• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
URFA TURU TEKNİK PROGRAM
TEKNİK URFA TURU BİLGİLENDİRMESİ
İL PLAKA  KODU:63 
YÜZÖLÇÜM:  18.765 km2 
İL  TELEFON KODU: 0414RAKIM:518 m
NÜFUS:1.940.627
Ş.URFA-GAZİANTEP:

 

ÖRNEK PROGRAM
ANAHTAR KAVRAMLARAdem ile Havva’nın yeryüzüne ayak bastıkları ilk topraklar: Harran ovasıdır. İlk çift, burada sürülmüş, İbrahim Peygamber burada doğmuş, putları kırmış ve ateşe atılmıştır. Eyyüb Peygamber, hastalığına burada sabır göstermiş ve vefat edince, bu topraklara gömülmüştür. Hz. İsa’nın kutsal mendili, burada muhafaza edilmiştir. Hz. Davut, burada yaşamış, Hz. Şuayp, Şanlıurfa yakınlarındaki Şuayp Şehrini kurmuştur. Hz. Musa ise, Soğmatar Şehrinde yaşamıştır. Bunlardan dolayı; Şanlıurfa’ya Peygamberler Şehri de denir
GENEL BİLGİLER
ŞEHİRİN ADI NERDEN GELİYORUr, Kalde Ur’u, Harran Ur’u, Orhei, Orhay, Vurhai, Edessa, Diyar Mudar, Ruha, Reha ve Urfa adlarını almıştır. Edessa ismi, “Suları bol” anlamına gelmekte olup, Makedonlar tarafından verilmiştir. En son: Şanlıurfa olmuştur.
KRONOLOJİSümer, Akad, Hitit, Babil, Kalde, Hurri, Mitani, Aram, Asur, Med ve Pers 
TARİHÇE (URFA):

Makedonya kralı Büyük İskender; doğu seferi sırasında, Urfa’ya hakim olur. Daha sonra: MÖ.132 ıylında Asraane krallığı şehre egemen olur. MS.250 yılına kadar süren “Osroane” krallığı dönemi; Hıristiyanlık açısından büyük önem taşır. O dönem Osroane kralı Abgar Ukomo: dünyada Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul eden ilk krallardan biridir. Hz. İsa ile mektuplaşmış ve Hz. İsa’yı, Hıristiyanlık dinini yaymak üzere, Urfa’ya davet etmiştir. Bu davet üzerine: Hz. İsa; yüzünü sildiği mendile çıkan resmini ve Urfa’yı kutsadığına dair bir mektubu, kral Abgar’a gönderir. Bu yüzden: Urfa, Hıristiyanlar tarafından, günümüzde bile “Kutsal Şehir” olarak kabul edilmektedir. Hıristiyanlık aleminde, kutsal sayılan bu mendilin: uzun süre, Urfa’yı düşmanlarından koruduğuna inanılır.

MS.994 yılında, Bizans imparatorunun doğudaki komutanı İoannes Kurkuas; Urfa üzerine yürür ve Hz.İsa’nın, bu mucizevi resmi de bulunan mendilini almayı başarır ve bu mendili büyük bir törenle: İstanbul’a götürür.
Evet, Hıristiyanlığı ilk yıllarında kabul eden Urfa, Müslümanlığı da, ilk yıllarında kabul eder. (MS.639) Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın 1071 yılında, şehri kuşatması öncesinde, birçok siyasi ve dini hareketlerin olduğu şehirde, bağımsız bir haçlı kontluğu kurulur. 1144 yılında, İmadeddin Zengi, 1182 yılında ise Selahattin Eyyübi, şehre hakim olurlar.

1240 ve 1250 yıllarındaki iki Moğol yağmasından sonra, 1260 yılında, Hülagü Han, şehri yakıp-yıkar. 1404 yılında, Akkoyunlular, 1514 yılınmda Safeviler şehre egemen olurlar. 1517 yılında Osmanlı imparatorluğu topraklarına katılır.

24 Mart 1919 tarihinde İngiliz, 30 Ekim 1919 tarihinde Fransızlar tarafından, şehir, işgal edilir. Fransızlara karşı başlatılan direniş ve savaş, 11 Nisan 1920 tarihinde şehir halkının zaferiyle, Fransızların kaçmasıyla sonuçlanır.Urfa Milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı, Urfa ilinin adının “Şanlıurfa” olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi, TBMM tarafından, 12.06.1984 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır.

 





Şehrin tarihi, çok eski dönemlere kadar uzanmaktadır. Kazılarda: MÖ.7250-5500 yıllarına ve sonrasına ait çok sayıda değerli eser ele geçirilmiştir.
Daha sonraki tarihi süreçte: şehirde; Sümer, Akad, Hitit, Babil, Kalde, Hurri, Mitani, Aram, Asur, Med ve Pers hakimiyetleri görülür. Şehir: Ur, Kalde Ur’u, Harran Ur’u, Orhei, Orhay, Vurhai, Edessa, Diyar Mudar, Ruha, Reha ve Urfa adlarını almıştır. Edessa ismi, “Suları bol” anlamına gelmekte olup, Makedonlar tarafından verilmiştir. En son: Şanlıurfa olmuştur.

Makedonya kralı Büyük İskender; doğu seferi sırasında, Urfa’ya hakim olur. Daha sonra: MÖ.132 ıylında Asraane krallığı şehre egemen olur. MS.250 yılına kadar süren “Osroane” krallığı dönemi; Hıristiyanlık açısından büyük önem taşır. O dönem Osroane kralı Abgar Ukomo: dünyada Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul eden ilk krallardan biridir. Hz. İsa ile mektuplaşmış ve Hz. İsa’yı, Hıristiyanlık dinini yaymak üzere, Urfa’ya davet etmiştir. Bu davet üzerine: Hz. İsa; yüzünü sildiği mendile çıkan resmini ve Urfa’yı kutsadığına dair bir mektubu, kral Abgar’a gönderir. Bu yüzden: Urfa, Hıristiyanlar tarafından, günümüzde bile “Kutsal Şehir” olarak kabul edilmektedir. Hıristiyanlık aleminde, kutsal sayılan bu mendilin: uzun süre, Urfa’yı düşmanlarından koruduğuna inanılır.

MS.994 yılında, Bizans imparatorunun doğudaki komutanı İoannes Kurkuas; Urfa üzerine yürür ve Hz.İsa’nın, bu mucizevi resmi de bulunan mendilini almayı başarır ve bu mendili büyük bir törenle: İstanbul’a götürür.
.
TARİHÇE (HARRAN)

Tevrat"ta da "Haran" olarak geçen yerin burası olduğu söylenir. İslâm tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber"in torunlarından Kaynan"a veya İbrahim Peygamber"in kardeşi "Aran"a (Haran) bağlarlar. XIII. yüzyıl tarihçilerinden İbn-i Şeddat, Hz. İbrahim"in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu, bu nedenle Harran"a Hz. İbrahim"in şehri de denilmektedir.Harran Ovası 852.000 dekardır. Kuru tarımdan sulu tarıma geçen Harran Ovası Türkiye'nin pamuk ihtiyacının yarısını karşılamaktadır. Hububat ekiminde ise Konya Ovasından sonra ikinci sıra gelmektedir.

Harran, Kuzey Mezopotamya"dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Assurlu tüccarların önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu"dan Mezopotamya"ya, Mezopotamya"dan Anadolu"ya olan ticaret akışının binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış olması bu tarihi kentte zengin bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya"daki Assur ve Babillerin politeist inancına dayanan Paganistliğin (Putperestlik) önemli merkezlerinden olması yönüyle de ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran"da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi "Harran Ekolü"dür. İlkçağdan beri varlığı bilinen Harran Üniversitesi"nde dünyaca ünlü birçok bilgin yetişmiştir.

Emevi hükümdârlarından II. Mervan 744 yılında Harran"ı Emevi Devleti"nin başkenti yapmıştır. Emevilerin Asya bölümü 750 yılında Abbâsilere yenilerek Harran"da sona ermiştir. Abbâsi hükümdârı Harun Reşit zamanında "Harran Üniversitesi" dünyada büyük bir ün kazanmıştır.

Bugün Cüllab ve Deysan ırmakları kurumuş olduğundan Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyügü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.

Atatürk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Harran Ovası"na akıtılan Fırat Nehri, Harran"ı Tarihteki yeşil ve verimli günlerine tekrar kavuşturmuştur. On yedinci yüzyılın ortalarında (1650 yılları) Harran"ın harap haline yetişen ünlü seyyah Evliya Çelebi burasını, "Şehir harap, evler toprak olup kalesinde insanoğlu kalmamıştır. Ancak kargir camileri, han ve hamamları kalıp diğer harap evler içerisinde çöl Arapları kışlamaktadır" cümleleriyle anlatmaktadır.



Şanlıurfa’nın 44 km. güney doğusunda bulunan ve her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi kent Harran, kendi adıyla anılan ovanın merkezinde kurulmuştur.

Tevrat’ta “Haran” olarak geçen yerin burası olduğu söylenir. İslâm tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynan’a veya İbrahim Peygamber’in kardeşi “Aran”a (Haran) bağlarlar. XIII. yüzyıl tarihçilerinden İbn-i Şeddat, Hz. İbrahim’in Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu, bu nedenle Harran’a Hz. İbrahim’in şehri de denildiğini, Harran’da İbrahim Peygamber’in evinin, adını taşıyan bir mescidin, O’nun otururken yaslandığı bir taşın var olduğunu yazmaktadır.

Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari’de bulunan M.Ö. II. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde “Har-ra-na” veya “Ha-ra-na” şeklinde rastlanmaktadır. Kuzey Suriye’de Ebla’da bulunan tabletlerde ise Harran’dan “Ha-ra-an” olarak bahsedilmektedir. M.Ö. II. binin ortalarına ait Hitit tabletlerinde, Hititlerle Mitanniler arasında yapılan bir antlaşmaya Harran’daki Ay Tanrısı’nın (Sin) ve Güneş Tanrısı’nın (Şamaş) şahit tutulduğu belirtilmektedir.

Tüm bu tarihi belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, Harran adı 4000 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran adı, Sümerce ve Akatça “Seyahat-Kervan” anlamına gelen “Haranu”dan gelmektedir. Bazı kaynaklar bu kelimenin “keşişen yollar” veya “şiddetli sıcak” anlamına geldiğini de kaydetmektedirler.

Gerçekten de Harran, Kuzey Mezopotamya’dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Assurlu tüccarların önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Mezopotamya’dan Anadolu’ya olan ticaret akışının binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış olması bu tarihi kentte zengin bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya’daki Assur ve Babillerin politeist inancına dayanan Paganistliğin (Putperestlik) önemli merkezlerinden olması yönüyle de ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran’da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir.

Babiller döneminde “ilu sa ilani” (tanrıların tanrısı), “sar ilani” (tanrıların kralı) ve “bel ilani” (tanrıların efendisi-rabbi) olarak adlandırılan Ay Tanrısı “Sin” paganistlerin en büyük tanrısı olma özelliğini asırlar boyu devam ettirmiş ve Romalılar döneminde “Mar alahe” olarak adlandırılmıştır.

İslâm kaynaklarında “Harrânîler” (putperestler) adıyla anılan bu dinin mensuplarının bir kısmı, Abbâsi Halifesi Me’mun’un “Kur’an’da geçen bir dini seçin” tavsiyesi üzerine bir kısmı Hıristiyan, bir kısmı da Müslüman olmuş, önemli bir kısmı ise “Hiç kötülük etmeyen yüce bir yaratıcı”nın varlığını kabul eden ve Kur’an’da ehl-i kitapla beraber üç defa zikredilen, İslâm hukukçularına göre Hıristiyan ve Musevilerle aynı hukuki haklara sahip olan güney Mezopotamya’daki Sabiilerin monoteist inanç sistemini benimsemiştir. Ancak Sabiizmi benimseyen bu grup eski Paganist inançlarından tam kopmayarak bu yüce varlığın sadece yaratma gibi önemli işleri gördüğüne, yarattığı varlıklarla ilgili diğer işleri ise aracı ilah olarak niteledikleri gezegenlerin ve bunlar adına inşa edilen tapınaklarda onları temsil eden putların yaptığına inançlarında yer vermiştir. Bu dönemde Sin hala tanrılar sisteminin zirvesinde yerini koruyor. “İlahü’l-alilah” (tanrıların tanrısı) ve “”rabbü’l al-ilah” (tanrıların rabbi) olarak adlandırılıyordu. Böylece güney Mezopotamya’daki esas Sabiizm’den farklı bir çehreye bürünen bu dinin mensupları “Harranlı Sabiiler” olarak anılagelmişlerdir.

Urfa’nın Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Harran Sabiilerin merkezi olmuş ve Hıristiyanlar Harran’a putperest şehri anlamına gelen “Hellenopolis” adını vermişlerdir. Varlıklarını M.S. XI. yüzyıla kadar sürdüren Sabiilerin son mabedi h. 474 (m. 1081) de Nûmeyriler adına şehrin valisi olan Yahya b. el-Şatr tarafından yıktırılmış ve böylece Harran’daki Sabiizm sona ermiştir.

Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi “Harran Ekolü”dür. İlkçağdan beri varlığı bilinen Harran Üniversitesi’nde dünyaca ünlü bir çok bilgin yetişmiştir. Devrinin en büyük matematikçilerinden, tabiplerinden ve Yunan filozoflarının eserlerini Arapçaya çevirenlerinden 821 doğumlu Sabit bin Kurra, o tarihlerde Dünyadan Ay’a olan uzaklığı doğru olarak hesaplayan Battani (Avrupalılar Albetegni veya Albatanius derler), Yunan filozoflarının aksine maddenin bölünebilen en küçük parçasının müthiş bir enerji ile parçalanarak Bağdat gibi bir şehri yıkabileceğini söyleyen ve böylece atomun mucidi sayılan Cabir bin Hayyan, din bilgini Şeyh-ül İslâm İbni Teymiyye Harran’daki okullarda yetişmiş dünyaca ünlü alimlerden bazılarıdır.

Emevi hükümdârlarından II. Mervan 744 yılında Harran’ı Emevi Devleti’nin başkenti yapmıştır. Emevilerin Asya bölümü 750 yılında Abbâsilere yenilerek Harran’da sona ermiştir. Abbâsi hükümdârı Harun Reşit zamanında “Harran Üniversitesi” dünyada büyük bir ün kazanmıştır.

Cüllab ve Deysan ırmaklarının suladığı kuzey Mezopotamya düzlüğünde bulunan Harran Ovası tarihte bir ağ gibi su kanalları ile örülmüş bir tarım sahası idi. 1184 yılında Harran’ı ziyaret eden Seyyah İbni Cübeyr, burasının gölgelik ve ağaçlık olduğunu, çeşitli meyve sebzelerin yetiştiği, uzun süren bir kuraklık sonucunda ise harap olduğunu yazmaktadır.

1242 yılında Harran’a gelen İbni Şeddad şunları yazmaktadır: “Deysan ve Cüllab nehirleri arasında kurulmuş olan şehirdeki imalathânelere Cüllab nehrinden su gelirdi. Cüllab, Diphisar adlı bir köyden çıkar ve Harran’ı sulardı. Nehrin suları şehrin bazı evlerine kadar ulaşırdı. Harran’da 14 hamam vardı. Devlet ovadaki sulamadan 170.000 dirhem vergi alıyordu”.

Fatımiler, Zengiler, Eyyûbiler ve Selçuklular gibi Türk-İslâm devletlerinin yerleşmesine sahne olan Harran, 1260 yılı başlarında Moğollar tarafından işgal edildi. 1270 yılında Moğollar burayı ellerinde tutamayacaklarını anlayınca Camiini, surlarını ve kalesini yakıp yıkarak kenti tahrip ettiler. Halk Mardin, Dimaşk (Şam) ve Halep’e kaçtı. Etraftaki göçebeler tarafından işgal edilen tarihin bu altın şehri bir köy haline geldi ve o muhteşem günlerine bir daha dönemedi.

1518 tarihli tapu tahrir defterlerinden, Harran’ın Osmanlı döneminde 250-280 nüfuslu bir köy olduğu anlaşılmaktadır.

Cumhuriyet döneminde Akçakale İlçesi’ne bağlanan Harran, GAP Projesinin bölgeye getireceği canlılık göz önüne alınarak 1987 yılında çıkartılan bir kanunla ilçe haline getirildi.

Bugün Cüllab ve Deysan ırmakları kurumuş olduğundan Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Atatürk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Haran Ovası’na akıtılan Fırat Nehri, Harran’ı tarihteki yeşil ve verimli günlerine tekrar kavuşturmuştur.


  • Tarihin en eski çağlarından beri insanoğlunu saygı ve sevgi ile barındırmış olan bu tarihi şehir öykülerle, türkülerle dolu zengin bir kültürel mirasa sahiptir.
  •  
  • Şanlıurfa turlarının ilk durağı Dünyanın en eski tapınağı olan ve halen arkeolojik çalışmaların devam ettiği,  bilenen dünyanın ilk  tapınağı  Göbekli Tepe’yi geziyoruz.
  •  
  • Sonraki güzergahımız,  ismini sıcaklıktan ve yolların kesişmesinden alan ve bir dönem Emevilere başkentlik eden Harran ile gezimize devam ediyoruz.
  •  
  • Burada ilk olarak Harran Şehrinin ortasında 22 mt yükseklikte var olan Harran Höyüğü,
  •  
  • Türkiye’de İslamiyet döneminde kurulmuş en eski cami olma özelliğini taşıyan Harran Ulu Camii, avlusunda yer alan Anadolu’da kurulan Dünyanın İlk İslam Medresesi (Harran Üniversitesi ),
  •  
  • İç Kale, Tarihi Surlar ve Konik Kubbeli Harran evlerinden birini ziyaret ediyoruz.
  • Tasarufu devam eden Hayat El Harrani Hz. Türbelerini ziyaret ediyoruz.
  •  
  • Harran’dan ayrılarak Şanlıurfa merkeze doğru yol alıyoruz.
  •  
  • Eyüp Peygamber(As) makamını ziyaret edip , burada çile çektiği mağara görüp ve şifa bulduğu suyu içiyoruz. Rehberimizden Sabır Timsali Eyyüp Peygamberin hayatını dinliyoruz.
  •  
  • Öğle yemeğinde Şanlıurfa yöresinin unutulmaz lezzeti Ciğer Kebabı alıyoruz.
  •  
  • Peygamberler Şehri olan, Çiğ Köfte, Balıklı Göl, Harran denildiğinde aklımıza gelen şehir Şanlıurfa'ya ulaşıyoruz.
  •  
  • Halilü Rahman Gölü, Balıklı Göl, Ayn Zeliha Gölü, Hz. İbrahim Makamından  ötürü ismini alan  Makam Camii,
  •  
  • Rızvaniye  Camii,  Mevlidi Halil Camii, Hz. İbrahim'in doğduğu mağara ziyaretiyle gerçekleştiriyoruz.
  •  
  • Eşkıya filminden de anımsayabileceğiniz Gümrük Han'da çay molası ardından programımız sona eriyor.,

 




PROGRAM KOMPOZİSYONU:

Kahvaltı sonrasında Şanlıurfa'yı gezmeye başlıyoruz. Burada ilk olarak Balıklı Göl'ü ziyaret ediyoruz. Hemen sonrasında ise Halil-ür Rahman Camii, Hz.İbrahim Makamı olarak inanılan mağara, eski Mevlid-i Halil Camii, yeni Mevlid-i Halil Camii, Ayn-ı Zeliha Gölü ve Hz.İbrahim'in ateşe düştüğü yer olarak kabul edilen Halil-ür Rahman Gölü ziyaretlerini gerçekleştiriyoruz. Gezilerimiz sonrasında Urfa’nın simgelerinden olan ve birçok dizi setinin kurulduğu Gümrük Han'da serbest zaman vereceğiz. Bu sürede yöresel isot, dokumalar ve diğer alışverişlerinizi gerçekleştirebilirsiniz. Serbest zaman sonrasında öğle yemeği için restoranımıza gidiyoruz. Yemek sonrasında ise Dünya arkeolojisinin göz bebeği olan ve arkeolojik çalışmaların halen devam ettiği, dünyada bilenen ilk tapınağı içinde barındıran Göbekli Tepe Kutsal Alanını geziyoruz. (Restorasyon Nedeniyle Kapalı Olmazsa Gezilecektir.) Sonrasında ise Akçakale sınır kapısı yolunu takip ederek ipek yolu üzerindeki Mezopotamya kültüründe ay tanrıçası Sin inanışının bulunduğu ve kesişen yollar anlamına da gelen Harran ilçemize ulaşıyoruz. Burada Harran Şehrinin ortasında 22 metre yükseklikte var olan Harran höyüğü, Emevi halifesi Mervan tarafından yaptırılan kubbesi ahşap olma özelliğini taşıyan Camii el Firdevs (Cennet Camii), avlusunda yer alan Anadolu’da kurulan İlk İslam Medresesi (Harran Üniversitesi), İç Kale, Tarihi Surlar ve Konik Kubbeli Evleri ziyaret ediyoruz. Harran’da yapacağımız çeşitli ziyaretlerin ardında Şanlıurfa’ya doğru yol almaya başlıyoruz. Şanlıurfa’ya gelmeden hemen önce Hz. Eyüp’ün makamına ulaşıyor ve Çile Çektiği Kuyuyu ve Çeşmeyi görüyoruz. Ve artık tüm gezilerimizi tamamlayıp otelimize yerleşiyoruz. Akşam yemeği ve konaklama otelimizde.
ŞEHİR BİLGİLENDİRMESİ
DESTİNASYON
COĞRAFYA                  
TARİH           
DİN

  EDEBİYAT           
SEMBOLLER   
GASTRONOMİ
TERMAL SU 
 

 


OVALAR
 

 AKARSULAR

 
 
 DAĞLAR

  
 
 GÖLLER
 
 
 
KİŞİLER
DÜĞÜN
 
 
 
 
DOĞUM 
TATLILAR
 
 
 
 
YEMEKLER 
TÜRKÜLER  
OYUNCULAR
YAZARLAR
SİYASETÇİ
 
OTELLER
RESTORANTLAR
ALIŞVERİŞ
KÜLTÜR
 
TEKNİK  NOKTALAR
  
 
HATIRLATMALAR

Ş.URFA TURUNDA BAŞLICA GEZİ NOKTALARI
ŞANLIURFA – GÖBEKLİTEPE – ŞANLIURFA MÜZESİ VE HALEPLİBAHÇE MOZAİK MÜZESİ – EDESSA NEKRAPOLÜ KAYA MEZARLARI – BALIKLI GÖL – HALİL-ÜL RAHMAN GÖLÜ – GÜMRÜK HAN-EYÜP PEYGAMBER MAKAMI VE ÇİLE KUYUSU – HARRAN – ULU CAMİİ – BAZDA MAĞARALARI – HAN EL BA RUR KERVANSARAYI – ŞUAYB ANTİK KENTİ – SOĞMATAR ANTİK KENTİ – SIRA GECESİ-MUTFAK MÜZESİ – MAHMUD NEDİM KONAĞI – ULU CAMİİ – ATATÜRK BARAJI – KELAYNAK ÜRETİM ÇİFTLİĞİ – HALFETİ TEKNE TURU – SAVAŞAN KÖYÜ
           
URFA ÇARŞILARI
Kazaz (Bedesten) Çarşısı, Sipahi Pazarı, Eski Kuyumcu Çarşısı, Eskici Çarşısı, İsotçu Çarşısı ve Hüseyniye Çarşısı Gümrük Han etrafında toplanmış en meşhur çarşılardan.
URFA HANLARI
 Gümrük Han, Hacı Kamil Han, Barutçu Han, Mençek Han, Şaban Han, Kumluhayat Han, Fesadı Han, Samsat Kapısı Han, Millet Han ve Topçu Han
RESTORANT VE SET MENÜ BİLGİLERİ

 Ciğerci Aziz Usta Urfa
 


 
OTEL BİLGİLERİ
 
 
 
 
 
 

Ş.URFA PROGRAMI YOL(KM) VE YAKIT BİLGİSİ

TESİS BİLGİLERİ:



















TOPLUMSAL MİRAS
KATEGORİ
GASTRONOMİ                  
KÜLTÜR

  ALIŞVERİŞ           
YÖRESEL   
ÜNLÜLER
 DEYİMLER
 
Alti daş üsti tokaç: Sıkıntıda olmadığı halde öyle görünenler için söylenir
Ayah pehlivanı:
Bir işi yapmadığı halde yapmış gibi görünenler için söylenir.
Arpayı samanı gendi yiyyi, torbayı başkasının boynuna asi:
Çevresini aldattığını sananlar için kullanılır.
Ataş almağa mı geldi :
Acele gitmek isteyen misafirler için kullanılır.
Atların yerine itleri bağlamışlar:
iş bilmezlerin iş başına geçmesi halinde kullanılır.
Ayağıma yer edim gör bah siye ne edim:
İşi bitinceye kadar iyi görünmek zorunda olanlar için kullanılır.

Ben deyiyem fedemdeme o deyi damdan dama :
Söyleneni anlamayıp, başka cevap verenler için kullanılır.

Çağala herkes evine dağala:
Herhanği bir toplantıyı sona erdirmek isteği
Çırpsı seyrek:
geri zekalı anlamında kullanılır
Dadımız duzumuz kalmadı:
Düzeni bozulan kişiler için kullanılır
Dadandiy datlı hevliya:
Her zaman mükellef sofra umanlar için kullanılır
Dam direği çadır merteği:
Uzun boylu fakat işe yaramaz olanlar için kullanılır.
.
Densiz deve girmez eve:
Lafını bilmeyenler için kullanılır-Hanım etti, her ola, halayıh etti, kôr ola 
 
 ATASÖZLERİ
 
 Anası gözde olanın, uşağı dizde olır-Ağa kardaşım olacağına, külhançı gişım olsın.
ŞİVE
 
 
 
DÜĞÜN
 
 
 
 
ADETLER
 
DOĞUM 
TATLILAR
 
 
 
 
YEMEKLER 
TÜRKÜLER 
OYUNCULAR
YAZARLAR
SİYASETÇİ
TÜRKÜCÜ 
TALKSHOW 
 
OTELLER
RESTORANTLAR
ALIŞVERİŞ
KÜLTÜR
 
GEZİ NOTLARI
HATIRLATMALAR
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
58 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın