• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
KONYA TEKNİK PROGRAM

TEKNİK KONYA TURU BİLGİLENDİRMESİ
İL PLAKA KODU: 42
YÜZÖLÇÜM: 38.873 km²
İL  TELEFON KODU: 332RAKIM:1.016,00 m
NÜFUS:2.403.053

ANKARA-Konya: 3 sa. 1 dk. (268 km)

ÖRNEK PROGRAM

Konya ili Anadolu Yarımadası'nın ortasında bulunan İç Anadolu Bölgesi'nin güneyinde, şehrin kendi adıyla anılan Konya bölümünde yer almaktadır.

İlimiz topraklarının büyük bir bölümü, İç Anadolu'nun yüksek düzlükleri üzerine rastlar. Güney ve güneybatı kesimleri Akdeniz bölgesine dahildir.  Yüzölçümü 38.873 km2 (göller hariç)'dir. Bu alanı ile Türkiye'nin en büyük yüzölçümüne sahip olan ilidir. Ortalama yükseltisi 1016 m'dir. İdari yönden, kuzeyden Ankara, batıdan Isparta, Afyonkarahisar, Eskişehir, güneyden, İçel, Karaman, Antalya, doğudan, Niğde, Aksaray illeri ile çevrilidir.

Konya ili, doğal açıdan kuzeyinde Haymana platosu, kuzeydoğuda Cihanbeyli Platosu ve Tuz Gölü'ne, batısında Beyşehir Gölü'ne ve Akşehir Gölü'ne, güneyinde Sultan Dağları'ndan başlayan Karaman ilinin güneyine kadar devam eden, Toros yayının iç yamaçları önünde bir fay hattı boyunca oluşmuş volkanik dağlara, doğusunda ise Obruk platosuna kadar uzanır.

İlin uç noktalarını kuzeyinde Kulu'nun Köşkler Köyü, batısında Akşehir'in Değirmen Köyü, güneyinde Taşkent'in Beyreli Köyü, doğusunda ise Halkapınar'ın Delimahmutlu Köyü uç noktalarını oluşturmaktadır.


Konya il sınırları içerisinde kalan alan, Türkiye'nin Ana Tektonik Üniteleri'nden Orta Anadolu Birliği'nin güney kesimi ile Toros Birliği'nin orta kesiminde kalmaktadır. Toros Birliği farklı çökelme ortamlarını yansıtan ve geç Kretase Paleosen (ikinci zaman sonu dördüncü zaman başlangıcı) döneminde gelişen sıkışma kuvvetleri ile üstüste bindirilmiş kütlelerden meydana gelmektedir. Konya il sınırları içine giren alanda bunlardan Bozkır Geyikdağı ve Aladağ kütleleri gözlenmektedir.

Gerek Toros Kuşağı'nda, gerekse Orta Anadolu birliğinde yörede yüzeyleyen en yaşlı kayaçlar olarak Paleozoik (birinci zaman) yaşlı kayaç birimleri Bozkır, Hadim, Seydişehir, Akören, Ahırlı, Beyşehir, Doğanhisar, Kadınhanı yörelerinde ortaya çıkmaktadır. Genellikle Paleozoik yaşlı birimlerin bir devamı niteliğinde olan Mesozoik (ikinci zaman) yaşlı kayaçlar ise yaygın olarak Ereğli, Bozkır, Seydişehir, Ahırlı, Akören, Altınekin, Kadınhanı, Beyşehir, Akşehir, Ilgın, Doğanhisar yörelerinde yüzeylemektedir. Mesozoik sonunda kapanan okyanusun sıkışması ile ortaya çıkan dağ oluşumu evresinde Toroslarda kütleler meydana gelirken okyanus kabuğu parçaları olan ofiyolitler bu kütlelerin arasında, özellikle Konya Meram, Ereğli güneyi, Bozkır güneyi, Karapınar ve Cihanbeyli civarında gözlenir konuma gelmiştir.











SİLLE:

Konya’nın 8 km. kuzeybatısında yer alan Sille’deki en eski yerleşim, kuzeyde yer alan Sızma Höyüğü’dür. Burada yapılan araştırmalarda M.Ö. 8-7. yüzyıl Frig uygarlığına ait kalıntılar bulunmuştur. Antik dönemde Sylata ya da Sylla olarak isimlendirilen Sille’nin Roma döneminde iskân gördüğü, şehir içinde bulunan antik mimariye ait taş eserlerden anlaşılmaktadır. Muhtemelen kent bu dönemde, Efes’ten doğuya giden Kral yolu üzerindeki Konya’nın yakınında bir durak noktasıdır. Aynı yüzyılda Aziz Paul Konya’dan geçtiği sırada Sille’ye de uğramış olmalıdır.

M.S. 4. yüzyılda Efes önemini kaybetmiş, Bizans’ın başkenti olan İstanbul önem kazanmıştır. İstanbul’dan Kudüs’e giden yol üzerinde de bulunan Konya, bu dönemde de önemini korumuş Kudüs’e giden hacıların uğrak noktası olmuştur. Aya Elenia Kilisesi’nin kitabesi, yapının bu tarihte Büyük Konstantin’in annesi Helene tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. Bilindiği gibi ilk Hıristiyan aristokrat olan Helene yaşamı sırasında Hz. İsa’nın gerildiği kutsal haçı bulmak amacıyla Kudüs’e gitmiş, geçtiği yollarda birçok kilise inşa ettirmiştir. Aya Elenia Kilisesi Sille’nin gerçekten de bu yol üzerinde bulunduğunu göstermektedir.

Bizans dönemi tarihi kaynaklarında ismi geçmeyen yerleşim, M.S. 7-10. Yüzyıllar arasında tüm diğer kentler gibi Arap akınlarına maruz kalmıştır. Önemli bir stratejik nokta olan Gevale Kalesi bu dönemde bölgeyi açık bir hedef haline getirmiş ve bu yüzden bölge sık sık işgal edilmiştir. Arap akınlarının Anadolu’da sonlanması ile kent önemli bir dini merkez olmuştur. Bölgede bulunan kaya kiliseleri ve özellikle Ak Manastır bu önemi açıkça göstermektedir.

Sille’nin önemi 1071 yılından sonra Selçuklular’ın Konya’yı ele geçirip, başkent yapmaları ile artmıştır. Konya’daki Türk hâkimiyeti sonucunda şehirdeki gayrimüslimlerin bir kısmının kent dışına yerleştikleri sanılmaktadır. Muhtemelen bu dönemdeki en fazla göç Konya’nın çok yakınında bulunan Sille’ye olmuştur.

3 Temmuz 1097 yılında Sultan I. Kılıç Arslan, Konya’ya gelen I. Haçlı ordusu yüzünden şehri boşaltmış ve dağlara yerleşmiştir. Bölgeye gelen haçlı ordusu bir süre burada kalıp Konya ile beraber Sille’yi de talan etmişlerdir.

Dönem kaynaklarından 1116-1118 yıllarında I. Alexios tarafından Konya’ya yapılan seferin geri dönüşünde, Konya çevresinde yaşayan birçok Rumun Bizans ordusu ile beraber İstanbul’a döndükleri öğrenilmektedir.

Böylece bölgedeki gayrimüslim nüfusunun bir miktar azaldığı sanılmaktadır.

1146 yılında Bizans imparatoru Manuel, Philomelion’da (Akşehir) Selçuklu Sultanı Mesud ile yaptığı savaşta galip gelince Konya’yı kuşatmış; Selçuklu ordularıyla Gevale Kalesi eteklerinde tekrar mücadele etmiştir. Ioannes Kinnamos’un anlattığına göre bu saldırılarda Bizans ordusu Konya dışındaki yerleşim yerlerini yakmıştır.

Savaşların dışında dönem dönem meydana gelen doğal afetlerde bölge nüfusunu olumsuz etkilemiştir. 1153 yılındaki Konya’da meydana gelen büyük veba salgını tarihçilerin belirttiği bu afetlerden birisidir.

1226 yılında Sultan I. Alâeddin Keykubat, Ermenistan seferi dönüşünde bir grup Hıristiyan Peçenek Türkünü Konya’ya getirip, Sille’ye yerleştirmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra Konya ve çevresi Karamanoğulları Devleti’’nin hâkimiyetine girmiştir. Karamanoğulları ile Osmanlılar arasında Gevale Kalesi civarlarında yapılan mücadeleler sonunda bölge Osmanlı toprağı olmuştur.






Sille, Fatih Sultan Mehmed, II. Beyazıd, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve III. Murad dönemlerinde Konya Kazası’na bağlı bir karyedir. 17. Yüzyıldan itibaren Sille’nin idari statüsünün net olmadığı görülmektedir. Başlıca geçim kaynağı buğday, arpa ve hayvancılık olan bölgede giderek Müslüman nüfusu artmıştır. 19. Yüzyılın ikinci yarısında bölgeye gelen Charles Texier Sille’de Ermeni ve Rumların yazlıklarının olduğunu söylemektedir. 20. Yüzyılın başlarına ait Maliye ve Arazi Emlak Defterleri’nde Sille’nin nüfusunun %56’sı Müslüman, % 44’ü Gayr-i Müslüman olarak görülmektedir. 1913 yılında Konya’ya gelen Bela Horvath ise Konya’daki Rumların Sille’de özel kiliseleri olan yazlıklara sahip olduklarını ve Sille’de atmışa yakın kilisenin bulunduğunu söylemektedir. 1923 yılından sonra yapılan nüfus değişim politikası çerçevesinde Sille’deki Hıristiyan halk Yunanistan’a göç etmiştir.

Sille, Selçuklu ilçesine 1989 yılında iki mahalle olarak bağlanmıştır. 1995 yılında Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından kilise, manastır ve mezarlıkların bulunduğu güney yamaçları, birinci derecede arkeolojik sit alanı, esas yerleşme alanı ise kentsel sit alanı olarak ilan edilmiştir. Bugün Sille, Konya’nın önemli bir kültür ve turizm merkezidir.

.Anadolu uygarlıkları içinde çok mühim bir yeri bulunan, kültürlerin bir arada yaşadığı özel bir mekândır. Sille, doğal silüetiyle ve bu silüetle bütünleşen tarihî izleriyle, sivil mimarîsi ve yerleşim dokusuyla, örf, adet ve gelenekleriyle, bağ ve bahçeleriyle farklı yaşam tarzına sahip bir yerleşim yeridir. M.S. 327 yılında Bizans İmparatoru Constantin’in annesi Helena, Hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramış, buradaki ilk Hristiyanlık dönemlerine ait oyma mabetleri görmüş, Sille’de bir mabet yaptırmaya karar vermiş ve temel atma törenine bizzat katılmıştır. Aya-Elena Kilisesi, asırlar boyunca onarımlar görerek günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait Taş Câmi başta olmak üzere câmiler, Hacı Ağa Hamamı, Subaşı Hamamı, çeşmeler, köprüler gibi Türk-İslâm eserleri de bulunmaktadır.1071 yılından itibaren Selçuklular’ın Konya’da artan hakimiyeti ile, Konya’da yaşayan gayrimüslimler, Sille’ye taşınmışlar. Sonrasında ise, 1097 yılında Haçlı ordusu şehri talan etmiş ve hatta şehirdeki bir çok Rum İstanbul’a göç etmiş.

Zamanla değeri azalan Sille, 1226 yılında Sultan 1. Alaeddin Keykubat’ın, Ermenistan seferi dönüşünde Sille’ye getirdiği Peçenek Türkleri ile yeniden toparlanmış. Zamanla Karamanoğulları ve Osmanlı mücadelesi sonrasında bölge hakimiyeti Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiş. 1923 yılında yapılan nüfus mübadeleleri sonrasında bölgedeki Hıristiyanlar, Yunanistan’a göç etmiş.


Hagios-Manastırı(Ak Manastır):Dünyanın en eski ve en büyük manastırlarından biri olan Ak Manastır, Sille’dedir ve yaklaşık 800 yıl kesintisiz hizmet vermiştir. Manastır 274 yılında Saint Horion adlı bir aziz adına yapılmıştır. Kayaya oyulmuş odalar ve onları birbirine bağlayan dehlizlerden meydana gelmiştir. Ayrıca bu kayaların önünde bir de yapı bulunmaktadır. Manastırı çeviren yapı yıkılmış, izleri kalmıştır. Manastırın içinde çeşitli hücreler bulunur. Ayrıca kilise bölümü önemli yer tutar. Bu manastırda bulunan Mikael Homnenos ve Mikaleas oğlu Abraham'a ait mezar taşları Konya Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır. Manastır Konya'da yaşayan Mevlevi dervişlerince de ziyaret edilmiş ve bahçesinde küçük bir de mescit yaptırılmıştır. Şimdilerde askeri alan içinde kaldığı için ziyarete kapalıdır.

 Aya Elena: 

Bugün müze olarak kullanılan kilise MS 325 yılında Bizans Kraliçesi Aya Elena tarafından yaptırılmış.

Kudüs’e hacca giden kraliçe Sille’den geçerken burada heybetli bir kilisenin olmadığını fark eder. E kendisi kraliçe olduğundan buraya yapılmasına karar verdiği kilisenin de heybetli olmasını ister. Nedeni ise Sille’nin hac yolu üzerinde olmasıdır.

Ne var ki kilise bakımsızlık yüzünden yıllar içinde çok yıpranır ve yıkılma aşamasına gelir. Bu defa da imdada Osmanlı Padişahı II. Mahmut yetişir. 1833’te Sille’ye uğrayan II. Mahmut kilisenin halini gördükten sonra tamir edilmesi emrini verir.

Yeniden ihtişamlı günlerine dönen kilise Rumların 1923’te gerçekleşen mübadeleyle Sille’yi terk etmesiyle yeniden harabeye döner. Ta ki bundan üç yıl öncesine kadar... Üç yıl önce başlayan restorasyonla eski gösterişli günlerine dönen kilise artık müze olarak kullanılıyor. Girişi ücretsiz olan müze kilisenin içinde İncil’den ayetler, ikonlar ve tasvirler Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış kiliselerden oldukça farklı ve mutlaka görülmesi gerek.

 
 

Aya Elena Kilisesi’nin tam karşısında ufak bir kilise (şapel) daha göreceksiniz, şaşırmayın. Örnekleri bazı köylerimizde de görülen caminin karşısına başka bir cami yapmaya benzer bir hikâyesi var bu şapelin. 381’de toplanan Birinci İstanbul Konsülü kararları Sille’de yaşayanların ikiye bölünmesine neden olmuş. Köyde İncil’in değiştirilmesini istemeyenler büyük kilisenin karşısına bu şapeli inşa ederek burada ibadet etmeye başlamış.

Köydeki bu ayrılık mübadele dönemine kadar sürmüş ve hem kilise hem de şapel ikiye ayrılan cemaate ibadethane olarak hizmet vermiş. 


Sille gerçek kişiliğini, önemini ve layık olduğu değerini ise Selçuklular zamanında kazanmış. Anadolu Selçuklu’nun Konya’yı başkent yapmasıyla Türkler ve Rumlar bir arada yaşamaya başlamış. Rumlarla kısa sürede kaynaşan Türkler, taşocaklarında çalışıyormuş. Rum ve Türk ustaların birlikte inşa ettikleri konaklar bugün hâlâ ayakta. Kimi kafe, kimi restoran, kimi de butik otel olarak hizmet veriyor.

Köyü gezerken Türkler ve Rumlar arasında işbölümü yapıldığı hissine kapılıyor insan. Camiler ve köprüler Türk, kilise ve çeşmeler ise Rum ustaların imzasını taşıyor. Ancak nedendir bilinmez, ne yapılmışsa hepsinden yedi tane yapılmış. Yedi cami, yedi kilise, yedi köprü ve yedi çeşme... Bunların birçoğu bugün ayakta olmasa da kalıntıları mevcut.


        


KELEBEK VADİSİ:

Konya Tropikal Kelebek Bahçesi, 3500 m2'lik gezi alanı ile toplamda 7.600 m2'lik bir kullanım alanına sahiptir.

1.600 m2'lik kelebek uçuş alanı 15 tür kelebeğe doğal yaşam alanı sunmaktadır. Bahçede 98 türe ait 20.000 adet bitki bulunmakta, kelebekler kendi nektar bitkileri etrafında uçarken gözlenebilmektedir.

Kelebek, böcekler (insecta) sınıfının pulkanatlılar (lepidoptera) takımına ait canlılardır.

Kanatları mikroskobik pulların kiremit dizilişi şeklinde sıralanması ile örtülüdür. Bu pullar küçük sarsıntı yada temas ile kopar ve dökülürler. 3 çift ayak ve 2 çift kanatları vardır.

Ağız yapısı emici tiptedir ve pipet şeklindedir, buna proboscis adı verilir. Çiçeklerin nektarını bu pipet şeklindeki ağızları ile emerler ve kullanmadıkları zaman bu ağız rulo şeklinde başın alt kısmında bulunur. Ayaklarında da tat duyargaları vardır yani dilleri ayaklarındadır diyebiliriz.

Kelebekler yumurta ile çoğalırlar, bu yumurtalar küre, silindir, yarım küre gibi farklı şekillerde olabilir. Tırtıl; yumurtadan çıkan larvaya verilen addır ve ağız parçalarının ısırıcı çiğneyici yapıda olması ile konak bitkisinin yapraklarını yerler. Çok obur olan tırtıllar beslenerek büyürler ve büyüdükçe deri (kitin yapıdaki dış iskelet) değiştirirler. Tırtıl gerekli erişkinliğe ulaşmak için türe göre 4-5 kez deri değiştirir. Yeterince beslenerek gerekli erişkinliğe ulaşan tırtıl kendisine bir pupa (krizalit) oluşturur. Bu oluşturduğu pupanın içinde tam başkalaşıma (metamorfoz) uğrayan tırtıl, kelebek olarak pupayı yırtarak çıkar. Çıktığı zaman hemen uçamaz çünkü kelebek, pupanın içinde kanatları katlanmış bir biçimde ve ıslaktır. Genelde sabahın ilk saatlerinde pupadan çıkan kelebekler kanatlarına vücut sıvısı (hemolenf) pompalayarak kanat genişliğini sağlar ve ardından ıslak olan kanatlarını askıda kalarak kurutur.

Dünya’da hiçbir kelebek bir gün yaşamaz.

Kelebeklerin bir gün yaşıyor hikayesi mayıs sineğinden gelmektedir. Mayıs sineği fizyolojik olarak kelebeklere çok benzediğinden onun ömrü bir gün olması kelebeklerin de ömrünün bir gün olduğu yanlış inancını doğurmuş.Kelebekler türüne bağlı olarak 1 hafta ile 1 yıl arasında yaşarlar. Yaşamı yumurta, tırtıl, pupa ve kelebek olarak ele alırsak bu süre daha uzun olmaktadır. Kelebeklerin ömürleri hakkında birkaç örnek verecek olursak Türkiye’de yaşayan Sarı Bantlı Kadife (Nymphalis antiopa) ergin evrede 10 ay kadar yaşayabilmektedir. Güney Amerika’da yaşayan bir güve olan Yukka güvesi (Prodoxus y-inversus) tırtıl halinde 30 yıl kadar olabilmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere kelebeklerin ömrü 1 günden daha uzundur.

Konya tropikal kelebek bahçesinde ki kelebeklerin en iyi şartlarda yaşayabilmeleri için bahçe içinin tropikal kelebeklerin doğal yaşamlarında olduğu gibi 28° ve %80 neme sahip olması gerekmektedir. Bu şartlarda bahçe içindeki kelebeklerimiz en kısa 2-4 hafta yaşamaktadırlar. Idea leuconoe bilimsel isimli “Paper Kite” kelebeğinin 60 güne kadar yaşadığı bilinmektedir.



    KONYA TURU TEKNİK PROGRAM

08:30 Konya YHT ile ünlü düşünür Mevlana’nın diyarı Konya’ya hareket. Yaklaşık 1,5 saat sürecek olan Konya yolculuğumuza başlıyoruz. Konya’ya vardığımızdaki ilk durağımız Mevlana Türbesi ve Müzesi. Mevlâna Müzesi’nin bulunduğu yer Selçuklu Sarayı’nın gül bahçesi iken Konya’ya gelen Mevlâna’nın babası Âlimlerin Sultanı Bahaeddin Veled’e Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından hediye edilmiştir. 

Mevlana müzesinden sonra içerisindeki eşsiz çinileriyle ünlü bugün Çini Müzesi olarak hizmet veren Karatay Medresesini (Müzesini)  ziyaret ediyor ve Klasik Konya konaklarını,  Hagios Manastırını ve Hristiyanlığın ilk kiliselerinden olan Aya Elena kilisesini görüyor Kapadokya’yı aratmayan Sille Köyünü geziyor ve Konya’ya özgü yöresel öğle yemeğini alıyoruz.

 Ardından binlerce kelebeği görebileceğimiz tropikal Kelebekler Vadisi’ni geziyor ve ardından Şems-i Tebriz’inin Türbesini ’de ziyaret ediyoruz.  Son olarak Meram bağlarını da görebileceğimiz Tavus Baba türbesini ve parkını görüyoruz. Akşam saatlerinde tren saatine göre   manevi bir huzurla dolu olarak dönüş yolculuğumuza başlıyoruz.


1)ANKARA.08:30-KONYA.10:00(YHT)
2)MEVLANA-KARATAY-İNCE MİNARE-ŞEMS (4 SAAT)
3)14:00 sİLLEYE HAREKET (20 DK)
4)14:30 ÖĞLE YEMEĞİ (45 DK)
5)ŞEHİR TURU (45 DK.)
6)16:00 KELEBEK VADİSİNE HAREKET(10 DK.)
7)16:15 KELEBEK VADİSİ GEZİSİ(45 DK.)
8)17:00 TREN GARINA HAREKET

KONYA  TURUNDA BAŞLICA GEZİ NOKTALARI
Konya Mevlana Müzesi (Konya Mevlana Türbesi)İplikçi CamiiŞerafettin Camii.Şemsi Tebrizi Camii.Karatay Medresesi.İnce Minare Müzesi (Medresesi).Konya Alaaddin Tepesi.Konya Tropikal Kelebek Bahçesi.Konya Sille.Mevlana Kültür Merkezi.Akyokuş.Konya Arkeoloji Müzesi.Çatalhöyük.Kilistra Antik Kenti.Konya Meram.Nasreddin Hoca Türbesi17.Konya’daki Parklar.Tuz Gölü.Beyşehir Gölü            
RESTORANT VE SET MENÜ BİLGİLERİ

ÖĞLE YEMEĞİ
HAVZAN RESTORANT
MENÜ:
BIÇAKARASI/ETLİ EKMEK SALATA AYRAN


 
OTEL BİLGİLERİ
 
 
 
 
 
 

KONYA PROGRAMI YOL(KM) VE YAKIT BİLGİSİ

TESİS BİLGİLERİ:KONYA -KULU  TESİSLERİ-BARAN/AYRANCI TESİSLERİ



















TOPLUMSAL MİRAS
KATEGORİ
GASTRONOMİ                  
KÜLTÜR

  ALIŞVERİŞ           
YÖRESEL   
ÜNLÜLER
 DEYİMLER
 

 
 ATASÖZLERİ
 

 
ŞİVE
 
 
 
DÜĞÜN
 
 
 
 
ADETLER
DOĞUM 
TATLILAR
SAC ARASI
 
 
 
YEMEKLERETLİ EKMEK, BAMYA ÇORBASI,TANDIR,FIRIN KEBABI 
TÜRKÜLER 
ŞARKICI
OYUNCULAR
YAZARLAR
SİYASETÇİAHMET DAVUTOĞLU
TÜRKÜCÜ/ŞARKICIZÜLFÜ LİVANELİ,ALİ KIRCA,ALPAY,SUAVİ,MUSTAFA YILDIZDOĞAN,BEDİA AKARTÜRK
TALKSHOW
 
OTELLER
RESTORANTLAR
ALIŞVERİŞ
KÜLTÜR
 
GEZİ NOTLARI



Yapım Tekniği
  
58 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın