilgaz'dan Koçhisar veya Koçhisar-ı Bala olarak bahsedilir. Bu yıllarda ilçe merkezi Bucura köyü dür. Daha sonraları Belören'e nakledilir. 1922 yılında Ilgaz adını alan ilçe bir ara Kastamonu'ya bağlanır. 1929 yılından sonra tekrar Çankırı'ya bağlanarak, Çankırı'nın bir ilçesi olur
 
 

YER ŞEKİLLERİ:

          İlçe kuzeyden Ilgaz Dağları Güneyden Köroğlu Dağları ile çevrilidir. Devrez çayı tabanlı vadisi üzerinde kurulan ilçe merkezi 960 m yüksekliktedir. Ilgaz Dağlarının ilçe sınırları içinde kalan kesiminin ortalama yükseltisi 2000 m'dir. Batı Karadeniz bölümünün kıyıdan itibaren 2. dağ sırasını oluşturan Ilgaz dağlarının en yüksek yeri ise 2587 m ye ulaşan büyük Hacettepe'si dir. Bu dağlar ülkemizin kuzeyinde Karadeniz'e paralel olarak uzanan Kuzey Anadolu kıvrım dağlarının bir parçasıdır. İlçe sınırlarından geçerek Kızılırmak nehrine 161 km uzunluğundaki Devrez çayı kaynağının Köroğlu dağlarından alır. Düzensiz bir rejime sahiptir. Devrez'in kolları olan bucura çayı, bozan çayı ve gök çayı ilçenin diğer akar sularıdırİlçenin ekonomisi pirinç, kereste, tiftik, yağ, peynir, ham deri ve elma ticaretine dayanır.
 
        Step ve Karadeniz iklimleri arasında geçiş meydana getirir. Step ikliminin yazları sıcak kışları soğuk, karadeniz ikliminin yağışlı özelliği birbiri içine girmiş durumdadır. İçinde en yüksek sıcaklık ortalaması 28.1 C (Temmuz) ve en düşük sıcaklık ortalaması 4 C en yüksek sıcaklık 36 C en düşük sıcaklık ise -27 olarak ölçülmüştür. Rüzgar, en çok güney batı, güney doğu ve kuzey batı yönlerinden eser. Yıllık ortalama olarak 474 mm. civarında yağış alır bu rakam dağlık kesimlerde 1000 mm. ye kadar ulaşır, kar kalınlığı ortalama 45 cm. yüksek kesimlerde 3.00 m karla örtülü gün sayısı 34 tür.
 
 İlçe ekonomisinde hem tarım hem de hayvancılık oldukça önemlidir. tarım ve hayvancılık birbirini destekler niteliktedir. İlçede toprak yapısı dördüncü jeolojik zamanda son şeklini almıştır. Arazinin %14 ünü tarım alanları, %41 inin orman %23 ünü çayır-mera ve %22 sini kullanılmayan alanlar oluşturur.
     
 Devrez çayı ve devrezi besleyen diğer çayların geçtiği vadilerde "sulu tarım" yapılır. Sulu tarım alanları toplam arazinin %38 inin oluşturur. İlçede geleneksel tarım yöntemleri uygulanır. Buğday, arpa, çeltik, şeker pancarı, patates, hayvancılığı destekleyen yem bitkiler, domates, biberi lahana gibi sebze ve elma, armut, şeftali, erik, ayva, kayısı, kiraz, badem, ceviz, vişne gibi meyveler yetiştirilir.

       İlçede seracılık 1998 yılının ikinci yarısında Ilgaz Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın kredilendirme önderliğinde 4080 m karelik alanı kaplayan 15 adet seranın kurulmasıyla başlamış daha sonra bu alan 5700 m kareye çıkarılmıştır. Kurulan seraların %50 sinde güz dönemi "marul"  üretimi yapılmakta olup çiftçi ile İlçe Tarım Müdürlüğü'nün işbirliği yapması sonucu olumlu ilerlemeler kaydedilmiştir
 
Ilgazın en büyük Turizm potansiyeli Ilgaz dağı. Ilgaz Dağı, Zengin orman örtüsünün meydana getirdiği eşsiz doğal güzelliklere sahiptir. Ilgaz dağları eteklerinden doruklarına doğru değişen, çok değişik görünümlü ve çekici güzellikte sarıçam, karaçam ve göknarın hâkim olduğu ağaç türlerinden oluşan orman örtüsü ile kaplıdır. Bu orman örtüsü ve saha zengin bir orman altı bitki topluluğu ile desteklenmektedir. Bu bitki topluluğu içinde özellikle orkidelere sık rastlanır. Ilgaz Dağının bir diğer özelligide kış sporları merkezi olmasıdır. Ilgaz Dağında 3’ü kamuya ait olmak üzere toplam 8 otelde 2000 yatak kapasitesi bulunmaktadır. Kayak merkezinde bir bayby lift, bir teleski ve telesiyej olmak üzere üç mekanik tesis de bulunmaktadır.
 
DERBENT:
  Ilgaz Kastamonu devlet karayolu üzerinde bir mesire yeridir. Derbent’in özelliği tarihinden gelmektedir.1921 yılında Ilgaz dağında bulunan jandarma karakolu ermeni çeteleri baskınına uğramış ve beş askerimiz şehit edilmiştir. Olayın anısına bir anıt dikilmiştir Ayrıca buraya Ilgaz ve çevresinden günübirlik gelinmektedir. Derbent, karayolu kenarında bulunduğu için araç sahipleri tarafından bir mola yeri olarak ta tercih edilmektedir.
 
KIRKPINAR:
 Ilgaz dağlarının üzerinde tabiatın çok ayrı bir köşesi mevcuttur. Kırk Kaynaktan beslenen yapay bir gölün var olduğu bu bölgeye Kırkpınar adı verilmiştir.
 
KADIN ÇAYIRI:
 Ilgaz Kastamonu karayolunun yenice mevkine 5 km orman yolu ile bağlantısı olan kadın çayırı, yörenin günübirlik piknik alanıdır. Zengin bir tabiat manzarasına sahip kadın çayırı yöre halkından rağbet gördüğü gibi, sıcak yaz günleri de başta Ankara olmak üzere çevre illerden gelenlerle dolup taşmaktadır. Kadın Çayırı ılgaza 20 Km, Çankırıya 70 Km uzaklıktadır. Ilgaz orman işletme Müdürlüğü tarafından 10 hektarlık bir alanda düzenlenmiş piknik yerinde piknikçilere yönelik masa tuvalet ve çeşmeler bulunmaktadır. Ayrıca son yıllarda yapılan çalışmalarla Kadın Çayırı adı Yıldıztepe olarak değiştirilerek, bir kayak merkezine dönüştürülmüştür. Burada bir otel ve bir mekanik tesis bulunmaktadır.
 
 
 TARİHİ YERLER:
 Yapılan çalışmalarda M. Ö 3.Y.Y. ait yazılı eserler tespit edilmiştir. Bu eserlerin Hera Tapınağına ait STOA binalarına ait olduğu öğrenilmiştir. Kurmalar köyünde bulunan STOA binaları tanrılar için yapılmış görkemli binalardır. Etrafında AGORA binaları meclis ve tapınaklar bulunur.
 
SALMAN HÖYÜK:
 Ilgaz ilçe merkezinin güney doğusuhnda, Çankırı Kastamonu karayolunun kenarında Cendere köyündedir. Tepesi düz ve 20 metre yüksekliğinde bir konuma sahiptir. Çevresinde yapılan tarımsal çalışmalar ve kazılar sonucunda yüzeye yayılmış pek çok pişmiş toprak kap parçasından, höyükte Roma ve Bizans dönemi yerleşim varlığı tespit edilmiştir.. Yerleşiminin çok daha eski çağlara dayandığı tahmin edilmektedir. Bölgede anıtsal yapılar, devrez çayının güneyindeki kayalık, yüksekçe bir tepenin doğuya bakan yamaçlarındadır. Burada çok sayıda insan gücü ile oyulmuş Mağaralar kaya mezarları, kaya kilisesi olabileceği tahmin edilen tapınak amacı tam olarak bilmeyen oyuklar bulunmaktadır. Burası dini törenlerin yapıldığı, höyükle bağlantılı kutsal kabul edilen alanlardır. Kaya tapınakları, ulaşım yollarının geçtiği sarp ve dar geçitlere, kervanların talancı eşkıyalardan korunması için ibadet ve dua etmek için yapılmıştır.

İÇMELER:

Ödemiş, Bozan suyu, Kazancı içmesi, Şeyhler maden suyu.

ÇANKIRI CAMİ ve TÜRBELERİ
İmaret Camii

Kitabesinden 1397 M. yılında Candaroğlu Kasım Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Mimari bakımdan özelliği olmayan yapı moloz taştan yapılmıştır. 1916 yılında onarılmıştır. Kesme taştan olan minaresi, yıkılma tehlikesi geçirmesi üzerine geçmiş yıllarda sökülmüştür. Cami'nin haziresinde, Kasım Bey ve eşi olan Çelebi Mehmet’in kızı Sultan Hatun’un kabirleri bulunmaktadır.

Ali Bey Camii

Merkez İlçe Ali Bey Mahallesi'ndedir. Kitabesinden 1609 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Büyük Cami’den sonra ikinci taş yapıdır. Mihrap ve mimberi alçıdan ve süslemesizdir. Minarenin gövdesi tuğla, kaidesi kesme taştandır. İlk yapının tamamen yıkılarak sonradan yeniden yapıldığı bilinen Cami, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore ettirilmiştir. 

Yeni Camii

Merkez İlçe'de Mimar Sinan Mahallesi'ndedir. 1720 yılında Hacı Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Çok yalın, mescit planlı bir yapıdır. Duvarları moloz taş, çatı ahşap ve kiremit örtülüdür.  
Mirahor Camii
1797 yılında Tüfekçibaşı İsmail Ağa tarafından yaptırılan Cami, Merkez İlçe'de Karatekin Mahallesi'ndedir. Mihrap ve mimberi süslemesiz, çatı ahşap ve kiremit örtülüdür.
 
 
 
Pazar Camii
 
Kurşunlu İlçe Merkezi'ndedir. Camii 15. yüzyılda, minare, kitabesine göre 1717 yılında inşa edilmiştir. 1943 yılında son cemaat yeri yıkılan cami 1982 yılında tamamen restore edilmiştir. Kare planlı ana mekan, sekizgen kasnağa oturan tuğladan basık bir kubbeyle örtülüdür. Mihrap, istalaktidlidir. Minarenin kaidesi kesme taştan, çok köşeli gövdesi tuğladandır.


Cami yakınında kesme taştan tek gözlü bir köprü yer almaktadır.
Yapı kare planlı ve bağdadi kubbelidir. Doğu ve batı cephelerinde yer alan iki ayrı kapıdan girilir. Duvarlar kesme taştan örülmüş, kıble cephesinde yer alan bir madalyon içinde Sultan Abdülmecit’in Tuğrası bulunur. İçteki kalem işleri Tosyalı Usta tarafından yapılmıştır.

Canbazzade Ahmet Efendi Camii

Orta ilçesinde bulunan cami 1802 yılında Canbazzade Ahmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı caminin üst örtüsü sekizgen kasnak üzerine düz ahşap tavanlı ve dıştan kiremit çatılıdır.

Emir Karatekin Bey Türbesi
Çankırı Kalesi'nin içindedir. Danişmentliler Dönemi (14. Yüzyıl) eserlerinden olup tuğla ve moloz taştan yalın bir yapıdır. İçinde Karatekin Bey ve çocuklarına ait dört adet sanduka bulunmaktadır. Mimari özelliğinden ziyade Çankırı Fatihi Karatekin Bey'in türbesi olduğu için önem arz etmekte ve ziyaretçi çekmektedir.

Şeyh Mehdi Türbesi

Merkez ilçede Karataş Mahallesi Kayabaşı Mevkiindedir. Yapı olarak mimari bir değer taşımamakla birlikte Çankırı’nın ilk fethinde bulunduğu bilinen Şeyh Mehdi’nin kabri olduğu için manevi değeri vardır. Şeyh Mehdi’nin doğum yeri ve tarihi bilin¬memekte, 1272 M. yılında vefat ettiği, türbenin ise 1272 yılında yapıldığı vakfiyelerden anlaşıl¬maktadır.

Hoşislamlar Türbesi
Atkaracalar İlçesi güneyinde, Dumanlı Dağları'nın eteklerinde olan türbe, ilçeye 3 km. mesafededir. 10 dönüm alana sahip olan Türbenin çevresinde cami, misafirhane, yemekhane, umumi tuvalet ile iki adet çeşme bulunmaktadır. Bütün yapılar yenidir. Türbe'de medfun bulunan Pir Hamza Sultan'ın, Fatih Sultan Mehmet Dönemi'nde Horasan'dan geldiği ve civarda dağınık olarak yaşayan müslümanlar için merkezi yerde bir cuma mescidi inşa ettirdiği bilinmektedir. Bugün Atkaracalar İlçesi'nin ortasında kalan mescidin zamanla yıkılması üzerine, halk tarafından yerine büyük bir cami yapılmıştır. Türbe, özellikle yaz döneminde çok sayıda zi¬yaretçi çekmektedir.

Pir-i Sanî Türbesi

Çerkeş İlçesi'nde bulunan Türbenin 18. yüzyılda yapıldığı bilinmek¬tedir. Aynı adı taşıyan mescidin içinde bulunan Türbe, moloz taştan 5X5 metrekare ölçülerinde kubbeli bir yapıdır. Pir-i Sani olarak anılan Zat Çerkeşli Hacı Mustafa Efendi olup Halveti Tarikatı Şabaniye Kolunun büyüklerindendir. Meşhur Alimlerden Kuşadalı İbrahim Efendi'nin hocasının hocası olduğu, 1813 yılında Çerkeş'te vefat ettiği, Şabaniye Kolu'nun büyüğü Kastamonu'da medfun bulunan Şeyh Şaban-ı Veli'den sonra geldiği için Pir-i Sani olarak anıldığı bilinmektedir.
 
 
Fethiye Türbesi

Yapraklı İlçesinde bulunan; Halen şahıs mülkiyetinde olan yapı muhtemelen 17. Yüzyıl eseridir. İki katlı ve kare planlı yapının alt katında türbe, üst katında ise kütüphane bulunmaktadır. Türbenin üzeri doğu-batı doğrultusunda beşik tonozla örtülüdür. Kütüphaneye, kuzey cephesindeki giriş kapısının kapalı olması sebebiyle güney cepheye bitişik eve açılan pencereden girilmektedir. Üzeri tromp geçişli tuğla kubbe ile örtülüdür. Kubbe, dıştan sekizgen kasnaklı ve alaturka kiremit kaplı çatı ile örtülüdür.
 
Medreseler

Osmanlı Döneminde, ülkenin her tarafında olduğu gibi Çankırı'da da okumaya ve ilme büyük önem verilmiş ve birçok medrese kurulmuştur. Bugün Büyük Camii'nin doğusunda bulunan Çivitçioğlu Medresesi ile Buğday Pazarı Camii bahçesindeki Buğday Pazarı Medresesi XVII. yüzyıldan günümüze kadar ulaşan eserlerdendir.

ÇANKIRI EVLERİ
İl genelinde 79 adedi Merkez İlçe'de, 3 adedi Çerkeş İlçe Merkezinde, 11 adedi Ilgaz ilçe merkezinde, 3 adedi Ilgaz Belören köyünde ve 1 adedi de Yapraklı ilçe merkezinde olmak üzere 97 adet ev, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu'nca tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Çankırı Evlerinin Genel Özellikleri

Eski Çankırı evleri çok az farklılıklarla Türk Evi'nin bütün özelliklerini göstermektedir. Bazı bölgelerde olduğu gibi zengin bir çeşitlilik sergi­lememektedir. Bunu, özellikle ekonomik yapısına bağlamak mümkündür. Bölgenin jeolojik yapısı da bu konuda etkili olmuş olabilir.

Çankırı Evleri genelde iki katlıdır. Birinci kat ara kattır ve kışlık olarak kullanılmak­tadır. Burası günlük hayatın geçtiği yerdir. Plan yapılırken de buna dikkat edilmiş olup sade ve kullanışlıdır. Yemek yapma, yeme ve oturma için düşünülmüştür. İkinci katlar ise manzaralı ve gösterişlidir. Bu katlar daha çok yazın ve misafir için kullanılmaktadır.


İkinci katlarda her evin bir "Başoda"sı vardır. Bu odalar diğerlerine göre daha geniş ve ahşap işleme tekniğinin güzel örneklerini sergiler. Başodalarda şahniş adı verilen yükseltiler bulunmakta olup bunlar, birinci katın üzerine çıkma yapılarak oluşturul­muştur.

Başodaların tavanları göbekli ve çoğunlukla kök boya kullanılarak bezenmiştir. Odalarda oturmak için sedirler veya makat denilen tahta sedirler yapılmıştır. Her odada yüklük adı verilen tahta dolaplar vardır. Bu dolaplardan bir tanesi gusülhane olarak kullanılmaktadır. Odanın en önemli yeri ocaklığıdır. Ocaklıklar, yörede çokça bulunan alçıdan yapılmıştır. Kenarlarında lamba veya mum koymak için şinanay adı verilen yerler yapılmıştır. Dolapların kenarlarında ise terece denilen ahşaptan küçük gözler bulunmaktadır.Evlerin su basmanı ekseriya kesme taştandır. Duvarlar ise ahşap çatkı arası kerpiç dolgu olarak yapılmıştır. Yörede buna “yeydene” denilmektedir. Duvar yüzeyleri, yörede çokça bulunan alçı ve toprak, kireç karışımı ile sıvanmıştır. İkinci katlar sokağa yada avluya çıkma yapılarak genişletilmiştir. Çankırı'da evler genelde arsanın şekline göre biçimlenmiştir. Cepheler güneye bakmakta olup kuzey yönleri sağırdır. Yamaçlara doğru sıralanan evler birbirlerinin manzarasını kapatmamaktadır.Her evin avlusunda ağaç bulunduğu için tabiatla içice bir hayat söz konusudur. Çatılar, mahallinde imal edilen oluklu kiremitlerle kaplıdır. Çok sayıda pencere açmaktan çekinilmiştir. Bunun sebebi ise yörede uzun ve sert geçen kışlar olmalıdır.

Mevcut evler en az yüzyıllık evlerdir. Tarihlemek gerekirse bugün ayakta kalabilenler 18. yüzyıl ile 19. yüzyılda yapılmıştır. Evlerin en eski örnekleri açık sofalıdır. Daha sonraları orta sofalı yapılmaya başlanmış, özellikle birinci katta olan orta sofaların güney cepheleri kapatılarak kapalı sofalar meydana getirilmiştir. Cumhuriyet Döneminde yapılan evlerde kışlık ara katlar ikinci katın özelliklerini taşımaya başlamıştır.

İnşaatlarda çevre köylerden getirilen ahşap malzemeler belli oranlarda kullanılmıştır. Evler, mahalli ustalar veya bizzat ev sahibi tarafından inşa edilmiştir. Çankırı'nın jeolojik konumundan kaynaklanan arsa sıkıntısı sebebiyle evler adeta birbirine kenetlenmiştir. Birinci derecede deprem kuşağı olması, bu tür bir mecburiyet doğurmuştur.

Avlu kapıları çift kanatlı olup çatal kapı olarak isimlendirilir. Kapı tokmakları kendine özgü ve yerli ustalarca imal edilmiştir. Ev sahibinin mesleğine göre farklılıklar arz etmekte­dir. Kapıların arkasında bulunan küçük çanlar, kapıların açılmasıyla birlikte çalarak ev sakinlerini haberdar etmektedir.

Bitişik nizamlı evler, küçük aralıklarda çıkmaz sokaklar meydana getirmiştir. Sokaklar dar ve arnavut kaldırımı denilen moloz taşlarla kaplıdır. Bütün sokaklar caminin veya iş merkezinin olduğu imaret veya arastaya çıkmaktadır.

Birçok eski ev, sonradan gördükleri onarım ve tadilatlar sonucu orijinal özelliklerini kaybetmiştir.
 
Coşkaralar Evi

Tipik bir Eski Çankırı Evidir. Türk Evi'nin bütün özelliklerini taşımaktadır. Merkez İlçe Mimar Sinan Mahallesi Nar Çıkmazı’nda bulunan evin sokaktan görülmesi mümkün değildir. Büyük çatal avlu kapısı, sokağın bitiş çizgisidir. Coşkaralar Evi uzun yıllar "Yaran Evi" olarak kullanılmış ve birçok kişi de böyle tanımaktadır. Ev, özellikle ikinci katta eski özelliklerini yitirmemiştir. Zamanla el değiştiren evde birinci kat kısmen onarım geçirmiştir. Ancak döşeme ve tavanlar ile dolaplar aynen durmaktadır.

Coşkaralar Evi'nin ilk sahibi pastırma, sucuk ve çemen imalatçısı olup uzun süre bu süla­lenin oturduğu ev yakın zamanda el değiştirmiştir. Sokağın sonunda bulunan avlu kapısının üstü alaturka kiremitle örtülüdür. Çatal kapı oldukça yüksek ve geniştir. Bu kapıdan, yüksek duvarlar ile çevrili büyük bir avluya geçilmektedir. İki metreyi aşan avlu duvarları kerpiçten yapılmış ve üzeri kiremitle örtülmüştür. Yaşlı birkaç ağacın bulunduğu avluda bazı yan birimler yer almak­tadır. Avlu girişinin hemen solunda tahtadan yapılmış bir tuvalet, sağda ise eskiden kümes hayvanlarının beslendiği anlaşılan baraka şeklinde bir depo bulunmaktadır. Daha köşede de gelişigü­zel yapılmış bir ocaklık göze çarpmaktadır. Avlunun ortasında küçük bir havuz ve çeşme vardır.

Zamanında, ev sahibinin işi sebebiyle evin zemini, diğer Çankırı Evlerine göre biraz da­ha geniş ve yüksek yapılmıştır. Su basmanı kesme taştan, temel ise normal taştan örülmüştür. Es­kiden hayvan beslenen ve imalathane olarak kullanılan zemin kat iki bölümden oluşmuştur. Büyük ve yuvarlak alınlı çatal bir kapıdan girilmektedir. Girişin solundaki bölüm ahır olarak planlan­mıştır. Hayvanların bağlandığı ağaçtan konsollar bulunmaktadır. Bu konsollar, aynı zamanda birinci katın taşıyıcılarıdır. Hemen girişteki diğer bölümün tavanında ve konsollarında çengel şeklin­de büyük çiviler vardır. Bunlar, pastırma ve sucukları asmak için kullanılmıştır. Bu kısmın aydınlatılması için iki küçük pencere açılmıştır. Bugün yakacak deposu olarak kullanılmakta olup büyük bir bölümü ise boş durumdadır.

Birinci kata avludan tahta bir merdivenle çıkılmaktadır. Merdiven korkulukları oldukça sade ve çam ağacından yapılmıştır.

 Merdiven girişi ve ortada bulunan sofanın ön cephesi, sonradan pencerelerle kapatılmıştır. Birinci kat kışlık olarak düşünülmüş olup ikinci kata nazaran daha basıktır. Odalar günlük işlerde kullanılmak üzere planlanmış, üst kata göre daha az pencere bırakılmıştır. Birinci odada ocaklık, her iki yanında yüklük denilen dolaplar ile pencere önündeki sedir ana mekanla bütünleşmiştir. Tavanı sade ve ahşaptır. Ocaklık alçıdan yapılmış ve süslemeye yer verilmemiştir. Döşeme tahtadır.Ahşap olan kısımlar bütün odalarda yağlı boya ile boyanmıştır. Bu odanın karanlık tarafı sonradan bölünerek mutfak haline getirilmiştir. Her iki katta da tuvalet ve banyo bulunmaktadır. L şeklinde olan oturma odası, diğer odaya göre daha büyüktür. Sadece tavanda süsleme yapıl­mıştır. Bu odada bulunan sedirler haricindeki diğer ahşap kısımlar da boyanmıştır. Bu katta bir ­de sandık odası bulunmakta olup penceresi yoktur. Sofanın ve ikinci odanın önü ahşaptan yapılmış ve tahta korkuluklarla çevrilmiştir. Evin yazlık bölümü olan ikinci kata yine tahta bir merdivenle ön cepheden çıkılmaktadır. Açık sofalı olan ikinci kat, birinci katın üzerine çıkma yapmaktadır. Sofaya üç adet kapı açılmaktadır.

Tamamen ahşap kullanılan bu katta ağaç işçiliğinin güzel örnekleri sergilenmiştir. Pencereler geçmeli ve her odada ikişer tanedir. Bu katta, sofaya girilince solda bulunan oda evin başodasıdır. Odanın kapısı ağaç kakma tekniği ile yapılmış ve yine ahşaptan bir alınlık konulmuştur. Oda kapısı küçük bir araya açılmakta ve buradan odaya girilmektedir. Karşılıklı olarak ocaklıklar ve kenarlarında yüklükler vardır. Her ikisi de alçıdan yapılan ocaklıklardan biri­si kapalıdır. Ocaklıkların her iki tarafında da tereceler bulunmaktadır. Odayı çepeçevre saran sedirler tahtadan olup zemin taş döşelidir. Sedirlerden biraz daha yüksek olan "Şahniş", birinci katın üzerine çıkma (Cumba) yapmaktadır. Odanın tavanı göbekli ve motifler kök boya ile boyan­mıştır. Aynı şekilde şahnişin tavanı da ince bir işçilikle bezenmiştir. Yüklüklerden bir tanesi gusülhane olarak kullanılmıştır.

Sofaya açılan ikinci oda kare şeklinde olup girişin hemen karşısında bir ocaklığı ve yük­lüğü vardır. Sofaya bakan pencerenin önüne ise sedir yapılmıştır. Ahşap olan tavanında süslemeye yer verilmemiştir. Üçüncü oda diğerlerine nazaran daha sadedir. Döşeme ve tavan ahşaptır. Herhan­gi bir süslemenin bulunmadığı oda üç pencere ile aydınlatılmış ve pencerelerden birisi önüne se­dir yapılmıştır. Odada bulunan yüklüklerden birisi gusülhane olarak düzenlemiştir.

Bugün için kullanılmayan ikinci katta, bakımsızlıktan yer yer çürümelere ve duvarlarında dökülmelere rastlanılmıştır.

 Coşkaralar Evi ahşap çatkı ve kerpiç dolgu olarak yapılmıştır. Duvarların yüzeyi alçı, ki­reç ve toprak karışımı bir harç ile sıvanmıştır. Ahşap çatının üzeri alaturka oluklu kiremit ile örtülmüştür. Üst katın açık sofasının üzeri çatının bir devamı olarak kapatılmıştır. Tavanı ahşap olan sofanın sokağa bakan tarafı tahtalarla kapatılmıştır. Sofanın en önemli özelliği bir köşkünün bulunmasıdır.

Tavanı süslemeli olan köşke sofadan bir basamakla çıkılmaktadır. Burası havadar ve geniş bir manzaraya sahiptir. Sofanın ve köşkün açık bölümleri korkuluklarla çevrilmiştir.

Evin üç tarafı sağırdır. Güney cephesi avluya bakmaktadır. Tescil edilerek koruma altına alınan evden diğer evlerin avlularını görmek mümkün değildir. 19. yüzyıl başlarında yapıldığı tahmin edilen evin başodasında, Çankırı insanının eğitim ve kül­tür hayatında çok önemli bir yeri olan Yaran toplantılarının yapıldığı bilinmektedir.

Sağda görülen 'Çankırı Evi' Eski Kütüphane binası olup, İl Özel İdaresi bütçesinden ayrılan ödenekle restore edilmiştir. Yaran sohbetlerinde de kullanılması düşünülen evin içi tamamen nostaljik eşyalarla donatılmıştır. Benzer bir restorasyon çalışması eski halk sineması için de başlatılmıştır. Halk sinemasının restore edilmesiyle bina çok amaçlı kültür merkezi şeklinde kullanıma sunulacaktır.

Bayramören Evleri

Klasik Türk Mimari tarzında ve 20. Yüzyıl ortalarında inşa edilmişlerdir. Genellikle iki katlı olan evler ilçenin geneline yayılmıştır. İlginç görünümleri ile izlenmeye ve incelenmeye değer özellikler göstermektedir.
ÇANKIRI HAMAMLARI
Çarşı Hamamı
 
Halk arasında Ebcet Hamamı, bazı kaynaklarda ise Buğday Pazarı Hamamı olarak geçen yapı, Merkez ilçede Müflis Tepesi Mevkiinde olup 1800'lü yıllarda ve Çankırı Mutasarrıfı Said Efendi tarafından yaptırıldığı zannedilmektedir. Çifte hamam planındadır. Üç kubbeli soğukluktan ortası kubbeli, yanları eyvan biçimi tonozlu sıcaklık bölümüne geçilmektedir. Köşelerde kubbeli halvetler bulunmaktadır. Kadınlar bölümünün planı da erkekler bölümü gibidir. Hamam günümüzde faaliyetini sürdürmektedir.
Murat Hamamı
Çerkeş İlçe Merkezinde bulunan ve halen harap vaziyette olan hamamı 17. yüzyılın ilk yarısında Sultan IV.Murat tarafından yaptırılmıştır.
Ilgaz Hamamı
Ilgaz İlçe Merkezi'nde çarşı ortasındadır. Yapılışı hakkında bilgi bulunamamıştır. Soyunma, soğukluk ve sıcaklık bölümlerinin üzeri kubbelerle örtülüdür. Köşelerde de kubbeli halvetler bulunmaktadır.
Kurşunlu Hamamı
Kurşunlu ilçesinde bulunan hamamın yapım tarihi ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Onarım geçirmiş olan yapı moloz taştan inşa edilmiştir. Tonozlu soyunma yeri ile tek kubbeli sıcaklık bölümlerinden oluşmaktadır.
 
 
 
ÇANKIRI KALESİ
Şehrin kuzeyinde küçük bir tepe üzerine kurulmuştur. Romalılar, Bizanslılar, Danişmentliler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde sağlamlığıyla ünlü yapıdan günümüze, birkaç sur kalıntısından başka bir şey kalmamıştır. Dörtgen planlı olan kalenin surları moloz taş ve tuğla karışımıdır. Eteklerinde bulunan dereden itibaren yüksekliği 150 m. kadardır. Kale içinde Roma Dönemi'nden kalma kaya mezarı, iskan kalıntıları ve pişmiş toprak kap parçaları ile Çankırı Fatihi Emir Karatekin Bey'in türbesi bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda ağaçlandırılan Kale, ziyaretgah ve mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
ÇANKIRI KÖPRÜLERİ
Bayramören Köprüsü

İlçenin dışında Melan Çayı üzerinde kuruludur. İki gözlü, ayakları kesme taştan, diğer kısımları ahşaptandır. Üzerinden yayalar geçebilecek genişlikte inşa edilmiştir. Kesme taş ayaklar üzerine kalasların bindirilmesi suretiyle farklı bir mimari tarzı vardır. Köprü, alaturka kiremit kaplı çatı ile örtülerek korunmuştur. Yapılış tarihi bilinmemekle birlikte 100-150 yıllık olabileceği tahmin edilmektedir. Restore edilebilmesi için Valiliğimizce çalışmalar yapılmaktadır.Benzer özelliklerdeki bir diğer köprü de Yurtpınar Köyünde bulunmaktadır.
 
Akbaş Köyü Köprüsü
 
Çerkeş İlçesi'nde bulunan; Melan Çayı üzerine kurulu olan kesme taş köprü 20. Yüzyıl başında Çerkeşli Hacı Gökmen tarafından Safranbolulu Rum ustalara yaptırılmıştır.

Çaylı Köyü Köprüsü
 
Çerkeş İlçesi'nde bulunan; Melan Çayı üzerinde yer alan çatılı ve beş gözlü köprünün ayakları kesme taş, diğer kısımları ahşaptandır. Çatısı alaturka ve alafranga kiremit kaplıdır. Hemen yanına yapılan yeni köprü sebebiyle kullanılmayan köprünün zamanla bir ucu ile kara bağlantısı da yıkılmıştır.
Benzer özelliklerde ve kullanılabilir durumdaki bir diğer köprü de, çayın akış istikametinde ve Çaylı Köprüsünün birkaç km. aşağısında yer almaktadır.

ÇANKIRI MÜZESİ

Çankırı Müzesi'nde Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Firig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlerinin sergilenmesi ve tanıtımı yapılmaktadır.

 

Çeşitli millet ve medeniyetlerin yaşadığı ilimizde, Cumhuriyet Dönemi ile birlikte bazı taş, seramik, bronz ve etnoğrafik eserlerin çevreden toplanarak eski Halkevi binasında depolanmasıyla müzenin kurulması için ilk adımlar atılmış, bunların muhafazası ve ser­gilemesi için bir müzeye ihtiyaç duyulması üzerine başlatılan çalışmalar sonucunda 16 Mayıs 1972 tarihinde Halk Eğitim binasının bir bölümünde mevcut eserlerin sergilenmesiyle Çankırı Arkeoloji ve Etnografya Müzesi faaliyete başlamıştır.


Çalışmalarını 1976 yılına kadar bu binada yürüten Müzemiz, yeni bir binanın yapılmaya başlaması sebebiyle ziyarete kapatı­larak depo haline getirilmiş, Çankırı Lisesi'nin bir sınıfında büro faaliyetlerini sürdürmüştür. Yapımı tamamlanan 100. Yıl Kültür Merkezi'nin ikinci katında 23 Ağustos 1981 tarihinde yeniden ziyarete açılmıştır.Anadolu'nun değişik kesimlerinde yaşamış olan medeniyetler bölgemizde de temsil edilmiştir. Buna paralel olarak Müzemizde de Eski Tunç Çağının (M.Ö. 3000-2500), Hitit Çağının (M.Ö. 2000-1200), Friglerin (M.Ö. I. binin ilk yarısı), Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinin güzel eserlerinin sergilenmesi ve tanıtılması yoluna gidilmiştir. Müzemizde arkeolojik ve etnoğrafik eserler bir arada muhafaza ve teşhir edilmektedir.


Arkeolojik eserler; çevre araştırmaları, satınalma, bağış ve adliye kanalıyla kazanılan eserlerden meydana gelmektedir. Etnoğrafik eserlerde satınalma ve bağış yoluyla elde edilmektedir.

 

Kültür Merkezi'nin 2. katında yer alan Müze'de 1200 metrekarelik iki teşhir salonu ile bir de­po ve bürolar bulunmaktadır. Müzenin ikinci katta olması ve bir bahçesinin bulunmaması, teşhir ve tanzimde birçok sıkıntılara sebep olmaktadır. Bu sebeple arkeolojik ve etnoğrafik eserler tek bö­lüm halinde, taş eserlerin ancak bir bölümü de binanın dış boşluğu ile tretuvar üzerinde sergilenilebilmektedir. Salonda hepsi seyyar olmak üzere 24 adet cam vitrin ile 6 adet masa tipi vitrin olmak üzere otuz adet vitrin bulunmaktadır. Bunların yanısıra açık teşhir olarak da bir bölüm düzenlenmiştir.


 Arkeoloji bölümünde Eski Tunç, Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans Dönemlerine ait eserler ile çeşitli medeniyetlere ait sikkeler sergilenmektedir. Vitrinde sergilenen eserler arasın da pişmiş toprak kaplar, kemik, cam, boncuk, bronz aletler ve süs eşyaları, cam gözyaşı ve koku şişeleri, tıp aletleri, ağırşaklar, kandiller, iğneler, yüzük kaşları ve çeşitli heykel parçaları bulunmaktadır.

 

Etnografya bölümünde yer alan eserler Çankırı ve çevresine ait çeşitli dokumalar, el işlemeleri, giysiler, heybe, kilim ve çuvallar ile bakırcılık sanatıyla ilgili siniler, taslar, ibrikler, sahanlar ve leğen gibi eşyalar, kılıçlar, hançer, kama ve çakmaklı tüfek ve tabancalar, barutluk ve yağlıklar, balta, teber, ok ve yaylar, el yazması kitap, icazet ve Kur'anlar, yazı takımları, oyma ve kakma çekmece, ağızlık ve takunyalar, mahalli bindallı, üçetek, fermane, cepken, yağlık, bohça, fes tepeleri, önlük bağları, kuşaklar, kunduralar, çorap ve eldivenler, mineli gümüş saatler ve köstekler, bilezikler, kemer ve kemer tokaları ile değişik sanat örneklerini yansıtan eserler sergilenmektedir.
Salonun orta bölümünde Kurtuluş Savaşı'nda, İnebolu, Kastamonu, Çankırı ve Ankara arasında cephane taşıyan tarihi kağnı yer almaktadır.


Binanın dış cephesindeki boşluklar ve tretuvar üzerinde ise Hitit Dönemi'ne ait aslan heykelleri, Roma Dönemi aslan heykeli, mezar stelleri, mil taşları, mimari parçalar, sütun kaide ve başlıkları, Latince ve Grekçe yazıtlar ile Osmanlı mezar taşları ve aslan kabartmalı dibek bulunmaktadır.

 

Müze Tel : (+90-376)213 02 04

Adres : Atatürk Bulvarı 100. Yıl Kültür Merkezi Kat: 2




BÜYÜK (SULTAN SÜLEYMAN) CAMİİ
Mimar Sinan Döneni yapılarından olan Camii, Kanuni Sultan Süleyman'ın emri ile Sadık Kalfa tarafından inşa edilmiştir. Sülüs Hat'la yazılı Kitabesinde;
 
"Buyurdu yapmağa isna yılında
 Bunu Sultan Süleyman tali-ül hayr
Münadi görecek hayretle hatmin
Didi tarihi ya cami-ul hayr" dörtlüğü yazılıdır.
 
1522 yılında başlayan inşaatın 1558 yılında tamamlandığı bilinmekle birlikte neden bu kadar uzun sürdüğü konusunda bilgi bulunmamaktadır.
 
Kare planlı olan Cami üzerinde ortada bir büyük tam kubbe ile bu kubbenin dört tarafında birer yarım kubbe bulunmaktadır. Bu kubbeler dört paye ve duvarlar arasındaki kemerlere oturmaktadır. Duvarları ve minaresi kesme taş, kubbe üstleri kurşunla kaplıdır. Cami'nin içi rokoko üslubu ile süslenmiş, bunların araları hat örnekleriyle bezenmiştir. Mihrab istalaktidlidir, zengin bir görünümü vardır. Minber'i taştan yapılmıştır. Kürsüsü köşeli ve gövdesi yuvarlaktır. Kapı söveleri mermer olup kemerleri kilit taşı, içleri oluklu konsol halinde çıkarılmıştır. Son cemaat yeri, dört sütuna dayanan üç kubbe ile örtülü ve iki tarafında istalaktidli mihrap nişleri bulunmaktadır

HACI MURAD-I VELÎ TÜRBE VE CAMİİ
Eldivan İlçesi'ne bağlı Seydiköy'ünde bulunan eser, moloz taştan yapılmış, yalın, ahşap çatılıdır. Cami ve türbe içice aynı yapı altındadır. İnşa kitabeleri bulunmadığından yapılış tarihleri bilinememektedir. Hacı Murad-ı Veli’nin ölüm tarihi 1207 olduğuna göre türbe bu tarihten sonra yapılmış, daha sonra cami ilave edilmiş olmalıdır. Çeşitli dönemlerde yapılan bakım ve onarımlarla bugünkü şeklini almıştır.

Cami, boyuna dikdörtgen planlı, düz ahşap tavanlı, türbe kısmının üzerini de kapatacak biçimde alaturka kiremit kaplı çatılıdır. İç duvarlarda yer alan kalem işleri Tosyalı Ali Usta tarafından 1951 yılında yapılmıştır. Güneybatı köşede tuğladan sekiz sıra kirpi saçaklı pah yer alır.
 
Cami doğu duvarına bitişik türbenin kare planlı ve ahşap tavanlı ön mekanında Hacı Murad-ı Veli’nin oğlu ve kızlarının sandukası ile yörede kutsal sayılan iki göktaşı bulunur. Hacı Murad-ı Veli’nin kabrinin bulunduğu asıl türbe kare planlı ve tromp geçişli kubbe ile örtülüdür.
 
Mimari olarak büyük bir özelliği bulunmamakla birlikte Horasan Erenleri'nden olan Hacı Murad-ı Veli'nin Türbe'si olması sebebiyle önem arz etmekte ve çok sayıda ziyaretçi çekmekte, özellikle yaz aylarında adak kurbanı kesmek isteyen vatandaşlarca tercih edilmektedir.



TAŞ MESCİT

(Cemaleddin Ferruh Darülhadisi) Çankırı'da Selçuklu Dönemi'nden kalma en önemli yapıdır. İki ayrı yapıdan oluşan eserin şifahane kısmı, Anadolu Selçuklu Hükümdarı Keyhüsrevoğlu I. Alaadin Keykubat zamanında Çankırı Atabeyi Cemaleddin Ferruh tarafından Miladi 1235 yılında yaptırılmıştır. Şifahaneye 1242 yılında bir de darulhadis kısmı ilave edilmiştir.

Yapının plastik sanatlar bakımından önemi ise, üzerinde yer alan iki adet figürlü parçadan meydana gelmektedir. Bunlardan biri sürekli yayınlara konu olmuş ve üzerinde durulmuştur. 100x25 cm ebatlarındaki bu kabartmanın özelliği, gövdeleri birbirine dolanan iki ejder (yılan) motifidir. Ejderlerin başları birbirine karşılıklı gelecek şekilde biçimlendirilmiştir. Günümüzde "Tıp Sembolü" olarak kullanılan kabartmanın orjinali kaybolmuş olup aslına uygun olarak yaptırılan yenisi yerine konulmuştur.

Halk arasında su içen yılan olarak da isimlendirilen ikinci parça diğerinin aksine alçak kabartma şeklinde olmayıp başlı başına bir heykel görünümündedir. Darulhadis'te kullanılan gözenekli taştan yapılmış olan parça kupa şeklinde olup gövdesine bir yılan sarılmakta ve üst kısmında uzantı yaparak sonuçlanmaktadır. Bu motif ise günümüzde "Eczacılık Sembolü" olarak kullanılmakta ve halen Çankırı Müzesi'nde sergilenmektedir.

 
 
 
 
ÇANKIRI FESTİVALLERİ
AĞAÇ DİKME FESTİVAİL

YER VE TARİHİ : Kurşunlu - 22-23 Mayıs
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Hacımuslu Belediye Başkanlığı Belde Kalkındırma Derneği
TEL : (376) 465 14 59
FAKS : 465 14 59
 
YENİCE KÖYÜ ŞENLİKLERİ

YER VE TARİHİ : Yapraklı - 05 Haziran
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Yapraklı Kaymakamlığı – Yenice Köyü Muhtarlığı
TEL : (312) 580 17 44 - (532) 556 05 92
ŞABANÖZÜ GELENEKSEL KÜLTÜR-SANAT VE GÜREŞ FESTİVALİ

YER VE TARİHİ : Şabanözü - 05-06 Haziran
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Şabanözü Belediye Başkanlığı

TEL : (376) 518 10 50 - 518 10 07

FAKS : 518 18 76

E-MAIL ADRESİ : sabbeled@hotmail.com
 
YAPRAKLI YAYLA, KÜLTÜR VE TURİZM FESTİVALİ

YER VE TARİHİ : Yapraklı - 18-20 Haziran
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Yapraklı Kaymakamlığı - Belediye Başkanlığı

TEL : (376) 361 23 16 – 361 20 04

FAKS : 361 26 40

E-MAIL ADRESİ : yaprakli@yaprakli.bel.tr
 
KAVAK KÖYÜ DALAK SUYU DAĞ ETEĞİ ŞENLİKLERİ

YER VE TARİHİ : Yapraklı - 26 Haziran
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Yapraklı Kaymakamlığı – Kavak Köyü MuhtarlığıKöy Yardımlaşma Derneği
TEL : (376) 363 83 79 – 213 87 76
GELENEKSEL HOŞİSLAMLAR ŞÖLENİ

YER VE TARİHİ : Atkaracalar - 02-04 Temmuz
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Atkaracalar Belediye Başkanlığ
ı
TEL : (376) 712 10 03

FAKS : 712 10 11

E-MAIL ADRESİ : atkabele@ttmail.com.tr
 
KARACAÖZÜ KÖYÜ KOCA MEŞE ŞENLİĞİ

YER VE TARİHİ : Yapraklı - 04 Temmuz
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Yapraklı Kaymakamlığı – Karacaözü Köyü Muhtarlığı
TEL : (376) 361 26 87
2.ÇAVUNDUR KAPLICA ŞENLİKLERİ

YER VE TARİHİ : Kurşunlu - Temmuz
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Çavundur Belediye Başkanlığı

TEL : (376) 485 50 09

FAKS : 485 51 14

E-MAIL ADRESİ : cavundurbelediyesi@hotmail.com
 
KEŞKEK ŞÖLENİ

YER VE TARİHİ : Atkaracalar - Temmuz
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Çardaklı Belediye Başkanlığı – Dernekler

TEL : (376) 722 80 93

FAKS : 722 81 47

E-MAIL ADRESİ : cardakbel@hotmail.com
 
KURŞUNLU BAL FESTİVALİ

YER VE TARİHİ : Kurşunlu - 08 Ağustos DÜZENLEYEN KURULUŞ : Kurşunlu Belediye Başkanlığı

TEL : (376) 465 13 17-18

FAKS : 465 18 10

E-MAIL ADRESİ : kursunlubelediyesi@gmail.com

PRE-PARAGLİDİNG WORLD CUP & TÜRKİYE YAMAÇ PARAŞÜTÜ ŞAMPİYONASI

YER VE TARİHİ : Bayramören - Ağustos

DÜZENLEYEN KURULUŞ : Çankırı Valiliği - Bayramören Kaymakamlığı - Belediye Başkanlığı
TEL : (376) 735 80 16
FAKS : 735 80 04
E-MAIL ADRESİ : bayramörenbld@hotmail.com

 

YÖRE MUTFAĞI


Çankırı yöresinde geleneksel beslenme biçimi etkinliğini sürdürmektedir. Yöre insanının beslenme alışkanlıklarında Orta Anadolu özellikleri görülür. Beslenmenin temelinde buğday ve buğday ürünleri bulunmaktadır. Tarhana, bulgur, keşkek, yarma, erişte vb. yiyecekleri ev ekonomisi çerçevesinde yöre halkı kendisi üretir. Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi kimi yiyecek maddeleri kurutulmak, salamura yapılmak, turşu kurularak ve diğer bazı usûllerle kışa hazırlanır. Kıyma, kavurma, sucuk gibi et ürünleri, kurutulmuş fasulye, patlıcan, biber gibi sebzeler, konserveler, değişik meyvelerden reçeller bunlar arasındadır.

 

Hamura çeşitli maddeler katılarak sacda, yağda, fırında ve tencerede pişirilerek çok sayıda yemek yapılmaktadır. Tava çöreği, yazma çöreği, bükme, gözleme, cızlama, tatar böreği, iri hamur, mantı, pıhtı, çullama bunların başlıcalarıdır. Tarhana, toyga, şaştımaşı, tutmaç, yarma, dene, cümcük gibi çorbalarda ana madde buğday ürünleridir. Yaş ve kuru sebzeler beslenmede ikinci sırayı alır. Hayvani besin tüketimi sınırlıdır.

 

Kentsel alanlarda hazır yiyecekleri kullanma alışkanlıkları gelişmekle birlikte evde hazırlanan geleneksel yiyeceklerin ucuza gelmesi ile dağıtım ağının hazır yiyecekleri bütün yerleşme birimlerine ulaştıracak düzeyde olmaması da durumu etkilemektedir.

 

Aşağıda yöremize ait bazı yiyeceklerle ilgili bilgiler verilmiştir.

 

Yaren Güveci: 2 kg kuzu eti güveç kabında kendi suyuyla pişirilir, 3 baş soğan, iki baş sarımsak, 5 adet sivri biber, yarım kg domates ince doğranarak, baharat (karabiber, pulbiber, kimyon), tuz ve bir kaşık salçayla birlikte ete ilave edilir. Doğranarak ayrı bir kapta kızartılan 1 kg patlıcan, güveç kabındaki malzeme ile bir sıra malzeme, bir sıra patlıcan şeklinde yerleştirilir. Üzeri domates ve biberle süslenerek üç bardak su konulmak suretiyle fırına sürülür ve yarım saat pişirilir.

 

Bütün Et: 2,5 kg et yıkanarak orta boy parçalara ayrılır. Bir kaşık tereyağ veya margarinle tencerede biraz çevrilir, etin miktarına göre 1-2 litre sıcak su ve 1 kaşık salça ilave edilir, 7 baş orta büyüklükte soğan bütün olarak etlerin arasına yerleştirilir. Pişen etler tek tek ayrı bir tencereye yerleştirilir, tel süzgeçten geçirilen et suyu ve tuz ilave edilerek bir taşım kaynatılır. Bir çay kaşığı baharat (yeni bahar) ilave edilerek servis yapılır.

 

Mantı: 2,5 bardak un, bir yumurta ve yeteri miktar tuz konularak katı bir hamur elde edilir. Büyükçe pazılanarak dinlenmeye bırakılır. 200 gr kıymaya, ince kıyılmış yarım demet maydanoz ve 1 adet soğan tuz, karabiber ve nane eklenir ve yoğrularak iç malzemesi elde edilir. Pazılar un yardımıyla 2 mm kalınlığında açılır. Enine ve boyuna 2 cm aralıklarla kesilerek ortaya çıkan karelerin içine bir miktar malzeme konulmak suretiyle kapatılır. Kaynamış tuzlu suya atılmak suretiyle pişirilir. Süzgeçle ayrı bir kaba alınan yemek üzerine sarımsaklı yoğurt ilave edilir. Yağ, salça, biber ve nane ile yapılan karışım üzerine dökülerek servis yapılır.

 

Bazlama: Mayalı hamurdan yapılan ekmek çeşididir. Un, ev mayası, kaynatılmış veya suyu çıkartılmış patates ezmesi bir miktar yoğurt ve tuz kullanılan bazlamanın yapılışı ise şöyledir. Elenen un yekpare ağaç gövdesinden oyulmuş tekne içine konulur. Teknenin boş bırakılan kısmına ev mayası, patates ezmesi, yoğurt ve tuz ilave edilerek hamur yoğrulur. Katı olması durumunda su ilave edilerek kulak memesi yumuşaklığına gelinceye kadar yoğurma işlemine devam edilir. Mayası gelmesi için üstü örtülmek suretiyle bir saat kadar bekletilen hamur büyük pazılar halinde tekneden alınarak el yaslağacı (el yaslı ağacı) kullanılarak açılır. Bir örtü üzerine alınan açılmış hamurlar üzeri örtülerek bir müddet daha bekletilir. Küllenmiş kızgın sac üzerinde pişirilen hamurlar soğuduktan sonra kullanılır.

 

Yağlı Gözleme: Un, su ve tuz ile maya katılarak elde edilen hamur mayası gelinceye kadar bekletilir. Küçük pazılar alınarak ince olarak açılır ve sac üzerinde pişirilir. Üzerlerine yağ sürülerek üst üste konulan ekmekler sıcak olarak servis yapılır.

 

Katmerli: Un ılık suda içine maya konularak hamur yapılır. Üzeri iyice örtülerek dinlenmeye bırakılan hamur, mayası gelince avuç içi büyüklüğünde pazılanır. Oklağaç (ince ve uzun oklava) yardımıyla kalınca açılan hamur içine sıvı yağ sürülerek katlanır. Araları yağlanarak birkaç kat yapılan hamur tekrar normal kalınlıkta açılır ve kızgın sac üzerine alınır. Pişerken de tekrar yağlanan ekmek hafif soğutularak servis yapılır.

Tarhana Çorbası: İki çeşit tarhana yapılmaktadır.

 

Un Tarhanası: Koyuca yapılan ayran, ekşimesi için biraz ısıtılarak un ve tuz katılmak suretiyle katı bir hamur elde edilir. Bir hafta kadar bekleyen hamur, sabah güneş doğmadan önce küçük parçalar halinde temiz örtülere dökülür. Güneşle birlikte tavlanan hamurlar un haline gelinceye kadar ufalanır. Güneşte iyice kurutulan tarhana temiz bez torbalarda muhafaza edilir.

 

Pişirilmesi: Malzeme olarak l kepçe tarhana, l kaşık yağ, l kaşık salça, biraz kıyma ve tuz kullanılır. Tarhana birkaç saat önce soğuk su ile ıslatılır ve arada karıştırılarak suyu emmesi sağlanır. Yağ ve kıyma birlikte kavrulur, üzerine salça ilave edilerek bir süre daha kavrulan malzemelere ıslanan tarhana ve su ilave edilerek topak olmaması için kaynayıncaya kadar karıştırmaya devam edilir. Gerektiği kadar tuz konulur ve koyu sarı bir renk alıncaya kadar kaynatılır. Tereyağı ve kuru nane kızartılarak üzerine dökülür ve servis yapılır.

 

Katıklı Tarhana: Domates, kuru soğan, biber salçası, dere otu gibi malzemeler ince ince doğranarak karıştırılır, birlikte haşlanır. Soğuduktan sonra un tarhanası gibi yapılır ve pişirilir.

Tarhana çorbası kış dönemleri ile Ramazan aylarının vazgeçilmez birinci yiyeceğidir. Özellikle Ramazanlarda içine ıslatılmış kuru bakla ilave edilerek yenmesi çorbaya ayrı bir lezzet katar.

 

Keşkek: Beyazlaşıncaya kadar dibekte dövülen buğdaya keşkek denilmektedir. Tereyağı ile kavrulan etin üzerine su, tuz ve keşkek konularak karıştırılmadan fırına verilerek pişirilir.

 

Mıkla: Tereyağı ile kıyma kavrulur, içine ince doğranmış kuru soğan eklenerek kavurmaya devam edilir. Baharat ve tuz katılarak kısık ateşte pişirilir. Pişen et göz göz açılarak buralara yumurta kırılır. Başka bir kapta eritilen tereyağı sıcak olarak üzerine dökülür ve kapak örtülerek bir süre daha pişirilir. Ateşten indirilen yemek servise hazırdır.

 

Tutmaç: Yarım kg un, yeteri kadar su ve tuz katılarak hamur yapılır. Üçe ayrılan hamur pazilenerek oklava aracılığı ile açılır ve 5 mm2 büyüklüğünde kesilir. Suyuyla bekleyen haşlanmış mercimeğin üzerine dökülerek iki taşım kaynatılır. Soğumaya bırakılan yemeğin üzerine, içine iki diş sarımsağın dövüldüğü bulamaç halindeki süzme yoğurt dökülerek karıştırılır. Yağ , salça, kıyma ve kuru nane ile yapılan sos dökülerek servis yapılır.

 

Bamya: Kaynar su ile ıslatılan kuru çiçek bamyanın salya yapmaması için ıslama suyuna biraz tuz katılır. Bamyalar dizgi ipinden çıkartılarak gerekli temizlik yapılır. Aynı tencerede ince kıyılmış soğan, yağ ve salça konularak kavrulur, üzerine pişmiş kuşbaşı et ilave edilir ve biraz daha karıştırılarak kaynamış su konulur. Tencerenin kapağı kapatılarak kısık ateşte pişmeye bırakılır. Pişerken tuzu katılır. Serviste arzuya göre limon bulundurulur.

 

Yumurta Tatlısı: 12 adet yumurta sarısı ve beyazı ayrılarak farklı kaplara konulur. Yumurtanın beyazı kar rengini alacak şekilde çırpılır ve koyulaştırılır. Yumurtanın sarısı da ayrı bir kapta iyice çırpılır ve yumurtanın beyazına katılır. 2 kaşık un irmiği ilave edilerek karıştırılır. Yağlanmış kalıplara dökülerek önceden kızdırılmış fırına sürülür. 150 C’de 35 dakika pişirilir ve soğutmaya bekletilir. Bir tencereye 4.5 su bardağı su konur ve kaynatılır. Kaynadıktan sonra 5 su bardağı şeker ilave edilir. Koyuluncaya kadar kaynatılır. Şerbet soğutulmaya alınır. Tatlıya şerbet ılık olarak ilave edilir ve servise sunulur.

 

Hoşmerim: Tavanın içine 500 gram tereyağı konulur ve eritilir. 500 gr. un ilave edilerek pembeleşinceye kadar kavrulur. İçine kaynatılmış yarım bardak sıcak su ve 1 kahve kaşığı tuz konularak bir iki defa çevrilir. Ocaktan indirilerek servis tabağına konur ve soğutulur. Üzerine 1,5 su bardağı bal dökülerek servise sunulur.

 

İçecekler


Kızılcık Şurubu: Malzemeler; kızılcık, şeker, su. Suda kaynatılan kızılcıkların posası alınarak, süzülen su ile kaynatma işlemine devam edilir. Koyu hale gelince isteğe göre şeker ilave edilir. 15-20 dakika daha kaynatıldıktan sonra soğutma işlemine geçilir. Konsantre hale gelen karışıma su ilave edilerek servis yapılır

 

 

 
 
 
 
HALK OYUNLARI
Çankırı’da halk danslarını üç ana grupta incelenebilir. Bunlar :

a) Geleneksel Halk Dansları.
b) Seyirlik oyunlar.
c) Sohbet oyunları.
Sohbet/Yaran toplantıları içinde her üç gurup oyunu görmek mümkündür. Sohbet adeta halk oyunlarının bir çıkış ve tatbik toplantısı özelliğini taşır. Zaten Çankırı kültüründe sohbet toplantıları temeli oluşturmaktadır.
 
Seyirlik Oyunlar
Ayı, Bağ Bozumu, Cirit, Çingene Ağası, Deve, Deve Kıpti, Elekçiler, Güreş, İdam, Kız Kaçırma, Samıt-lal Seyirlik oyunlarda güldürü, dikkat, zeka ve surat esastır.
Sohbet Oyunları
Dilsiz, Esir Alma, Eş tutma, Lep; Beyk, Şildir Şip, Tura, Yüzük
 
OYUNLARDA KIYAFET
Bacakta zıvka adı verilen bir nevi pantolon, belde ise kalın işlemeli kuşak, sırtta ise yarım kollu cepken yer alır. Gömlek olarak kırmızı renk mintan, baş ve boyunda poşu, ayaklarda ise yumuşak mes vardır.
 
Geleneksel Giysiler

1-Baş giysileri : Yemeni/ çember, fes, taç, erkeklerde poşu

2-Üst Giysiler : Harmani, salta, çuha, hırka, fermane, erkeklerde Cepken, yelek, içki/mintan.

3-Alt Giysiler : Şalvar, don, erkeklerde; zıvka, çakşır

4-Bütün Giysiler : Çarşaf, üç etek, kaftan, bindallı, entari, cübbe feraca.

5-Ayak Giysileri : sarı pabuç, çedik yemeni, çarık, mest, çepik, lapçin, merkap ve çorap

6-Takılar : Kemer, iğne, kremise, küpe, yüzük, bilezik, beşibirlik.
 
 
ERKEK GİYSİLERİ
 
Poşu- Her iki ucu sarkacak şekilde başa sarılır. Çizgili renkli ve ipekli kumaştan mamüldür.
İçlik/İşlik/İç Gömleği- Üzeri simli ipekli kumaştan yapılmıştır.
Cepken/Cepkin-Lacivert veya koyu renkli kolsuz sırma veya sim işlemelidir. Kol kısmı omuzdan bileklere kadar uzanır.
Avcı yeleği biçiminde sırta giyilir. Kolların kısım kenarları çeşitli motiflerle işlenmiş, ön kısımda iki ayrı yanda iki büyük vazo çiçek desenli sırtta ise büyükçe vazo ve çiçek stilize edilmiştir.
Vızka/Zıvka- Paçası dar, orta ve arka kısmı kabarık yan kısımları siyah şeritle süslü, önü arkası büzmeli şalvar.
Don- Lacivert renkli, önü arkası büzmeli, cepleri yandan ve cep üstleri simli paça çevresi sarı çiçek motifli ve işlemeli uçkurlu donun sağ ve sol dış kenarları belden aşağı kadar üç sıra işlemeli.
Çakşır- Bir nevi don, pantolon karışımı giysi
Şalvar- Bel kısmı uçkurla tutturulmuş ayak bileği kısmı dar, ortası geniş pantolon yerine giyilen giysi.
Cübbe- Boydan boya giyilen, düğmesiz, genelde koyu renkli
Mintan- Pamuk yada ipekten mamül, ön kısmı açık, kaytanla çaprazvari tutturulmuş.
Şal/Kuşak- Değişik renkli, ipekten dokunmuş, Selçuklu motifli, uçları püsküllü, bele sarılır.Tosya kuşkağıda denir.
Yelek- Omuz başları boyun ve kol çevreleri sarı sim işlemeli, önde etrafı çiçek motifli iki cep ve altta altı düğme bulunur.Çuval/keten kumaşından mamul lacivert renklidir.
Silahlık- Bele sarılır.
Çedik- Ayak burunları kalkık ve topuksuz ayakkabı
Çarık- ham deriden mamul, tasmayla büzülmüş ayakkabı,
Yarım Topuk Kundura- Hafif ve altı köseleden yapılmıştır.

Bunlardan başka Mestlapin-Mest-Lapçin-Merkop-Kundura adları verilen çeşitli ayakkabılar giyilir.
 
GELENEKSEL ERKEK GİYSİSİ
 
Başta fes üstüne ince ve renkli kumaştan mamul poşu, kışın sadece gözlerin görüldüğü örme. Sırta ise işlemeli kumaştan yapılmış keten içlik/göynek/gömlek, avcı yeleği biçiminde koyu renkli ceket yerine giyilen kolsuz yakaları ve kenarları sırmalı cepken. Ceket veya kollu fermane. Altta ise Şalvar/zıvga/ zıpka adı verilen önü arkası büzmeli şalvar/pantolonumsu giysi. Ayaklarda yünden örülmüş dizlere kadar uzanan renkli veya beyaz desenli çorap. Esnaf ise belde Tosya kuşağı, topuk kısmı basık efe işi yemeni.
 
KADIN GİYSİLERİ
 
Saçlar-Uzun ve tek örgülü
Fes genelde kırmızı renkli, ön taraf bütün alının hizasına gelecek şekilde altın ile kaplı. Üstüne oyalı yemeni veya çevre örtülür. Fesin püskülü bele kadar iner, fesin alt bölümünün olduğu gibi ön üst bölümündü altınla çevrilidir. Üst ile alt ön boşluk kısımda takı vardır.
 
Yazma- püsküllü, pullu fes üstüne örtülür.
Yemeni/Çember/Çevre-Etrafı oyalı, siyah renkli genelde gençlerin beyaz, yaşlıların siyah renkte kullandığı kenarları işlenmiş baş örtüsü, altına fes giyilir.
Taç/Tavus kuşu biçimli kartondan kesilir. Düğünlerde kaftan ve bindallı ile birlikte giyilir. Ortasına elmas veya mücevher dikilir.
Hermani/Salta-Kadife veya çuhadan yapılır. Üzeri sırma işlemelidir. Üç etek üzerine belden yukarı giyilir. Boyu bele kadar uzanır. Kol ağızları ve yakalar özenle sırma işlemelidir.
Bindallı-Yörede en hakim giysilerden birisidir.Tek parçalı ve belden kesiksizdir. Mor veya bordo kumaştan yapılmış üstü altın renkte sim veya sırma ile işlenmiştir. Gümüş ve altın kemer aksesuarını oluşturur. Yaka kısmı biraz açık ve kollar bilek kısmında genişler.
Telli-Entari türü giysilerdendir. Kendinden simli, desenli ve ipek kumaştan yapılmıştır. Gümüş veya altın kemer aksesuarı tamamlar.
Okkalık- varlıklı aile giysilerindendir. İşlemleri altın veya gümüştendir.
Fermane-siyah, bordro,mor renklerden oluşan kadifeden dikilir. Üç eteğin üzerine giyilir. Sırma ve simle işlenir, motifler oldukça albenilidir. Kollar uzun, yaka ise diktir.
 
Önden açık ve yakalar kapalıdır.
Çuha-üç etek üzerine giyilir.
Çuha hıka-üç etek üzerine giyilir.
Çarşaf/Ferace-Çoğunlukla siyah renklidir. İki parçadan oluşur, bütün vücudu örter.
 
Gömlek-Hakim yakalı, sol omuzlar düğmeli, önde yaka altında dört adet düğme ve düğme çevresi ile kollar kurşuni işlemeli, patiskadan mamül olup kolları düğmesizdir.
İçlik-ipekli veya pamuktan mamül iç giysi.
Kuşak-Günlük kıyafette bele sarılır, uçlarında bağlamaya yarayan bağcıklar bulunur.
Şal-Çeşitli desenlere sahip bir nevi geniş kuşaktır.
Kaftan-Bindallı- Boy uzunluğunda, boydan boya giyilir. Baştan aşağı sırmalarla işlenmiştir.
Önlük-Kuşak üzerine bağlanır, genelde koyu renkli ve üst uçlarında bağcıkları vardır.
Don-Genelde basmadan mamül ve renklidir. Üç eteğin altına giyilir. Paça kısmı dar diğer kısımlar geniştir. Bele uçkurla tutturulur.
Üçetek-Arkası düz önü iki parçalıdır.Arkadaki düz parça topuklara kadar sarkar, öndeki iki parça ise bele dolanır. Hint kumaşından yapılmış üzeri altın veya gümüş sırma işlemelidir. Dantellere harç adı verilir. Gümüş yada altın kemer aksesuarını oluşturur. 1960’lı yıllara kadar giyiliyordu.
Şalvar-Renkler canlı, canfes denilen ağır ve sade ipekli kumaştan yapılır. Üzeri işlemelidir. Uçkurla bele ve bağcıklarla bacağa tutturulur.
Çoraplar-Yazlık olanlar tiftikten, kışlık olanlar ise yünden örülür. Beyaz yünden örülenler genelde uzun boyludur.
Ayakkabılar-Yemeni – Altı ince kösele topuksuz ayakkabı
Sarı Pabuç-kenarsız ve ökçesiz ayakkabı
İskarpin-Siyah renkli kösele ayakkabı
 
TAKILAR
 
Takılar kadife kurdele yada zincire dizilmiş 25-30 sıra inci. Beşibirlik/Kremise ve bilek adını boyuna takılır.
 
Bilek-25-30 sıradan oluşur, inci veya beşi birlikten oluşan takı
Elmas İğneler-Yaylı dal adı verilir fese takılır.
Bilezik- Çeşitli kalınlıklarda olup bileğe takılır. Düz ve burnu gibi çeşitleri vardır.
Hamayıl-Gerdanlıkları incili, göğüsleri altın kaplama göğüslüklü ve sıra altınlı. Ancak bir büyük veya erkek yanına gelindiğinde baş örtme ihtiyacı hissedilir.
Kemer- Altın veya gümüş sırmadan yapılır. Genelde üç etek, okkalık giyildiğinde bele takılır.
Küpe-İnci veya altından olur, çeşitli boy ve şekillerdendir.
Kremise- Kadife kurdele veya zincire dizilmiş altınlardan oluşur.
Yaylı Dal- Fese takılan altın iğneye denir.
Yüzük- Muhtelif genişlikte düz ve işlemeli altından yapılmıştır.
MESİRE YERLERİ



Karaköprü Bahçeleri

Merkez İlçe'nin kuzeybatısında Tatlı Çay'ın her iki yanında bulunan bahçeler, şehrin güneyinde bulunan Feslikan Bahçeleri'yle birlikte Çankırı'nın akciğeri niteliğindedir. Yakın geçmişte sadece yazlık olarak kullanılan köşkleri, envai türlü yeşillikleri, mümbit toprağı ve zengin sosyal hayatıyla Çankırılı'nın vazgeçilmez alışkanlıklarından olan bah­çelerde, günümüzde çoğunlukla yılın tamamında oturulmakta ve alışkanlıkların devamı olarak sebze ve meyve üretimi sürdürülmektedir.
Feslikan Bahçeleri kadar şanssız olmayan ve henüz iskana açılmamış olan bahçeler, özellikle yazın hafta sonlarında eş, dost ve yakınlar için sakin bir liman olma özelliğini sürdürmektedir.
 
Orman Fidanlığı Mesire Yeri
 
Merkez İlçenin kuzeybatısında şehre 5 km. mesafede bulunan Orman Fidanlığı bünyesindeki mesire yerine Çankırı-Kastamonu yoluyla ulaşılmaktadır. Masabank tipinde oturma yerleri, kameriyeler, ocaklıklar, çeşmeler, umumi tuvalet, jetonlu telefon ve elektriğin bulunduğu mesire yeri ve çevresi, çoğunluğu çam olmak üzere değişik ağaç ve süs bitkileriyle yeşillendirilmiştir.
 
Eldivan İlçesi ve Bülbül Pınarı Mesire Yeri
 
İl Merkezi'ne 20 km. mesafedeki Eldivan İlçesi, nadide tabii güzelliklere ve günübirlik imkanlara sahip bir mesire yeridir. Eldivan Dağı'nın İlçe'ye bakan tarafları çoğunlukla çam olmak üzere meşe, yabani fındık, dağ kavağı ağaçlarıyla ve zengin bir orman altı bitki örtüsüyle kaplıdır. Kiraz meyvesi üretimi ile de meşhur olan Eldivan'a ulaşım, 08:00 - 20:00 saatleri arasında karşılıklı olarak çalışan Belediye otobüsleriyle sağlanmaktadır.
 
İlçe Merkezi'ne 5 km. mesafede bulunan Bülbül Pınarı Orman İçi Mesire Yeri'ne asfalt bir yolla ulaşılmaktadır. Bahar ve yaz günlerinde yoğun bir ziyaretçi akınına uğrayan mesire yeri geniş bir alana yayılmış olup, masabank tipinde oturma yerleri, ocaklıklar, çeşmeler, umumi tuvaletler, büfe, yağmur barınağı, seyir terası ve kulesi, otopark, çocuk parkı, telefon ile 7 yataklı bungalov tipi bir dinlenme evi bulunmaktadır. Giriş ücretlidir.
 
İlçede, Bülbül Pınarı Mesire Yeri'nin dışında Karadere ve Saray Göletleri çevreleri ile orman içindeki çeşme ve su kaynakları civarında da çok sayıda piknik ye kamp yapmaya elverişli alan mevcuttur. Günübirlik ziyaretçiler her türlü ihtiyaçlarını İlçeden karşılayabilirler.

Kadın Çayırı Mesire Yeri
 
Ilgaz'a 20, Çankırı'ya 70, Kastamonu'ya 30 km. mesafede bulunan Kadın Çayırı Orman İçi Mesire Yeri'ne, Ilgaz-Kastamonu DevletKarayolu'nun 13. km.'sinden doğuya ayrılan 7 km.'lik asfalt bir yolla ulaşılmaktadır. Ilgaz Orman İşletme Müdürlüğü tarafından 10 hektarlık bir alanda düzenlenmiş olan mesire yerinde, günübirlik ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılayacak masabank türü oturma yerleri, ocaklıklar, çeşme ve tuvaletler, 7 yataklı bir dinlenme evi ile alabalık havuzları bulunmaktadır. Elektrik ihtiyacı jeneratörle karşılanan alanda telefon yoktur.
 
Zemini çayırlar ve değişik otsu bitkilerle kaplı olan mesire yeri küçük bir vadide yer almakta olup etrafı sarıçam, karaçam ve köknar ağaçlarıyla çevrilidir.
 
Bahar ve yaz aylarında çevre il ve ilçelerden gelen çok sayıdaki ziyaretçinin tatlı hatıralarla, tekrar gelmek üzere ayrıldıkları mesire yerine giriş ücretsizdir.
 
Derbent Şehitliği ve Mesire Yeri
 
Ilgaz'a 24, Çankırı'ya 74 km. mesafede yer alan mesire yeri Ilgaz-Kastamonu Devlet Karayolu kenarındadır. 5 hektarlık alana sahip olan mesire yerinde 12 oda 42 yatak kapasiteli bir motel yer almakta, kış sporu yapmak isteyenlerin yanı sıra özel araçlarıyla seyahat edenlerce kısa süreli dinlenmeler için de tercih edilmektedir.
 
Masabank türü oturma yerleri, ocaklıklar, çeşmeleri ve tuvaleti mevcuttur. Sarıçam, karaçam ve köknar ağaçlarıyla kaplı olan mesire yerinde elektrik ve telefon imkanları da mevcuttur.
 
Çerkeş Orman Fidanlığı Mesire Yeri
 
İlçe Merkezine 3.5 km. mesafedeki Orman Fidanlık Müdürlüğü sahasında bulunan bataklık ve sazlık alan değerlendirilerek halkın piknik yapabileceği şekilde düzenlenmiştir. Değişik bitki çeşitleri ile yeşillendirilen mesire yerinde gökkuşağı alabalığı ve aynalı sazan balığı da yetiştirilen dört adet sunni gölün yanı sıra masabank tipi oturma yerleri, ocaklıklar, çeşmeler, çocuk parkı, umumi tuvalet ile içinde şark odası olan bir misafirhane binası bulunmaktadır. Ziyaretçilerin ücretsiz olarak girebildikleri mesire yerinde karaca, kurt, tavşan, pekin ördeği ve kaz gibi hayvanlar da beslenmekte ve göllerde sportif olta balıkçılığı yapılabilmektedir.
 
Seybeli (Işık Dağı) Orman İçi Mesire Yeri
 
Çerkeş-Kızılcahamam (Ankara) Karayolu üzerinde bulunan mesire yeri Çerkeş İlçesi'ne 20 km. mesafededir. Işık Dağı'nın kuzey yamaçlarında yer alan mesire yerinde masabank tipi oturma yerleri, ocaklıklar, çeşmeler, yağmur barınağı, otopark ve umumi tuvalet mevcuttur. Çerkeş-Kızılcahamam Karayolu mesire yerinin içinden geçmektedir.
 
Yukarıda sayılanların dışında Orta, Kurşunlu ve Ilgaz İlçeleri'nden geçen Devrez Çayı, Çerkeş ve Bayramören İlçeleri'nden geçen Soğanlı Çayı ile Kızılırmak İlçesi’nden geçen Kızılırmak kıyılarında, Şabanözü İlçesi Karaören Göleti ile Güdüllü, Çivitçi ve Bayramyeri Bahçelerinde, Kurşunlu İlçesi Büyükgöl yöresinde, Merkez İlçe Apsarı Göleti çevresinde, Orta ilçesi Güldürcek Barajı civarında günübirlik ziyaretler için uygun yerler bulunmaktadır.

 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
19 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın