• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
ÇANAKKALE TEKNİK PROGRAM
Tur Programı

Ankara -Akçay :7 sa. 19 dk. (712 km)

21:00 Ankaradan Hareket

1.GÜN:

Ankara-Hasanboğuldu: 7 sa. 25 dk. (645 km)
Hasanboğuldu –Adatepe köyü –Zeus Altarı :53 dk. (36,2 km)
Zeus Altarı –Asoss Antik Kenti 42 dk. (29,6 km)

* Zeytin Alışverişi :

-Öğle Yemeği : Saat 14:00 (Asoss Eyli Keyf KAfe)
Menü Detayı:

-Asoss Antik kent Giriş Ücreti 15 tl.
* Müze Kart ücreti 70 tl. Online Müze  Sanalkart almak için lütfen tıklayınız.


-Asoss Gezisi (Antik Şehir +Çarşı Gezisi ; 1.5 saat)
-Çarşıda Limon kekiği- Hediyelik Magnet-Denizkabuğundan hediyelikler-Kekik kolanyası vs.. alma imkanınız mevcuttur.)

* Asoss Antik Kenti-MD Barbaros Otel: 1 sa. 9 dk. (84,5 km)

* Asoss Antik Kenti- Oytun Park Hotel: 1 sa. 14 dk. (86,3 km)

 

2. GÜN:

BOZCADA  TRUVA TURU

*** ÖNEMLİ HATIRLATMA :Feribot  Geyikliden saat 09:00 da- Bozcadadan saat 14:00 de hareket etmektedir.

***DUYURU: 07:30 Otobüsümüzün kesin kalkış saati olup , kalkış saatinde yolcuların otobüste hazır bulunma yükümlülüğü vardır.Kalkış saatinde hazır bulunmayan katılımcılar o günkü program haklarından feragat etmiş olurlar.

>>07:30 Otelden Bozcadaya hareket

Geyikli İskelesi-MD Barbaros Otel: 47 dk. (50,9 km)

Geyikli İskelesi-Oytun Park Hote :51 dk. (52,8 km)

>>08:30 Geyikli İskelesi Varış

09:00 Bozcadaya hareket (25 dk feribot yolculuğu)

09:30 -12:30 1.(Otobüsle Panaromik Ada Turu -Ayazma Plajında fotoğraf çekimi için 30 dk. serbest zaman)2.Çarşı Gezisi 3.Meryamana Kilisesi 4. Ada Kurabiyecisi Alışveriş 5. Ada Şarap Alma İmkanı 6. Bozcaada kalesini Gezme imkanı (Bozcaada Kalesi 2019 giriş ücreti i ; Tam 10 tl, öğrenci ise, 5 tl'dir.)


12:30-13:30 Öğle Yemeği (Sahilde Korelinin Yeri -Balık Menü "Dileyenlere Balık Köfte")



14:30 Geyikli-Truva Antik Şehri- 34 dk. (31,9 km)

       >>Yol üzerinde Ezine Peynir Alışverişi (20 dk)


16:00  Truva varış  (1 saat Antik Şehir Gezisi)


17:00 Otele hareket
17:30 Otele varış




Troya Antik Kentine giriş ücreti 35 TL, Müze kart ücreti

* Müze Kart ücreti 70 tl. Online Sanalkart almak için lütfen tıklayınız.

3.GÜN:

ÇANAKKALE ŞEHİTLİK
 
08:30 Otelden Eceabata hareket (15 dk.)
09:45-12:30 Şehitlik Gezisi
12:30-13:30 Öğle Yemeği

14:00 Geyikli iskelesinden Çanakkale merkeze hareket
14:30 Aynalı Çarşı Gezisi (30 dk.)
15:00
Ankaraya hareket

> Çanakkkale -Ankara :  8 sa. (737 km)


*Bursada kestane şekeri molası veilecektir.

 
Akşam saat 21.00’da Sıhhiye Sezenler Caddesi Atatürk Lisesi önünden, 21.30’da Ümitköy Galleria Avm önünden şehitler diyarı Çanakkale’ye hareket. Sabah saatlerinde Akçay’a varış.

Alınacak kahvaltının ardından Antik dönemde “İda Dağı” olarak adlandırılan mitolojide birçok efsaneye konu olan Kazdağları’nda Sütüven Şelalesi’ni görerek ve Hasan Boğuldu efsanesini dinleyerek gölete doğru yürüyüş yapıyoruz. Muhteşem bir doğa manzarasını fotoğrafladıktan sonra güzergahımız üzerinde 1. Dünya Savaşı'nın sonuna değin Türkler ve Rumlar’ın bir arada yaşadığı, tarihi yüzlerce yıl eskiye giden Adatepe Köyü’nü ziyaret ediyoruz. Köyün Osmanlı döneminden kalma cami ve mezar taşları bu tarihin tanığıdır. Köyün hemen yanı başında bulunan Zeus Sunağı’nın varlığı köyün çok eski zamanlardan beri insanların yerleşimine sahne olduğunu gösterir. Zeus Altarı'nın bulunduğu yerden tüm Edremit Körfezi'ni, Ayvalık civarındaki adacıkları ve Midilli'yi gören nefes kesici bir manzarayı izliyoruz. Öğle yemeği molamızın ardından aristokratların ve Aristoteles’in diyarı Assos’a doğru yola çıkıyoruz. MÖ. 100’lü yıllardan kalan antik öğreti kentine, Behramkale’ye hareket ediyoruz. Assos Antik Kenti’nde Nekrapol, Athena Tapınağı, Amfi Tiyatro, Mezarlık, Gymnasion, Agora kalıntılarını gezdikten sonra otele hareket. Akşam yemeği ve konaklama MD Barbaros Otel'de...
 
 
(Not: 12 Temmuz hareketli turumuzda 2.aracımızın konaklaması Oytun Park Hotel'de yapılacaktır.)ün
Kahvaltı sonrası Geyikli’ye hareket. Kumsalları, büyüleyici güzellikteki denizi, üzüm bağları ve şarapçılığı ile ünlü Bozcaada’ya hareket. Feribotla adaya geçiyor ve keşfe çıkıyoruz. Ayazma Plajı’nın turkuaz renkli sularında denize girebilme imkanı. Rehberimizin belirlediği saatte buluşarak Bozcaada sokaklarına yürüyüş yapıyoruz. Bozcaada Kalesi’nin gezilmesi. Kale hakkında bilgi aldıktan sonra feribot ile Geyikli’ye geçiyor ve 10 yıl süren savaşların yapıldığı, Truva Antik Kenti ve Truva Atı’nın görmeye gidiyoruz. Tarihin en eski savaşlarından biri Truva Savaşı; Asya ile Avrupa'nın ilk savaşı. Savaşın çıkış nedeni ise bir kadın; Güzel Helen. Truva Anadolu Arkeolojisi için oldukça önemli bir noktadır. Anadolu’nun ilk kazıları Truva’da yapılmıştır. Farklı dönemlere ait 33 katmanın tespit edildiği Truva kazıları halen devam etmektedir. Rehberimizin vereceği bilgiler eşliğinde Antik Kent gezimizi tamamlıyor ve otele hareket ediyoruz. Akşam yemeği ve konaklama MD Barbaros Otel'de...
(Not: 12 Temmuz hareketli turumuzda 2.aracımızın konaklaması Oytun Park Hotel'de yapılacaktır.).Gün

Otelimizde alacağımız kahvaltı sonrasında feribot ile Eceabat’a geçiyoruz. Milli Park ve Şehitlikler’i gezmeye başlıyoruz. Vatan sevgisi ve inancın zaferinin yaşandığı, 250.000 kayıp verdiğimiz, şehitlerimizin kanıyla sulanan coğrafyada Kilitbahir Kalesi, Seyit Onbaşı Anıtı, Mecidiye Tabyası, Şahindere Şehitliği, Şehitler Abidesi, Morto Koyu, Ertuğrul Koyu, Yahya Çavuş Anıtı, Kanlı Sırt, kahramanlıkları destanlaşan şehitlerimiz için yapılmış olan, Mustafa Kemal’in “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” dediği 57. Alay Şehitliği, milli tarihimizde altın bir sayfa olan Çanakkale Savaşları'nın odak noktası olan, düşmana ilk sillenin indirildiği Mehmetçik Parkı'nın içindeki, Tanrı’ya dua eden bir insanın 5 parmağını sembolize eden Conkbayırı Anıtı, Anadolu halkının sömürgeci devletlere haklı ve inançlı başkaldırısının yaşandığı savaş siperleri ziyaretlerimizi yapıyor, rehberimizden aldığımız bilgilerle hem şehitlerimiz için hüzünleniyor hem de atalarımızla gurur duyarak şehitlik gezimizi tamamlıyor, Çanakkale’nin merkezine dönüyoruz. Türkülere konu olmuş Aynalı Çarşı’nın görülmesi sonrası Ankara istikametine yola çıkıyoruz. Yolda vereceğimiz molaların ardından akşam saatlerinde Ankara’ya varış ve turumuzun sonu.


TEKNİK ÇANAKKALE TURU BİLGİLENDİRMESİ
İL ALAN KODU: 17
YÜZÖLÇÜM: 9.737,00 km2
İL  TELEFON KODU: 286RAKIM:10,00 m
NÜFUS:502.328

ANKARA-Çanakkale:7 sa. 33 dk. (663 km)Edremit(Akçay)-Ankara :7 sa. 23 dk. (700 km) 

ÖRNEK PROGRAM
ANAHTAR KAVRAMLAR
 
ÇANAKKALE-ASOSS TURU
DOYUMSUZ GÜZELLİKLER

İnsanlık tarihinde büyük önem taşıyan Türkiye'nin kuzeybatısında; Avrupa ve Asya kıtalarını birbirinden ayıran ve kendi adını taşıyan Boğaz'ın iki yanına kurulmuş benzersiz coğrafyası, binlerce yıllık tarihi zenginliği, kültürlerinde barındırarak efsanelere ve mitolojiye ev sahipliği yapmış Türkiye'nin ve Dünya'nın nadide illerinden biridir Çanakkale .
 

Çanakkale'nin doğusunda ve güneydoğusunda Balıkesir, batısında Ege Denizi, kuzeybatısında Edirne, kuzeyinde Tekirdağ ve Marmara Denizi bulunmaktadır. Eski çağlarda HELLESPONTOS ve DARDANEL olarak anılan Çanakkale M.Ö. 3200 lerden beri yerleşim alanı niteliğini korumuştur. Boğazın en dar yerinde Fatih Sultan Mehmet döneminde Rumeli yakasında Sestos dolaylarında Kilitbahir, Anadolu yakasında Abydos dolaylarında Sultaniye (Kale-i Sultaniye)ya da Çanak Kalesi adı ile anılan kaleler yaptırılmıştır. Bugünkü Çanakkale İli adını Anadolu Yakasındaki Çanak Kalesinden almıştır. Bugün bu kale Çimenlik adı ile anılmaktadır.
 

Ege ve Marmara Bölgesinde toprakları bulunan ilin yüzölçümü 9737 kilometrekare, kıyı uzunluğu 671 kilometredir. Kıyı uzunluğu ile ülkemizin Muğla'dan sonra ikinci ili olma özelliğini taşımaktadır. 1897 Yılında İtalyan tüccar ve konsolosu Emily Vitalis tarafından yaptırılmış kentin simgelerinden biri olan Saat Kulesi vardır. İskelenin yakınındadır. Ayvalık taşından yapılmış olan kulenin dört cephesinde de saat vardır. Kentin bir diğer simgeside olan Çanakkale Türküsünde adı geçen 1889 yılında Abdülhamit döneminde İlia Halyo tarafından yaptırılan Aynalı Çarşıdır. Çarşı hakkında pek çok şey öykülendirilir.
 

Erken Bronz Döneminden bu yana önemli bir yerleşim merkezi olan Çanakkale; Çanakkale Boğazı sayesinde Anadolu ile Avrupa ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki bağlantıyı sağlayan iki doğal boğazdan biridir. Boğaz 65 km. (35 mil) uzunluğunda genişliği 1 km ile 6 km (0.75 – 4 mil) arasında değişir. Ortalama derinliği 100 metre (328 ft.) civarındadır.
 

Çanakkale iklimi Konumu gereği Akdeniz ve Karadeniz iklimi arasında bir geçiş gösterir.
 

Çanakkale kent gezisine Çimenlik Kalesinden başlanarak Aynalı Çarşı, Havra, çarşı Caddesi, Cumhuriyet Meydanı, Halk Bahçesi, Kordon, Yalı Caddesi gibi yer ve mekanlarda dolaşılabilir.
 

Bol balık veren temiz sahilleri ve Helenik Mitoloji ile Türkmen efsanelerinin birbirine karıştığı; Zeus'un Troia Savaşları'nı izleyip müdahale ettiği Kaz Dağlar (İda) ; Türkiye'nin en büyük adası Gökçeada (İmroz) ve turizm merkezi Bozcaada (Tenedos) ile bir deniz ve turizm merkezidir. Üniversitesi, turizme hizmet veren nitelikli otelleri, Ege mutfak kültürünün özel lezzetleri ile günümüzde de günlük yaşamın kolay olduğu bir cennettir Çanakkale.
 











İzmir yolu üzerinde Çanakkale'nin en eski yerleşim izlerini barındıran dünyada bilinen en eski Tümülüslerden Dardanos Tümülüsü, Boğazın Anadolu yakasında, Çanakkale'ye 5 km uzaklıktaki Nara Kalesi, Çanakkale Deniz Savaşları sırasında büyük cesaret gösteren ve şehit olan Dardanos bataryası komutanı Üsteğmen Hasan ve Teğmen Mevsuf'un anısına yapılmış Hasan Mevsuf Şehitliği, İzmir çıkışında Çanakkale Boğazı kıyısında ve Çanakkale'nin sayfiyesi Kepez ve Kepezaltı, Kent Merkezine 14 km uzaklıkta Boğazın temiz sularında bir tatil merkezi Güzelyalı sahili Çanakkale'nin mutlaka gezilip görülmesi gereken tarihi kültürel ve turistik yerleridir. Dünya arkeoloji literatürünün önemli mekanlarından olan Troia, Nrandria, Alexandria Troas, Assos, Chryse, Lamsokos, Çanakkale il sınırı içindedir.

ÇANAKKALE

Türkiye’nin en kuzeybatısındaki ili olan 
Çanakkale bugünkü Biga Yarımadası ile  Trakya’nın bir kısmını kapsar. Merkez ilçe Çanakkale Boğazı’nın kıyısında ve en dar yerinde kurulmuştur. Ege Denizi ile Marmara Denizini birleştiren doğal bir su yolu olan Çanakkale Boğazı’nın uzunluğu 68 kilometredir. Boğazın en dar yeri Kilitbahir ile Çimenlik kalesi arasında 1250 m., ortalama derinlik ise 45-50 m.dir. Boğazda birisi üstten
Marmara’dan Ege’ye, diğeri alttan ve tersine Ege’den Marmara’ya doğru iki tür akıntı vardır. Çanakkale’de yılın ortalama 260 günü rüzgarlıdır. 

Çanakkale kenti, İstanbul’un güvenliği için 1462-63 yıllarında boğazın Asya kıyısında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından  inşa ettirilen Kala-i Sultaniye’nin çevresinde gelişti. Kent, kalenin
inşasından sonra, kalenin yapımı sırasında bölgeye gelerek yerleşenler ile kalenin yönetim ve hizmetlerini için gelen kamu görevlilerince kuruldu. Bu dönemde oluşan kentin adı ”Kala-i Sultaniye” dir. Osmanlının son döneminde bu isimle birlikte Çanakkale adı da kullanılmaya başlanmış ve kente adını veren Kale’ye, Çimenlik adı verilmiştir. Çanakkale adının o dönemde Kala-i Sultaniye’de gelişen çanakçılara izafeten halk tarafından verildiği kabul edilir.

1534’de kurulan Cezair-i Bahr-i Sefit eyaletine bağlanan kent merkezi
1876 yılına kadar bu eyalete bağlı kaldı. 1876 tarihinde kurulan Biga Sancağı’nın merkezi Kala-i Sultaniye’dir. 
Kala-i Sultaniye askeri özelliğini her zaman korur. Osmanlı devletinin atadığı vali aynı zamanda boğaz komutanıdır. 1800’lü yıllarda kentte Müslüman Türkler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve Levantenlerin barış
içerisinde kentte varlıklarını sürdürürler.
1912 yılında başlayan Balkan Savaşı, ardından I. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşları ve İşgal yılları süresince
zor dönemler yaşanır. Kent Çanakkale Savaşları süresince askeri yığınak bölgesidir.

Cumhuriyet
döneminde Gelibolu ve Biga’nın bağlanmasıyla il olan Çanakkale’ye, pek çok göç
olur. Bunlardan en yoğun olanı 1924
yılındaki Büyük Mübadele ile gelen Giritliler‘dir. Bu arada kentin eski
sakinleri Ermeniler, Rumlar ve en son Yahudiler çeşitli nedenlerle kentten
ayrılırlar.
Cumhuriyet Döneminde Çanakkale
yeniden yapılandırılır ve il merkezi olur. Ayvacık, Bayramiç, Biga, Bozcaada,
Çan, Ezine, Eceabat, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki ve yenice Çanakkale İline
bağlanır. İlçelerde ekonomi genelde tarımsal ağırlıklıdır. Çanakkale merkez
ilçe ise yüz bine yaklaşan nüfusu ile
bir tarih, turizm ve üniversite kenti olarak 
her geçen gün daha gelişmekte ve
büyümektedir. 
GENEL BİLGİLER:

Çanakkale Türkiye'nin kuzeybatısında Avrupa ve Asya kıtalarını birbirinden ayıran ve kendi adını taşıyan Boğaz'ın iki yakasında kurulmuştur.

Arazi Yapısı

Çanakkale; Balkan Yarımadası'nın Doğu Trakya topraklarına bir kıstakla bağlanmış Gelibolu Yarımadası ile, Anadolu'nun batı uzantısı olan Biga Yarımadası üzerinde toprakları bulunan bir ilimizdir.

Avrupa ve Asya'da toprakları bulunan Çanakkale, Edirne, Tekirdağ ve Balıkesir il sınırları ile çevrilidir. İl sınırlarına; Ege Denizinde Türkiye'nin en büyük adası olan Gökçeada ile Bozcaada ve Tavşan Adaları da girer.

 İlimizin topraklarının büyük bir kısmı Marmara Bölgesinin Güney Marmara bölümüne; Edremit Körfezi kıyısındaki küçük bir alanı ise, Ege Bölgesine girer.

Anadolu Yarımadası'nın en batı noktası Baba Burnu ile Türkiye'nin en batı noktası olan Gökçeada'daki Avlaka Burnu il sınırları içerisindedir. İlin toplam kıyı uzunluğu 671 km.dir.

Dağlar

Çanakkale'nin en yüksek dağı 1767 metre ile Kaz Dağı'dır. Gelibolu Yarımadası'nda Tekir Dağlarının uzantısı olan Koru Dağı 726 metre yüksekliktedir . Diğer yüksek dağlar , kaz dağı dolaylarında yer alır. Biga yöresinde kuzeydoğu , güneybatı yönünde uzanan 500-1000 mt. arasındaki az yüksek sıralar ile dalgalı bir görünüm, Gelibolu Yarımadası'nda, boğazdan Saroz Körfezine doğru basamak basamak bir yükselme görülür. 400 metreye yaklaşan, tepeler dik yamaçlarla Saroz Körfezine iner.

Ovalar

Akarsu ağızlarında ve geniş tabanlı vadilerde görülen ovalar Çanakkale'de az yer kaplar. Ezine Ovası, Bayramiç Ovası, Kumkale Ovası, Biga ve Karabiga Ovaları, Agonya (Yenice-Hamdibey-Kalkım) Ovası, Umurbey ve Sarıçay Ovaları , Anadolu yakasındaki ovalardır. Gelibolu Yarımadasında ise Kavak Ovası, Cumalı Ovası, Yalova Ovası, Kilye ve Piren Ovaları vardır.

Akarsular ve Göller

İlimiz dahilinde büyük, küçük bütün akarsuların düzenli bir rejimi yoktur. Sonbahar yağmurlarıyla ve karların erimeye başladığı nisan, mayıs aylarında kabarırlar, bunun dışındaki sürelerde bir kaç yüz litrelik debiye kadar düşerler. Bu düzensizlik yüzünden ilimizdeki akarsulardan ulaşım ve tarım yönünden yararlanma imkanı olamamaktadır. Akarsuların çoğu Kazdağı'ndan doğarlar. İlimizdeki akarsuların belli başlıları; Tuzla Çayı, Menderes Çayı, Sarıçay , Kocabaş Çayı, Bayramiç Deresi, Bergaz Çayı ve Kavak Çayı'dır. İl sınırları içinde kalan arazide önemli bir göl yoktur. Mevcut göller Gelibolu Yarımadası'nda ve Gökçeada'da yazın kuruyan tuz gölleri'dir.

Bitki Örtüsü

İl yüzölçümünün % 55′i ormanlıktır. Kalan diğer alan çayır, mera ve tarıma elverişli arazi ile kaplıdır. Akdeniz iklimine özgü bitki topluluğu makiler, defne, kocayemiş, mersin ve çalılıklardan oluşmuştur. Bu ormanlarda karışık cins ağaç toplulukları bulunur. Kızılçam, karaçam, köknar, meşe, kayın türündeki ağaçlar çoğunluktadır. Koru tipi ormanlara, Kazdağı dolaylarında rastlanır. İç kısımlarda, bozkır görünümlü, cılız otlu, tahıl üretimine elverişli alanlar ile su boylarında her mevsim yeşil kalabilen çayırlara rastlanır.

Eceabat : İlçe M.Ö. 2000 yıllarında Fenikeliler tarafından kurulmuştur.İlçenin ilk yerleşim yeri bu günkü ilçe merkezinin 1 Km . güneyinde bulunan Çamburnu'dur. Daha sonra yöreye Traklar yerleşmiştir. Midilli ve Foça' dan gelen halk bu yörede koloniler kurmuştur. Akbaş ve Eskihisarlık arasında yerleşim merkezi olan Eceabat önemli bir liman şehridir. M.Ö. 465 yılında Trakya ile birlikte Eceabat Atina'ya bağlanmıştır. Daha sonra Katolonyalıların egemenliğine girmiştir. Bunun üzerine Bizanslılarla savaşa giren Katolonyalılar zor durumda kalınca Türkmen Beylerinden yardım istemişlerdir. Ece Bey 1356 yılında boğazı geçerek Eceabat ve yöresini ele geçirmiş bundan birkaç yıl sonrada Gelibolu diğer Türkmen beyleri tarafından fethedilmiştir. Ece Bey bazı kaynaklarda Ece Halil bazı kaynaklarda da Ece Yakup olarak geçmektedir ancak Eceabat'a adını veren Ece Bey'in Ece Yakup olduğu bilinmektedir. Ece Yakup Bey'e Eceabat ve Seddülbahir yöresi ile bunların arasında kalan topraklar tımar olarak verilmiş ve ölünceye kadar burada yaşamıştır. Eceabat 1884 yılında Edirne iline bağlı bir Bucak iken 1892 yılında İlçe haline getirilerek Belediye Teşkilatı kurulmuştur.1915 Çanakkale Savaşların sırasında İlçe Merkezi Yalova köyüne, daha sonra Kilitbahir köyüne nakledilmiş ise de 1 yıl sonra tekrar Eceabat'a getirilmiştir. Milli Harp tarihimizde önem arzeden 1.Dünya Savaşının kaderinin değiştirildiği 1915 Çanakkale Kara Savaşları Eceabat ilçesinde cereyan etmiştir. 1923 yılına kadar Merkezi Çanakkale olan Biga Mutasarrıflığına bağlı iken bu tarihten sonra Gelibolu Valiliğine bağlanmıştır.1926 yılında Gelibolu'nun İlçe haline getirilmesi ile her ikisi birden Çanakkale Valiliğine bağlanmıştır. Eceabat, Türkiye'nin kuzey batı yönüne düşen Balkan Yarımadası'nın Trakya topraklarına bir kıstakla bağlanmış, Gelibolu Yarımadası'nın güneyinde Çanakkale İline bağlıdır. İlçenin doğusu Çanakkale Boğazı, batı ve güneyi Ege Denizi ile çevrilidir. Asya ve Avrupa kıtalarının birbirinden ayrıldığı geçiş noktalarından biridir ve yüzölçümü 490 km2’dir. 2012 yılı verilerine göre Eceabat ilçe merkezinin nüfusu 8993 kişidir.En Yüksek tepesi 305 m ile tarihi Kocaçimen Tepesidir. Engebeli arazi silsileleri dikkat çekidir. Eceabat, Anafartalar ve Ece ovaları başlıca düzlük alanlarıdır. İlçenin bitki örtüsü çam ve makiliktir. Zeytinliklerde önemli bir bitki örtüsü olarak dikkat çeker.Yıl boyunca esen hakim rüzgar poyraz ile lodos etkilidir. Kış mevsimi yağışlıdır. Ancak kar yağışı önemsiz sayılacak kadar azdır. Yazları sıcak ve kurak geçer. Sürekli akan akarsu ve dereleri yoktur. İlçenin tek göleti Kumköy de bulunan Uzunhızırlı göletidir. Yağışların düzensizliği nedeniyle bazı yıllarda su seviyesinin düştüğü görülür.

Tarihçe

Eski çağlarda Hellespontos ve Dardanel olarak anılan Çanakkale M.Ö. 3000 yılından beri yerleşim alanı niteliğini korumuştur. Erken Bronz Dönemi’nden bu yana önemli bir yerleşim merkezi olan Çanakkale, Çanakkale Boğazı sayesinde Anadolu ile Avrupa ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki bağlantıyı sağlayan iki geçit bölgesinden biridir. Bu özelliği nedeniyle yöre, çeşitli göç ve istila hareketlerinin hedefi olmuştur. Kültürel yoğrulma, yüzyıllar boyu kesintilerle sürmüş, bunun sonucu oldukça renkli bir kültür mozayiği ortaya çıkmıştır. Bugünkü Çanakkale İli’nin adı Anadolu Yakası’ndaki Çanak Kalesi’nden gelmektedir. 

M.Ö. 1200'lerde kuzeyden gelen "Deniz Kavimleri"nin göçü ile bölgede ve Anadolu'da yazılı tarih açısından karanlık dönem başlamıştır. Bölge, M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu'da büyük bir güç haline gelen Lydia Krallığı'nın egemenliğine girmiş, M.Ö. 5. yüzyılda Perslerin gelmesiyle, Pers etkisi artmaya başlamış, M.Ö. 4. Yüzyılda Persler ve Spartalılar arasında yapılan "Kral Barışı" ile bölgede kesin olarak Pers egemenliği sağlanmıştır. Sonrasında Makedonlar, ardından Bergama Krallığı ve Galat istilaları döneminden sonra Roma ve Bizans İmparatorlukları bölgede hakimiyet kurmuştur. Osmanlıların Akdeniz'de egemenlik kurma istekleri, onları Balkan Yanmadası'ndaki fetihlere, Gelibolu ve yöresinden başlamaya yöneltmiştir. Gelibolu'da bir tersanenin kurulmasıyla birlikte Çanakkale'deki Osmanlı egemenliği daha da artmıştır. Boğazın Önemi Çanakkale Savaşları'nda (1. Dünya Savaşı'nda) bir kez daha gündeme gelmiş ve düşman donanması 18 Mart 1915 tarihinde bozguna uğratılmıştır.

Dünya savaşlarının yapıldığı, Cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı bir şehir olmasının yanında, dünya tarihi açısından adından söz ettiren Troya, Assos, Alexandria Troas, Apollon Smintheus, Parion gibi arkeolojik değerlere de sahip olan Çanakkale, ülkemizde turizm açısından en şanslı iller arasında yer almaktadır. Tarihi, stratejik,  kültürel varlıklarının yanı sıra ortaya çıkarılmayı bekleyen birçok turizm değerine de sahip olan Çanakkale’de, diğer illerde kentleşme sırasında yaşanan birçok olumsuzluğun daha az seviyelerde olduğu görülmektedir. Dünya turizminde yeni trendlerden olan demografisi bozulmamış, yerel değerlerini koruyan, geleneksel toplum yapısına sahip, yöresel lezzetleri ile gastronomi açısından farklılık yaratan, bozulmamış doğal imkanları olan, ekolojik tarım faaliyetlerinin uygulanabildiği, hikayesi olan destinasyonlardan biridir Çanakkale.

Türkiye’nin en kuzeybatısındaki ili olan Çanakkale bugünkü Biga Yarımadası ile  Trakya’nın bir kısmını kapsar. Merkez ilçe Çanakkale Boğazı’nın kıyısında ve en dar yerinde kurulmuştur. Ege Denizi ile Marmara Denizini birleştirendoğal bir su yoluolan Çanakkale Boğazı’nın uzunluğu 68 kilometredir. Boğazınen dar yeri Kilitbahir ile Çimenlik kalesi arasında 1250 m.,ortalama derinlikise 45-50 m.dir.Boğazda birisi üstten Marmara’dan Ege’ye, diğeri alttan ve tersine Ege’den Marmara’ya doğru iki türakıntı vardır. Çanakkale’de yılın ortalama 260 günü rüzgarlıdır.

Çanakkalekenti, İstanbul’un güvenliği için 1462-63 yıllarında boğazın Asya kıyısındaOsmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen Kala-i Sultaniye’nin çevresinde gelişti. Kent, kalenininşasından sonra, kalenin yapımı sırasında bölgeye gelerek yerleşenler ile kalenin yönetim ve hizmetlerini için gelen kamu görevlilerince kuruldu. Budönemde oluşan kentin adı ”Kala-i Sultaniye” dir. Osmanlının son döneminde buisimle birlikte Çanakkale adı da kullanılmaya başlanmış ve kente adını verenKale’ye, Çimenlik adı verilmiştir.

Çanakkale adının o dönemde Kala-iSultaniye’de gelişen çanakçılara izafeten halk tarafından verildiği kabuledilir. 1534’de kurulan Cezair-i Bahr-i Sefit eyaletine bağlanan kent merkezi 1876 yılına kadar bu eyalete bağlı kaldı. 1876 tarihinde kurulan BigaSancağı’nın merkezi Kala-i Sultaniye’dir.
Kala-i Sultaniye askeri özelliğini her zaman korur. Osmanlıdevletinin atadığı vali aynı zamanda boğaz komutanıdır. 1800’lü yıllarda kentte Müslüman Türkler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve Levantenlerin barış içerisinde kentte varlıklarını sürdürürler.1912 yılındabaşlayan Balkan Savaşı, ardından I. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşları ve İşgal yılları süresincezor dönemler yaşanır. Kent Çanakkale Savaşları süresince askeri yığınak   bölgesidir.Cumhuriyet döneminde Gelibolu ve Biga’nın bağlanmasıyla il olan Çanakkale’ye, pek çok göçolur. Bunlardan en yoğun olanı 1924 yılındaki Büyük Mübadele ile gelen Giritliler‘dir. Bu arada kentin eski sakinleri Ermeniler, Rumlar ve en son Yahudiler çeşitli nedenlerle kentten
ayrılırlar.Cumhuriyet Döneminde Çanakkale yeniden yapılandırılır ve il merkezi olur. Ayvacık, Bayramiç, Biga, Bozcaada,Çan, Ezine, Eceabat, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki ve yenice Çanakkale İline bağlanır. İlçelerde ekonomi genelde tarımsal ağırlıklıdır. Çanakkale merkez ilçe ise yüz bine yaklaşan nüfusu ile bir tarih, turizm ve üniversite kenti olarak  her geçen gün daha gelişmekte ve büyümektedir.

Kazdağları'nın Bitki Örtüsü

    Kazdağlarının Ege ve marmara bölgelerinin sınırlarını oluşturması nedeniyle iki farklı iklim etkisinde kalması, Avrupa – Sibirya, Akdeniz ve İran - Turan bitki bölgelerinin kesiştiği noktada bulunması nedeniyle bu bölgeleri temsil eden bitki türlerinin burada bulunması, Güney yamaçlarının deniz seviyesinden birden 1700 metrelere yükselmesi, bu alanların dereler ve çaylar tarafından derin vadiler şeklinde yarılması  biyo çeşitliliği artırmaktadır.

            Kazdağı milli parkında bilim adamlarınca bugüne kadar 101 familyaya ait 800 cıvarında bitki taksonu tespit edilmiştir. Bu türlerin 77 adedi yalnızca Türkiyede bulunmaktadır. Bunların 29 tanesi de Dünyada sadece kazdağı milli parkında bulunan endemiklerdir

        Kazdağlarının güney yamaçlarında denizden itibaren 200 metrelere kadar zeytin ağaçları, yaklaşık 800 metrelere kadar kızıl çamlar (Pinus brutia Ten), yaklaşık 1500 metrelere kadar karaçam (Pinus nigra ssp. Pallasiana), Kazdağının endemiklerinden olan Kazdağı göknarı (Abies nordmanniana ssp. Equi-trojani) hemen daima dağın kuzey yamaçlarında 1000 – 1400 metrelere kadar kayın ve karaçamlarla aynı yetişme ortamını paylaşmaktadır. Geniş yapraklı ağaçlardan Kayın (Fagus Orientalis) yaklaşık 600 – 1400 metreler arasında, Kestane (Castanea sativa Miller) yaklaşık 600 – 900 metreler arasında, Gürgen (Carpinus betulus) yaklaşık 350 -700 metreler arasında, Meşe (Quercus) yaklaşık   300 – 1000 metre arasında yayılım göstermektedirler. 1550 metreden sonra yastık formunda bitkiler görülmektedir. 

Kaz Dağı çevresi büyük ölçüde ormanlar ile kaplıdır ve yakınında yerleşim oldukça seyrektir. Üst yokuşlardaki ormanlar başlıca Kazdağı göknarı (Abies nordmanniana subsp. equi-trojani) Türkiye'de yalnızca Kazdağı'nda yetişen endemik bir göknar alt türüden oluşur.Dağın kuzey yamacında alt kesimlerde meşe ve bazı maki elemanları görülür.daha yükseklere çıkıldıkça meşe-kestane-gürgen meşe-karaçam görülür.Kayın da kazdağı bitki örtüsünün önemli bir kısmını oluşturur.Yaklaşık 600-700 m yükseklikten sonra kazdağı göknarı ile birlikte güzel görüntüler oluşturmaktadır.

10 Eylül 2012 tarihinde, saat 13:30 civarında çıkan ve 11 Eylül akşamı kontrol altına alınabilen, Kaz Dağları eteklerindeki 5 milyon metrekarelik alanı etkileyen bir orman yangınında çıkmıştır. Yangında ağırlıklı olarak kızılçam ve karaçam ile az miktarda zeytin ağacı ve tarım arazisi yanmıştır.



Tanrıçaların Güzellikte Yarıştığı, Sarıkız’ın diyarı: Kazdağı

Kuzey Ege’de yazlıkçı sitelerinden arta kalan el değmemiş tek yer Kazdağları ve kıyısı Assos sahili. Edremit Körfezi’ne kuzeyden bakan tepelerde ormanlar içindeki yarım düzine güzel köy, son on yılda hayli popüler oldu. Dağın hemen dibindeki Küçükkuyu’dan Assos’a kadar giden sahil ise mücavir alan olması nedeniyle ancak kısmi yapılaşmaya izin veriyor. Dolayısıyla sadece küçük çaplı otel ve plaj tesisleri mevcut. Assos Limanı, tarihi yapısına rağmen fazla turistik. Restoranlar kalitesiz ve gereksiz pahalı. Ancak yukarı Behramkale köyü güzelliğini ve gizemini koruyor. 

Tanrıçaların Güzellikte Yarıştığı, Sarıkız’ın diyarı: Kazdağı

Kuzey Ege’de yazlıkçı sitelerinden arta kalan el değmemiş tek yer Kazdağları ve kıyısı Assos sahili. Edremit Körfezi’ne kuzeyden bakan tepelerde ormanlar içindeki yarım düzine güzel köy, son on yılda hayli popüler oldu. Dağın hemen dibindeki Küçükkuyu’dan Assos’a kadar giden sahil ise mücavir alan olması nedeniyle ancak kısmi yapılaşmaya izin veriyor. Dolayısıyla sadece küçük çaplı otel ve plaj tesisleri mevcut. Assos Limanı, tarihi yapısına rağmen fazla turistik. Restoranlar kalitesiz ve gereksiz pahalı. Ancak yukarı Behramkale köyü güzelliğini ve gizemini koruyor. Assos’un batı tarafında ise kalabalıkların akınına uğramamış, ulaşımı nispeten güç, bakir kıyılar hala var. Özetle dağ, orman, deniz ve tarihin en güzel bir arada olduğu bölge. Madencilerden önce siz keşfedin.

Coğrafya

Kazdağları, Anadolu yarım adasının kuzeybatısında yer alan, Biga yarım adasının en yüksek dağıdır. Eğe Bölgesi ile Marmara bölgesini birbirinden ayırır, Kazdağları Çanakkale ve Balıkesir sınırları içerisinde kalmaktadır. Edremit körfezinin kuzeyini takiben, kuzey doğu-güney batı yönünde  60 – 70  km. uzunluğunda olan Kazdağları, batıda Dede dağı, ortada Kazdağı, doğuda Eybek dağı, kuzeydoğuda Gürgen, Kocakatran, Küçükkatran ve Susuz (Sakar dağı) dağlarından oluşur.

 60 – 70 km.lik Kazdağları zincirinin ortasında yer alan Kazdağı’nın, güneyi Edremit Körfezi, doğusu Zeytinli çayı, kuzeyi Kara Menderes Çayı, batısı Altınoluk yerleşiminin batısı (Damla Tepe) ile çevrili olan  21 452  hektarlık  alanı, 17.04.1993 tarih ve 21555 sayılı resmi gazetede yayınlanan 93/4243 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Kazdağı Milli Parkı olarak ilan edil. Kazdağı milli parkı Balıkesir iline bağlı Edremit ilçesi sınırları içerisindedir.

Kazdağlar'ının Coğrafi Özellikleri

  Yer küre yaklaşık 4,5 milyar yaşındadır. Kazdağlarının bulunduğu yer, yaklaşık 200 – 300 Milyon yıl önce sığ bir deniz iken killi kumtaşları, kireçtaşları burada çökelmiş, bunlara mağma’nın yeryüzüne çıkamadan soğuması ile oluşan granit ve benzeri mağmatiklerle, yeryüzüne ulaşan volkanların getirdiği lavlarda eklenmiş. Dünyayı etkileyen geniş jeolojik olaylar neticesinde bu karışım 10-20 km ‘ye ulaşan derinliklere gömülmüş. Üzerindeki ağır yük ve yerkabuğunun içindeki yüksek ısı nedeniyle başkalaşıma uğramış. İlk özelliklerini yitirmelerine rağmen daha dayanıklı ve daha güzel görünümlü mermerleri,gnaysları ve amfibolit-şistleri oluşturmuşlar. Yine dünyayı etkileyen geniş jeolojik olaylar neticesinde üstündeki örtünün kalkmasıyla yeryüzüne ulaşmış. Yaklaşık 5 milyon yıl önce bu yapının bir kısmı çökerek sular altında kalmış ve Edremit körfezini, bir kısmı da yükselerek kazdağları’nı   meydana getirmiştir.

   Kazdağları bölgesinin hızla yükselmeye başlaması neticesinde, yamaçlarda dereler oluşmaya başlamıştır. Park sınırları içerisinde sayılamayacak kadar çok küçük dere, 30 yakın akarsu tespit edilmiştir. Bunların en önemlileri Zeytinli çayı, Kızılkeçili çayı, Güre çayı, Kuru dere, Manastır çayı, Ihlamur dere, İskele deresi ve Şahin deresidir.

Kaz Dağı ya da Kaz Dağları olarak iki biçimde adlandırılan dağ büyük ölçüde Biga Yarımadası'nda uzanmaktadır. Kaz Dağları, batıda Dede Dağı, ortada esas Kaz Dağı ve üç tepesi (kuzeyde Babadağ, ortada Karataş tepe, güneyde Sarıkız tepesi) doğuda Eybek Dağı, kuzey doğuda Gürgen Dağı ve Kocakatran Dağı’ndan oluşur.

Üç tepesi olan esas Kaz Dağı'nın en yüksek tepesi 1774 metre olan Karataş tepesidir ve Balıkesir'in Edremit ilçesi Güre beldesinin kuzey-kuzey batı istikametine düşmektedir. Çanakkale'nin Bayramiç ilçesi Ayazma mesire yeri ise Kaz Dağı zirvesinin kuzey batısına düşmektedir ve mesire yerine ulaşmak için Bayramiç'ten yaklaşık 17 km'lik Evciler Beldesi yolunu takip edip Evciler'den sonra 6 km'lik yol aşılarak ulaşılabilir.

Bölgedekienönemlimerkez Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu ve Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldeleridir.

Kazdağları'nın Endemik Bitkileri

 Kazdağları'nda 32 tane endemik (Dünyada sadece Kazdağında bulunan) bitki türü olduğu literatürde bahsedilmektedir.Bunun 29 tanesinin Kazdağları milli parkında bulunduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır.Biz fotoğraflayabildiklerimizi sitemize aldık.

Achillea fraasii sbp.troiana (Kazdağı civanperçemi, ayvadana)            

Abies Equi Trojana      Achillea fraasii S.troiana             Allium kurtzianum Armeria Trojana BokhariKazdağı göknarı Civan perçemi,Ayvadana,YabaniSarımsak                                         Asperula sintenisii Achers ex Bornm Astragalus idea Sirj (Geven)       Asperula sintenisii Achers ex Bornm     Astragalus İdea Sirj      Centaurea Odyssei Wagenits   Cirsium Steriolepis Petrax Geven         Peygamber Çiçeği,Digitalis Trojana (yüksük otu)                      Digitalis Trojana, Ferulago İdaea Ö.A.    Galium Trojanum         Hieracium MarmoricolaYüksük Otu    Kurt Kulağı    Yoğurt Otu     Şahin Otu,Hypericum kazdaghensis Gemici et Leblebici (Kantaron)   Hieracium Scamandris Hypericum Kazdaghensis         Jasione İdea Stj,Matthiola trojana T.Dirmenci,Şahin Otu      Kantaron        Kum Çamı   F.Satıl, G.Tümenthymus pulvinatus celak (kekik)          Sideritis Trojana Ehrent  , Silene Bolanthoides      Thymus Pulvinatus Celak ,Sarıkız Çayı   Nakil, Gıcıgıcı Kekik              

  Akarsular Batıdan Tuzla Çayı ve Kara (Skamandros) Menderes Çayı, kuzeyden Gönen Çayları doğar. Yarımadadaki önemli akarsulardan Karamenderes ve Biga Çayı ile çevredeki köy ve diğer yerleşim yerlerine içme suyu sağlayan küçük ölçekli kaynaklar bu dağdan doğmaktadır.

Balıkesir, Edremit'te yer alan doğa temalı milli parkdır. Marmara ve Ege bölgeleri arasında sınır oluşturan Kazdağı'ndan ismini alır. Bulunduğu geçiş iklimi ve yakın bölgedeki tek yüksek dağ olan ve ayrıca Biga yarımadasında doğu-batı doğrultusunda uzanan dağ arazilerini kapsar.

Kazdağında   Yaşayanlar

        Kazdağı eteklerinde, tarih boyunca pek çok   yerleşimlerin kurulduğu, antik kaynaklardan ve günümüze kadar gelen tarihi   kalıntılardan anlaşılmaktadır.

          Antik kaynaklara dayanılarak, yörenin ilk sakinlerinin Karlar, Troyalılar,   Lelegler, Luviler ve Ledler olduğunu görüyoruz. Bölgenin sakinlerinden olan   Mysialılar, Herodotos'a göre Karlar ve ledlerle aynı soydandır. Bu insanlar   belirli zamanlarda Troya'ya bağlı şehir devletleri kurarak yaşamışlardır.

          Hititler M. Ö. 1660  yıllarında sınırlarını Batı Anadoluya kadar   genişlettiler. M. Ö. 1440 yılında gücünü kaybetmeye başlayınca, Batı Anadolu   da birçok küçük devletler kurulur. Bu devletler hem birbirleri ile hem de   Hititlilerle savaşırlar. Bazen de birbirleri ile veya Hititlililerle birlik   kurarlar. Bu durum Troya'nın yıkılmasından sonra Deniz kavimlerinin Anadoluyu   istilasına ve Hititlerin yıkılmasına kadar sürer.

          Arnold Schwarzenegger’in de filmlerinde canlandırdığı ünlü çizgi roman   kahramanı Barbar Conan’ın kavmi Kimmerler, Volga Irmağı’ndan   Karadeniz’in Kuzeyi’ne doğru uzanan geniş alanda göçebe   yaşayan    savaşçı bir halktı. Kimmer ülkesi, M. Ö. 8'inci   Yüzyıl'da İskitler'in eline geçince, Kimmerler, Anadolu’ya girerler.   Frigyalılara saldırıp başkenti Gordion’u yağmalarlar. Kimmerler daha sonra   batı’ya yönelerek, Kazdağı'nın eteğindeki Antandros kentini işgal edip   göçebelikten, yerleşik düzene geçerek burada yüz yıl kadar yaşarlar.

           M.Ö. 570’li yıllarda Lydya Kralı Alyattes’in oğlu Kroisos, Kimmerlerin   egemenliğine son verir. Kral Kroisos'un kardeşi, Adramis, Edremit   körfezindeki Adramition şehrini kurarak kendi adını verir.

          Pers kralı II. Kyros, M. Ö.  546  da Lydya Kralı Kroisos'u yenerek   bütün Anadolu'ya hakim olur. Pers Kralı Kserkses M. Ö. 480 yılında çıktığı   Atina seferinde, ordularını Kazdağları'nın 1300 metre yüksekliğindeki bugün   Kapı dağı tepesi olarak bilinen yerde, olduğu söylenen, antik yoldan   geçirdiği söylenmektedir.

          Makedonya kralı İskender, M. Ö. 334 yılında Granikos ( Biga Çayı ) çayı   kenarında Pers Kralı III. Darius'u mağlup edince Mysia bölgesi İskender'in   hakimiyetine girer. İskender'in ölümünden sonra kumandanları arasında el   değiştirir. Daha sonra Bergama krallığının egemenliğine giren Mysia, Kral   III. Attalos'un vasiyeti ile Romalıların eline geçer. M. Ö. 133 Romalılar   Mysiayı da içine alan Asya eyaletini kurarlar.

          Mysia, Pontus Kralı Mithridates ile Romalılar arasında olan birçok savaşa   sahne olur. Roma imparatorluğu ikiye ayrılınca M. S. 395 bölge Doğu Roma'nın   ( Bizans'ın ) hissesine düşer.

   M.S. 672-678 ve 717 yıllarında İslam orduları tarafından İstanbul iki kere   kuşatıldığında,Mysia bölgesine de gelirler. Kazdağları eteklerinde bulunan   Antandros sakinleri, bulundukları şehri terk ederek Şahindere Kanyonun da   bulunan Şahin Kaleye taşınırlar. Bu gün tepenin eteğinde ve üzerinde kale   kalıntıları, yerleşim yerlerinin temelleri görülmektedir.

          Selçuklular, ( 1015 yılında ) Çağrı bey komutasında Anadolu'ya akınlara   başladılar. 1071 Malazgirt meydan savaşından sonra Selçuklu Türkleri Anadolu'ya   hakim olmaya başladı. Büyük Selçuklu Sultanı Melik şah, Kutalmış oğlu   Süleyman Şaha Anadolu beyliğini verdi (1077). İzmir beyi, Çaka bey 1092   yılında Mysia bölgesini işgal etti. 1099 yılında Haçlı seferinin başlamasıyla   Türklerin Anadolu'da ilerlemeleri durdu. Hatta girdikleri topraklardan çıkmak   zorunda kaldılar. 1204 yılında İstanbul'u eline geçiren haçlılar bir süre   sonra yöreye hakim oldular. Ancak Türk akınları devam etti.

    13. yüz yılda bölge Türklerin eline geçti. Doğudan bir çok Türkmen aşiretleri   gelerek bölgeye yerleştiler ve burayı Türkleştirdiler. 13. yüz yılın   sonlarında Karesi Beyliği kuruldu. Yarım asır hüküm sürdükten sonra   Osmanlıların hakimiyetine girdi.

  Kazdağı'nın eteklerinde yaşayan Türkmenlerin, İstanbul'un veya Midilli'nin   fethi sırasında gemilerde kullanılmak üzere kereste üretmeleri için Fatih   Sultan Mehmet tarafından Toroslar'dan getirildiği söylenmektedir.

 

Hasan Boğuldu Efsanesi

Edremit   pazarı, şimdi olduğu gibi yüzyıllar önce de Çarşamba günleri kurulurdu.   Etraftaki köylüler ürünlerini pazara getirip satar, ihtiyaçlarını alarak   köylerine dönerlerdi. Zeytinli köyünün yakışıklı delikanlısı Hasan’ın babası   ölmüş, anasının ve kendisinin karnını doyurabilmek için baba mesleği   bahçıvanlığı devam ettirmekte idi. Yetiştirdiği sebze ve meyveleri, Edremit   pazarına götürüp satıyor, ihtiyaçlarını alıp köyüne dönüyordu. O gün pazarın   kalabalığı içerisinde bir kız görmüştü, çok güzel, alımlı bir kızdı,  uzun süre gözleri ile onu takip etti.   Giysilerinden obalı olduğu anlaşılıyordu, sırtında heybesi bir şeyler satmaya   uğraşıyordu. Kızı gözden kaybetmişti fakat hayali gözünün önünde duruyordu,   evlenme çağı da gelmişti. Güzel düşlere dalıp gitmişti. Birden, kendisine   seslenildiğini fark etti, kafasını kaldırdığında güzel kızı karşısında   görmüştü. Eli ayağı birbirine dolaşmıştı, şaşkınlıktan ne yapacağını   şaşırmıştı. Bu halini gören kız gülmeye başlamış, daha da güzelleşmişti.   Hasan kendisinden istenilenlerin en iyilerini seçip verdi. Kıza kim olduğunu   sordu. Adının Emine olduğunu ve Zeytinlinin üstündeki obalarda oturduklarını   öğrendi. O da Hasanı fark etmişti. Her Çarşamba Emine peynirin ,sütün   ,yoğurdun,balın en iyisini, Hasana getiriyor, Hasanda sebzenin en iyisini ona   veriyordu. Pazardan, Zeytinliye kadar beraber dönüyorlar, Zeytinliden sonra   Emine obaya varabilmek için üç sat daha yürüyordu.Emine ile   Hasan birbirlerini sevmişler ve evlenmeye karar vermişlerdi. Hasanın annesi   evine bir can yoldaşı geleceği için sevinmişti. Fakat Emine’nin ailesi, obada   hiçmi kendine uygun delikanlı bulamadığını, ovalının obada yaşayamayacağını   söyleyerek karşı çıkmışlardı. Emine ısrar edince, Hasanın kırk okka ( altmış   kilo ) tuzu sırtında obaya çıkarabilirse yiğitliğini göstereceğini ve   herkesin onu damat olarak kabul edeceğini söylemişlerdi.

 Emine, Hasana   durumu anlatır. Başka yapacak bir şey olmadığını anlayan Hasan, sevdiğine   kavuşmak için tuz çuvalını sırtına alır ve yola düşerler.

Bahçıvanlık yaptığı   için Hasan bu tür bir yüke alışkın değildi. Beyobaya vardıklarında yorulmaya   başlamıştı. Şimdiki Sütüven şelalesine vardıklarında, yol dere içerisinden   gidiyordu, taşların üzerinden atlayarak geçiyordu, yorulmuştu, tuz sırtını   yakmaya başlamıştı, daha geldikleri kadar yol vardı. Gök büvete vardıklarında   gücü tükenen Hasan, yere düşer. Emine, Hasanı yüreklendirmeye çalışarak   gelecek iyi günleri anlatır, fakat Hasan kalkamaz. Emine’ye buralardan   kaçmayı, başka yerlerde yaşamayı teklif eder. Emine obasına söz vermiştir.   Kendisinin bile rahatlıkla taşıdığı çuvalı taşıyamayan kişiyi obaya nasıl   götürebilirdi. Hasanın yalvarmalarına aldırmaz, çuvalı omzuna alarak obanın   yolunu tutar. Hasan “ senin obana varamıyorum, kendi köyüme de varamam, beni   bırakma” diye yalvarır. Emine, Hasanın sesi kulaklarında çınlayarak yoluna   devam eder. Obaya vardığında pişman olur. Geri dönmek ister. Fakat fırtına   çıkar, şiddetli yağmur yağmaya başlar. Ailesi bu havada onu ormana bırakmaz,   sabah olunca gitmesini söylerler.Emine sabahı   zor eder, ilk ışıklarla, Gökbüvet’e koşar fakat Hasan yoktu. Zeytinliye   annesine, Edremit’e koşar, Hasanı kimseler görmemişti. Hasanın sesi   kulaklarında çınlayan Emine, mecnun gibi, dere boyunca onu arar durur.   Obasına da dönmez.Günler sonra Gökbüvet’te, Hasan’ın gömleğini ve ona verdiği   çevreyi bulur. Sana kavuşmaya geliyorum Hasan’ım diyerek kendini Gökbüvetin   başındaki çınara asar. O günden sonra Gökbüvetin adı Hasanboğuldu, Gökbüvete   bakan çınara da Emine Çınarı denmektedir.

 Kazdağları'nın Hayvanları

   Kazdağı   Milli Parkının güney yamaçlarının dereler ve çaylar tarafından derin vadiler   şeklinde yarılması, zengin bitki topluluklarının varlığı hayvan çeşitliliğini   sağlamıştır. Biz bu hayvanlardan Karaca'yı (Copreolus capreolus), Yaban  Domuzu'nu (Sus scrofa), Ayı'yı (Ursus arctos), tavşan'ı, şincab'ı ve bir çok   kuşları gördük fakat teknik imkansızlıklar nedeniyle fotoğraflayamadık.   Ayı'yı ve Karaca'yı uzaktan fotoğraflayabildik. Literatür taraması sonucu,   Milli Parkta yaşayan, yaşama ihtimali olan türleri tespit ettik, internet'de   fotoğraflarını bulabildiklerimizi sitemize aldık.

 

Kazdağı etrafında efsaneler

Kazdağları ve çevresinde anlatılan hikâyeler, ritüeller ve çeşit çeşit inanışların temelinde miras olarak bir sonraki nesle kalmış, sentezlenmiş bir kültürün varlığını hissedilir. Bölgeye yerleşen bir halk önceki halkların sözlü mirasına kendilerinden de eklentiler yaparak yeni yeni anlatılar ortaya çıkarmıştır. M.Ö. 7000’li yıllardan günümüze kadar motifler ortak olarak kullanılmıştır.

Yöredeki milletler, dinler ve mezhepler sürekli değişmekle beraber, değişmeyen "havasından mıdır yoksa suyundan mı"dır bilinmez insanların düşünce tarzı oldu. Mitolojide, doğa şartları insan zihnini etkileyen en temel faktör olarak karşımıza çıkar. Yüksek ve heybetli bir dağ, denize akan bir nehir, bazen taşlık bazense bereketli bir toprak , deniz ticareti yapamaya elverişli kıyılar: Troya, Sarıkız, Hasanboğuldu anlatıları için son derece uygun koşullar yörede hazır bulunmaktadır.

Kazdağı, söylenceler açısından da oldukça zengindir. Adı antik Grek mitolojide İda olarak geçimektedir.

Antik dönem efsaneleri

Kazdağı, Antik dönemlerde "İda" olarak adlandırılmış ve pek çok önemli olaya ev sahipliği yapmıştır. İsminin Giritli denizciler tarafından, Girit'te Zeus'un doğduğu İda Dağı'na atıfta bulunmak için İda konduğu mitolojide yer alır. Bundan ötürü dağ Yunan mitolojisinde önemli bir yere sahiptir.

Homeros'un İliada destanında "bin pınar İda" olarak geçmektedir. Homeros İlyada'da ‘‘Bol pınarlı, vahşi hayvanların anası’’ olarak İda Dağı'ndan sık sık bahsediyor. Efsaneye göre Hera, Afrodit ve Athena'nın katıldıkları, Truva Savaşı'na yol açan o meşhur güzellik yarışması burada yapılmış, Zeus burada doğmuş, anrılar Truva Savaşı'nı buradan izlemiş ve Afrodit ilk kez burada aşık olmuş.

Küçükkuyu'nun kuzeyinde, Adatepe köyünün güneyindeki geniş bir alana hakim bir tepede Zeus Altarı isimli bir tapınak bulunmaktadır. Rivayet olunur ki, yüce Zeus bu tepede Afroditle sevişir ve bir yandan da savaş yönetirmiş.

Kaz Dağı Sarıkız Efsanesi

Kaz Dağı'nın İran'a kadar uzanan bir İslami Sarıkız efsanesi vardır. Kazdağları'nın en ünlü Islami efsanesi Sarıkız inanışıdır. Sarıkız efsanesi Türkmen köylülerinin söylencelerinde buyuk yer alır. Çeşitli versiyonları mevcuttur.

AYVALIK VE CUNDA
Taksiyarhis Kilisesi; Ayvalık merkezde yer almakta, kilise duvarındaki kitabede 1844 yılında yapıldığı anlaşılıyor. Kapı sütunları ve merdiven basamaklarında sarımsak taşı kullanılmış. Uzun yıllar tekel deposu olarak harap edilmiş daha sonradan koruma altına alınmış, İnsani ve doğal olarak tahribata uğrasa da bölgede en iyi korunan kilise burası bence.
Kapı sütunları ve merdiven basamaklarında sarımsak taşı kullanılmış.
      
 Cunda (Alibey) Adası:
Eşsiz bir doğal güzelliğe sahip olan ada hakkında ilk bilgi veren Yunanlı tarihçi Heredot, İ.Ö. 459/454 yıllarında yöreden Ekatonisos olarak bahsetmiştir. Adalarda Aıol kenti vardır demekle yetinmiştir. Kentin ve bulunduğu adanın isminden bahsetmemiştir.
Bölgeye gelen yazarlardan tarihçi ve coğrafyacı Stravon (M.S. 21-63/64), Plinius (M.S. 79), Klaodius Ailianos ve Ptolomomaios da eserlerinde adadan bahsetmişlerdir. Ama isim vermemişlerdir. Çünkü yöreyi tam olarak bilmiyorlardı. Yörede iki batık kent bulunmaktadır.
    İ.Ö. 1500 yıllarında Yunanistan’dan gelenler Anadolu’nun batı sahillerinde ve adalarında 12 şehir kurmuşlar. Bu kavmin ismi Aiol deniyordu. Bunlar Çanakkale’den Gedize kadar Midilli dahil 12 kent kurmuşlardır. Bu 12 kentten biride Yunt adasının doğusundaki sahilde kurulmuştu. Piri Reis’in 1513 yılında yazdığı Kitab-ı Bahriye” sinde yöre adalarından Yunt Adaları olarak bahsetmektedir. Piri Reis adaların üzerinde başıboş gezen eşek, at ve kısraklardan esinlenerek bölgedeki adalara Yunt Adaları ismini vermiş olduğu tahmin edilmektedir.
Adaya, Moshonisia da denmektedir. Moshos sözcüğü içinde iki düşünce ileriye sürülmektedir. Birinci görüşe göre yöredeki kokulu bitkilerden yayılan güzel kokulardan ileri gelmektedir. İkinci görüşe göre ise 1530’lu yıllarda büyük adanın batısındaki küçük bir adada Moshas adında kötü ün salmış bir korsan, ailesi ve ortağı ile beraber yaşıyordu.   
   Korsan, Osmanlı Donanması yöreye gelince adayı terk etmek zorunda kaldı. O tarihten sonra korsanın yaşadığı adaya Moshonisos, bölgedeki adalar grubuna da Moshonisia denmeye başladı. Bu isim zamanla bütün adalara hâkim oldu.
   İtalyanca bir sözcük olan “Cunda” sözcüğünün anlamı, Meydan Larousse’da bir denizcilik terimi olarak yelken açmak” yâ da “işaret sancaklarını çekmek için konulmuş yatay çubukların her iki ucu” anlamına geldiği yazılmaktadır.     Ada olmakla birlikte 1817 yılında denizin doldurulmasıyla karaya bağlantısı sağlanmış. Bir çoklarının sandığı gibi adaya gitmek için feribot gerekmiyor .Dar taş sokakları ve eski taş evleri adaya hayran olmanıza yeter de artar bile.. Adada mübadele öncesinde yaşayan Rum Ortodoks cemaatinden kalma bir çok kilise ve manastır da mevcut, koruma altına alınmış ve bir çoğunda restorasyon devam ediyor. Akşamları ise kıyıdaki balıkçı lokantalarıyla, kafeleriyle oldukça şenlikli oluyor. Gidince mutlaka lokma yemenizi tavsiye ederim. Bir de sakızlı dondurma. Balık yiyecekseniz oraya özgü Papalina balığını denemeniz lazım. Hamsiye benzeyen çerez niyetine yenilen bir balık. Bir de dibek kahvesi meşhurdur.

Alibey Adası’na gitmek için önce Lale Adası’ndan geçersiniz.Ayvalık ile Lale Adası arasındaki yola “ Gönül Yolu” deniliyor. Gönül Yolu’ndan sonra Türkiye’nin İlk Boğaz Köprüsü’nden geçerek Alibey Adası’na ulaşıyoruz. Alibey Adası, Ayvalık merkezine 8 km. uzaklıkta. Adanın merkezine gitmek için isterseniz köprüyü geçtikten sonra soldaki yeni yolu ya da biraz ilerdeki yine solunuzda kalan eski yolu kullanabilirsiniz. Ya da bizim gibi eski yola dönmeyip sağ taraftaki yoldan giderek adanın kuzey bölgesini keşfedebilirsiniz. Bundan sonraki yolumuz oldukça bozuk, yer yer denize sıfır ama gizemli bir yol. İki tane terk edilmiş Rum köyü var burada. Yemek yiyebileceğiniz tek yer ilk köydeki Bıyıklı’nın Yeri.
İlk köyden sonra geldiğimiz ikinci Rum köyü için terk edilmiş demek çok zor. Patriçia Koyu’nda bulunan Ayışığı Manastırı’na ulaşıyoruz. Ama manastıra ulaşmak o kadar kolay değil. Bu köyde arabanızı bırakmanız ve yaklaşık yarım saatlik, zeytin ağaçları arasında ve cırcır böcekleri, çekirgeler eşliğinde bir yürüyüş yapmanız gerekiyor. Unutulmaması gereken tek şey; Ayışığı manastırı için ilerlerken yol ikiye ayrılmaktadır ve doğru tercih sol taraftan gitmektir! Manastıra gidince tüm yorgunluğunuzu unutacaksınız
   M.S. 1770 yılına kadar tarihi belgelerde Yunda(Cunda) hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. 1770 yılında Osmanlı Donanmasının Çeşme’de Rus donanması ile yaptığı savaşta sağ kurtulan Hasan Paşa ve hafif yaralı üç arkadaşı ile Foça Dikili yolu ile Ayvalık’ın güney kısmına gelirler. Tesadüf olarak Papaz İkonomus’un çiftliğine düşer. Konuklarını çok iyi ağırlayan Papaz ile Hasan Paşanın dostlukları Ayvalıklılara özerklik belgesi verilmesini sağlamıştır
Bu ferman ile iç işlerinde bağımsız bir yapıya kavuşan Rumlar Eylül 1821 yılında çıkan Ayvalık isyanı Adayı da etkilemiş isyandan sonra Rumların bir kısmı kaçmış kalanı da sürgün edilmiştir. Ayaklanma esnasında adadaki binaların büyük bir kısmı tahribata uğramıştır. İsyandan sonra ekonomik kaynaklar Sultan II Mahmut’un emriyle ya Müslüman ailelere satılmış veya emaneten verilmiştir. 1824 yılında kenti terk etmek zorunda bırakılan halkın geri dönmelerine izin verilir.
    1832 yılında  bir fermanla geri dönmelerine izin verilen Rum halka malları iade edilir ve mülkiyet hakkı tanınır. 1840 yılında kaza yapılarak Karasi (Balıkesir) sancağına bağlanarak özerklik tamamen ortadan kaldırılır.1862 yılında Yunda belediye olur. Osmanlı  ile Rum halk anlaşarak belediyeyi kurarlar. Ada belediyesi için kazdırılan ilk mührün etrafında Yunanca olarak “Moshonisia Belediyesi 1862” yazmaktadır.
Mührün ortasında ise Osmanlıca olarak “Daire-i Belediye Cezire-i Yunda” yazmaktadır. Daha sonraları mührün ortasındaki Osmanlıca yazının yanlış okunması sonucu “Cunda” sözcüğü ortaya çıkmıştır. 1922 yılındaki mübadele ile adadan ayrılan Rumlarla yapılan görüşmelerde hiçbiri adanın adını “Cunda” olarak bilmemektedir. Ada hakkında kitap yazan Rum yazarlarda, Türklerin adaya Yunt Adası dediklerini yazarlar.    
                Ada belediyesi Eylül 1952 yılında yapılan oylama sonucunda iki mahalle olarak (Namık Kemal Mahallesi ve Mithat Pasa Mahallesi)  Ayvalık’a bağlanır. İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildiği dönemde Ayvalık’a özel bir önem vermişlerdir. Cunda ve Ayvalık 29 Mayıs 1919 da Yunan ordusu tarafından işgal edilmiştir. İşgale 172. Alay Komutanı Kaymakam Ali Bey (Atatürk’ün Nutukta belirttiği Afyonkarahisar mebusu Ali Çetinkaya) karşı koymuştur.
    Yunan ordusu Anadolu’ya çıktıktan sonra ilk direnişle Ayvalık’ta karşılaşmış, Kurtuluş Savaşının ilk kurşunu Yarbay Ali Çetinkaya tarafından Ayvalık’ta atılmıştır. 15 Eylül 1922 yılında tekrar Türk topraklarına katılan adaya Cumhuriyet döneminde Ali Bey ismi verilmiştir. 13 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması Yunanistan ile Anadolu arasında ki büyük göçün başlangıcı olmuştur. Tarihin ilk ve tek mübadele uygulaması 1923–1924 yıllarında  tamamlanmıştır. 
Mübadele sonucunda Ayvalık bölgesine Girit, Rumeli ve Midilli Adası’ndan Türkler gelmiştir. Adaya Midilli ve Girit’ten gelen Türkler yerleştirilmiştir. Adanın 1700-1800’lü yıllarda ekonomik, sosyal, kültürel yönden bu günkü durumundan daha çok gelişmiş olduğu bilinmektedir. Fakat bölgede yaşanan depremler gelişmenin ilerlemesine engel teşkil etmiştir. Asıl tahribat ise 5 Ekim 1944 yılındaki depremde yaşamıştır. Depremde adada ölüm olmamasına rağmen pek çok binanın tahrip olmasına neden olmuştur.
Zeytincilik, balıkçılık ve turizm adanın önemli ekonomik faaliyetleridir.1976 yılında Ayvalık ve çevresindeki 17.900 hektarlık alanın doğal ve tarihi sit alanı olarak kabul edilmiş olması Adanın mimari yapısının korunmasında etkili olmuştur. Ayvalık merkezine 8 km . olan Ada ile Ayvalık arasında belediye otobüsleri ile ulaşım sağlanmaktadır. Ayvalık merkezden metropol kentlere yaz kış otobüs bulmak mümkündür.
Tarihinden bahsetmişken  isterseniz birazda bir tatilci gözüyle cundaya dönelim.Sizi bilmemem ama biz denize girme hakkımızı Ortunç Koyu’nda kullanalım dedik..Ortunç Koyu, Alibey Adası’nın sonu olup, Midilli Adası manzaralıdır. Orada kamp alanında denize girerek günün yorgunluğunu atarak, oldukça güzel olan geleneksel yaprak sarması ile otlu börekten yiyebilirsiniz.

Assos Antik Kenti

Assos Antik kentinin tarihçesi M.Ö. 6.yy'a kadar gidiyor. Zamanında kent, yüzünü denize dönmüş ve teraslarla iniliyormuş denize. Osmanlıların yerleşmesinden sonra yerleşim ters istikamette gelişme göstermiş ve Behramkale köyü ortaya çıkmış.

Kent sönmüş bir volkanik tepe üzerine, andezit kayalıkları arasına, denizden 236 metre yüksekliğe kurulmuş. Assos'un etrafında bol bulunan andezit taşı kentin inşasında kullanılmış. Assos taşı zor işlenen ama çok dayanıklı bir taş. Eskiler onun için insan yiyen taş diyorlarmış. Bu taştan yapılan lahitler zamanında Assos'dan ihraç edilen mal türlerindenmiş.

Assos'da arkeolojik ilk kazı 1881-1883 yıllarında Amerikalı bir arkeoloji grubu tarafından yapılmış.1981 yılında tekrar başlayan kazılarda ilk olarak nekrapol yani mezarlık ortaya çıkarılmış.

Surlar

Kentin çevresi günümüzde de görülebilen 3200 metre uzunluğunda 20 metre yüksekliğinde surlarla çevrilidir. Surlar M.Ö. 4. yy'da inşa edilmiştir. Kente giriş ve çıkışı sağlayan iki ana kapı bulunmaktadır. Doğu ve batı kapılarının önündeki alan nekrapol(mezarlık) olarak kullanılmıştır. Nekrapolde basit mezarların yanı sıra görkemli anıtsal mezarlar da bulunmuştur.

Nekrapol

Nekrapolün 9 yüzyıl boyunca mezarlık olarak kullanıldığı tespit edilmiş.En eski gömülerde  yakılan cesetlerin küllerinin küplere konulup ağızlarının kapanması şeklinde gömüldüğü görülmüş. Sonra daha büyük küplere ana karnındaki pozisyonda yerleştirilmiş ölüler. Küplerin içine ölü için hediyeler de konuluyormuş. Daha sonra lahit şeklinde mezarlar kullanılmış. Lahitler yüzeye yakın oldukları için kolayca ortaya çıkarılmış ve define avcıları tarafından soyulmuş çoğu. Lahitlerin içinde ele geçirilen, ölü için konulan hediyelerden en ilginci pişmiş topraktan yapılmış bir kadınlar orkestrası heykelciği !

Athena Tapınağı

Antik kentin en yüksek noktasında Athena Tapınağı bulunuyor. Arkaik çağ'da Anadolu'da yapılan ilk ve tek dor düzenindeki tapınak, hala büyüleyici ortamını koruyor. Zeus’un kızı ve 12 Olimpos Tanrısından biri olan Athena kentin koruyucu tanrıçasıymış. Sağlam sütunlardan çıkarılan örnek kalıplarla dökülen yeni sütunlar ayakta. Karşınızda Midilli adası, görkemli Ege denizi, yüzünüzü okşayan rüzgar, özellikle gün batımında sizi antik çağlara götürecek kadar etkileyici. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800'lü yıllarda Amerikalılar tarafından götürülmüş.

Sütunların üzerlerindeki frizlerin(kabartmaların) bir kısmı Boston Müzesi, Louvre Müzesi ve İstanbul Arkeoloji müzesinde saklanıyor. Kabartmalarda Herakles ile ilgili bir hikaye anlatılıyor.

Amfi Tiyatro

Antik kentin güney yamacında Midilli Adası'na karşı kurulmuş tiyatronun bir deprem sonucunda yıkıldığı tespit edilmiş. Doğal bir kaya oyuğuna yapılmış, tahmini 2500 kişilik olan tiyatro sonraki yıllarda taş ocağı olarak kullanılmış. Yapım tekniği ve plan özellikleri açısından bir Roma çağı tiyatrosudur.

Tiyatronun yıkılan duvarları restorasyon sonucunda yeniden örüldü. Aslına uygun oturma sıraları yeniden dökülerek yapıldı. Şu anda tiyatro 1500 kişiyi ağırlama kapasitesinde ve çeşitli festival ve konserlere ev sahipliği yapabilmekte. İskeleye inen yol üstünde, solda, giriş kapısını farkedeceksiniz tiyatronun.

Agora

Agora insanların biraraya geldiği kentin en hareketli yeri. Assos agorası farklı zamanlarda inşa edilmiş karşılıklı iki stoa ile çevrelenmişti. Stoalar üzeri kapalı, insanları güneşten ve yağmurdan koruyan yürüyüş ve oturma alanlarıydı. Ayrıca Agora etrafında spor eğitimi için inşa edilmiş gymnasion, bouleuterion(meclis binası), Bizans Kilisesi kalıntıları bulunmaktadır.

Kazı Sponsoru

Efes Pilsen 1995 yılından beri Assos Antik Kenti'nin kazı sponsorluğunu üstlenmiş durumda. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr.Nurettin Arslan'ın başkanlığında, kırk kişilik kazı ekibi tarafından gerçekleştirilen kazı çalışmalarında ortaya çıkartılan ve günlük hayatın tanıklığını koruyan tüm eserler Çanakkale Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.
Assos kazıları ile ilgili güncel bilgileri takip edebileceğiniz site : www.assosarchproject.com

Ören Yeri Girişi

Antik Kenti gezmek için iki giriş kapısı bulunuyor. Biri köyün içinden geçerek ulaşacağınız, sizi en tepedeki Athena Tapınağı'na götüren kapı. Diğeri limana inerken solda farkedeceğiniz eski batı kapısı. Buradan girerek mezarlık, gymnasion, agora kalıntılarını görebilirsiniz. 

 

GÖRMEYEN KALMASIN:BOZCAADA
DÖRT MEVSİM BOZCADA
Adayla tanışmam aslında taa 2003’lerin başında  Turizm Rehberliği Bölümünden mezun olmamla başladı. Ama Bozcadayla ilk tanışmamda aklıma ilkin bir bağ kiralamak geldi, biraz birikmiş param vardı  bu konuya ilerde değinicem .Atmosferi, dokusu ve yaşam ritminden midir nedir, adanın kandırıkçı bir yanı vardır. Aklı çelinir insanın. Kısa tatillerin sonunda, bağları görüp şarap yapmanın hayali herkesçe kurulur. Sokaklarında dolaşırken, kendini o güzel evlerin birinde yaşadığını hayal etmek pek eğlencelidir. Hele sonradan adaya yerleşmiş bir kaç kişiyle tanışınca “neden ben de yapamayayım ki?” diyerek iyice köpürür insanın içi. Olmadı şurada bir kafe açarız diyeni de çok duydum. Gideni de bilirim, döneni de. Müdavimi toz kondurmaz, günübirlikçisi çoktur. Denizi soğuk, rüzgarı daimdir. Kısacası Bozcaada adamı baştan çıkarır, sarhoş eder, hayal kurdurur..
Güneş yakarken, rüzgar deli deli yalarken tüm bedenimi, bağlardan bir parçaydım sanki. Üzüm oldum olgunlaştım, yaprak oldum can verdim üzümlere, kum oldum savruldum, deniz oldum kızdım köpürdüm sonra bambaşka biri oldum sakinleştim.
 
- Bozcaada’nın her köşesi sürprizlerle dolu, bu bazen bir çiçek, bazen bir kapı tokmağı, ya da pencere perdesi oluyor. Öyle aval aval seyrederek saatlerce dolaşılabilecek bir tablo sanki.
- Çok güzel insanlar var heryerde, doğayla bütünleşmeyi seçmiş, yalnızlıkla kalabalığı birleştirebilmiş, rüzgara, adaya aşık.
- Nefis yemekler yiyebileceğiniz, Ege’nin iki yanını birleştiren yüzlerce meze, balık, ot, ot.
- Deniz’i biraz soğuk girerken ama sonra sevgiyle sarmalıyor insanı, o kadar temiz, pırıl, pırıl ve şeffaf ve turkuaz ve sarılıyor sanki, çıkmak istemiyorsun.
- Ve Salhane’de yoga. İki şeyin bu kadar birbirine yakışacağını bilemezdim. Denizden biraz yüksekte, rüzgar , iyot kokusu ve dalga sesleriyle, rüzgarın uğultusuyla, yoga yaptık. Ruhum öyle dansederken yogayla sonsuza kadar kalabilirdim, belki de kaldım.Bozcada’yı görmediyseniz görün derim, hatta seneye İlyada okumaları için şimdiden niyet edin, ben niyet ettim, belki birlikte gideriz. Cennetin dünyada ve içimizde olduğuna inanıyorum ben. Ama Bozcaada da onun görsel hali sanki, izlemeye doyulmayan bir tablo, bu tabloya doya doya bakmak lazım
Koklaya koklaya kahvaltı
Yorgunluk kahvesinin yanında damla sakızlı kurabiye ikram ediliyor. Ardından gelen kahvaltı anı güne daha bir enerjik başlamamızı sağlıyor. Koklaya koklaya yediğimiz (ve çok sevdiğim) incir reçeli, gelincik reçeli, domates reçeli, üzüm reçeli Handan Hanım’ın elinden çıkma. Bozcaada Kalesi manzaralı serin terasında anın keyfini çıkarıyoruz.

Bozcada Hakkında Genel Bilgiler:
Bozcaada, Ege Denizi’nin kuzeyinde, Çanakkale iline bağlı küçük bir ada. Türkiye’nin üçüncü büyük adası olarak Çanakkale Boğazı’nın hemen girişinde yer alıyor. Yerleşim, adanın kuzeydoğusunda yer alan ilçe merkezinde toplanmış. Bunun dışında herhangi bir köyü bulunmuyor.

COĞRAFYA
Bozcaada’nın yüzölçümü etrafındaki adacıklarla beraber 37.6 km2, çevresi 38 km'dir. Bozcaada, iç kısımlarındaki ufak yükseltilerin dışında büyük düzlüklerden oluşuyor. En yüksek noktası 192 mt. ile Göztepe'dir.
Adanın doğal bitki örtüsü maki ve ufak çalılıklardır. Adanın boz görünmesinin sebebi rüzgara açık kısımlarında ağaç yetişmemesidir. Ama kuytu kısımlarda yer yer çamlıklara rastlanır. Yüzölçümünün 1/3’ünü bağlar oluşturur. Adada 12 koy ve 12 burun bulunuyor. Adanın etrafında irili ufaklı 17 adacık bulunuyor. Kışın akan ufak derelerin dışında başka akarsuyu bulunmuyor.
 
İKLİM
 
Bozcaada'nın bulunduğu coğrafyadan farklı, kendine özgü bir iklim yapısı bulunuyor. Akdeniz ikliminin etkisi altında olmakla birlikte boğazın tam çıkışında yer alması nedeniyle kuzey rüzgarlarını bolca alıyor. Bu durum nem oranının düşük olmasına ve böylece iyi üzüm yetişmesine olanak sağlıyor.
 
Adadayken rüzgarla yaşamayı öğreniyorsunuz. Rüzgarın poyraz mı yoksa lodos mu estiği bilmeniz gereken bir bilgi haline geliyor. Çünkü bir adadaysanız denize girilecek yeri rüzgarın yönü belirliyor. Kuzeyden esiyorsa güneye, güneyden esiyorsa kuzeye yönelmek gerekiyor en basit şekliyle...
 
Rüzgarı en çok ada dışındakilerin sıcaktan yandığını duyduğunuz yaz günleri seveceksiniz. Çünkü siz onun serinletici etkisi sayesinde bunalmadan tatil yapıyor olacaksınız. Rüzgarın bir nimet olduğunu sörf ve yelken yapanlar bilir en iyi. Bozcaada, bu nimeti onlara bol bol sunacak olan adadır aynı zamanda...
 
NÜFUS
 
500 yıldır Türkler ve Rumların bir arada yaşadıkları Bozcaada’da, nüfus dengesi zaman içinde değişiklikler göstermiş. 1831’de yapılan ilk nüfus sayımına göre 439 Türk, 793 Rum sayılmış. 60’lı yıllara kadar Rum nüfusu yoğunluğunu sürdürmüş. Bu yıllardan sonra çeşitli nedenlerle başlayan göçler sonucunda Rum nüfusu günümüzde 22 kişiye kadar düşmüş. Yazın adadaki evlerini ziyarete gelen yurtdışındaki Rumlarla bu sayı biraz daha artıyor. 2007 nüfus sayımına göre adanın resmi nüfusu 2276. Yazın gelen ziyaretçilerle ada nüfusu 10.000’e kadar çıkabiliyor. Son yıllarda büyükşehirlerden göç ederek adaya yerleşenlerin sayısında da artış görünüyor.
 
TARİH
 
Antik çağda Leukophrys, Yunan Mitolojisinde Tenedos adıyla anılan Bozcaada, stratejik konumundan dolayı çağlar boyunca birçok kez istilaya uğramış ve el değiştirmiş. Adadaki nekrapol sahasında yapılan kazılardan anlaşıldığı üzere adanın tarihi M.Ö. 3000 yıllarına dayanıyor. Adanın bilinen ilk sakinleri Pelasg'lar. Daha sonra sırasıyla Fenikeliler, Atinalılar, Yunanlılar, Persler, Büyük İskender, Bizanslar, Cenevizler, Venedikler ve Osmanlılar adaya hakim olmuş.
 
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra Bozcaada, Türkler için önem kazanmış ve 1455’te Osmanlı topraklarına katılmış. Bu tarihten itibaren Osmanlılar ve Venedikliler arasında Bozcaada için mücadeleler olmuş ve adanın hakimiyeti zaman zaman Venediklilere geçmiş.
 
Osmanlı yönetiminde geçen uzun bir dönemden sonra, Balkan Savaşları sırasında 1912’de Yunanistan tarafından işgal edilen ada, 1923 Lozan Anlaşmasıyla Gökçeada ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmış.
 
MİTOLOJİ
 
Antik çağda Leukophrys, Yunan mitolojisinde ise Tenedos adıyla bilinen Bozcaada’nın mitolojide ilk geçtiği yer Tenedos ismini alması sırasındadır.Homeros’un İ.Ö 9.yy'da yazdığı sanılan Troya savaşlarını anlatan ünlü destanı İlyada'da, Tenedos isminin bir kaç kez geçtiğini görüyoruz. Troya, Bozcaada'nın hemen karşısında kurulu Hisarlık tepesinde kurulu zengin bir kenttir. Savaş Yunan yarımadasından gelen Akhalar ile Anadolu'da yaşayan Troyalılar arasında geçer.
 
Krallar kralı Agememnon'un yönetimindeki Akha donanması yiyecek ve içecek sağlamak için Tenedos'ta karaya çıkarlar. Akhalar'ın yaptığı tahta at Troya surlarının önünde içeri sokulmayı beklerken, Akha donanması Tenedos'un güneyinde bir koyda saklanıp beklerler. Savaş bu hileyle kazanılır.
 
Bozcaada genelde yaz tatili için tercih edilmesine rağmen deniz mevsimi dışında da ziyaret edilebilecek bir yer. Şarap ve yemek kültürü, doğası ve iklimi onu her mevsim çekici kılıyor. Günübirlik geziler adayı tam anlamıyla keşfetmek için yeterli değil. Bu görülecek yerlerin çok fazla olmasından dolayı değil. Adanın ritmini yakalamak ve hissetmek için ne kadar uzun kalsanız o kadar iyi oluyor.
 
YAZ : Adada Mayıs sonundan Ekim ortasına kadar rahatlıkla denize giriliyor. Ama deniz tatili yapmak isteyenler özellikle temmuz ve ağustos aylarını tercih ediyor. Yaz ayları adanın bol rüzgarlı ve nemsiz havası sayesinde bunaltıcı geçmiyor. Okulların kapanış-açılış tarihleri arası ve bayram tatilleri adanın en yoğun olduğu dolayısıyla konaklama fiyatlarının en yüksek olduğu dönemler.
 
SONBAHAR: Adanın en huzurlu mevsimi sonbahar. Yazın bile soğuk olan deniz sonbaharda ısınmış oluyor. Koylar, oteller, restoranlar size kalıyor. Arka planda bağbozumu devam ediyor. Kasa kasa toplanan üzümler traktörlerle fabrikalara taşınıyor. Sonbahar uzun yürüyüşler, bisiklet gezileri, bağlarda kalan üzümleri, olgunlaşmış böğürtlen ve incirleri yemek için de ideal zaman.
 
KIŞ: Adada kış genel olarak güneşli geçiyor. Yağmur yağsa bile bulutlar hemen dağılıyor ve ardından güneş açıyor. Dolayısıyla kışın bile kasvetli bir hava olmuyor. Kışın poyraz sebebiyle hava sıcaklığı daha soğuk hissediliyor. Kar ise nadir olarak yağıyor. Aralık-mart arası adada sosyal hayatın en sönük olduğu dönem. Merkezde kaloriferli oteller, bazı restoran ve kafeler açık oluyor. Merkez dışındaki tesisler genelde kapalı oluyor.
 
İLKBAHAR: Adanın doğal olarak en yeşil göründüğü mevsim ilkbahar. Çiçekler hem kırları hem de bağları renklendiriyor. Havaların ısınmasıyla birlikte ada halkının kendini dışarıya attığı, mangal ve piknik keyfine başladığı görülüyor. Otel ve restoranların çoğu 23 Nisan tatili için açılış hazırlıklarına başlıyor. Binalar, masa ve sandalyeler boyanıyor, bahçelere yeni çiçekler ekiliyor. Bu tarihe yetişemeyen işletmeler ise 19 Mayıs’ta mutlaka açılmış oluyorlar.
 
ÖZEL GÜNLER
 
Tatilini adanın özel günlerine denk getirmek isteyenler aşağıdaki tarihleri kaçırmamalı ve otel rezervasyonlarını mutlaka önceden yapmalılar.
 
 
Şarap Tadım Günleri
Haziranın son haftasonu 2013'de festival, alkolle ilgili çıkan yeni yasalardan dolayı iptal edildi.3 gün süren Şarap Tadım Günleri’nde ada sokaklarını şarap kokusu sarıyor. Hergün bir şarap üreticisi, fabrikalarının bulunduğu sokakta canlı müzik eşliğinde şaraplarını tattırıyor. Parti havasında geçen tadım boyunca sokaklar, insanların şarabın etkisiyle neşelendiği ve dans edip şarkılar söylediği bir ortama dönüşüyor.
 
Yelken Yarışları
 
13-14 Temmuz
Bozcaada Limanı, Her yıl temmuz ayının 2. haftasonu rengarenk yelkenlilerle doluyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Açıkdeniz Yelken Yarışları’nın İstanbul’dan yola çıkan yarış ekibinin ilk etabı Bozcaada’da son buluyor. Bir gece adada konaklayan yelkencilere o gece limanda düzenlenen kokteyl esliğinde ödülleri veriliyor. Ertesi sabah Çeşme’ye doğru yola çıkılıyor. Rengarenk yelkenlerini açmış teknelerin sabah Bozcaada Limanı’ndan ayrılmaları unutulmaz bir manzara yaratıyor. Fotoğrafçılar kaçırmasın...
 
Bozcaada Ayazma Panayırı
26 Temmuz 
26 Temmuz, adalı Rumların her yıl kutsal Aya Paraskevi günlerini kutladıkları tarih. Ayazma’da, Aya Paraskevi adına yapılmış küçük bir manastırda bir araya gelinen bu güne halk arasında Ayazma Panayırı deniyor. Küçük manastırın bahçesindeki yaşlı çınar ağaçlarının altına kurulan tahta masalarda yemekler yeniyor, Yunanistan'dan gelen müzik grupları eşliğinde sirtaki yapılıyor. Bu geleneksel panayıra her yıl yurtdışından gelen çok sayıda Rum katılıyor. Uzun yıllardır Rumlarla içiçe yaşayan adalı Türkler de onları bu özel günlerinde yalnız bırakmıyor ve aynı coşkuyla kutlamalara katılıyorlar. Birbirlerine çok yakın bu iki kültürün kaynaşmasına tanık olmak ve bu keyifli ortamın havasını solumak için orada olmalısınız…
 
Bozcaada Ozanın Günü ve Homeros Okuması
Ağustosun ilk haftasonu
 
2002 yılından beri her ağustos ayının ilk haftasonu düzenlenen etkinlik, gazeteci Haluk Şahin’in kişisel çabalarıyla başlamış ve adanın geleneksel günlerinden biri haline gelmiş. Her yıl farklı bir ozanın davet edildiği etkinlik iki gün sürüyor. Etkinlik boyunca hem davet edilen ozanın şiirlerini kendi sesinden dinleme fırsatı yakalıyor hem de Homeros’un konusu Troya’da geçen büyük destanı İlyada’nın dünya dillerinde okunmasına tanık oluyorsunuz. Şimdiye kadar 9 ayrı dilde okuma yapılmış.İlyada okumaları adanın karşısında bulunan Troya’nın üzerinden doğan sabah güneşiyle başlıyor. Günün erken saatlerinin dinginliğiyle uyum içinde sessizce bir araya gelen topluluk, destanın geçen sene kaldığı yerden okunmasını dinliyor.
 
Bu yıl etkinlik, 2-3 Ağustos 2014 tarihlerinde düzenlenecek. Tema, adaya dönüş, Odysseus'un Ithaca'ya Dmetri Kakmi'nin Tenedos'a dönüşü... Şair, Nazmi Ağıl
 
Bağbozumu Festivali
Eylülün ilk haftasonu
 
2 gün süren festival, adalı şarap üreticilerinin kendi bağlarında düzenledikleri sembolik bağbozumuyla başlıyor. Bunun için bağ işçileriyle birlikte traktörlere binilip bağlara gidiliyor. Toplanan üzümler, eski günlerde olduğu gibi eşek sırtında, at arabasıyla, traktör ve pırpırla, canlı müzik eşliğinde tören alanına taşınıyor. Festival boyunca kale içinde konserler ve iki yarışma düzenleniyor. Yarışmalarda adanın genç kızları arasından bir üzüm güzeli ve adanın en iyi Çavuş üzümü seçiliyor.
 
 
 
Yerel Lezzetler Festivali- Eylülün ikinci haftası
 
14 Eylül 2013
İlki 2010 yılında düzenlenen festival, Bozcaada'nın geleneksel günlerinden biri olmaya şimdiden aday. Adalı kadınlar evde yaptıkları yerel yemekleri bugüne özel ada meydanına kurulan sıra sıra tezgahlarda sunuyorlar. Giriş ücretini verdikten sonra tepsinizi ve fişlerinizi alarak yemeklerinizi seçmeye başlıyorsunuz. Akşama da ada meydanında güzel bir konser bekliyor sizi. Bu yıl festival uluslararası boyuta taşını
 
Bozcaada Kültürü
 
Bağcılık
 
Bağcılık ve Şarapçılık, 3000 yıllık birikimiyle adanın geçmişten günümüze ulaşan mirası. M.Ö 5.yy’da basılan Tenedos sikkelerinin üzerinde yer alan üzüm salkımları, Homeros’un İlyada’sından Evliya Çelebi’nin seyahatnamesine kadar birçok eski yazılı kaynak, bağcılığın bu adada ne kadar köklü olduğunu kanıtlıyor.
Doğanın bu küçük Ege adasına armağanı olan kuzeyden esen rüzgarlar, adayı bağcılık yapmak için ideal bir ortam haline getiriyor.
 
Adaya özgü dört üzüm türü bulunuyor. Kırmızı olarak Kuntra ve Karalahna, beyaz olarak Çavuş ve Vasilaki. Daha çok sofralık olarak kullanılan Çavuş üzümü, Bozcaada’da en lezzetli örneklerini veriyor.
 
Şarapçılık
 
Bozcaada’da şarapçılık uzun yıllar sadece Rumlar tarafından yapılmış. Türklerin dinsel sebeplerden dolayı uzak durdukları şarap üretim işine, 1925 yılından itibaren girdikleri görülüyor.
 
1960-80 yılları şarapçılığın zirvede olduğu dönem. Bu yıllarda 13 şarap imalathanesi bulunuyor adada. 80’li yıllardan itibaren başlayan gerileme, devlet yardımının yapıldığı 1998 yılına kadar sürüyor. Bu tarihten itibaren tesislerin modernleştiği, yabancı kaliteli üzüm çeşitlerinin yetiştirilmeye başlandığı, markalaşma yolunda adımlar atıldığı görülüyor.
 
Günümüzde 6 şarap üreticisi bulunuyor adada. Bunları kuruluş yıllarına göre sıralarsak: Yunatçılar 1925, Ataol 1927, Talay 1948, Corvus 2002, Gülerada 2008, Amadeus 2010.
 
Balıkçılık
 
Balıkçılık, adanın geleneksel geçim kaynaklarından biri. Balık göç yollarının üzerinde olması sebebiyle denizi bereketli. Üstelik konumu itibarıyla hem Karadeniz hem Marmara hem de Ege balıklarını bulmak mümkün.
 
Ada balıkçıları daha çok küçük tekne ve kayıklarla balıkçılık yapıyor. Kayıtlı 48 balıkçı teknesi bulunuyor. Sinarit, mercan, karagöz, uskumru, sardalya, çupra, levrek, kupa, sarpa adaya özgü balıklar. Temiz denizlerin göstergesi olan kalamar ve ahtapot ise ada sularında bol bol bulunuyor. Ada kalamarının lezzeti diğer kalamar çeşitlerinden farklı ve bu açıdan değerli.
 
Adada olta balıkçılığı da çok yaygın. Turistik sezonun bitişiyle ada halkı oltalarını alıp deniz kenarlarına gidiyor. Bozcaada denizi çoğunu boş göndermiyor.
 
Bozcaada Mutfağı
 
500 yıldır bir arada yaşayan Rum ve Türk halkının kaynaşması adanın mutfak kültürünü zenginleştirmiş. Ada mutfağı genelde Kuzey Ege mutfağının izlerini taşıyor. Deniz ürünleri, kırmızı et, yabani otlar ve zeytinyağı kullanılan başlıca malzemeler.
 
Baharın gelmesiyle birlikte yabani ot mevsimi başlıyor. Isırgan, cibes, radika, turpotu, kazayağı, şevketi bostan adadan toplanan otların bazıları. Bunlar zeytinyağlı yemek, salata ya da börek içi malzemesi olarak kullanılıyor. Yine baharla birlikte kuzu ve oğlak eti ada sofralarında sık sık görülmeye başlıyor. Oğlak kapama adaya özgü yemeklerden biri.
 
Ada tavşanı adaya özgü yabani bir hayvan. Rumlara özgü yemeklerden olan tavşan yahnisi bazı evlerde hala pişiriliyor.
Deniz kestanesine kirpi deniliyor adada. Kıyıdan ve taşlık alanlardan dalarak ya da maşa ile çıkarılan kirpiler once ortadan ikiye ayrılıyor. Sonra deniz suyuyla temizlenerek içindeki turuncu renkli havyarı ortaya çıkarılıyor. Üzerine limon ve sirkeli sos konulduktan sonra ekmekle sıyrılarak yeniyor bu havyar. Kirpinin yanına genelde beyaz şarap eşlik ediyor.
 
Kalamar ve ahtapot ada mutfağında bolca kullanılan deniz ürünleri. Ada restoranlarının çoğunda kalamar kokoreç, kalamar dolma, kömürde ahtapot ızgara gibi farklı tariflerini yemeniz mümkün.
 
Bağlar ilk yeşermeye başladığında toplanan körpe asma yaprakları salamura yapılarak bütün yıl kullanılıyor adalı kadınlar ve restoranlar tarafından. Çiğ dolma, taze yaprağın içine malzemelerin çiğden konularak yapıldığı adaya özgü bir yemek. Sardalya balığı da asma yaprağına sarılarak ızgarada pişiriliyor adada.
 
Adanın ilk kafelerinden birinin, civardan topladığı gelinciklerden ürettiği şurup, reçel ve likörler, Bozcaada'ya bir gelincik tadı da katmış.
 
Domates ve incir reçeli Rumların mutlaka kahve yanında verdikleri tatlılar. Adanın karadutu iri ve değişik bir tür. Yine Rumlardan kalma karadut reçeli adaya özgü tatlardan.





ÇEVRECİ BOZCAADA
 

Bozcaada, Türkiye'de çevre bilincine sahip nadir yerlerden biri. Yerel yönetim, dernek ve sivil insiyatif girişimleriyle şu ana kadar çevre konusunda çeşitli adımlar atıldı:


•2000      yılından beri Bozcaada rüzgar türbinlerinden rüzgar enerjisi üreten      böylece hem kendinin hem de Çanakkale'nin enerji ihtiyacını sağlayan bir      yer.
•

Ada merkezinde gün içinde      kullandığınız plastik, kağıt, cam ve teneke kutu çöplerinizi      atabileceğiniz geri dönüşüm kumbaraları bulunuyor.
 Bozcaada'da yazlık evleri olanlar ya da işyeri sahipleri      biriktirdikleri geri dönüşüme uygun çöpleri, kumbaralar yerine ada      merkezinde belli noktalarda bulunan büyük tel kafeslere de atabilir.
•Bozcaada'da      2008 Temmuz ayından itibaren alışverişlerde naylon poşet kullanımı      durduruldu.
Siz de alışverişlerinizde kendi      filenizi, bez torbanızı taşıyarak bu gelişmeye destek olabilirsiniz!


•2005      yılında Bozcaada Kaymakamlığı tarafından uygulamaya konulan Organik Tarım      Projesi sayesinde bağ alanlarının bir kısmı ilaçsız üretime geçmiştir.


•2011      'de Bozcaada'da , Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Birleşmiş      Milletler Sınai Kalkınma Örgütü’nün (UNIDO) ortak kuruluşu olan      Uluslararası Hidrojen Enerji Teknolojileri Merkezi (ICHET) tarafından      ‘Bozcaada Hidrojen Adası Projesi’ kapsamında, 1 milyon 500 bin dolara inşa      edilen Hidrojen Enerji Üretim Tesisi hizmete açıldı.
 .
 
Mimari
 
 
Bozcaada’nın tamamı doğal ve tarihi sit alanı. O yüzden tüm yapı ve onarımların Kültür ve Şehir Bakanlığı tarafından onaylanması gerekiyor. Sıkı denetimler sayesinde adada çarpık yapılaşma görülmüyor. Eski mimari dokusu mümkün olduğunca korunmaya çalışıyor.
 
Ada merkezi Rum ve Türk mahallesi olarak iki kısma ayrılıyor. Zamanında bir dere ile ayrılan mahalleler adı üstünde Türk ve Rum nüfusunun yoğunlaştığı yerler. Doğal olarak kendi kültürlerinden gelen mimari özellikleri barındırıyorlar.
 
Türk mahallesi, tek katlı taş ve iki katlı cumbalı evlerden , kıvrımlı sokaklardan ve ufak meydanlardan oluşuyor. Rum mahallesi 1900’lü yılların başında geçirdiği büyük bir yangından sonra Amerika’dan gelen bir mimar tarafından tekrar planlanmış. Mahalle, antik kentlerin birçoğunda kullanılmış olan ızgara plana göre, birbirini dik kesen ve hemen hemen aynı genişlikteki sokaklarıyla yeniden kurulmuş.
 
Merkez dışında herhangi bir toplu yerleşim yeri bulunmuyor. Yapı olarak sadece bağlar arasına kurulmuş bağ evlerine rastlanıyor. Bağ evleri görünüşlerine göre ikiye ayrılıyor. Çatısız tek katlı olanlarına “dam” , çatılı ve iki katlı olanlara “ kule” deniyor. Genelde taştan yapılan bu evler zamanında ada halkının bağda çalışırken konakladığı basit ve küçük yapılar. Ulaşımın sadece hayvanlarla yapıldığı zamanlarda ada merkezine gidip gelmeler vakit aldığı için özellikle bağ işlerinin yoğunlaştığı yaz döneminde buralarda kalınıyormuş. Çatısı olmayan damlarda gece yıldızlara bakarak uyunuyormuş.
 
Bağ evleri şimdi daha çok yazlık ev olarak kullanılıyor. Bir kısmı eski damların restorasyonuyla bir kısmı da sıfırdan ama ada mimarisine uygun inşa edilmiş. Son yıllarda özellikle büyükşehirlerden gelip yazlık ev yaptıranlar çok adada.
 
 
Bozcaada'da Nerede Yenilir
 
Çay bahçeleri turistlerin ve ada halkının bir araya geldiği, adada en çok vakit geçirilen yerler. Genelde çay, adaçayı ve Türk kahvesi içiliyor buralarda. Bazıları kahvaltı tabağı, tost, döner, gözleme, menemen, omlet gibi yiyecekler de hazırlıyorlar. Hemen hemen hepsinde bira bulunuyor. Sıcak havalarda çamlık altındakiler, akşamları mendirektekiler tercih ediliyor.
(Çay-adaçayı 75 kuruş, Türk Kahvesi 3,5-6 TL, Menemen 5-10 TL, Çiğ börek-Gözleme 5-7 TL, Küçük Bira 5 TL)
 
Kahvaltılar çoğunlukla konaklama yaptığınız yerde veriliyor. Ama değişiklik olsun diye dışarda yemek isterseniz pişman olmazsınız. Sokak arası kafelerde özenle kahvaltı hazırlayan yerler bulunuyor. Bu kahvaltılarda ada otlarından yapılan omletler, börekler, domates ve üzüm gibi adaya özgü reçeller, mevsimine göre dalından yeni koparılmış üzüm çeşitleri oluyor.
Eğer kahvaltıyı kendiniz hazırlayacaksanız pastanenin sabahları çıkardığı taze unlu mamülleri sofranıza katmalısınız. Özellikle tam buğday unundan yapılan ada ekmeği ve diğer sağlıklı ekmek çeşitlerini mutlaka denemelisiniz.
(kahvaltı 12- 20 TL, otlu omlet 8 TL)
 
Öğle yemeği için genelde plajlardaki restoranlar tercih ediliyor. Buralarda her türlü meze ve deniz ürünleri dışında köfte, çiğ börek, gözleme, mantı gibi yiyecekler de bulunuyor. Öğle yemeği için merkezde ev yemekleri yapan lokantaları ya da pide - lahmacun salonunu tercih edebilirsiniz.
(pide 10-12 TL, köfte ızgara 8-10 TL, tas kebabı 9 TL, kuru fasülye 3,5 TL )
 
Akşam yemekleri için genelde merkezdeki restoranlar tercih ediliyor. Adada daha çok uzun uzun oturup yemek yiyebileceğiniz tarzda restoranlar bulunuyor. Yemek ve şarap kültürü gelişmiş bir yer olduğu için yemekler aceleye getirilmiyor. O yüzden fast-food kültürü de adada hiç rağbet görmüyor.
 
Günün en önemli programı akşam nerede yemek yenileceği. Temmuz-ağustos ve bayram gibi yoğun dönemlerde akşam yemeği için restoranlarda önceden yer ayırtmanız gerekebiliyor.
Ada restoranları Kuzey Ege mutfağına özgü yemekler hazırlıyor. Taze deniz ürünleri, adaya özgü otlardan yapılan mezeler, zeytinyağından şaşmayan bu mutfağın öne çıkan lezzetleri.
( mezeler 8-12 TL, kalamar tava 18-22 TL, Bir şise ada şarabı 25-100 TL)
 
Bozcaada'da Nerede Yüzülür
 
Bozcaada'nın en çekici yanlarından biri tertemiz denizi, bakir koyları ve plajları. İlk defa gelenleri oldukça şaşırtacak güzellikteki irili ufaklı koyların çoğu denize girmek için uygun. Ünlü Ayazma Plajı altın rengi, incecik kumu ve pırıl pırıl turkuaz denizi ile oldukça etkileyici. Adanın denizi tüm Kuzey Ege’de olduğu gibi soğuk. Ama dönem dönem şaşırtıcı derecede ısındığı da oluyor.
 
Bozcaada’da mayısın son haftalarından ekim ortasına kadar rahatlıkla denize girilebiliyor. Ama yaz tatilcileri en çok temmuz ve ağustos aylarını tercih ediyor. Dolayısıyla bu aylar plajların en kalabalık olduğu dönem oluyor.
 
Adada yaz dönemi, kuzeyden esen rüzgar sayesinde bunaltıcı geçmiyor. Adanın bir diğer avantajlı yanı, yaz ne kadar kalabalık geçerse geçsin denize girilecek tenha koyların bulunması.
 
Eylül-ekim ayları deniz suyu sıcaklığının en yüksek olduğu dönem. Rüzgarın hafiflemesi ve plajlardaki kalabalığın çekilmesi ile denizin keyfine doyulmayan bir dönem aynı zamanda!
 
POYRAZDA MI LODOSTA MI ?
 
Adanın avantajlı yanlarından biri, en rüzgarlı havada bile denize girebileceğiniz sakin bir koy seçeneği sunması. Denize gitmeden önce yapmanız gereken ilk şey, o gün esen rüzgarın yönünü tayin etmek.
 
Dalgasız, sakin denizde yüzmek isteyenler rüzgar güneyden esiyorsa(lodos) adanın doğu ve kuzeydeki koylarını, kuzeyden(poyraz) esiyorsa ki genellikle öyle esiyor güneydeki koylarını tercih etmeli. Batı kıyılarında denize girilebilecek koylar bulunmuyor. Rüzgar durduğunda ise adadaki tüm koylarda deniz çarşaf gibi oluyor.
 
 
KOYLARA ULAŞIM
 
Minibüs seferleri sadece Ayazma Plajı, Habbele Plajı ve Akvaryum Koyu'na yapılıyor. Diğer koylar ise tüm doğallıklarıyla bekliyor sizi. Merkeze yakın olanlara yürüyüş yaparak ya da bisikletle ulaşmanız mümkün. Ama güney kıyılarındaki uzak koylara bir araçla gitmeniz daha akıllıca.
 
Burada bahsedilen koylar, araçla ulaşımı mümkün, denize girmek için tercih edilen başlıca koylar. Bunların arasında irili ufaklı adı bile olmayan birçok ufak koy bulunuyor. Bu koyları kıyı boyunca yürüyüş ve tırmanışlarla keşfedebilirsiniz. Bakir koylara giderken yanınıza içecek, yiyecek ve şemsiye almayı unutmayın!
 
DENİZE GİRİLECEK YERLER
 
 
Ayazma Plajı- poyrazda
 
Turkuaz renginde denizi ve incecik kumu ilk defagelenleri şaşırtacak güzellikte bir kumsal burası. Adanın en popüler,dolayısıyla en kalabalık plajı. Günübirlik tesislerin olduğu tek koy olan Ayazma Plajı’na yaz döneminde düzenli olarak minübüs seferleri yapılıyor. Plajda şemsiye ve şezlong kiralamak mümkün. Ayrıca su sporları adı altında; deniz bisikleti, banana, hamburger ve jet ski kiralayanbir yer de bulunuyor.
 
Plajın en keyifli yanlarından biri tahta sandalyeli, ekose örtülü plaj restoranları. Bu restoranlar özellikle öğle yemekleri için tercih ediliyor. Buralarda içilen bir akşamüstü birasının tadına da doyum olmuyor !
 
Sulubahçe Koyu- poyrazda
 
Ayazma plajının bitişiğindeki koydur. Minibüsler Ayazma'dan Habbele'ye geçerken bu koyun önünden geçiyor. Bu yüzden yaz döneminde günübirlikçilerin tercih ettiği koylardan biri...
 
Ayazma ve Habbele Plajı’nın ortasında olmasına rağmen tesisi olmadığı için ıssız kalmış Sulubahçe. Genelde koyun civarındaki yazlık sitelerde oturanlar tarafından kullanılıyor.
 
Habbele Plajı- poyrazda
 
Denizi hem kumluk hem de taşlıktır. Ayazma’ya göre daha sakindir. Adaya uzun yıllardır gelenlerin tercih ettiği bir koydur. Şezlong ve şemsiye kiralamak mümkün ama herhangi bir tesis bulunmuyor. Plaja düzenli olarak minübüs seferleri yapılıyor.
 
Beylik Koyu- poyrazda
 
Adanın gizli saklı kalmış cennet koylarından biri. Ayazma Plajı’nın hemen solunda yer almasına rağmen, plaj ile aralarındaki asfalt yolun çökmesinden dolayı uzun zaman gözlerden uzak kalmış. Yeni yol, Ayazma Plajı’ndan merkeze doğru giderken sağdaki ilk yol. Bu asfalt yolda 1 km. kadar ilerledikten sonra sağa sapılan 300 metre uzunluğundaki toprak yol sizi bakir koya ulaştırıyor.
 
Akvaryum Koyu (Mermer Burnu)- poyrazda
 
Yaz dönemi boyunca müdavimlerinin boş bırakmadığı ufak bir koydur. Deniz altındaki inanılmaz çeşitliliği görebilmeniz için bir şnorkel ve gözlükle gelmenizde fayda var. Bu koya ancak kendi taşıtınızla ulaşabilirsiniz. Mermer burnunun üzerinden yürüyerek en uca kadar gidebilirsiniz !
 
Çayır Koyu- lodosta
 
Rüzgarın güneyden estiği nadir günlerin birine denk gelirseniz mutlaka Çayır’da denize girmelisiniz. Burada denizin rengi bir başka güzel ve Göztepe’ye bakarak yüzmek çok keyifli. Genelde adanın yerlileri tarafından bilinen koy sakin ve huzurlu. Tam deniz kenarına kadar inen düzgün bir asfalt yolu bulunuyor. Yürüyüşle merkezden 45 dakikada varmak mümkün.
 
Tuzburnu Koyu- lodosta
 
Anakaradan baktığınızda adanın en sol ucundaki Tuzburnu fenerinin bitişiğinde yer alıyor. Lodoslu havalarda en çok tercih edilen koylardan biri. Buraya tempolu bir yürüyüşle ada merkezinden 1 saatte varmak mümkün. Tuzburnu fenerine çıkıp panaromik manzaraya karşı oturması çok keyifli...
 
Poyraz Limanı Koyu - lodosta
 
Ada merkezine en yakın koylardan biri. Çanak şeklinden dolayı poyrazda bile fazla rüzgar almıyor. Yürüyüşle 15 dakikada ulaşmanız mümkün. Denizi genel olarak sığ ve sıcak ama deniz kestanelerine dikkat etmek gerekiyor. Deniz uçağı bu koya iniyor.
 
Tekirbahçe Koyu- lodosta
 
Adanın turizm bölgesi ilan edilen Tekirbahçe’de 5-6 otel ve ufak bir tatil köyü bulunuyor. Uzunca bir kumsaldan oluşan koyda sadece tesislerde kalanlar için konulan şemsiye ve şezlonglar bulunuyor. Koya anayoldan sapılan toprak yollar dışında Poyraz Limanı’ndan kıyı boyunca yürüyerek de ulaşabilirsiniz. Böylece ikisinin arasındaki minik bir koyu da keşfetmiş olursunuz.
 
Ada merkezi- poyrazda ve lodosta
 
Ada merkezinde denize girebileceğiniz iki yer seçeneği bulunuyor.
Poyrazda:      Bozcaada Yat Limanı, Türkiye'nin en temiz yat limanlarından biri olarak      denize güvenle girebileceğiniz bir yer. Kale önündeki çay bahçelerinin      önündeki kayalıklardan deniz kestanelerine dikkat ederek denize      girebilirsiniz. Yüzerken yanaşan feribota ve teknelere dikkat etmelisiniz.
Lodosta:      Kale arkası denilen bölgede iki küçük iskele bulunuyor. Buralardan denize      girmeniz oldukça kolay.
 
 
Bozcaada'da Ne Yapılır, Bozcaada'dan Ne Alınır
 
Bağlardan gelen...
 
Bozcaada bir üzüm ve şarap adası. Dolayısıyla buradan üzümle ilgili alışveriş yapmanız yerinde olacaktır. Her üzümün hasadı farklı tarihlerde oluyor. Dolayısıyla yaz boyunca her dönem kasa kasa üzümler ada merkezinde ya da yol kenarlarında satılıyor.
İlk olarak (Ağustos başı) adanın ünlü beyaz Çavuş üzümü çıkıyor ve yaklaşık iki hafta sürüyor mevsimi.
Daha sonra çıkan hoş kokulu kırmızı Kardinal, çok daha uzun süre tezgahlardaki yerini koruyor.
 
Üzüm her türlü değerlendiriliyor. Şarap dışında kurutulmuş üzüm, pekmez, sirke, salamura asma yaprağı, üzüm reçeli bağlardan sağlanan diğer ürünler. Bunlar daha çok evlerde ev kadınları tarafından üretiliyor.
 
Yöresel
 
Adanın domates reçeli çok ünlü. Rum asıllı bir adalı aile tarafından uzun yıllardır üretilen reçelinin adı adaya özdeşleşmiş neredeyse. Özel bir domates cinsinden yapılıyor ve içine badem konuluyor.
 
Kekik adada bol bulunan bir bitki. Yürüyüşe çıktığınızda bol bol alacaksınız kokusunu. Tezgahlarda kurutulmuş olarak satılıyor. Adada azda olsa arıcılıkla uğraşılıyor ve florasındaki bol kekikten dolayı ortaya çıkan bal kekik balı oluyor. Kekik balı hoş aromasıyla değerli bir bal, bulursanız kaçırmayın!
 
Her Çarşamba adada açık meyve-sebze pazarı kuruluyor. Daha çok Çanakkale’nin köylerinden gelen taze sebze-meyveler, ev yapımı baklagiller, salça, zeytinyağı, yumurta bu açık pazarda bulabileceğiniz yöresel ürünler.Adada sıkça rastlayacağınız keçiler ise bu bölgeye özel keçi peynirinin kaynağı.
 
Zeytinyağı, adanın karşısındaki Geyikli beldesinden geliyor. Burası yüzyıllardır zeytincilikle uğraşan bir bölge. Adaya en yakın eski tip taş baskı zeytinyağı fabrikası Kemahlı'da bulunuyor. Burada üretilen zeytinyağı düşük asit derecesi ve lezzeti ile öne çıkıyor. Adada soğuk baskı zeytinyağı bulursanız kaçırmayın !
 
Gelincik Şerbeti, Ada Cafe'nin Bozcaada'ya kattığı bir lezzet. Mayıs ayında toplanan gelinciklerle yapılıyor. Konsantre halini cam şişelerde satın alabilirsiniz.
 
 
Hediyelik
 
Bozcaada’nın kendine özgü hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Buralarda daha çok el işçiliğine dayalı ürünler sergileniyor. Seramik ve cam işçiliğinin özgün örnekleri, bez bebekler, etnik kıyafetler dikkat çekiyor. Üzüm, şarap, rüzgar gülleri hediyelik eşyalarda kullanılan başlıca konular oluyor. Hatta sadece üzüm-şarap konulu aksesuarlar ve takılar satan bir mağazada bulunuyor adada.
 
Merkezdeki sokak tezgahları arasında bir bölüm kendi tasarladıklarını üretenler ile dikkat çekiyor. Burada adalı seramik sanatçılarının, ressamların, fotoğrafçıların ürünlerini bulmanız mümkün.
 
Sanat Galerileri adalı sanatçıların ürünlerinin sergilendiği ve satıldığı mekanlar. Buralardan hem kendinize hem de yakınlariniza özgun
 
 
 
Tavsiyeler
 
 
•Adayı      tam anlamıyla hissetmek için ilk durağınız Bozcaada Müzesi olsun.
•Yanınızda      bir ada şarabıyla günbatımını Batı Burnu'nda (Rüzgar Gülleri) geçirin.
•Ada      sularında çok çeşitli deniz canlıları görmeniz mümkün, bir şnorkel ve      gözlükle yüzmeyi deneyin.
•Tam      dolunayda Göztepe'ye çıkın, bir tarafta güneş batarken bir tarafta ay'ın      doğuşunu seyredin.
•Bozcaada      Kalesi'nin en üstteki surlarına çıkın ve manzaranın keyfini çıkarın.
•Lodosta      Çayır plajında ve Tuzburnu'nda deniz keyfi yapın.
•Bozcaada      Sanat Galerisi'nin Itırlı Bahçesi'nde vakit geçirin. Kitabınızı alın ve      hoş müzik eşilğinde ada huzurunu yaşayın...
•Bodrum'un      ünlü kabak lambaları artık Bozcaada'da yapılıyor. Gümüşlük'ten adaya      yerleşen genç çiftin açtığı 'kargabak'ı mutlaka gezin. Cafe Lisa'yı ya da      küçük camiiyi bulun orada tabelalarını göreceksiniz.
•Adanın      tek kitapçısı ve sahafı tatilinizde size eşlik edecek kitabı bulacağınız      yer olabilir, uğramadan geçmeyin.
•Polente      Kafe ekibine bu yaz bir pasta şefi de eklenmiş ve harika pastalar yapıyor,      mutlaka tatmalısınız !
•Yoga      ile ilgilenenler adanın tam ortasında kurulu yoga çadırını mutlaka ziyaret      etmeliler, buradan adayı hissetmek bir başka güzel...
 
Hatırlatmalar
•Adada      plastik poşet yasak olduğu için, yanınızda daima kendi alışveriş çantanızı      ya da torbanızı taşımayı,
•Rüzgarlı      yaz akşamları için yanınıza hırka, ceket gibi kalın bir giyecek almayı,
•Rüzgar      güneyden estiğinde adanın kuzey kıyılarındaki koylarında, kuzeyden      estiğinde güney kıyılarındaki koylarında denize girildiğini,
•Feribot      seferlerinin özellikle lodos fırtınası çıktığında iptal olabildiğini,
•Gece ve      gündüz araba kullanırken önünüze kirpi ya da tavşan çıkabileceğini,
•Adada      araba kullanırken kornaya basmanın hoş karşılanmadığını,
•Ada      merkezinde kağıt, cam ve plastik çöplerinizi atabileceğiniz geri dönüşüm      kutuları bulunduğunu,
•Ada      yolları genelde arnavut kaldırımı ile döşeli olduğu için ince topuklu      ayakkabı ile dolaşmanın bir işkenceye dönebileceğini,
•Adada      sadece Ziraat Bankası, İşbank, Akbank ve Garanti Bankası ATM'lerinin      bulunduğunu
 
 
Ayazma Koyu Plajı
 
Yaklaşık 7 kilometre sonra ayaklar altına serilen mavi örtüyle içiniz açılıyor. Alabildiğine uzun ve geniş plaj ile plajın üstünde yemek yiyip bir şeyler içip serinleyebileceğiniz Koreli, Paşa, Ali Baba, Vahit’in Yeri, Thenes gibi restoranlar mevcut.
 
Çınaraltı’nda damlasakızlı kahve, şarapevlerinde şarap tadımıGüneşi sonuna kadar değerlendirip Ada’nın merkezine geri dönüyoruz. Çınaraltı’nda damlasakızlı Türk kahvesi içip Çamlıbağ, Talay, Ataol ve Corvus şarapevlerini dolaşıyoruz.  Birkaç şarap denedikten sonra hediye aldığımız şişelerle otele dönüyoruz.
İstiklal Sokağı’nda kadeh tokuşturmalara eşlikAkşam yemeği için her bütçeye uygun restoran bulmanız mümkün. Limanda daha çok balık mezeleriyle ve deniz ürünleriyle ünlü restoranlar bulunuyor. Rum Mahallesi’ne doğru ilerlediğimizde İstiklal Sokağı’nda Sandal, Lodos, Güverte, Battı Balık, Simyon gibi şirin ve insana Ada’da olduğun hissini veren restoranlardan gelen kadeh tokuşturmalarına eşlik etmeye karar veriyoruz. Fiyatlar nerdeyse her restoranda aynı.
 
Tatlı olarak hafif bir şey yemekte fayda var deyip hemen Çiçek Pastanesi’nin dondurmasından alıyoruz.Kaleye doğru kıvrılıp Eyvah Eyvah filminde Hüseyin’le (Ata Demirer)  Müjgan’ın (Özge Borak) birbirlerine aşklarını itiraf ettikleri sahnenin çekildiği sahil çay bahçesinde  oturup denizin dibinde keyif yapmayı düşünürken bir  düğüne denk geliyoruz. Çok bekledik ama Aman Melekem, Bu Fasulye gibi filme mal olmuş şarkılar çalmadı.
 
Akşamı erken bitirmek olmaz, otelimize dönüp karşımızda Bozcaada Kalesi, gökte sayısız yıldız ve esen rüzgarla şaraplarımızı yudumladık.
 
Sabah çiçeklerle süslü kahvaltı masamızda bu sefer tahinli-zencefilli kurabiye ikram ediliyor. Kurabiyeler de reçeller gibi ev yapımı.
 
İncir, ayva, domates ve üzüm reçeli
390 balayı çiftinin neden bu oteli seçtiğini otelin kahvaltısına bağlamak yanlış olmaz. Hatırlatmakta fayda var, Handan Hanım bahçesindeki dilek ağacına bekarken dilek dileyenlerin sonraki yıl evlenerek geldiğini söylüyor.
Panorama Otel dilek ağacı
Otelden çıkıp Bozcaada Kalesi’ni görmeye gidiyoruz. Ada’ya buradan bakınca bir kez daha aşık oluyorsunuz.
Kalenin içini, surları, artık bakımsızlıktan tek tük kalmış amfora, top arabası ve topları,  fotoğraflayıp Ada Cafe’nin ünlü gelincik şerbetini içmeye gidiyoruz.
 
Ardından yine Ayazma Koyu’na gidiyoruz çünkü henüz Habbele ve Sulubahçe plajları sezonu açmamış.
Denizden döndüğümüzde Ada’nın ara sokaklarında girmedik nokta bırakmıyoruz. Bozcaada haritada Türk Mahallesi ve Rum Mahallesi diye ikiye ayrılıyor ama Ada halkı birbirine sıkı sıkı bağlanmış, yıllardır komşuluk ilişkilerini zenginleştirerek, birbirlerinden övgüyle söz ederek sürdürüyorlar.
Açık söylemek gerekirse balkonlarından çiçekleri sarkmış, taş evinin önünü ve cumbalarını saksılarla gökkuşağına çevirmiş sokaklarıyla Rum Mahallesi’ni daha çok seviyorum. Türk Mahallesi’ndeki evler de çok şirin ama yaşam belirtisi veren evler çok az..Sokakları fazlasıyla sakin.
 
Bozcaada Müzesi’ni ve kiliseyi görüp, Çiçek Pastanesi’nin ünlü damla sakızlı kurabiyesinden aldıktan sonra Polente’ye soğuk bir şeyler içmeye oturuyoruz.
Polente mavi-beyaz dış cephesi ve sandalyeleriyle insanın içini açıyor ve terasında mükemmel bir manzara sunuyor.
Güneşin batmasına 1 saat kaldığını fark edip elimizde kadehler ve şaraplarımızla günbatımını izlemek ve fotoğraflamak için Polente Feneri’ne yani Rüzgar Gülleri’ne  doğru yola çıkıyoruz. Mükemmel bir an, mükemmel bir kare..Bizim gibi pek çok araba ve 1-2 dolmuş da bu anı kaçırmamak için Polente’de buluşmuş.
Ve artık Ada’dan dönme vakti. Feribotun yanaşmasını beklerken yaz sonunda yeniden gelmeyi umud ederek, elimde mor gevenlerle veda ediyorum Bozcaada’ya.
Unutmadan; dönüşte Çanakkale'den Eceabat'a kalkan feribotu beklemeniz gerekirse iskelenin karşısındaki Truva Helvacısı'ndan kızarmış peynir helvası almayı, vaktiniz varsa dondurmayla tatmayı unutmayın:)
 
Neden gitmeli?
 
Hayata kısacık da olsa dur demek için. Arnavut kaldırımlı, mübadeleden kalmış, kimi restore edilmiş, kimi terk edilmiş taş evlerle gelin gibi süslü sokakları görmek için. Salaş balıkçılarda ada mezesine doymak için. Ya da her köşe başındaki şarap butiğinde tadım yapmak için...
 
Üzümler neredeyse dalında fermante olmuşlar
 
Bağda gün batımı
 
Bayram trafiğine yakalanmadığımız fantastik rota
Bir kaç şey değişmiş elbette. Başta, tatilci insan profili. Bir iki senedir, bir kaç günlüğüne uğrayan ve kendini adalı gibi hisseden kesim, o bohem havayı dağıtmış. Biraz daha beyaz yakalıların uğrak yeri olmuş sanki. Küçük resim galerileri restoranlara dönüşmüş. Ada kafe yer değiştirmiş. Gazete erken gelir olmuş. Karga nüfusu, kedi nüfusundan hep fazlaydı. Lakin kargalar insanla arasındaki mesafeyi 60 cm’e düşürmüş. Habbele plajının tek tesisi Mitos, belediyeyle ters düşmüş, kapatılmış. Fakat hemen koyun üstüne, kıyıda bir otel yapılmış. Duyduğuma göre, önümüzdeki sene 3 tesis daha yapılarak Ayazma Plajı gibi trafiği artırılacakmış! Bu hoşuma gitmedi tabi ki. Duyduğum tek güzel haber ise Rumların ada’ya geri dönmeye çalıştıklarını öğrenmek oldu. Umarım gelirler!
Bu arada tahmin ettiğim gibi çok kalabalıktı her yer. Özellikle bayramın ilk günü ada kapasitesini iyice aştı sanki. Öyle ki insanlar gece on, on buçuk gibi hala yemek yemek için yer arıyorlardı. Kaldığımız üç akşamda da bu sahne tekrarlandı durdu. Bizim şansımız ise, bir gün evvel adaya gelen Evren’in 3 günlük rezervasyonları daha ada dolmadan yapmış olmasıydı. Böylece yer sorunu yaşamadık. Lakin kalabalık servisi de etkilemedi değil. Yol ve üstüne deniz, güneş yorgunluğunu ekleyince ilk gece yemek yediğimiz Asmalı Meyhane’de 4 arkadaş pek bir şey anlamadık. En azından karnımız doydu diyelim.
 


 
Bozcaada Civarı
 
Bozcaada'ya kadar gelipte Kuzey Ege'nin diğer cennet köşelerini görmemezlik etmeyin. Kuzey Ege, eski çağlardaki adıyla Troas bölgesi özellikle arkaik dönemlerden itibaren oldukça etkin bir bölge ve çevresindeki birçok antik kentte değişik kültürlerde halklar yaşamış.
 
Bozcaada'dan sonra kuzeye doğru gidiyorsanız Troya Antik Kenti ve Çanakkale şehri zaten yolunuzun üzerinde...Güneye gidenleri ise çok keyifli bir yolculuk bekliyor. Bozcaada'dan Assos'a giden alternatif yol üzerinde görülmesi gereken yerleri sıraladım burada. Gizli cennet köşeleri keşfetmek için çok uygun bir rota !
 
Gökçeada başlı başına vakit ayrılması gereken bir yer. Üstelik 2012 yaz sezonunda Bozcaada ile arasına konan hızlı feribot sayesinde ziyaret etmesi artık daha kolay







    ÇANAKKALE TURU TEKNİK PROGRAM


PROGRAMIMIZ;
Sabah saat: 22.00’de ... buluşup hareket ediyoruz. Araç içinde kahvaltılık sandviç, sıcak-soğuk içecek ikramıyla, yolumuza devam edip, yol üzerinde vereceğimiz mola sonrası Abant'a gidiyoruz.

1.GÜN | BULUŞMA VE HAREKET:

Akşam Saat 22:00’da Acenta önünde buluşma ve Çanakkale'ye hareket.
 

2.GÜN | ÇANAKKALE - GELİBOLU ŞEHİTLİKLER - EDREMİT:

Gerekli molalarımız sonrasında sabah saatlerinde Çanakkale’ye varış. Aracımızda alacağımız kahvaltı sonrasında feribot ile Gelibolu Tarihi Milli Parkına geçiyoruz. İlk olarak Kilitbahir Kalesi, Namazgah Tabyası, Mecidiye Tabyası, Seyit Onbaşı Anıtı, Ezineli Yahya Çavuş Anıtı, Şehitler Abidesi, Seddülbahir, Morto Koyu gezilerimizi takiben  öğle yemeği molası. Yemek sonrasında Kanlı Sırt, 57.Alay Şehitliği, Conk Bayırı, Anzak Koyu, Kabatepe ve Eceabatın gezilmesi ardından feribot ile Çanakkale merkeze geçiyoruz. Aynalı Çarşı gezimizden sonra  otelimize geçiyoruz. Odalarımıza yerleşme, akşam yemeği ve konaklama. 
 

3.GÜN | ASSOS ANTİK KENTİ - ADATEPE KÖYÜ - ZEUS ALTARI - AKÇAY - ANKARA:

Sabah otelimizde alacağımız açık büfe kahvaltı sonrası Behramkale olarak bildiğimiz Assos’a doğru hareket ediyoruz. Assos’a vardığımızda kısa bir tırmanışın ardından M.Ö 5. yy. tarihlenen Athena Tapınağının bulunduğu Akropol adını verdiğimiz tepeye çıkıyoruz. Tapınağı gördükten sonra Ege Denizi’nin muhteşem manzarasıyla büyüleneceksiniz ve Yunanistan’ın 3. büyük adası olan Midilli Adasını görebilirsiniz. Ardından oksijen cenneti Kaz Dağlarına çıkarak tarihte ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Zeus Altarı'nı görüyoruz. Buradan taş ustalığının en güzel örneklerinden olan Adatepe Köyü'ne geçiyoruz ve gezilmesi. Sonrasında  Akçay’a hareket Sarı Kız Anıtı ve sahilin görülmesi sonrasında Edremit’te zeytin alış verişi için serbest zaman. Daha sonra Ankara’ya hareket.


ROTA 1:

07:00 Lapseki Feribot İskelesi varış.

08:00 Kilitbahir varış -Seyit Onbaşı Anıtına (Hamidiye Tabyası) hareket (Ziyaret Süresi 30 dk.)
09:00 Şahindere Sargı Yeri ve Teğmen Mustafa Efendi Mezarı Hareket ( Yolculuk Süresi 15 dk.)
10:00 Şehitler Abidesine Hareket ( Yolculuk Süresi 15 dk.)
11:30  Seddülbahir Kalesi Varış
Panoromik Görülücek Noktalar:İlk Şehitler Anıtı-Ertuğrul Tabya-Yahya Çavuş Şehitliği Anıtı
 Helles Anıtı

13:00 Öğle Yemeği Köfte Menü)
14:00 Elliyedinci Alay Şehitliğine hareket (20 dk)

14:30
261 Rakımlı Tepe ve Conkbayırı Gezilecek Noktalar

Conkbayırı Yeni Zellanda Anıtı ve Mezarlığı Düztepe Siperleri Conkbayırı Mehmetçik Parkı Yazıtları Conkbayırı Atatürk Anıtı
Conkbayırı Atatürk'ün Saatinin Parçalandığı Yer  Conkbayırı Üsteğmen Nazif Çakmak Şehitliği-Anıtı Conkbayırı Atatürk'ün Savaş Gözetleme Yeri

Panoromik Görülücek Noktalar: Anzak Koyu ve Tören Alanı

Mehmetçiğe Saygı Anıtı.1992,Kanlısırt Kitabesi
 
Yarbay Hüseyin Avni Şehitliği
Çataldere Şehitliği ve Anıtı
Bomba Sırtı Yüzbaşı Mehmet Şehitliği
 Kesikdere Şehitliği
Mehmet Çavuş Anıtı (Cesarettepe)
Arıburnu Yarları
 Mesudiye Topu
Kemal Yeri Anıtı

15:30 Çanakkaleye Hareket (Feribot İskelesi-1.5- 2 Saat Sıra Kuyruğu)
17:30 Çanakkale Merkez Gezisi ve Alışveriş sonrası
19:00 de Otele Giriş

ROTA 2:

07:00 Lapseki Feribot İskelesi varış.

08:00
Kabatepe Tanıtma Merkezi

 Anzak Koyu ve Tören Alanı
Mehmetçiğe Saygı Anıtı.1992
 Kanlısırt Kitabesi
Lone Pine
 Yarbay Hüseyin Avni Şehitliği
Çataldere Şehitliği ve Anıtı
 Bomba Sırtı Yüzbaşı Mehmet Şehitliği
Elliyedinci Alay Şehitliği
 Kesikdere Şehitliği
4Mehmet Çavuş Anıtı (Cesarettepe)
Arıburnu Yarları
Mesudiye Topu
45- Düztepe Siperleri
 Conkbayırı Mehmetçik Parkı Yazıtları
Conkbayırı Yeni Zellanda Anıtı ve Mezarlığı
Conkbayırı Atatürk Anıtı
Conkbayırı Üsteğmen Nazif Çakmak Şehitliği-Anıtı
 Conkbayırı Atatürk'ün Saatinin Parçalandığı Yer (Şiiri mutlak oku)
 Conkbayırı Atatürk'ün Savaş Gözetleme Yeri
Kemal Yeri Anıtı
 Kocadere Hastane Şehitliği


14:30
261 Rakımlı Tepe ve Conkbayırı Gezilecek Noktalar

Conkbayırı Yeni Zellanda Anıtı ve Mezarlığı Düztepe Siperleri Conkbayırı Mehmetçik Parkı Yazıtları Conkbayırı Atatürk Anıtı
Conkbayırı Atatürk'ün Saatinin Parçalandığı Yer  Conkbayırı Üsteğmen Nazif Çakmak Şehitliği-Anıtı Conkbayırı Atatürk'ün Savaş Gözetleme Yeri

Panoromik Görülücek Noktalar: Anzak Koyu ve Tören Alanı

Mehmetçiğe Saygı Anıtı.1992
Karayörükdere Şehitliği
 Kanlısırt Kitabesi
Kırmızı Sırt Siperleri (Lağım ağzı)
 Lone Pine
Yarbay Hüseyin Avni Şehitliği
Çataldere Şehitliği ve Anıtı
Bomba Sırtı Yüzbaşı Mehmet Şehitliği
 Kesikdere Şehitliği
Mehmet Çavuş Anıtı (Cesarettepe)
Arıburnu Yarları
 Mesudiye Topu
Kemal Yeri Anıtı

15:30 Çanakkaleye Hareket (Feribot İskelesi-1.5- 2 Saat Sıra Kuyruğu)
17:30 Çanakkale Merkez Gezisi ve Alışveriş sonrası
19:00 de Otele Giriş

PROGRAM KOMPOZİSYONU:


Kilitbahir Kalesi • Namazgah Tabyası • Mecidiye Tabyası • Seyit Onbaşı ve Ezineli Yahya Çavuş Anıtı • Şehitler Abidesi

Seddülbahir • Morto Koyu • Alçıtepe Köyü • Kanlı Sırt • 57.Alay Şehitliği • Conk Bayırı • Anzak Koyu • Kabatepe

Eceabat • Aynalı Çarşı •  Edremit • Assos Antik Kenti • Adatepe Köyü • Zeus Altarı • Akçay


1.GÜN | BULUŞMA VE HAREKET:

Akşam Saat 20:30’da Acenta önünde buluşma ve Çanakkale'ye hareket.
 

2.GÜN | ÇANAKKALE - GELİBOLU ŞEHİTLİKLER - EDREMİT:

Gerekli molalarımız sonrasında sabah saatlerinde Çanakkale’ye varış. Aracımızda alacağımız kahvaltı sonrasında feribot ile Gelibolu Tarihi Milli Parkına geçiyoruz. İlk olarak Kilitbahir Kalesi, Namazgah Tabyası, Mecidiye Tabyası, Seyit Onbaşı Anıtı, Ezineli Yahya Çavuş Anıtı, Şehitler Abidesi, Seddülbahir, Morto Koyu gezilerimizi takiben  öğle yemeği molası. Yemek sonrasında Kanlı Sırt, 57.Alay Şehitliği, Conk Bayırı, Anzak Koyu, Kabatepe ve Eceabatın gezilmesi ardından feribot ile Çanakkale merkeze geçiyoruz. Aynalı Çarşı gezimizden sonra  otelimize geçiyoruz. Odalarımıza yerleşme, akşam yemeği ve konaklama. 
 

3.GÜN | ASSOS ANTİK KENTİ - ADATEPE KÖYÜ - ZEUS ALTARI - AKÇAY - ANKARA:

Sabah otelimizde alacağımız açık büfe kahvaltı sonrası Behramkale olarak bildiğimiz Assos’a doğru hareket ediyoruz. Assos’a vardığımızda kısa bir tırmanışın ardından M.Ö 5. yy. tarihlenen Athena Tapınağının bulunduğu Akropol adını verdiğimiz tepeye çıkıyoruz. Tapınağı gördükten sonra Ege Denizi’nin muhteşem manzarasıyla büyüleneceksiniz ve Yunanistan’ın 3. büyük adası olan Midilli Adasını görebilirsiniz. Ardından oksijen cenneti Kaz Dağlarına çıkarak tarihte ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Zeus Altarı'nı görüyoruz. Buradan taş ustalığının en güzel örneklerinden olan Adatepe Köyü'ne geçiyoruz ve gezilmesi. Sonrasında  Akçay’a hareket Sarı Kız Anıtı ve sahilin görülmesi sonrasında Edremit’te zeytin alış verişi için serbest zaman. Daha sonra Ankara’ya hareket. Neşeli yolculuğumuz sonrasında gece saatlerinde Ankara’ya varış.

ŞEHİR BİLGİLENDİRMESİ
DESTİNASYON
COĞRAFYA                  
TARİH           
SANAT

  EDEBİYAT           
SEMBOLLER   
AKILDA KALANLAR
TERMAL SU 
 

Hititler,Frigler, Persler- Büyük İskender -Bitinya, Roma imparatorluğu -Osmanlı Devleti 

KÖROĞLU-MENGEN-BOLÇİ ÇİKOLATA-PATATESLİ KÖY EKMEĞİ-KEŞLİ MANTI
BARAJ-GÖL

Yenice Çınar : [Gölet] ,

Atikhisar : [Baraj Gölü] ,

Gökçeada- Zeytinliköy : [Baraj Gölü] ,

Küçüklü : [Gölet] ,

Tayfur : [Baraj Gölü] ,

İncir Burnu : [Burun] ,

Kozçeşme : [Gölet] ,

İntepe : [Gölet] ,

Koyunyeri : [Gölet] ,


Baba Burnu :

Ayvacık Barajı : [Baraj Gölü] ,

Kayatepe : [Gölet] ,

Uzun Hızırlı : [Gölet] ,

Fındıklı : [Gölet] ,

Alpagut : [Gölet] ,

Örenli : [Gölet] ,

Bayramiç : [Baraj Gölü] ,

Uluköy : [Gölet] ,

Bakacak : [Baraj Gölü] ,

 AKARSULAR

Eski Menderes Çay

Tuzla Çayı : ,

Satıçay (Kocaçay) : ,

Kavak Çayı :

Kocabaş Çayı :


 
 
 DAĞLAR
Gürgen Dağı :  ,Susuz Dağı : , Katran Dağı : ,Kazdağı  ,Koru Dağı

Ardıçbaşı Dağı :

 
OVA
Evreşe (Kavak) Ovası

Bayramiç Ovası

Batak Ovası :

Tuzla Ovası :  ,Agonya Ovası 

Umurbey : [Ova] ,

Biga Ovası : [Ova] ,

 

 GÖLLER
 
 
 
KİŞİLER
DÜĞÜN
 
 
 
 
EL SANATLARI

 
TATLILAR





 
 
 
YEMEKLER

 

 
 
OYUNCULAR 
YAZARLAR
SİYASETÇİ
 
OTELLER
RESTORANTLAR
ALIŞVERİŞ
KÜLTÜR
 
TEKNİK  NOKTALAR

 

HATIRLATMALAR


ÇANAKKALE TURUNDA BAŞLICA GEZİ NOKTALARI
Kilitbahir Kalesi • Namazgah Tabyası • Mecidiye Tabyası • Seyit Onbaşı ve Ezineli Yahya Çavuş Anıtı • Şehitler Abidesi

Seddülbahir • Morto Koyu • Alçıtepe Köyü • Kanlı Sırt • 57.Alay Şehitliği • Conk Bayırı • Anzak Koyu • Kabatepe

Eceabat • Aynalı Çarşı •  Edremit • Assos Antik Kenti • Adatepe Köyü • Zeus Altarı • Akçay

            
RESTORANT VE SET MENÜ BİLGİLERİ

ÖĞLE YEMEĞİ
ÇİFTLİK RESTORANT
MENÜ:
KÖFTE PİLAV SALATA AYRAN


 
OTEL BİLGİLERİ
 
 
 
 
 
 

ÇANAKKALE PROGRAMI YOL(KM) VE YAKIT BİLGİSİ

TESİS BİLGİLERİ:BADEMLİK VE ÖMÜR TESİSLERİ-SİVRİHİSAR VE BOZÜYÜK



















TOPLUMSAL MİRAS
KATEGORİ
GASTRONOMİ                  
KÜLTÜR

  ALIŞVERİŞ           
YÖRESEL   
ÜNLÜLER
 DEYİMLER
 

Devenin iyisine çan takarlar
*Ver oğlunu eline, yalvar deli geline
*Deveye bir göbek at demişler, o da yedi dükkân yıkmış
*Nekbet oynayacağı zaman davul delinir

*Yüz kızla bir oğlanı pazara sürün, kızlar satılır oğlan geri gelir
*Edebi kargadan, adaleti horozdan, sadakati köpekten al

 
 
 ATASÖZLERİ
 

*İmam yiyişli, muhtar duruşlu ol
*Çocukla fak kurma, ya fakını ya kuşunu çalar
*Devede kalıp vardır ama yularını eşek çeker
*Düğün kemiği ile köpek semirmez
*Döv gâvuru dostun olsun
*Komşu komşudan huy kapar ayranına su katar
*Tok domuz yulaf yemez
*Ummadığın çotuk arabayı devirir
*Bildiğin ayranı, bilmediğin yoğurda değişme
*Er kalkan işine, geç kalkan düşüne
*Yürümeye üşenen koşmaya doyamaz
*Karga mandayı rahata kavuşsun diye değil, karnını doyursun diye bitler

 
ŞİVE
 
 
 
DÜĞÜN
 
 
 
 
ADETLER
DOĞUM 
TATLILAR
 
 
 
 
YEMEKLERİSKORPİT ÇORBASI, TUMBİ, ISPANAK SARMASI, ÇIRPMA, MELKİ YEMEĞİ,YUMURTALI TİKEN, METEZ, MELKİ KÖFTESİ, TARHANALI PATLICAN, BÖRÜLCE KÖFTESİ, LÜFER PİLAVI, PATLICAN KAPAMA, PAPAZ YAHNİ,BİBER PARPULLAMASI 
TÜRKÜLER 
ŞARKICITEOMAN ALPAY,Vatan Şaşmaz,Adnan Adıvar,Piri Reis, 1.Bartholemous,
OYUNCULARSuna Keskin
YAZARLAR
SİYASETÇİ
TÜRKÜCÜ
TALKSHOW
 
OTELLER
RESTORANTLAR
ALIŞVERİŞ
KÜLTÜR
 
GEZİ NOTLARI



Yapım Tekniği

  
97 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın