• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Güneydoğu Anadolu Bölgesine Coğrafî Bir Bakış

 

GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin coğrafi, fiziksel özellikleri, bitki örtüsü, iklimi, ekonomisi, yetiştirilen ürünler, turistik yerleri hakkında bilgi.

 

   Bölge, kuzeyde Güneydoğu Toroslar’ın eteklerinden başlar, güneyde Suriye sınırına kadar devam eder. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık % 8’ini kaplayan Güneydoğu Anadolu, en küçük ve en az nüfus barındıran bölgemizdir.

   Bölgenin tipik özelliklerinden biri, yerşekilleri bakımından sade bir yapıya sahip olmasıdır. En geniş yeri plâtolar kaplar. Toroslar, bölgenin kuzeyini bir yay gibi kuşatmıştır. En engebeli kesim de burasıdır. Bölgenin başlıca engebeleri Karacadağ kütlesi ile Mardin-Midyat Eşiği’dir.

   Bölgede, doğal göl hemen hemen yok gibidir; ama yurdumuzun en çok su taşıyan ırmakları bu bölgeden geçer. Doğu kesiminde kaynağını Güneydoğu Toroslardan alan Dicle, batıda kaynağını Doğu Anadolu’dan alan Fırat nehirleri; kollarıyla birlikte derin vadiler içinde bölgenin doğu ve batı kesimlerinden akarak sınırlarımız dışına çıkarlar.

   Güneydoğu Anadolu, Akdeniz iklimi ile karasal iklimin geçiş alanındadır. Deniz etkisinden uzak olduğu için bölgede kışlar kar yağışlıdır ve don olayları sıkça görülür. Öte yandan, Doğu Anadolu’ya göre daha alçak ve daha güneyde olduğundan kışlar çok soğuk geçmez. Yine, karasallığın ve güneyindeki çöllerin etkisiyle yazın Türkiye’nin en yüksek sıcaklıklarına burada rastlanır. Marmara Bölgesi’yle aynı miktarda yağış aldığı halde, şiddetli yaz kuraklığı görülür. Bunun başlıca nedeni yaz mevsiminin çok sıcak geçmesi, güneyden esen sıcak rüzgârların etkisi ile bağıl nemin çok düşük olması nedeniyle buharlaşmanın şiddetli olmasıdır.

   Bölge, bitki örtüsü bakımından yurdumuzun en fakir yerlerinden biridir. Doğal bitki örtüsü bozkır’dır. Ancak buradaki bozkırlar İç ve Doğu Anadolu’daki kadar gür değildir. Bazı yerlerde bozkır örtüsü bile yok denecek kadar azdır.

   1990 nüfus sayımı sonuçlarına göre bölge nüfusu yaklaşık 4,5 milyondu. Buna göre nüfusumuzun yaklaşık % 7,8’i bu bölgede yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasına eşittir. Bölge, küçük olmasına rağmen hayli nüfuslanmıştır. Bölge nüfusunun yarısından çoğu kentlerde yaşar.

   Güneydoğu Anadolu Bölgesi, tarım ekonomisi bakımından İç Anadolu’ya benzer. Ta-7 nm ve hayvancılık gelirlerinin fazla olduğu bir bölgemizdir. Akdeniz ikliminin olumlu etkisinin yanı sıra, tarıma elverişli topraklarının çok geniş olmasının bunda büyük payı vardır.

Bölge tarımı açısından en büyük sorun kuraklıktır. Sulamaya en fazla ihtiyaç duyulan bölgemiz burasıdır. Bu açıdan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) büyük önem taşımaktadır. Bölgenin tarım ürünleri arasında en geniş yeri tahıl tutar. Bunun dışında baklagiller, özellikle mercimek üretimi oldukça önemlidir. Sanayi bitkilerinin üretimi pek yaygın değildir. Sınırlı alanlarda pamuk ve tütün üretimi yapılır. Bölgenin batısında ürün çeşitliliği daha fazladır.

   Bölgede hayvancılık, kimi yerlerde birinci derecede geçim kaynağı haline gelmiştir. En çok küçükbaş hayvancılık yapılır.

Bölgenin en önemli yeraltı zenginliği petroldür. Türkiye petrol üretiminin tamamı, Diyarbakır ve Siirt çevresinden sağlanır. Mardin-Mazıdağı’ndaki fosfat yatakları ile bölgenin çeşitli yerlerindeki demir, asfaltit, linyit, doğalgaz yatakları diğer yeraltı zenginliklerindendir.

 

BÖLGENİN BÖLÜMLERİ

A – DİCLE BÖLÜMÜ

   Dicle Bölümü bölgenin doğu yarısını oluşturur. Diyarbakır Havzası, doğu ve kuzeyden Toroslarla, batıdan Karacadağ Kütlesiyle, güneyden ise Mardin Eşiği ile sınırlanmıştır. Bu yöre yer yer plâto, yer yer ova görünümlü bir çukurluktur.

   Burada, yıllık yağış ortalaması 500 mm yi bulduğu halde, şiddetli buharlaşma nedeniyle yaz kuraklığı kendini alabildiğine hissettirir. Yaygın olarak buğday üretilir. Mercimek ve pamuk da önemli ürünlerdendir. Dicle vadisindeki düzlüklerde bağcılık ve karpuz üretimi önem kazanmıştır.

   Mardin Eşiği, doğu’da Dicle vadisinden başlar, Karacadağ volkanik kütlesine kadar devam eder. Burası kuzeye oranla biraz daha fazla yağış almaktadır. Su bakımından zengin olan eşiğin eteklerinde belli bir nüfus yoğunluğu dikkati çeker. Bölgenin en önemli orman varlığı da burada yer alır. Dicle Bölümü, Akdeniz’in etkisine kapalı olduğundan, ikliminde karasallık özellikleri ağır basar.

   İklimin elverişli olmaması ve tarım arazilerinin azlığı nedeniyle bölüm, tarımsal üretim açısından fazla gelişmemiştir. Ürün çeşidi de azdır. En çok tahıl üretilir. Hayvancılık da tarım kadar önemli bir gelir kaynağıdır.

   Bölümde nüfus seyrektir. Nüfus, daha çok Diyarbakır Havzası’nın kenarları ile Mardin Eşiği’nin eteklerinde toplanmıştır.

Bunun en önemli nedeni

• Buraların yazın daha serin olması
• Su kaynaklarının nisbeten fazlalığıdır.

   Bölümün en büyük kenti olan Diyarbakır kendi adıyla anılan havzanın batısında, Dicle kıyısındaki plâto üzerine kurulmuştur. Bölümün diğer bir önemli kenti Mardin’dir. Mercimek üretimiyle tanınmıştır. Siirt, çevresindeki petrol yataklarının işletilmeye başlanmasıyla gelişmeye başlamıştır.

   Önceleri küçük bir kasaba olan Batman petrol sanayi sayesinde kısa sürede gelişmiş, büyük bir kent haline gelmiştir. Raman, Garzan, Kurtalan ve Ulaşlı yörelerindeki kuyulardan çıkarılan ham petrolün bir kısmı Batman Rafinerisi’nde işlenir. Bir kısmı da bir boru hattıyla İskenderun Körfezi’ne aktarılır.

   Cizre ve Silopi çevresinde linyit yatakları varsa da, buralardan çıkarılan kömürler düşük kalitelidir.

B – ORTA FIRAT BÖLÜMÜ

   Bölgenin, batı yarısını oluşturan bu bölüm, Dicle Bölümü’ne oranla daha az engebelidir. Bölümün en büyük kısmını Şanlıurfa Plâtosu ile Gaziantep Plâtosu kaplar.

   Platoların güneyinde Altınbaşak (Harran) Birecik, Ceylânpınar, Suruç ovaları gibi düzlükler uzanır. Bu düzlükler tahıl üretiminin yoğun olduğu alanlardır. Bölüm, Akdeniz’e yakın olduğundan deniz etkisinden daha çok yararlanır. Bu nedenle kışlar daha yumuşak geçer.

   Bu bölümde tarım ürünleri daha çeşitlidir. Başta tahıl olmak üzere baklagiller (en çok mercimek) ve pamuk yaygın olarak üretilir. Bağlar ve zeytinliklerin çok geniş alanlar kapladığı bu bölümün önemli bir ürünü de Antepfıstığıdır. Bölüm, üzüm üretiminde Türkiye’de önemli bir yere sahiptir. Hayvan ürünleri ve canlı hayvan ticareti bölümün diğer önemli gelir kaynaklarındandır. Bölüm sık nüfuslanmıştır. Bu nedenle bölgenin birçok önemli kenti bu bölümde yer alır.

   Gaziantep verimli bir tarımsal alanda ve Suriye’den gelen yolların kavşağında kurulmuş önemli bir ticaret, sanayi ve hizmet merkezidir. Bölümün diğer başlıca kentleri Adıyaman, Kilis, Nizip ve Birecik’tir. Bölgenin 3. büyük kenti olan Şanlıurfa son yıllarda hızla gelişen yerlerdendir. Siverek, Viranşehir, Harran, Suruç ve Ceylanpınar bu bölümün diğer merkezleridir. Bölümün en önemli yeraltı kaynağı, Adıyaman ve Kâhta yakınlarında işletilen petrol yataklarıdır.

BÖLGENİN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ

   Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin çok büyük bir tarım potansiyeli vardır. Tarıma elverişli toprakları oldukça geniştir. En önemli sorun, sulama olanaklarının kısıtlı oluşudur.

Bölge,

• Türkiye buğday üretiminin yaklaşık onda birini,
• Kırmızı mercimek üretiminin tamamına yakınını
• Antepfıstıgmın çok büyük bir bölümünü sağlamaktadır.
• Bölgede üzüm, nohut, kavun ve karpuz üretimi de önemli ölçüdedir.
• Türkiye’deki pamuğun beşte birini,
• Tütünün önemli bir kısmını bölge üretmektedir.
• Bölgede hayvan ürünleri ve canlı hayvan ticareti de oldukça önemlidir. Küçükbaş hayvanlardan en çok koyun yetiştirilmektedir.

1Güneydoğu Anadolu Bölgesi, petrol yataklarıyla yurt ekonomisine büyük katkıda bulunmaktadır. Türkiye ham petrol üretiminin tamamı buradan karşılanmaktadır. Bölgede sanayi yeterince gelişmemiştir. Özellikle Gaziantep kentinde canlı bir küçük sanayi varlığı dikkati çeker.

BÖLGENİN TÜRKİYE TURİZMİNDEKİ YERİ

   Güneydoğu Anadolu Bölgesi, daha çok tarihi özellikleriyle ilgi çekmektedir. Bunların içinde turizm bakımından en önemli olanı aynı zamanda bir milli park haline getirilmiş olan Nemrut Dağı Milli Parkı’dır.

   Bölgenin, ilgi çeken yerlerinden biri de Hasankeyftir. Batman’ın güneydoğusunda, Dicle nehri kenarında kurulmuş olan bu ilçe, çok eski bir yerleşme alanıdır. Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep kentleri eski yerleşme dokuları, renkli kültürleri ve kendilerine özgü yemek ve tatlılarıyla ilgi çekerler.

   Şanlıurfa, birçok efsaneye konu olan tarihi eserlere sahiptir. Halilül Rahman Camii ve burada yer alan Halilü’l Rahman gölü ile Ayn-ı Zilha gölü bunların başlıcalarıdır.

Sağlık turizmi açısından Diyarbakır’ın Çermik kaplıcaları, Siirt ve Mardindeki kaplıcalar ile Urfa’nın içmeceleri ve maden suyu kaynakları önem taşır.


   Mezopotamya uygarlığının varlık nedeni olabilmiştir. Bu nehirlerin havzalarında toprakların ekilip biçilmesiyle, insanların bulundukları çevreyi kullanıp değiştirmelerine hem olanak vermiş, hem de bu bölgede etkileri hala konuşulmakta olan bir uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Tarihin akışkanlığıiçinde farklı uygarlıklar Mezopotamya Bölgesi’nde yaşam alanı bularak etkilerini asırlarca sürdürebilmişlerdir. Bölgede kasabalar büyüyerek kentlere, kentler ise devletlere ve ülkelere dönüşebilmiştir.Mardin Kent Dokusu İçinde Bir Sokak Mezopotamya uygarlığı içinde yerel kimliklerin kendi dinamikleri bağlamında yarattığı sivil ve anıtsal boyuttaki mimarlık kültürü; zamanın devingenliğiyle birlikte değişimi durduramamıştır.

   Bu uygarlığının yerleşimler üzerinde yarattığı geniş görüşlülük sade olmayı yeğlerken; inşa edilen konutlar basit ve tek bir ailenin barınabileceği yapılardı.


   Toplumsal 1107 bir uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Tarihin akışkanlığı içinde farklı uygarlıklar Mezopotamya Bölgesi’nde yaşam alanı bularak etkilerini asırlarca sürdürebilmişlerdir. Bölgede kasabalar büyüyerek kentlere, kentler ise devletlere ve ülkelere dönüşebilmiştir.
   
   Mardin Kent Dokusu İçinde Bir Sokak Mezopotamya uygarlığı içinde yerel kimliklerin kendi dinamikleri bağlamında yarattığı sivil ve anıtsal boyuttaki mimarlık kültürü; zamanın devingenliğiyle birlikte değişimi durduramamıştır. Bu uygarlığının yerleşimler üzerinde yarattığı geniş görüşlülük sade olmayı yeğlerken; inşa edilen konutlar basit ve tek bir ailenin barınabileceği yapılardı.

    Toplumsal yapının örgütlenme örgüsü; temelde eşitlikçi ve akrabalık bağlarına dayanırdı. M.Ö. 4 binin son çeyreğine doğru Mezopotamya’da ekonomik yapının gelişme şekli; tapınak yerleşimlerinin ortaya koyduğu örgü sistematiği altında, merkezileştirilmiş bir karakter göstermiştir. Bu yapılanma süreci, bölgede tarımsal ekonomide tüketilenden fazla ürünü elde edebilme becerileri gelişmiş ve artık ürün merkezi iktisadi düzen sayesinde değerlendirilerek, “ilk kentleşme” bu dönemde ortaya çıkmıştır. İlk kentlerin fiziki yapılanmalarıyla birlikte “din ve kültür” anlayışında yeni arayışlar ortaya çıkmıştır. Bu dönemde kentsel nitelikli yerleşimlerde 

   Diyarbakır Tarihi Surları ve Gecekondular Dicle ve Fırat gibi ırmakların suladığı verimli topraklar; bölgede dünyanın önemli uygarlıklarından biri olan Mezopotamya uygarlığının varlık nedeni olabilmiştir. Bu nehirlerin havzalarında toprakların ekilip biçilmesiyle, insanların bulundukları çevreyi kullanıp değiştirmelerine hem olanak vermiş, hem de bu bölgede etkileri hala konuşulmakta olan bir uygarlığa ev sahipliği yapmıştır.

   Tarihin akışkanlığı içinde farklı uygarlıklar Mezopotamya Bölgesi’nde yaşam alanı bularak etkilerini asırlarca sürdürebilmişlerdir. Bölgede kasabalar büyüyerek kentlere, kentler ise devletlere ve ülkelere dönüşebilmiştir. Mezopotamya uygarlığı içinde yerel kimliklerin kendi dinamikleri bağlamında yarattığı sivil ve anıtsal boyuttaki mimarlık kültürü; zamanın devingenliğiyle birlikte değişimi durduramamıştır.Bu uygarlığının yerleşimler üzerinde yarattığı geniş görüşlülük sade olmayıyeğlerken; inşa edilen konutlar basit ve tek bir ailenin barınabileceği yapılardı.





   Toplumsal 1108 anıtsal yapılar yoğun bir şekilde inşa edilmiştir. Bu uygarlığın insanlık tarihi içinde bir dönüm noktası olarak görülen en önemli değerlerinden birisi de yazının ortaya çıkarılmış olmasıdır .El-Cezire; Fırat ve Dicle Nehirlerinin arası adeta bir ada (Cezire) teşkil ettiğinde, bu isim bölgeye İslam coğrafyacıları tarafından verilmiştir. Ayni bölge; klasik antik dönemde Mezopotamya diye ifade edilmiştir. İslam tarihçilerine ve Tevrat’a göre, Nuh’un gemisi bu bölgede toprağa oturmuş, yeryüzünde ilk kentler bu bölgede kurulmuştur


    
Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Anadolu’nun güneydoğu ucunda, Güneydoğu Toroslar yayı ile Suriye sınırı arasında kalan az arızalı düzlükler sahasıdır. Mezopotamya Bölgesi’nin kuzey ucu olarak kabul edilir. Anadolu’nun dağlarından beslenen Fırat ve Dicle ırmaklarının sağladığı sulama imkânı nedeniyle oldukça verimli bir tarım havzası özelliği kazanmıştır. Söz konusu potansiyel nedeniyle bu alan, ilkçağdan beri yerleşmeye açılmış ve pek çok devlet veya toplum arasında sürekli el değiştirmiştir.


   Güneydoğu Anadolu Bölgesi; Anadolu, İran, Arabistan ve Mısır coğrafyasının temas alanı halindedir. Bir mücadele alanı olması nedeniyle etnik, siyasi, askeri ve iktisadî sorunlar doğurma potansiyeli yüksektir. Nitekim bu bölgenin bazı yöreleri, PKK terör örgütünün eylem yaptığı alanlar arasındadır.


   Aynı nedenle bugün tartışılan konular arasında; bölge nüfusunun etnik bakımdan hangi toplumlardan oluştuğu ve yeni bir idarî yapılanmanın gerekli olup olmadığı gibi hususlardır. Bu sorunun anlaşılması ancak tarihsel olaylar, yer adları analizleri ve geçmişin idarî coğrafya analizleriyle mümkün olabilir.

   Bununla birlikte doğal şartlar nedeniyle savunulması zor bir coğrafya olan bölgenin nüfus ve yerleşme coğrafyası açısından analizi, tarih boyunca durmadan devam eden göçler, istila hareketleri ve savaşlar nedeniyle oldukça zordur ve uzun incelemeleri gerektirir. Bugüne kadar elde edilen bilgilere göre bölgenin nüfusu; konuşulan dil oranına göre değil, etnik kökenlerinin ağırlık sırasına göre Türk, Arap, Moğol, Kürt ve Aramî ile çok sayıda küçük etnik gruplardan oluşmaktadır. Anlaşılıyor ki Güneydoğu Anadolu Bölgesi, çok farklı coğrafyalardan gelen toplumların yerleşme ve kaynaşma alanı halindedir.

GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ İLLERİNİN KÜLTÜREL ÖZELLİKLERİ

Adıyaman

Adıyaman, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin batısında yer alan, tarih sahnesindeki yeri ilk insanlara dek uzanan, pek çok değişik kültüre merkezlik etmiş olan bir kültür ve turizm kentidir. Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Adıyaman toprakları üzerinde, insanlık tarihinin bütün evrelerine dair bulgular elde edilmiştir.

Diyarbakır

Diyarbakır tarihinin, önceleri M.Ö.3000 yılına kadar uzandığı bilinirken, son zamanlarda Çayönü kazıları ile yapılan araştırmalar sonucunda uygarlık geçmişinin M.Ö.7500 yıllarına kadar uzandığı belirlenmiştir. Diyarbakır ve çevresinde Hurriler, Mitanniler, Hititler, Asurlar, Medler, Persler, Büyük İskender, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular ve Osmanlılar hüküm sürmüştür.

Gaziantep

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en eski kültür merkezlerinden birisi olan Gaziantep, MÖ 4000 yıllarına kadar uzanan ve ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında, tarihi İpek Yolu üzerinde konumlanmıştır.

Mardin

Mardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğu Anadolu'nun şiirsel kentlerinden biridir. Mardin'de, farklı dini inanışlar paralelinde, sanatsal açıdan da tarihi değeri olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler barındırmaktadır.

Siirt

Siirt, dört mevsimin en güzel şekliyle yaşandığı iklimi, her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bereketli toprakları, el emeği göz nurunun ürünü olan battaniye ve kilimleri, şifa kaynağı Pervari Balı, iri taneli fıstığı, kendine has lezzeti olan Zivzik Narı, doğal güzellikleri, tarihi eserleri, bağrında barındırdığı evliyaları ile görülmeye değer bir yerdir.


Şanlıurfa

Şanlıurfa, tarihi geçmişi 9 bin yıl öncesine dayanan, Hz. İbrahim'in doğduğu, Hz. Eyyüb'ün yaşadığı, Hz. İsa tarafından kutsanan kent adeta bir müze şehir görünümündedir. Harran'ı gezerken 4000 yıl öncesinin solunduğunu hissetmemek, Atatürk Barajının suladığı Harran Ovası'nda ise yaratılan bolluk ve bereketi gözlemlememek mümkün değildir.


Batman

Dicle'nin aktığı topraklarda zengin tarihi geçmişi koruyan Batman ve antik kenti Hasankeyf, bini aşkın mağaralarıyla, tarihsel anıtlarıyla bir doğa harikasıdır.

Şırnak

Şırnak, Güneydoğu Anadolu bölgesinde Suriye ve Irak sınırlarındadır. Cudi Dağı antik kent ve Mağrası görülmeye değer yerlerdendir.


Kilis

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde bir sınır Şehri olan Kilis, tarihi höyükleri, kaleleri camileri ve kebapları ile görülmesi gereken bir ildir.

 
Bölgenin yeri ve hudutları:
    
    Türkiye’de coğrafî bölge hudutlarının, coğraf­yacılar arasında, öteden beri çok tartışdan bir konu olduğu malûmdur. 1941 yılında Ankara’da toplanan I.Coğrafya Kongresi, bu tartışmaları kısmen bir sonuca bağ­lamak Ve kısmen de coğrafya öğretiminin önemli bir ihtiyacına cevap vermek için memleketimizi yedi esas coğrafî bölgeye ayırmış Ve her bölge içerisinde kolay seçi­lir özellikleriyle birbirinden ayrılan ’’bölüm ” (veya alt bölge)ler tesbit et­miştir. Coğrafya ders kitaplarımızda uygulama alanı bulmasma rağmen, bu bölüm ­lemenin günümüzde de tartışma konusu olduğu bir gerçektir.
 
   I.Coğrafya Kongresinde Türkiye’nin coğrafî bölgeleri için kabul edilen esaslara göre Güneydoğu Anadolu Bölgesi ’’Torosun dış sırası önünde uzanan, sathî ilti- valar Ve Volkan kütleleriyle az arızalanmış bulunan büyük düzlükler sahasıdır. Batı tarafında hudut olarak, Hatay çukurunun doğu kenarı alınmıştır” .

   Kongre ayrıca bu bölgeyi, az nüfuslu Volkanik Karacadağ kütlesinin doğusunda kalan kısma ’’Dicle Bölümü ”, batısında kalan kısma ise ’’Orta Fırat Bölümü ” adını Vererek iki ayrı coğrafî alt-bölgeye ayırmıştır(l).Devlet istatistik Enstitüsünün Güneydoğu Anadolu’yla ilgili olarak yaptığı sı­nırlandırma ise bundan tamamen farklıdır. Enstitü bu coğrafî bölgeyi Gaziantep, Urfa Ve Mardin illerinden ibaret sayıp Diyarbakır ve Siirt illerini bölge hudutları dı­şında bırakmakta Ve Doğu Anadolu’ya maletmektedir. Ayni Enstitü’nün bir ziraî bölge olarak Güneydoğu Anadolu anlayışı ise büsbütün farklıdır ve şu dokuz ilin topraklarını kapsamaktadır:

   Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Muş, Siirt, Urfa ve Van. Bu hudutlandırmada Gaziantep ili, bölge dışarıda bırakılmış ve Akdeniz bölgesi içinde ele alınmıştır. Güneydoğu Anadolu, Toros dağlannm önünce uzanan, vadilerle derin bir şekilde parçalanmış, 500-600 m yükseltideki geniş kalker platolardan müteşekkil ziraî bir bölgeyi temsil eder. Volkanik Karacadağ kütlesi, bu bölgeyi biri doğuda Dicle nehri, diğeri ise batıda Fırat nehri olmak üzere iki dre­naj havzasına ayırır. Bölgenin batı ve doğu hudutlarım takriben bu nehirler tayin etmektedir.
 
Gaziantep bölümü, çeşitli ziraî özellikleriyle Akdeniz ziraat bölgesi içinde yer alır,
I.Coğrafya Kongresi’nde kabul edilen Akdeniz bölgesinin doğu sınırını daha doğuya, takriben Fırat nehrine kadar götürmek, başka bir deyimle Güneydoğu Auadolu’- nun batıdaki sınırını eski Cezire-i Ülya ” isminin ifadesine uygun olarak Fırat’ tan geçirmek gerekir.İmar ve İskan Bakanlığı’mn, bir planlama bölgesi olarak Güneydoğu Anadolu’yu ele alış tarzı ise bambaşkadır. Bu Bakanlık, Güneydoğu Anadolu’yu, Doğu Anadolu bölgesi içinde yer alan iki ayrı alt-bölgeden ibaret saymaktadır: Gaziantep alt-bölgesi Ve Diyarbakır  alt-bölgesi. Bu alt planlama bölgelerinden ilki Gaziantep, Maraş, Adıyaman ve Urfa; İkincisi ise Diyarbakır, Mardin Ve Siirt illerini kapsamak­tadır).
 
Biz bu araştırmamızda, I.Coğrafya Kongresi tarafından kabul edilen esasları, mümkün olduğu kadar korumaya çalışmış bulunuyoruz. Böylelikle Güneydoğu Anadolu böl­gesi, şu altı ilimizi içine almaktadır:

    Diyarbakır, Siirt, Mardin, Urfa, Gaziantep ve Adıyaman, Ancak coğrafi hudutlandırma bakımından Siirt ilinin doğu yansında ka­lan Eruh, Pervari, Şirvan Ve Şımak ilçeleri ile Gaziantep’in Antakya-Maraş graben’ mda yer alan İslâhiye ilçesi ve Adıyaman’ın kuzey hududunda daha çok doğu Ana­dolu coğrafya özellikleri arzeden Çeliklıan ilçesi, bölgenin hudutları dışında tutul­muştur. Buna göre Güneydoğu Anadolu’nun yuvarlak bir rakamla 66.000 km 2 lik bir yüzölçümüne sahip bulunduğu ve memleketimizin % 8 ini oluşturduğu ileri sü­rülebilir).

b) Genel olarak Güney doğu Anadolu : Bütünüyle geniş bir plato görünümünde olan Güneydoğu Anadolu bölgesi, hafifçe kıvrımlı ve kısmen de faylı bir jeolojik yapıya sahip bulunur. Bölgede geniş sahaları içine alan kalker formasyonlar, bazı kesimlerde ilgi çekici karst şekillerinin oluşumuna zemin hazırlamıştır. Çok geniş bir yayılma alanma sahip olan Volkanik formasyonlar ise kenar kıvrunlarıyla Suriye- Arabistan bloku arasındaki büyük tektonik faylardan doğan bazalt akıntılarına ta­nıklık ederler.Kuzeyde Toros dağları ve güneyde de Suriye-Irak kurak iklim zonuyla sınırlanan Güneydoğu Anadolu, geniş step alanlarını içinde bulundurur. Bu bölgede kış mevsi­m inin oldukça düşük sıcaklık şartlarına karşılık, yaz aylan pek bunaltıcı geçer. Ya­ğışlar, Akdeniz iklim tipinde olduğu gibi, soğuk mevsimde toplanmış bulunmaktadır.


   Yıllık yağış tutarlan, reliefe bağlı kalarak Güneydoğu Toroslar’dan Suriye platformuna doğru tedricî şekilde azalır. Yaz mevsimine rastlayan altı-ycdi aylık kurak dev- re, bölge ziraatı açısından büyük bir sorun teşkil eder. Ayni iklim ve yer şartları, doğal bitki örtüsü üzerinde de olumsuz bir etki meydana getirir. Step kenarmda rastlanan ve çağlar boyu büyük tahriplere uğramış bulunan ormanlar, bozuk bal­talık meşe topluluklarından ibaret olup, daha çok yerel yakacak ihtiyaçlarının karşılaıımasında kullanılmaktadır. Orman ürünleri arasında palamut vc mazı ayrı bir önem taşır.Bölgede genel kültür arazisi 3.968.200 hektarlık bir alan kaplar.


   Bu alan, bölge yü­zölçümünün % 60.0’ına tekabül etmektedir. Yaklaşık olarak 1.440.000 hektar tuta­rındaki ekili arazinin % 92.5’ü hububata, % 5.0 u baklagiller vc yem bitkilerine, % 2.5’i ise smaî bitkilere ayrılmıştr. Tarla arazisinde nadas oranı % 45 civannaadır. Or- manlarm bölge arazisinde işgal ettiği alnr. % 9.7, çayır ve otlakların oranı % 11.7, dikili alanların oranı ise % 6.7 dir.Görüldüğü gibi ek sta n sif h ububat ziraati bölge ziraatinin hâkim özelliği olup buğday ve onu takiben arpa ön sırayı işgal eder. Baklagiller arasında mercimek oldukça yaygın bir ekim alanı bulur. Sınaî bitkiler vc meyve üretimi ise yetersizair. Prodüktif anlamda zeytin yetiştiriciliğine bölgenin sadecc Gaziantep kesimince rast­lanır.


   İklim ve toprak şartlarının arzettiği elverişli şartlara rağmen, bağ sahalannuı da­ha çok Gaziantep yöresi ile M ardin-M idyat eşiğinde toplandığı görülür. Bittim vc menengiç adı verilen yabanî fıstıklar, bölgenin hemen diğer kesiminde gelişme alanına sahip olmakla beraber, üretim bugün için Gaziantep-Urfa kesiminde toplanmış bulunmaktadır. Ayrıca Siirt merkez ilçesi de son yıllarda hız kazanan aşılama faa­liyetinin bir sonucu olarak, antep fıstığı bakımıraan önemli bir alan haline gelme yo­lundadır.Güneydoğu Anadolu’da genel kültür arazisinin ancak % 5 oen daha az bir kısmı sulanabilmektedir.



   Gübreleme faaliyeti ise son derece zayıftır. ’’Aşağı Fırat Projesi” gerçekleştiği takdirde, çayır-otlak Ve ormanlık sahalar hariç, genel kültür arazisinin takriben % 40 ı sulu zirate açılabilecektir. Bu proje, geniş çapta elektrik enerjisi üretimini de amaçladığı için, bölgede sınaî bir gelişmeye zemin hazırlayabilir.Doğal çayır ve otlakların çok sınırlı bir saha işgetmesine karşılık bölgede yetişti-: rilen büyük Ve küçük baş hayvan sayısı çok yüksek rakamlara ulaşır. Bu hayvanların % 82.5 ini küçükbaş hayvanlar oluşturur. Koyun ve keçinin sayıca üstünlüğü, bölge hayvancılığmm ekstansif karakterini açıkça ortaya koymaktadır. G öçeb e h a yvan ­c ılık ve yaylacılık, bu İktisadî faaliyetin en dikkate değer özelliğidir.

   Kısaca söylemek gerekirse Güneydoğu Anadolu, iktisaaî faaliyetler bakımdan Türkiye’nin en az gelişmiş bölgelerinden biri olarak takdim edilebilir. Bu az gelişmiş lık, demografik yapı Vc yerleşme düzeninde de kendini açıkça ortaya koyar.

   Böl­genin sanayileşme bakımından en gelişmiş merkezlerini, Gaziantep (gıda, içki,  çimento sanayii) Diyarbakır (içki, dokuma sanayii) Batman (petrol ürün­leri sanayii) Ve Urfa (gıda, içki vc cıokuma sanayii) teşkil eder. Adıyaman, (dokuma sanayii), Mardin ve Siirt, İdarî bir merkez olmalarına rağmen, bugün için, daha çok büyük bir ziraat kasabasının özelliklerini yansıtırlar
 
 
 
 
 
A . Y Ü Z E Y Ş E K İL L E R İ v e Y A P I.

   Güneydoğu Toroslar yayının dış kenarlarıyla Türkiye-Suriye hududu arasında yer alan ve bütünüyle geniş bir plato görünüşünde olan Güneydoğu Anadolu bölgesi, yüzeyşekiİlerinin sadeliği ve basitliği ile dikkat çeker. Bu plato, çanaklaşmış havza­larla orta yükseltideki kubbeleşmiş dağlar ve tepelerden ibaret olup kuzeyden güneye doğru tedrici bir alçalma gösterir ve nihayet Mezopotamya düzlüklerine kavuşur.

   Bölgenin doğu yarısınaa yer alan D iyarbakır havzası (ortalama yükselti: 750 m), kuzey Ve kuzeydoğu kenarında Toroslar, güneyde M ardin-M idyat e ş iğ i ve batı kenarında da Karacadağ volkan kütlesi (1957 m) tarafından kuşatılmıştır.

   Havzanın kuzey sınırını meydana getirer Toroslar, metamorfik Bitlis kütlesi ile tem­sil edilir. Akdağ silsilesi (2561 m) Supıtluz dağı (2280 m) Akçakara dağlan (2940 m), Anduk dağı (2830 m), Haçreş (2689 m) Ve Sasım (2967 m) dağları, metamorfik Bit­lis kütlesinin belkemiğini teşkil eder. Bu yüksek dağ silsilesinin güneyinde yer alan kenar kıvrımları sistemi ise,

   yükseltileri 1300-1550 m arasında değişen Kilise dağ, Hacertum dağı, Erbat dağı, Ergaris dağı, Hazine dağı, Cumat dağı, Golap dağı, ve Dodan dağı gibi antiklinalleraeıı müteşekkildir.Diyarbakır havzasının güneyini kuşatan Maraın-Midyat eşiği, bu havzayla güney­d eki Arap platform u arasında yükselen Ve genellikle güncydoğu-kuzeybatı doğ­rultusunda uzanan ortalama 1000-1500 m yükseltideki dağ sıralanın ihtiva eder:Savur, Gercüş, Hermiş, Kcrbeııt Ve Kerm av gibi.

   Eşiğin uzeydoğusunda, Raman aa Jura tipi basit bir kıvrımlı yapı arzeden kalker formasyonlar, güneye doğru eği-: limlerini kaybederler Ve yatay bir durum kazanırlar. Ancak Mardin civarında, eşiğin platformla temas hattı üzerindeki kenar oldukça dik bir görünüşe sahiptir. Bu temas hattı, Mardin-M idyat eşiğinde büyük bir faylı yükselim özelliğine sahip bulunur.

   Güneydoğu Anadolu’yu biri doğuda Dicle nehri ve diğeri ise batıda Fırat nehri ol­mak üzere iki drenaj havzasına ayıran volkanik Karacadağ kütlesi, bazaltik lavlardan meydana gelmiş büyük bir lav kalkanı olarak tanımlanabilir. Genişliği 80 k m Veve uzunluğu da 120 km olan bu kalkar Hawai tipi bir voİKanuı Plıosen’dc faaliyete geçmesiyle oluşmuştur.

   Voltan kütlesinin zirveden çevresel kısımlara doğru eğimi çok azdır, vc Diyarbakır, Viranşehir, Hilvan olmak üzere üç ayrı doğrultuda uzan­maktadır. Kenarlarında yeni faylar tesbit edilemediği için bu volkanik kütleyij bir ağız veya kraterden çıkan lavlarla değil, bir çok ağızlardan çıkan vc belirli yönlerde yayılan lavlarla meydana gelmiş bir kütle olarak kabul etmek mümkündür.


   Güneydoğu Anadolu’da efüzif bazalt akıntılarının, çok geniş bir saha kapladığı b irliıunektedir. Yukarıda işaret edilen Karacadağ Volkan kütlesinin dışınaa, Batman suyu ile Garzan arasuıdaki Kıradağ, Kentalan’ın güneyindeki Ceflana, İdil vc Cizre arasuıaaki bazalt akıntılarını da bu arada belirtebiliriz. Ayni bazalt akıntılarına y ery e r Karacadağ volkan kütlesinin batısında kalan ve Maraş-Antakya graben ına k a ­dar uzanan Urfa-Gaziaııtep platosu ile bu platonun güneyindeki platform sahasında da rastlanır: Yavuzeli-Araban, Kilis ve Suruç çevresinde olduğu gibi.


   Bölgenin bu kesiminde Sof dağlan (Kepefcci tepesi: 1496 m), Güneydoğu Anadolu'nun batı sı­nırını teşkil eder. Gaziantep platosunun batı ve kuzeybatısını çevreleyen bu dağlar, doğuya doğru alçalan tepecikler halinde uzanırlar. Platonun yükseltisi 500-800 nı civarındadır ve Suriye lıuducıu ile Fırat nehrine doğru belirli bir alçalma gösterir. Güneydoğu Anaaolu’nun yaklaşık olarak 2/3 sini kaplayan ve yükseltisi 500-1000 m arasında değişen bu eski aşınım düzlükleri sade ve basit bir topografyayı temsil eaer. Güneydeki platform sahasının yükseltisi ise yer yer 250 m ye kadar düşer.Gaziantep yöresinde Sof dağlarından sonra eıı önemli anzayı Karadağ (1081 m) mey­dana getirir. Araban ve Yavuzeli ovalan arasında adeta bir duvar gibi yükselen bu dağ, esas itibariyle bir antiklinal olup doğu-batı doğrultusunda 45 km lik bir uzun­luğa sahip bulunur. Antiklinalin çekirdeği Miosen kalkerlerinden meydana gel­mişse de yamaçlarında yer alan Pliosen veya Kuaterner yaştaki bazalt örtüleri dola­yısıyla bu dağa Karadağ adı V e r ilm iştir


(ll).Gaziantep platosunun doğuya doğru bir devamı olan Urfa platosunda da durum pek farklı değildir. Bölgenin bu kesiminde başlıca arızalan Arat dağı (771 m), Germüş dağı (800 m), Susuz dağı (817 m), Ve Harran ovası ile Viranşehir arasmda yer alar Tck- tek dağları (801 m) oluşturur. Gerek Gaziantep ve gerekse de Urfa platosunun  güne­yinde Suriye sınırı boyunca bir ovalar zinciri uzanır: batıdan doğuya doğru Kilis, Elbeyli, Haral, Suruç, H anan Ve Ceylanpmar ovalan. Aynca, Gaziantep yöresinde bu ovalar kuşağı daha kuzeyde Tilbeşar v e Oğuzeli ovalarıyla plato içerlerine kadar nüfuz eder.Aslında bu ovalar dizisini, daha doğudaki Mardin-Midyat eşiğinin güneyinde doğu­dan batıya aoğru uzaran ve relief bakımından yatay bir ova izlenimini veren geniş düzlüklerle bir ırada ele almak gerekir.


   1/500.000 ölçekli Türkiye Jeoloji Haritası’ na göre bu relief, denizel Miosen’e ait mikro ve makro organizmaları ihtiva eden kompakt ve sarımtırak renkli kalkerlerden oluşmuştur .Bir platform sahasını temsil eden bu kalkerler, kenar dağlardan gelen akarsuların getirdiği Ve yaydığı alüvyonlarla örtülmüştür. Buna rağmen akarsuların açtığı ol­dukça derin vadilerde Neojen temelin yapısı görülebilir. Yer yer bazaltik lavlarla da örtülmüş olan bu platform sahasını, karstik olaylar ve akarsu faaliyetleri sonucunda meydana gelmiş bir aşınım yüzeyi olarak kabul etmek miimkündür.


    Platform sahasının daha güneyinue ise, yukanda işaret edildiği gibi Türkiye-Suriye sınırı bo­yunca uzanan bir alüviyal düzlükler dizisi yer almaktadır. M aruin-M idyat eşiğinin güneyindeki Kızıltepe Vc Nusaybin ovaları da bu düzlükler zincirinin bir lıalkasını oluşturur.Güneydoğu Anadolu’nun Karacadağ volkan kütlesiyle ayırdedilen batı kısmı, kal­ker bir plato (Gaziantep-Urfa platosu)nun özelliklerine sahip bulunmakla beraber, bu platonun kuzeyinde A d ıyam an havzası adım verebileceğimiz farklı bir jeom or­folojik ünitenin Varlığı dikkat çeker. Diyarbakır havzasıyla büyük benzerlikler arzeden bu havza da, tıpkı onun gibi, Güneydoğu Toroslar dış yayı (en önemli aağ kütleleri:

Akdağ 2510 m, Tucak dağı 2533 m, Karlık dağı 2583 m, Ankar dağı 2206 m, Kurdağı 2252 m)nın önünde bir kenar kıvrımları sistemi ihtiva eder. Güneyde Karadağ antikliııali ile üst Kretasc kalkerlcrirdeıı meydana gelmiş alçak Bozova eşiği (Kaşmer dağı, 954 m)riıı sınırladığı bıı kıvnmlanmış kuşak üzerinde Besni, Karadağ (Adıyaman), Halof, Gerger, Kâhta ve Tokaris ontiklinalleri yer alır. Havza­nın en önemli alüviyal düzlüklerini ise güney kenarnıdaki Araban, Keysun ve Kızı- nın en önemli alüviyal düzlüklerini ise güney kenarındaki Araban, Keysıın ve Kızı- lin ovaları meydana getirir.Güneydoğu Anadolu, Orta Doğu petrol havzasının kuzey ucunda 65-70.000 k m 2 lik bir alan işgal eder. Havza, Basra Körfezi, Irak, Suriye ve Güneydoğu Anadolu dahil yaklaşık olarak 2 milyon km2 dir. Bu geniş bölge, Paleozoik’ten veya hiç ol­mazsa Mesozoik’ten Tersiyer’e kadar olan tortullan kapsar ve bu tortullar, ekseni güncydoğu-kuzeybatı doğrultusunda uzanan asimetrik bir havzada veya jeosenkli- ııalde çökelmiştir. Tersiyer sonundaki orojenik hareketler, havzayı bir yükselim du­rumuna getirmiş ve üç geniş jeolojik bölgeye aynlan bugünkü yapısal durum mey­dana gelmiştir:

a) Toros-Zagros orojenik kuşağı: Uzun ve yay şeklindeki bu bindirme (over-r thnıst) zonu, İran ve Irak üzerinde kuzeybatı doğrultusunda olup batıya dönerek Tür­kiye’ye girer.b) K ıv n m la n m ış kuşak (folaed belt): Uzunlamasına Ve asimetrik antiklinallerle senklinallerden oluşmuş bu kuşak, ileri derecede deformasyona uğramış Toros-Zag­ros orojenik kuşağının önünde yer alır.

c) Kıvrımlanmış alan (unfoldcd area):

Kıvnmlanmış kuşak ile daha güney­deki Arap kalkam (Arabian shield) nm mostraları arasında, kıvımlanmaya katılmamış geniş bir alan oluşturur.İşte Güneydoğu Anadolu, genel olarak, Güneydoğu Toroslar dış yayının bindirme yapan bu kütleleri güneyinde, doğu-batı gidişli antiklinallerin bulunduğu ’’kıvrımlanmış kuşak’’ içinde kalmaktadır. Bu kıvrımlar Suriye, Irak ve İran’ın petrol üretilen geniş yapılarının bir devamı ve benzeridirler. Bölgenin büyük kısmı, daha önce de işaret edildiği gibi, Tersiyer tortulları ve Pliosen sonu-Kuatemer yaşlı bazalt akuıtılan ile kaplıdır. Daha yaşlı formasyonlar ise bazı geniş antiklinallerin aşınarak yüzeye çıkmış kırıklı çekirdeklerinde ve bölgeyi çeviren dağlardaki bir kaç yüzey kesitinde görüldüğünden, Tersiyer öncesine ait stratigrafik bilgiler daha çok petrol araştırma sondajlarına dayanmaktadır.


   Genellikle kıvrımlanma şiadeti kuzeye doğru artan büyük antiklinaller ve faylı yükselimler, bu bölgedeki tekntonik çatının en be­lirgin özelliğini teşkil eder. Faylı yükselimler için en iyi önıek, Pre-Kambrien ekst- rüzifleri ile Alt Paleozoik’ten Tersiyer’e kadar m uhtelif tortullan ihtiva ccıen, 70 km uzunluğundaki güneydoğu-kuzeybatı gidişli M ardin yü k selim id ir. Kıvrımlı kuşağın Toros orojenik zonu (Elâzığ-Bitlis napı) önünde yer alan Ve genellikle aoğu- batı doğrultusunda uzanan antiklinaller belirli bir .'.simetri arzederlerse de, bölgenin batı kesiminde Gaziantep platosundaki geniş antiklinallcr (Aril, Sazgın kıvrımları v.b.), çok tatlı eğimli Ve dikkate değer şekilde simetriktirler.


   Güneydoğu Toros Dağlan’nın, Anadolu Ve Arabistan sert kütlelerinin çarpıştığı ku­şak üzerinde bulunması Ve bu sahaların faylarla parçalanmış olması, oynak bir kütler ııin oluşmasına neden olmuştur. Gerek 6 Eylül 1976 tarihindeki Lice Depremi Ve gerrekse daha önceki tarihlerde bölgeyi sık sık yoklayan depremler, bu durumu doğru­lamaktadır. 1900 tarihinden beri, bölge ve yakın civarında 37 deprem olayı kayde­dilmiştir. Bu depremlerden dördü Siirt civarında (ŞirVan, Sason), üçü Diyarbakır civarında (Silvan, Çüngüş, Kulp), biri Mardin, diğeri ise Varto, Muş, Bitlis, Tunceli, Bingöl, Elazığ civarlarında olmuştur.Son Lice depremi Güneydoğu Torosların güney kesiminde uzanan çeşitli fay ve şar-r yaj hatlarının oynamasından ileri gelmiştir. Ayrıca, yeni birtakım kırık sistemleri de oluşmuştur. Bu kırık sistemlerinden en belirgini Diyarbakır-Bingöl yolu üzerinde Körha köyünün batısınaa, 5-10 cm düşey, 8-10 cm. yatay atım gösteren sağ yönlü bir kırık hattır

B . İKLİM Ş A R T L A R I.Güneydoğu Anadolu’da iklim şartlan, kontinental bir step ikliminin özelliklerini yansıtır. En düşük sıcaklık derecelerinin Ve yağışların kış mevsiminde toplanması, buna karşılık yaz mevsiminin çok sıcak ve kurak geçmesi, -yağış konusundaki bazı yerel farklılaşmalara rağmen-, ana çizgileriyle bölgede Akdeniz tipi bir yağış reji­minin varlığını ortaya koyar.

a)Term ik özellikler: Yıllık sıcaklık ortalamaları bakımından, Akdeniz Ve Ege kıyılarıyla beraber, Türkiye’nin en sıcak bölgelerinden birini, hiç şüphe yok ki, Gü­neydoğu Anadolu teşkil eaer. Bölgede kaydedilen ortalama sıcaklık değerleri, kuzey­den güneye ve doğudan batıya doğru tedrici bir artış gösterir (Diyarbakır: 15.7 c°, M ardin: 16.0 C ’, Urfa: 18.2 C° . Bu rasat istasyonlan arasında tropikal sıcaklık sı­nırına en çok yaklaşan istasyon, görüldüğü gibi Urfa’dır.Memleketimizin yaz mevsiminde en çabuk Ve en çok ısınan bu bölgesinde, temmuz ayı ortalamalarının 30.0 C° civarında olduğu bilinmektedir (Siirt: 30.4 C ”, Diyarba­kır: 31.0 C Urfa: 31.7 C°, Gaziantep: 27.1 C°).

   Bu husus, her şeyden önce kontinentalite derecesinin yüksekliğiyle ilgilidir. Zira yaz aylarında çok fazla ısınan bu böl­gede, kış kmevsimi bir hayli soğuk geçer ve yıllık sıcaklık farkı 25.0 C° ile 27.5 C° arasında değişir. Bu rakamlar, yıllık sıcaklık farkının, Kuzeydoğu Anadolu bölge­sinde olduğu gibi bu bölgede de tç Anadolu’dan daha fazla olduğunu göstermekte­dir).

   Yaz mevsiminde erişilen yüksek sıcaklıkla ilgili değerler de bu hususu destek­leyici mahiyettedir. Nitekim Türkiye’de şimdiye kadar ölçülen en yüksek mutlak sıcaklık dereceleri, bu bölgeye ait bulunmaktadır: Diyarbakır Ve Urfa: 46.2 C Bölgede kaydedilen ekstrem (uç) değerler, yaz mevsiminde olduğu gibi, kış mevsi­minde de bir step ikliminin ilgi çekici termik özelliklerini yansıtır. Bu ekstrem değcrler, termometrenin ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart vc nisan aylarında çok zaman sıfinn altına düşebileceğini ve hattâ kış aylarında bir hayli düşük sıcaklık de­recelerinin dc tesbit edilebileceğini göstermektedir.


    En düşük sıcaklık dereceleriyle ilgili şu rakamlar, 25.0 C°-27.5 C° civarında olan yıllık ortalama sıcaklık farkının, anormal kışlarda yaklaşık olarak bir misli artabileceğini ortaya koyar: Diyarbakır -24.2 C° (ocak), M arain - 12.0 C° (şubat), Urfa-12.4 (şubat), Gaziantep-17.5 (ocak).Yukarıdaki termik değerler, hiç şüphe yok ki, donlu günlerin yıl içerisindeki dağı­lışım da etkilemektedir. Bölgede donlu günler sayısının en fazla toplandığı aylar aralık, ocak, şubat ve m art aylarıdır.


    Bu donlu devre, nisan başlarında etkisini kay-ı beder ve birdenbire ilkbahar mevsimine geçilir. Gerek ziraat ve gerekse de hidrolo­ji bakımından büyük önem taşıyan donlu günler sayısı (bölge ortalaması: 45 gün), kontinentalite derecesinin yüksek oluşuyla ilgilidir. Bölgenin kuzey ve batı kesimlerin­de don olayları, termik şartlara bağlı kalarak, belirli bir artış gösterir (Diyarbakır :68 gün, Siirt: 48 gün, M ardin: 37 gün, Urfa: 27 gün ve nihayet Gaziantep: 58 gün).Bölgede don olaylarının başlangıç ve bitim tarihine gelince, bunun 1-15 ekim ile 1-15 nisan arasında değiştiği söylenebilir, 22 yıllık rasatlara dayanarak Di­yarbakır’da asgarî donlu gün sayısının 40, azamî 104 gün olduğunu ve en erken don tarihinin 7 ekimde, en geç don tarihinin ise 17 nisanda tesbit edildiğini kaydetmek- tcdir(17). Bu mevsimde buharlaşmanm çok az oluşu (Diyarbakır ocak ayı ortalaması: 26.9 mm) ve buhar basıncının düşük bir seviye arzetmesi, don olayını şiddetlendirici etkenler olarak ileri sürülebilir. Bu donlu devre, şüphesiz, dalia güneyde yer alan Mezopotamya düzlüklerinde çok daha kısa sürelidir.


b) Yağış şartları vc nemlilik derecesi:

   Güneydoğu Anadolu’da yıllık yağış tu­tarları, genellikle, güneydoğu Toroslar’daıı Suriye platformuna doğru tedricî olarak azalır. Güneydoğu Toroslar yayı üzerinde 800-1250 mm arasmda oynayan yıllık yağış tutarları, onun güneyinde yer alan sahalarda çoğunlukla 450-500 mm arasındadır. Suriye hududuna doğru bu miktar, daha da düşer (Ccylaiıpınar: 271.5 mm) ve çölümsü bir stebiıı şartlannı hazırlar.

   Diyarbakır havzası 400-500 mm arasında yağış aldığı halde, batı kenarındaki Karacadağ volkanik kütlesi 600-800 mm arasmda yağış almaktadır. Ayni durum, Mardin (yükselti: 1150 m) Ve Nusaybin (yükselti: 500 m) meteoroloji istasyonlarında da gözlenebilir. Birbirine çok yakın olan bu iki istasyonun yıllık yağış tutarındaki fark, 230 mm yi bulmaktadır.

(Mardin: 685.8 mm, Nusaybin, 454.4 mm). Güneydoğu Anadolu’da en fazla yağış alan ay ocak (Diyarbakır: 79.2 mm, Siirt: 116.4 mm, M ardin: 133.5 mm, U rfa: 104.2 mm), en az yağış alan ay ise ağustos (Diyarbakır: 0.5 m m , Siirt: 0.5 mm, M ardin: 0.6 mm, Urfa: 0.6 mm) ayıdır. Bölge­nin yıllık yağış tutarında en büyük pay, kış mevsimine isabet eder (Diyarbakır: % 45, Siirt: % 42, M ardin: % 50, Urfa: % 55). Yaz mevsimine düşen pay ise çok az o- lup (% 1-2) bazı yıllar yağış bile kaydedilmez. Sıcaklık bu mevsimde çok yüksek de­recelere ulaştığı için şiddetli bir kuraklık hüküm sürer. Kış mevsiminden sonra yıl­lık yağış tutam ım en fazla ilkbahar aylarında toplandığı görülür (Diyarbakır: %32 Siirt: %37, M ardin: %34, U rfa: %30). Bu özellikleriyle Güneydoğu Anadolu, sa­fiyetini kaybetmiş veya bozulmuş bir Akdeniz yağış rejim i sahasında yer almak- tadır(19).


   Yağışın mevsimlere dağılışını, Türkiye’deki gezici asgarilerin güzergahlarına bağ­lamak ve güzergahları izleyen depresyonların mevsimlik frekanslarıyla izah etmek mümkündür. Güneydoğu Anadolu’yu daha çok kış aylarında etkisi altına alan bu siklonlar, kısmen relicfe bağlı kalarak, elverişli yağış şartları yaratırlar. Bir başka izah tarzı da, memleketimizdeki yağış rejimlerinin kutbî kontinental hava kütleleri  ile tropikal hava kütleleriarasındaki mevsimlik mücadelelerden doğ­duğu noktasında toplanmaktadır.


   Kuzeydoğu Anadolu, ekim sonlarmdan mayıs ayma kadar, Asya’nın gövdesinden güneybatıya doğru uzanan kutbî kontinental hava kütlesi ile işgal edilir. Bilindiği gibi bu mevsimde sıcak tropikal hava kütleleri güneye çekilmiş durumdadır ve Ak­deniz kıyılan boyunca uzanır. Ayni zamanda azamî yağış sahasına tekabül eden bu cephe, barometrik depresyonların etkisini yansıtır ve Güneydoğu Anadolu’da da, tıpkı Akdeniz bölgesinde olduğu gibi, yağışın kış mevsiminde toplanmasına zemin hazırlar(20).

    Sonbahar ve kış mevsiminde Akdeniz yoluyla Türkiye’nin güney ve kıs-r men de güneydoğu kesimlerini etkisi altına alan Akdeniz depresyonu, bu mevsim­deki yağışların başlıca sebebidir. Ayni süre içerisinde Kuzeydoğu Anadolu’yu işgal eden kutbî hava kütlelerini üzerine çekebildiği takdirde bu yağışlar, Güneydoğu A- nadolu’nun kuzey kesimlerinde kar şeklinde vukua gelir. Bu yağışları nisan ve mayıs aylarında ısınan plato satlımdaki konvektif (sâit) hava hareketlerinin sebep oluğu yerel yağışlar da besler. Sağanaklı Ve orajlı yağışlar, bunun içindir ki, ilkbaharda Vesıcak mevsimle soğuk mevsim arasında bir intikal ayı olan ekimde ıııüşahade edilir.


   Güneydoğu Anadolu bölgesinde yağışlı günlerin yıllık ortalama sayısı 70 ile 9ü gün arasında değişir. Bu günlerin y d içindeki dağılışı, yağış tutaruun yıllık seyri ile tam bir uygunluk arzeder. En az yağışlı olan aylar temmuz Ve ağustos (1 g ü n ), en çok ya­ğışlı olan aylar ise ocak (12 - 14 gün) ve m art (14 - 14 gün) tır. Nitekim en yüksek yağış değerlerinin kaydedildiği aylar da, kış Ve ilkbahar mevsiminde toplanmakta­dır.

    Bütün bu hususlar, bölgede kış mevsiminden ilkbahara doğru taşan belirli bir ya­ğış azamisinin Varlığına tanıklık eder.Güneydoğu Anadolu’da yıllık ortalama yağış değerleriyle ekstrem(uç) yağış değer­leri arasındaki fark, kuraklık sonuıu açısuıdan büyük önem taşır. Meteorolojik ra­satlar, yağış oynaklığı nedeniyle, asgari ve azamî yağış miktarlarının ortalamalara göre büyük sapmalar gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu konuda güzel bir örnek teşkil ettiği için Diyarbakır Ve Urfa istasyonlarını ele almak istiyoruz.


    Diyarbakır’ da ydlık ortalama yağış tutarı 487.6 mm, asgari yağışların yıllık tutarı 206.2 mm, azami yağışların ydlık tutarı ise 668.8 m m dir. Ayni durum Urfa için de söz konu­sudur: yıllık ortalama yağış tutarı 452.0 mm , asgarî yağışların yıllık tutarı 157.6 mm, azamî yağışların yıllık tutan 790.9 mm. Bütün bu rakamlar, Güneydoğu Anadolu da yıllık yağış oynaklığının bir hr.yli büyük olduğunu belgelemektedir.

   Bölgenin cn alt yağış sınırını 150.0 mm, en üst yağış sınırını da 800.0 m m olarak kabul ettiğimiz takdirde; aradaki bu büyük farkın ziraî faaliyetler, yeraltı-yerüstü su kaynaklan, do­ğal bitki örtüsü ve erozyon bakımından ne kadar olumsuz bir role sahip olduğu ken­diliğinden ortaya çıkar.


   Güneydoğu Anadolu’da karla örtülü günler sayısı, büyük rakamlara ulaşmaz (Di­yarbakır: 13.1, M ardin: 19.5, Siirt: 19.0, Gaziantep: 10.3 ve Urfa: 2.7 gün). Diyar­bakır havzasında ve M ardin-M idyat eşiğinde bu değerler 15 civarında olduğu halde, bölgenin batı yarısında Urfa bir istisna teşkil eder. Hiç şüphesiz bu dunun, kontinen- talite derecesi ve yükselti bakımından, adı geçen kentin diğer meteoroloji istasyon­larına göre çok daha elverişli şartlara sahip oluşuyla ilgilidir.Aynı farklılığı, ilk ve son kar ortalama yağış tarihleri de desteklemektedir:

    Diyar­bakır’da ilk kar ortalama yağış tarihi 19 Aralık olduğu halde, bu tarih, Urfa’da 5 Şubattır. Buna paralel olarak son kar yağış tarihi de, Urfa’ya kıyasla, Diyarbakır’ da 15 günlük bir gecikme gösterir (Urfa: 12 Şubat, Diyarbakır: 27 Şubat). Bölgede kar örtüsünün azamî kalınlığı ise 240-400 m m arasında değişmektedir (Urfa: 240 mm, Diyarbakır: 400 mm). Bununla beraber, çok sert geçen istisnaî kış aylarında bu kalınlığın arttığına dair bazı tarihî kayıtlar da mevcuttur (21).Türkiye’de nisbî nemlilik bakımından cn düşük değerler, memleketimizin bu bölge­sinde kaydedilmektedir (% 48-54). Nisbî nemlilikle ilgili değerler, yaz Ve kış mev­simleri arasında büyük farklar gösterir. Azamî değerlere kışın, asgarî değerlere de yazın erişilir (Ocak: Diyarbakır % 77, Urfa % 71; temmuz: Diyarbakır % 25, Urfa % 27). Bulutluluğun yıllık ortalama değeri ise 0.4 civarındadır (Siirt: 0.39, Urfa: 0.34). Bu değerin en yüksek olduğu aylar kış devresini (aralık-şubat), en az olduğu aylar ise yaz devresini teşkil eder (temmuz-eylül).Bölgede nisbî nemlilik derecesinin düşük bir düzeyde olmasına karşılık, buharlaşma m iktan çok fazladır. Bu konuda en büyük etken, hiç şüphe yok ki, sıcaklık şartla­rını tâyin etmek suretiyle kontinentalite derecesi ve deniz etkisidir. Gerçekten mem­leketimizde cn yüksek buharlaşma miktarları, yıllık sıcaklığın en fazla olduğu koıı- tinental Güneydoğu Anadolu bölgesinde kaydedilmektedir (2200 m m den fazla, Urfa: 2248.5 mm).

   Buharlaşmanın en fazla vukubulduğu mevsim ise, kolaylıkla tah­m in edilebileceği gibi, yaz mevsimidir (1000 mm den fazla)(22).Bütün bu rakamlar, bölgede şiddetli bir step ikliminin varlığını ortaya koymakta­dır. Denilebilir ki, çok sıcak geçen bir yaz devresi, şiddetli buharlaşma ve yaz kurak­lığı, düşük bir nem lilik ve bulutluluk derecesi, bu iklim tipinin başlıca özelliklerini teşkil eder.

   Güneydoğu Anadolu’nun kurak bölgelerimiz arasında çok önemli bir yer işgal ettiği bilinmektedir. Gerek de M artonne(23). gerekse de T h orn th w aıtc(24) formülleri kullanılarak düzenlenen haritalarda, bu husus açıkça izlenebilir. Bölgede kurak devrenin süresi 6-7 ay kadardır.

   Bu süre, Akdeniz ve Güney Ege sa­hil kuşağıyla beraber, Türkiye’de kurak devrenin en uzun olduğu sahalardan birini meydana getirir. Nisanda Urfa civarında yerel olarak ortaya çıkan kurak bir saha; giderek bütün Güneydoğu Anadolu’yu içine alır, temmuz ayında şiddetini arttırır Ve ekim sonlarına kadar devam cdcr(25). Yüksek sıcaklıkların kaydedildiği bu uzun devre içerisin d e sulam a, ziraat için bir zorunluluk hâlini alır. Güneydoğu Anadolu steplerini hazırlayan en önemli etken de, 'ştc bu şidd etli yaz ve sonbahar kurak­lığıdır


c) Rüzgâr rejimi: Güneydoğu Anadolu’da rüzgâr rejimi, basınç şartlarının mev­simden mevsime uğradığı değişiklikleri yansıtır. Bunun yaııısıra kontinentalitc ve topografya şartları gibi etkenler de rüzgârların yönü, frekansı Ve hızı üzerinde önemli bir rol oynar.Rüzgâr rejimi konusunda dikkati çeken en önemli husus, genellikle kuzey sektörün-; den (NW , N, NE) esen rüzgârların bölgeye hâkim oluşudur.

   Kuzey sektörü rüzgâr­ları içinde ise Diyarbakır, Urfa ve Gaziantep’te N W , M ardin’de N ve Siirt’te ise NE rüzgârları belirli bir üstünlüğe sahip bulunurlar. Bununla beraber bölgenin güney yansında kuzey sektöründen eseıı rüzgârların büyük ölçüde etkisini kaybettiği ve S,SW ve W rüzgârlarının da önem kazandığı görülür.Bölgedeki bu rüzgâr rejimini ve onun basmç şartlarıyla olan ilişkisini doğru bir şer kilde izah edebilmek için, Türkiye’nin genel atmosfer sirkülasyonunu ve hava küt­leleri bakımından mevkiini göz önünde bulundurmak gerekir. Bunun için de soğuk ve sıcak devredeki basmç dağılışının ve hâkim rüzgâr istikametlerinin bilinmesine ihtiyaç vardır(26).

   Soğuk mevsimde tç-Asya üzerine yerleşen yüksek basmç alanı, bilindiği gibi, Do-: ğu Akdeniz bölgesine doğru belirli bir yayılma eğilimi gösterir. Buna karşılık aym devrede Doğu Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz üzerinde gezici alçak basmç mer­kezleri mevcuttur.

    İç-Asya yüksek basmç merkezinden kopan soğuk hava kütleleri, kuzey kıyılarına daha yakın olmak üzere Anadolu yanmadasıum ekseni boyunca doğudan batıya doğru bir baştan "bir başa uzanır ve Doğu Karadeniz alçak merkezi ile İskenderun alçak basmç merkezine doğru kollar gönderir. Ayni devre içerisinde Kuzeydoğu Anadolu’yu işgal eden kutbî hava kütlelerinin Güneydoğu Anadolu’ yu etkisi altında bulundurduğundan şüphe edilemez. Bu durum bölgede, kuzey sek­töründen esen rüzg;rların hâkimiyet kurmasına yol açar.

   Gerçekten soğuk mevsimr deki hâkim rüzgârlaruı yönleri (Diyarbakır: N W , Siirt: NE, Mardin: N , Urfa: N W , Gaziantep: NE), bu izah tarzına uygun düşmektedir. Bununla beraber kış mevsiminde hâkim rüzgâr frekanslarının yüksek olduğu söylenemez. Bunun da sebebini, soğuk mevsim etrafında toplanan gezici depresyonların yarattığı hava kararsızlığın-; da aramak gerekir.Sıcak mevsimde ise rüzgâr rejimi çok daha istikrarlıdır. Bu devrede kuzey kadra­nından esen etesien rüzgârları, Türkiye’nin güney bölgelerine doğru ısınarak kuru rüzgâr niteliğini kazanmaktadır. Bu kuru rüzgârlar, daha çok N W dan eser ve temmuz-ağustos aylarında şiddet ve istikrarları en yüksek dereceye varır. Yıl boyunca en şiddetli fırtınalar ise, çok düşük basınçlı depresyonların Güneydoğu Anadolu’ yu istilâ ettiği kış Veya ilkbahar aylarında vukubulur.


C. A K A R S U ŞEBEK ESİ v e A K A R S U REJİMLERİ.


   Güneydoğu Anadolu’nun akarsu şebekesini, Dicle ve Fırat nehirleri ile bu nehir­lerin kolları teşkil eder. Bunlardan Fırat, kaynağını Kuzeydoğu Ve Doğu Anadolu’ dan alan iki büyük kol (Karasu ve M urat)un Keban civarında birleşmesiyle meydana gelir. Suriye hududuna kadar uzunluğu 1263 km, havzası 124.800 k m 2dir.

    Dicle nehrinin Türkiye hudutları içerisindeki uzunluğu ise 450 km olup drenaj havzası­nın alanı 57.600 km2 yi bulur.Fırat nehri, Malatya Toroslan’nı yaklaşık olarak 50 km lik bir mesafe dahilinde dar Ve derin vadilerle boğazlan katederek Güneydoğu Anadolu’ya girer. Nehir Gerger hizalarında bu boğazları terkeder. Halfeti’ye doğru dalgalı bir arazide göm ük vadi­ler içinde akarak sağdan K âhta su yu (başlangıçta: Cendere suyu), Kalburcu suyu, Göksu ve Karasu’yu alır. Daha sonra bir dirsek çizerek güneye kıvrılır, oldukça dar ve derin bir boğazı katederek yatağını genişletir, ö n ce Birecik Köprüsü (uzunluğu: 720 m), daha sonra da Cerablus Demiryolu Köprüsü’nün altından geçerek Suriye topraklaruıa girer. Fırat'ın Gaziantep yöresinden alaığı en önemli kollar Nizipçay ı ve Sacir su yu , Urfa yöresinden aldığı kollar ise yaz aylarında kuruyan Belihsu yu Ve H abur’dur.Fırat'ın rejimi, tipik bir p lu v io -n iv a l akarsu rejim idir. Ancak ııival etkiler, plu­vial etkilerden çok aaha kuvvetli bir rol oynar:


   Kemaliye’de yıllık seviye değişimini gösteren eğri, iki azamî ile iki asgari seviye arzeder. Esas azamîye, -m art ayında karlarm tedricen erimesiyle bera­ber-, nisan sonlan ile mayıs başlarında erişilir. Yağış azamîsi de bu mevsime tesadüf ettiği için, nehrin ortalama akmı değeri 500-600 m 3/s y e yükselir.

    Bu azamîyi müte­akip seviye süratle alçalır ve sonbahar başlarında asgarî seviyeye inerek ortalama akım değeri 80-90 m 8/s ye düşer. Bunu takibeden sonbahar yağışları ve azalan eva- potranspirasyon dolayısıyla silik ve süreksiz bir azamî kaydeder. Ancak birdenbire bastıran şiddetli soğuklarla yağışlar kar hâline geçer Ve nehrin seviyesi düşmeğe baş­lar. Böylelikle ikinci asgarîye ulaşılır.Fırat’m daha aşağı çığırlannda da durıım pek farklı değildir. Ne var ki, güneye doğru inildikçe akım değerleri daha yüksek seviyelere erişir.


   Birecik’te esas azamî­yi teşkil eden nisan ayının ortalama akım değeri 1050 m 3/s, sonbahar asgarisini teşkil eden eylül ayınm ortalama akım değeri ise 220 m 3/s dir.Fırat nehri, beyaz köm ür üretimi bakımından büyük imkânlar arzettiği gibi, ziraî sulama bakımından da ayrı bir değer taşır. Yapılan araştırmalar, bu nehir havzasının 40-50 milyar Kwlı yıllık elektrik üretme kapasitesine sahip olduğunu ve 1 milyon hektar sulamaya elverişli arazi ihtiva ettiğini ortaya koymuş bulımmaktadır. Bu imkanların önemli b r bölümüi-ü değerler.diımck fmaçıyla inşa edilen ve 1974 yılında elektrik üretimine başlayan Keban Barajı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ nun kalkınması konusunda bir kilit proje niteliğini taşımaktadır.

   Bu dev barajı takiben önümüzdeki yıllarda tamamlanması beklenen büyük hidro­elektrik santral ve sulama tesisleri, bölge ve ülke ekonomisine geniş çapta faydalar sağlıyabilecektir. Bunlardan Karakaya Barajının 1986, Atatürk Barajının ise 1991 yılında hizmete gireceği ileri sürülmektedir.Güneydoğu Anadolu’nun aiğer önemli akarsuyunu, Dicle nehri ve bu nehrin kollan teşkil eder. Dicle’nin Türkiye sınırları içiıuıe kalan kısmı; yukarıda da işaret ed'ldiği gibi, 57.600 km 2 lik bir yağış havzasına sahiptir. Kaynağını Hazar gölü güneyindeki Maden dağlarından alan Dicle nehri, Eğil civarında D ib n i çayı ile birleştiği Delu- can mevkiine kadar Ergani veya Maden suyu adı ile anılır.

   Diyarbakır havza­sının belli başlı akarsuları olan ve bu havzanın kuzey ve doğusundaki dağlık sahanm sularını toplayan A m bar çay, B atm an çayı, Garzan çayı ve B o ta n ça y ı, Dicle’ nin en önemli kollarını teşkil eder. Bunlardan özellikle Botan çayının Hakkâri Toros- ları’ndan taşıdığı bol miktardaki su ile, Dicle’nin ortalama akım değeri Rezuk’ta 290-300 m 3/s ye ulaşır. Bu miktar, Fırat nehrinin Birecik’te taşıdığı su miktarı (650 m 3/s) nın takriben yarısı kadardır.Dicle nehri, Diyarbakır, havzasının doğu kenarında Botan çayı ile birleştikten sonra, güneydoğuya yönelir ve dar ve derin boğazlan katederek Cizre düzlüğü (yükselti: 400 m) ne iner. Kısa bir mesafe içinde Türkiye ile Suriye arasındaki hududu takip ederek nihayet Irak topraklanııa geçer.



   Bilindiği gibi Dicle, Aşağı Mezopotamya’ da Fırat nehri ile birleşmekte ve Şatt-ül-arap admı alarak Basra (İran) Körfezi’ne dökülmektedir.

   Dicle  nehrinin rejimi, büyük ölçüde beslenme havzasının iklim şartlarını yansıtır. Bu rejim üzerindeki en önemli etkiyi, nehre kuzeyden katılan ve Botan gibi büyük çayların beslenme havzalarındaki karların erimesi teşkil eder. Aylık ortalama akım değerlerinin yıllık seyri, nehrin rejimi üzerindeki nival etkileri açıkça ortaya koymaktadır.

   Diyarbakır havzasuıda Dicle’ye güneyden katılan küçük çaylar ve dereler ise, pluvial bir akarsu rejiminin özelliklerine sahip bulunurlar. Onun içindir ki neh­rin rejimini aoğru bir şekilde ortaya koyabilmek için, bu havzanın güneydoğu u- cımdaki Rezuk’ta tesbit ecıilen aylık ortalama akım değerlerini gözden geçirmek ge­rekir. Adı geçen istasyonda akınım yıllık seyrini gösteren değerler, iki azamî ile iki asgariden teşekkül eaer. Esas azamîye, mart ayında karlaruı tedricen erimesi nedeniy­le nisan sonları ve mayıs başlarında ulaşılır. Gerçekte akımuı hızla arttığı ay nisandır ve bu ayda ortalama akım 920 m 3/s civarmdadır. Bu azamîyi müteakip seviye sü­ratle düşmeğe başlar ve sonbahar’başlarında asgarî akun değeri (eylül: 75 m 3/s,ekim: 80 m 3/s) kaydedilir. Bu asgarî seviyeyi müteakip, sonbahar yağışlan ile beraber eva-r potraııspirasyon da azaldığı için nehrin seviyesi düzenli bir şekilde yükselmeğe baş­lar.Ancak kaynak bölgelerinde yağışların kar haline geçmesi nedeniyle bu nisbî seviye yük­selmesi uzun sürmez ve ocak ayında ikinci asgarî kaydedilir. İkinci asgarî, sonbahar başlarında tesbit edilen asgarîden daha yüksektir ve bu durum, Dicle nehri ile Fırat nehrinin rejimleri arasındaki en önemli farkı meydana getirir. Kanımızca bu fark, her iki nehrin beslenme havzalarındaki yağış rejimlerinin değişik olmasından doğ­maktadır. Çünkü Doğu Anadolu’nun kuzey ve kuzeydoğu kesimlerinde yağış azar misi ilkbahar ve hatta yaz başlarına isabet ettiği halde, Güneydoğu Anadolu’da bu azamî ocak ayında kaydedilmektedir.Dicle nehrinin sahip olduğu bu rejim özelliklerini, nehre kuzeyden katılan büyük çayların ortalama akım değerlerinde de izlemek mümkündür. Güneyden katılan kü­çük çayların Ve derelerin rejimi ise, yukarıda da kaydettiğimiz gibi, pluvial etkileri yansıtır Ve bu bakımdan daha çok Akdeniz bölgesi akarsularını hatırlatırlar. Genel­likle tek Ve kuvvetli bir azami ile çok kuvvetli bir asgarî, bu akarsuların ayırdedici özelliğidir. Mazıdağ bölgesinin sularını toplayarak Dicle’ye karışan Göksu çayı,bu konuda güzel bir örnek teşkil eder.


   Çayın akını şartlan, yağış rejimindeki devriliğe büyük ölçüde bağlı olduğu için, azamî akım değerlerine ocak sonları ile şubat ayında ulaşılır. Asgarî seviyenin kaydedildiği aylar ise ağustos ve eylül aylandır.Güneydoğu Anadolu’nun diğer önemli sayılabilecek akarsuları Gaziantep yöresinde yer alır. Bunlardan Sabun su yu ve A frin su yu, sularını Akdeniz’e gönderirler. Ba­lık suyu (Kuveyk) ise sınırlarımızın dışında denize ulaşmadan Suriye Ç ölünde kay­bolur. Aynca, Fırat nehrinin kolu H abur’u teşkil eden birtakım küçük çayları da kay­detmek gerekir. Hududumuzu Ceylanpınar’da terkeden Cırcıp suyu ile gerek su­lama Ve gerekse de hidroelektrik üretim bakımından M ardin yöresi için büyük de­ğer taşıyan Çağçağ suyu (Nusaybin) bu arada zikredilebilir.
 
 D O Ğ A L B İT K İ Ö R T Ü S Ü

   Kuzeyde Toros dağları vc güneyde de Suriye-Irak kurak bölgesiyle tahdit edilen Güneydoğu Anadolu’da, iklim ve toprak şartlarının yarattığı geniş step alanları yer almaktadır. İlkbaharca yeşeren step bitkileri, mayıs ayından kasıma kadar devam eden şiddetli kuraklık nedeniyle son derece elverişsiz iklim şartlarına maruz kalır. Bu bakımdan bölgenin, İç ve Doğu Anadolu’ya göre daha belirgin bir step karak­terine sahip olduğu söylenebilir. Suriye hududuna doğru ise, sıcaklık derecesinde kay­dedilen yüksek değerlere karşılık, yıllık yağış tutarının azaldığı görülür vc böylece çölümsü bir step manzarası hâkim olur.


   Relief ve iklim şartlan, bölgede yer alan doğal ormanın alt sınırını da belirlemekte-: dir. Step kenaruıda görülen ve genellikle saf meşe toplulukları (Quercetum)ndan iba­ret olan bu ormanlar, bölgede Akdeniz iklimine yaklaşan kontinental bir iklim tipi hüküm sürdüğü için, kurakçıl orm an karekterindedir. Meşe türleri arasında özel­likle Quercus infectoria (mazı meşesi) çok yaygındır. Aynca Qucrcus brantii, Quer-cus libani ve Quercus cedrorum gibi yerel yayılış gösteren türler de mevcuttur. Bu meşe toplulukları Siirt, Garzan, vc Silvan kesiminde 700 m gibi oldukça alçak bir seviyeye inebilmektcdir. Yabanî meyVa ağaçlannın ise, Dicle nehri yakınlarına ve 600 m yükseltiye kadar daha aşağı seviyelerde yer aldığı görülür. Buııa göre Siirt yöresinde doğal ormanın alt sınırını 700 m olarak kabul etmek mümkündür. Bu sınır Diyarbakır lıavzasmın batı kesiminde ve Mardin eşiğinin dış eteklerinae biraz daha yüksektir (800 m).
 
HANDELM AZZETTI :

güneye doğru Suriye’de do­ğal orman alt sınırının yavaş yavaş arttığını bildirmektedir: Meşe formasyonları Ce- bel-i Sincar’aa 1300 m. yükseltide yer almaktadır ve Cebel-i Abdülaziz’iıı batısmda ise çok az sayıda Pistacia mutica toplulukları bulunur. Orm an tahriplerini de dikkate alan araştırıcı, bölgede orman alt sınırının 1000 m. den daha yüksek olmadığı ka­n ısın d ad ır).Batıda doğal orman alt sınırı, Torosların dış kenarında 800 m yükseltiyi muhafaza etmekle beraber, güneye doğru gidildikçe bu seviye N izip’te 600 m.yc kadar iner. Ayni seviye alçalmışı Kilis’ten itibaren Akdenize doğru daha da artar ve Antakya çevresinde 200 m ye düşer.


   LOUIS, doğal orman altı sınınnm arzettiği bu özellik ile, bölgeyi etkisi altında bu­lunduran gezici asgariler arasında bir mutabakatın varlığına işaret etmektedir. İsken­derun Körfezi’nden Fırat’a gelen bir kol (V d 2), biri NE ve diğeri de SE doğrultusun-; da ikiye ayrılmakta, orman ve stebin dağdışı da ayni doğal duruma uygıuı olarak ger üşmektedir. Ona göre bölge, bütünüyle doğal orman sınırlan içinde bulunmaktadır ve bu saha dahilinde ancak birkaç büyük step adası yer alır.

   Güneydoğu Anadolu step sahası, Basra(İran) Körfezi’nden başlayıp Toros eteklerine kadar uzanan ve Toroslar yaymı çizerek Amanos’lar ve Lübnan yolu ile İsrail’e ulaşan verimli hilâl (eroissant fertile)’in kuzey ucunu meydana getirir. Step sahasınuı Karacauağ, Mardin eşiği ve Toros dağlan arasındaki kısmı, Diyarbakır havzasına tekabül eder. Stebin bu havza dışuida kalan büyük kısmı ise, Kilis civaruıdan Cizre civarına kadar 500 km. lik bir mesafe dahilinde uzanır. Ortasında Urfa’nuı bulunduğu merkezi kısımda ise stebin genişliği 120 km kadardır. Geniş düzlüklerin, alçak v eyayvan tepelerin birbirini izlediği bu plato sahasınm güneyinde kalan Mardin - Virranşehir - Urfa hattı, step sahasının en çorak kısmını oluşturur(36). Bu çölümsü ste­bin manzarasını, ancak Suriye huaudu boyunca yer alan - Nusaybin ve Ceylanpı- nar’da olduğu gibi - bol Ve muntazam akımlı karstik kaynakların yarattığı yeşil sa­halar değiştirir.

   Güneydoğu Anadolu’da Akdeniz florasının artıklan, mikroklimanın elverişli oldu­ğu vadi içlerine sığınmış ve bugüne kadar step ortasında münferit adacıklar halinde tutunabilmiştir. Pistacia vera, Olea europea, Ficus carica, Punica granatum, Z y-zyphus vulgaris gibi Akdeniz meyva ağaçları, bu konuda bir örnek teşkil edebilir. Bölgedeki Akdeniz vejetasyon adaları, geçmişte Akdeniz V ejetasyonunun Anadolu’ da buralara kadar uzanan daha geniş bir yayılma alam bulunduğuna tanıklık etmek­tedir. Arazi v e iklimin gelişimine paralel olarak, bitki örtüsünde de büyük değişik­ler vukua geldiğini kabûl etm ek’gerekir.


Stebin Akdeniz vejetasyonu aleyhine ge­nişlemesini bu gelişime bağlamak mümkündür Bölgede step bitkileri, iç vc Doğu Anadolu stepleri kadar zengin bir floraya sahip değildir. Bunun da sebebini kuraklık süresinin adı geçen step bölgelerine göre daha ıızun olmasında aramak gerekir. İklim bahsinde de belirttiğimiz gibi, bölgede kurak devrenin süresi çok uzun (6 veya 7 ay) dur ve bu durum bitki hayatı için mahzurlar yaratır. İlkbahar yağışlarıyla yeşeren step bitkileri, mayıstan kasıma kadar devam eden şiddetli kuraklık nedeniyle sararıp kurumakta Ve coğrafi görünüm süratle fakir bir step karakterini kazanmaktadır. Step bitkileri arasında kuraklığa en fazla dayananlar soğanlı, tizomlu Ve yumrulu bitkilerle derin köklü veya tüylü yaprakları olan bitki­lerdir. Bu çok yıllık kurakçıl bitkiler arasmda deve dikenleri ve sığır kuyrukları dik­kat çeker
  
60 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın