• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
AMASYA HARİKALAR DİYARI
Genel Bilgiler
 

Nüfus

321977

Yüzölçümü

5701,00

Rakım

1150,00

Plaka Kodu

05

Telefon Kodu

358


Amasya ili; Orta Karadeniz Bölümünün iç kısmında yer almaktadır. Doğudan Tokat, güneyden Tokat ve Yozgat, batıdan Çorum, kuzeyden Samsun illeri ile çevrilidir.

İlin yüzölçümü 5.701 km2 dir.

Toplam sınır uzunluğu 492 km olan ilin Samsun’la 169 km, Tokat’la 165 km, Yozgat’la 6 km, Çorum’la 152 km. sınır uzunluğu vardır.

İl genelinin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği (rakım) 1.150 m, il merkezinin ise 411,69 m dir.

Amasya İli merkez ilçedeki ormanlar büyük ölçüde Akdağ bölgesinde yayılış göstermekte, yükseklerde sarıçam, karaçam ve kayın, düşük rakımlarda kızılçam, ardıç, meşe, gürgen ve titrek kavak yayılış göstermektedir. Bunun yanında yabani ahlat ve erik gibi ağaççıklar, sürünücü ardıç gibi çalı formları da vardır.

  İl’in ormanlık alan yüzdesinin en fazlası Taşova İlçesi’nde bulunmaktadır. Özellikle Akdağ ve Boğalı dağ silsilelerinin kuzeye bakan yamaçları ile Destek Çayı’nın kuzeyindeki bölgede 1000 m yükseltiden sonra iyi vasıflı kayın ormanları bulunmaktadır.Güneye bakan yamaçlarda ise Yeşilırmak Vadisi’nden başlayıp yukarılara doğru sırasıyla kızılçam, meşe türleri, karaçam ve sarıçam yer yer saf yer yer de karışık ormanlardan oluşmaktadır. Ayrıca gürgen, kayacık, üvez, kızılcık, akçaağaç, geyik dikeni, sandal ve fındık gibi ağaç ve ağaççıklar, böğürtlen, eğrelti, yabani gül, katran ardıcı, laden, ısırgan otu ve orman gülü gibi alt florayı teşkil eden bitki örneklerine rastlanmaktadır.

    Merzifon İlçesi Tavşan Dağı’nda bloklar halinde kayın ormanları ve bu ormanlar içerisinde münferit olarak yabani kiraz, ayı fındığı, akçaağaç, ıhlamur, gürgen gibi yapraklı türler bulunmaktadır. Bunun yanında yükseklerde lokal olarak sarıçam ve karaçam koru ormanları, daha düşük rakımlarda ve güney yamaçlarda ise meşe türlerinin oluşturduğu baltalık ormanları yayılış göstermektedir.

    Yine Gümüşhacıköy İlçesi’nin Vezirköprü istikametindeki dağlık bölgelerinde sarıçam, karaçam, daha aşağılarda meşe türleri yayılış gösterir. Hamamözü’nde ise karaçamla birlikte meşe ormanları, yer yer de ardıç türlerine rastlanmaktadır.

    Göynücek İlçesi Amasya İli’nin güneyinde yer alması ve İç Anadolu Bölgesi’ne geçiş zonunda bulunması nedeniyle step bitki örtüsüne sahip olmakla birlikte bu bölgede bulunan ormanların ağırlığını baltalık olarak işletilen meşe türleri ve kısmen de ardıç ağacı oluşturmaktadır.
    
   Endemik bitkiler açısından yöre oldukça zengin tür(109) ve çeşitleri (246) içermektedir. Bu türler arasında yöresel adlarıyla hazeran, kuduz otu, akça çiçeği, dolama otu,Milattan öncesine uzanan tarihi ve hayranlık uyandıran kral kaya mezarları, şehrin içinden akıp giden Yeşilırmak’ın güzelliği, Selçuklu ve Osmanlı izlerini bugüne taşıyan ahşap evleriyle, Amasya böyle bir keşif yolculuğu için ideal... İşte Amasya gezi notlarım...

   Osmanlılar döneminde padişahlar şehzadelerinin çekirdekten yetişmesini ister, bu amaçla eğitimleri için Amasya’ya gönderirmiş. Bu nedenle Amasya’nın yüzyıllardır süregelen unvanı “şehzadeler şehri.” İslami eğitim açısından da önemli merkezlerden biri olarak kabul edilen şehir tek seferde 2 bin ilahiyat öğrencisine iaşe dağıtabilecek zenginlikteymiş.

Eğer keşfetmek ve farketmek üzerine bir seyahate çıkacaksanız bana göre üç şey vazgeçilmez olmalı: tarih, doğa ve kültürel miras. 

   Şehrin tarihi milattan öncesine dayanıyor. Coğrafyanın babası sayılan Amasya doğumlu Strabo belki biraz da mitolojik hikayelerin etkisinde kalarak, şehrin kuruluşunu Amazonların kraliçesi Amasis’e atfetmiş.

Amasya'da Kral Kaya Mezarları

   Amasya’da özellikle tarih meraklılarının ilgisini çeken yerlerin başında kral kaya mezarları geliyor. Bana göre Dalyan’dakiler daha gösterişli fakat Amasya’dakiler de kesinlikle görülmeye değer. Mezarlara ulaşmak için nehrin kuzey kıyısında yer alan Hatuniye Mahallesi’nden yukarı tırmanmak gerekiyor. 18 mezarın sadece kralların gömüldüğü yer değil aynı zamanda birer tapınak olarak da kullanıldığına inanılıyor. Hemen yanındaki Kızlar Sarayı ise geçmişte hükümdarların yaşadığı yermiş.

   Kaya mezarların tepesinde, Pontus döneminden kalma kalenin yıkıntılarını da görebilirsiniz. Kale, son yapılan restorasyonla biraz daha güzelleşmiş ve güzel bir manzarası var. Hele ki orada bulunduğunuz dakikalar bir ezan vaktine denk gelirse, aşağıdaki vadide yankılanan seslerin yaydığı huşu içinizi dolduracak. Işıklandırılan kaya mezarlarını akşam seyretmek ise ayrı bir keyif…

   Amasya ile özdeşleşen 19. yüzyıldan kalma evler, koruma altında. Bağdadi ve hımış tekniklerinin en güzel örnekleri olarak kabul edilen evler, bitişik nizamda Yeşilırmak Nehri kenarında tarihi sur duvarları üzerinde yer alıyor. Geleneksel Osmanlı evlerinin tüm özelliklerine sahip olan yapılar şu özelliklere sahip; bodrum üzeri çıkılmış tek ya da iki kat, haremlik selamlık bir düzen, avlunun ya da bahçenin genellikle ortada yer almasıyla dışa kapalı bir görünüm, dışa taşkın ikinci kat uygulamaları, cumbalar ve içerinin görünmesini önleyen pencere kafesleri. Osmanlı evlerinin en güzel örneklerinden olan Hazeranlar Konağı ziyaret edilmeli. Burada 19. yüzyıl zenginlerinin nasıl yaşadığına dair fikir edinmeniz mümkün. Zemin kat bir nevi galeri olarak kullanılıyor ve farklı sanat dallarına ait sergiler açılıyor.
 
23 Bin Eserlik Amasya Müzesi

   Amasya Müzesi görülmeyi hak ediyor. Kalkolitik Çağ’dan başlayıp Osmanlı dönemine kadar tam on iki farklı medeniyete ait yaklaşık 23 bin 500 eser barındırıyor. En ilgi çeken bölüm ise bahçede yer alan bir Selçuklu mezarı. Mezar, Burmalı Minare Camii’nin altında bulunan mumyaları barındırıyor. Mumyaların tarihinin Moğolların Anadolu’ya akın edip Selçuklu saltanatına son verdikleri döneme dayandığı biliniyor. Arkalarında birçok küçük devlet bırakmış Moğollar. Mumyaların sahibi olan İlhanlı Beyliği de Moğolların ardından ortaya çıkmış bu küçük devletlerden biri ve Osmanlılar tarafından tarihten silinene kadar Amasya’da hakimiyetini sürdürmüş.

Asırlık Ağaçların Gölgesindeki Külliye

   Nehir kıyısında yapacağınız yürüyüşte karşılaşacaklarınız arasında, mis kokulu şimşir çitlerin çevirdiği muhteşem güzellikteki Sultan 2. Beyazıt Camii yer alıyor. Medrese, kütüphane, imaret ve çeşme gibi birbirinden farklı hizmetler sunan birçok binanın bir cami etrafında yer almasıyla oluşan külliye, bu kategorideki yapıların en iyi örneklerinden biri. Bahçesini gölgeleyen ağaçlar arasında, yaşı 400-500 arasında olanlar var. Tarihe tanıklıklarını saygıyla selamlamadan geçmeyin…

Amasya'dan Mimari Notları

• Şehrin doğusunda yer alan Gümüşlü Camii, defalarca yeniden inşa edilmiş.
• Kurtuluş Savaşı’nın temellerinin atıldığı Amasya Kongresi’nin anısına dev bir Atatürk heykeli yapılmış.
• 2. Beyazıt’ın oğlunun lalası için 1468’de Mehmet Paşa Camii; sultanın kapıağası Hüseyin Ağa için ise 1488’te Büyük Ağa Medresesi yapılmış.
• Giriş kapısındaki oyma işçiliğiyle hayranlık uyandıran 1309’dan kalma Bimarhane, İlhanlılar tarafından darüşşifa ya da akıl hastalıkları hastanesi olarak kullanılmış.
• İran mimarisinden izler taşıyan Selçuklu yadigarı Gök Medrese Camii, 1267 yılında inşa edilmiş.

Amasya Elması ve Mutfağı

Amasya elması, küçücük, bir yarısı kırmızı diğer yarısı sarı ya da yeşile çalan renkte. Aslına bakarsanız pek dikkat çekici değil, zaten adı da “Amasya Elması” değil… Asıl adı “Misket Elması” ama yetişmek için en sevdiği toprak Amasya olunca zamanla bu şehrin adıyla anılır olmuş. Şehrin köklü tarihi Amasya’ya zengin bir lezzet yelpazesi hediye etmiş. Özellikle şehzadelerin eğitim için gönderildiği yer olması nedeniyle, saray mutfağı şehre taşınmış. Hem kendine özgü yemekleri var hem de Anadolu’nun birçok yöresinde bilinen yemeklerin malzeme ve pişirme teknikleri farklılaşarak hazırlanan versiyonları. Çatal çorba, toyga çorbası, bakla dolması, kuzu eti ve karın zarı kullanılanarak yapılan göbek dolması, Amasya çöreği, yağlı katmer, elma tatlısı ve hasuda yöresel lezzetlerden birkaçı...
 
 
Amasya Adının Kökeni : Eskiçağda bir çok Anadolu şehrinin kurucu (ktistes) tanrısı veya kahramanının olduğu bilinmektedir. Bu mitolojik kuruluş Amasya içinde geçerlidir. Roma İmparatoru Septimius Severus (M.S. 193-211) dönemine ait bir Amasya sikkesi üzerinde yer alan ERMHC KTICAC THN POLIN yazıtından hareketle Hermes’in Amasya kentinin kurucu tanrısı olduğu kabul edilmektedir. Bu kısa açıklamadan sonra Amasya adının tarihçesine gelecek olursak; Hitit belgelerine göre Amasya’nın bilinen ilk adının Hakmiş [Khakm(p)is] olduğu sanılmaktadır. Bu isim olasılıkla Perslerin Amasya’yı fethine kadar devam etmiştir.

Amasya’nın Pontus dönemindeki adı “Amasseia” dır. Özellikle M. Ö. II. yüzyıldan itibaren darp edilen Amasya şehir sikkelerinde AMASSEİA ibaresi açıkça görülmektedir. Zaten coğrafyacı Strabon’da Amasya için Amaseia sözcüğünü kullanmaktadır. Amaseia sözcüğü, “Ana” anlamına gelen ve özellikle “Ana Tanrıça” yı kasteden ‘Ama’ ve onun çeşitlemesi olan ‘Mâ’ ibaresi ile bağlantılıdır. Bundan hareketle denilebilir ki Amaseia “Ana Tanrıça Mâ’nın şehri” anlamına gelmektedir. Ana Tanrıça Mâ, Perslerin Anadolu’yu fethinden sonra tapımı yaygınlaşan doğu kökenli bir tanrıçadır. Aynı zamanda bu tanrıça Pontus ve Kapadokya’nın yerel tanrıçasıdır. Amaseia sözcüğü de Persler zamanındaki asıl söyleniş şeklinin Hellen ağzına uydurulmuş biçimidir. Roma döneminde Amaseia adı fazla bir değişikliğe uğramadan AMACIAC (Amasia) olarak kullanılmıştır. Örneğin, İmparator Septımıus Severus, Caracalla ve Severus Alexander döneminde darp edilmiş Amasya şehir sikkelerinde AMACIAC adını görmekteyiz.

   Bizans devrinde de Amasia adının değişmeden devam ettiği bilinmektedir. Amasya’nın adı Danişmendliler zamanında ise bazen Amasiyye, bazen de Şehr-i Haraşna olarak anılmıştır. Selçuklu, İlhanlı, Beylikler ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Amasya adı herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Amasya adının kökeni konusunda günümüzde artık geçerliliğini kaybetmiş olan ve bilimsel bir temele dayanmayan bazı iddialar da ortaya atılmıştır. Bu iddialar arasında Amasya adının Mısır kralı Amasis’ten veya Ermeni kralı Amasyus’tan gelmiş olabileceği şeklinde bazı yaklaşımlar da vardır. Fakat bu ve benzeri iddialar gerçeği yansıtmayan sadece isim benzerliğine dayanan yaklaşımlardan ibarettir. Amasya’nın Tarihi Amasya’daki ilk yerleşmeler mevcut bilgilerimiz ışığında Kalkolitik Çağa (M.Ö. 5500-3000) kadar uzanmaktadır.

   Kuşkusuz Amasya’nın tarihi Kalkolitik Çağla sınırlandırılamaz. Bu nedenle denilebilir ki Amasya’nın tarihi de Anadolu’nun tarihi kadar eskidir fakat bunu somut temellere oturtabilmek için yoğun arkeolojik kazılar ve bilimsel araştırmalar yapmak gerekecektir.

   Amasya sınırları içerisinde Kalkolitik Çağa ait önemli bazı yerleşmeler arasında Amasya merkez Ovasaray köyü Hamam Tepesi höyüğü, Sarımeşe köyü Künbet höyük ve Ayvalıpınar köyü Ayvalıpınar höyüğü ile Suluova ilçesi Kanatpınar köyü Devret höyük ve Deveci köyü Yoğurtçu Baba höyükleri sayılabilir. İlk Tunç Çağında da (3000-2500) Amasya’da yoğun bir yerleşmenin olduğu bilinmektedir. Bu dönem höyüklerine Amasya merkez Yassı höyük (Oluz höyük), Gümüşhacıköy ilçesi Sallar höyük, Merzifon ilçesi Hayrettin köyü Delicik Tepe höyüğü, Göynücek ilçesi Gediksaray höyük, Alakadı köyü Türkmenlik Tepe höyüğü ve Merzifon ilçesi Kayadüzü höyük örnek verilebilir. Amasya, Orta Tunç Çağında (M.Ö. 2500-2000) Mezopotamya yazılı belgelerinde “Hatti Ülkesi” olarak bilinen uygarlığın sınırları içerisinde kalmıştır.

    M.Ö. 2500-2000 tarihleri arasında Anadolu’da güçlü bir uygarlık kurmuş olan Hattilere ait önemli yerleşmelerden biri de Amasya Merkez ilçeye bağlı Mahmatlar Höyüğüdür. Mahmatlar Höyük 1949 yılında ne yazık ki defineciler tarafından kaçak kazılar sonucu tahrip edilmiştir. Burada bulunan eserler daha sonra resmi makamlarca ele geçirilmiş olup altın, gümüş ve bronzdan oluşan bu eserler Hatti uygarlığının önemli yapıtlarındandır. Hatti egemenliğine Hititler tarafından son verilmesi üzerine Amasya şehri Hititlerin egemenlik sahasında kalmıştır. Kendilerini Nesice konuşanlar anlamına gelen Nesili sözcüğü ile adlandıran Hititler Anadolu’da büyük bir siyasi birlik kurmuşlardır. Amasya şehri de bu dönemde Hititlerin sınırları içerisinde kalmıştır. Hititlerin Amasya’daki önemli yerleşim yerlerinden biri Amasya merkez Doğantepe (Zara) beldesidir. Bu beldede bulunmuş olan ve M.Ö. 1400-1200 yılları arasına tarihlendirilen Hitit fırtına tanrısı teşup’a ait olan bronz heykel günümüze intikal etmiş önemli Hitit eserlerindendir. Hititler, içinde bulundukları kuraklık ve kıtlığın etkisiyle yaşadıkları bunalımlı bir dönemde, bir görüşe göre Karadeniz dağlarının kavgacı insanları Kaşgaların diğer bir görüşe göre ise, içinde Friglerin de bulunduğu ve Balkanlardan Anadolu’ya gelen bazı kavimlerin akınları sonucunda M. Ö. 1190 tarihi civarında egemenliğini yitirmişlerdir. Bu yıllarda meydana gelen yıkım, talan ve katliamlar sonucunda Amasya’nın da içinde bulunduğu orta Anadolu’da Karanlık Çağ olarak adlandırılan bir dönem başlamış ve 400 yıldan fazla devam eden bu süreç hakkında elde fazla bilgi bulunmamaktadır. M. Ö. 750 den sonra Siyasal bir güç olarak tarih sahnesine çıkmış olan Frigler kral Midas döneminde (M.Ö. 725-695/675) sınırlarını genişletmiş ve bunun sonucunda Amasya yöresi de Friglerin egemenlik sahası içerisinde kalmıştır.

    Frigler M.Ö. 676 yılında Kafkaslar üzerinden gelen Kimmerler’in şiddetli saldırıları karşısında dayanamayarak kısa sürede güçlerini kaybetmiş ve yıkılma sürecine girmiştir. Kimmerler; bu dönemde Anadolu’da yer alan güçlü devletler karşısında bir tehdit unsuru olmuş ve sanatsal açıdan ilişkide bulundukları toplumları etkilemişlerdir. Kimmerler, Karadeniz bölgesinde yayılmış ve bu dönemde Amasya ve civarı Kimmerlerin egemenlik alanı içerisinde kalmıştır. Amasya’da Kimmerler devrine ait fazla eser olmamakla birlikte Gümüşhacıköy ilçesi İmirler köyündeki bir kurgandan çıkarılarak Amasya Müzesine getirilen madenî savaş aletleri bu döneme ait eserlerdendir. Anadolu tarihinde M.Ö. 675-585 arası önemli bir güç olarak varlığını hissettiren Kimmerler ve İsikitler, daha sonra yavaş yavaş etkinliğini yitirmişlerdir. Kimmerlerin yaşadığı çağda İskitlerde tarih sahnesinde görülmektedir. Zaten Herodot’un da ifade ettiği gibi; İskitler genellikle Kimmerlerin yerleşim yerleri üzerine yerleşmişlerdir.


   Bu nedenle Amasya ve civarındaki Kimmer egemenliği sonrasında İskit egemenliği görülür. Anadolu’daki iki büyük güç olan Lidya ve Med devletleri arasında beş yıl boyunca süren savaşın son bulması üzerine, M.Ö. 585 yılında her iki güç arasında Kızılırmak sınır olarak kabul edilmiş ve bunun üzerine Amasya Pers egemenliğine kadar Medlerin sınırları içerisinde kalmıştır. Kısa süren Med egemenliğinden sonra Amasya, M. Ö. 547/46 tarihinde Pers İmparatorluğunun kurucusu Kyros’un Lidya kralı Kroisos’u yenmesi üzerine Anadolu’nun büyük çoğunluğu gibi Pers idaresi altında kalmıştır. Persler, fetihler yoluyla egemen oldukları yerleri toplam yirmi satraplık halinde taksim ederek buralara birer genel vali atamışlardır. Bu genel valiler, tacın muhafızı anlamına gelen satrap sözcüğü ile adlandırılıyordu. Bu dönemde Amasya yaklaşık iki yüz elli yıl boyunca Kapadokya Satraplığı olarak bilinen bölgenin doğu sınırları içerisinde kalmıştır. Bu dönemde, Sardes’ten başlayan ve Susa’da son bulan kral yolu güzergahının belli bir kısmı Amasya’nın da içinde bulunduğu Yeşilırmak ovasında geçmektedir. M.Ö. 333 yılında meydana gelen İssus Savaşında; Pers kuvvetlerinin Büyük İskender’in güçleri karşısında yenilmesi sonucunda, Amasya’nın da içinde bulunduğu Kuzey Kapadokya (Pontos) bölgesi dışında Anadolu’nun büyük bir kısmı Makedonya Krallığının egemenliğine girmiş ve böylelikle tarihte Hellenistik Çağ olarak bilinen ve Anadolu’da etkisini daha çok kültürel ve sanatsal boyutta hissettiren bir dönem başlamıştır. Bu dönem; özü itibariyle doğu ile batı inanç ve kültürlerinin sentezi olan bir dönemdir. Büyük İskender’in erken ölümü üzerine (M.Ö. 323) Anadolu’da siyasi anlamda yeni bir süreç baş göstermiştir. Bu süreçte; Büyük İskender’in halefleri imparatorluğun birliğini sağlayamamış ve imparatorluk çeşitli krallıklara bölünerek dağılmıştır. Bu gelişmeler yaşanırken M.Ö. 301 yılında Pers kökenli Mitridates Ktistes, Pontos Devletini kurarak Amasya’yı başkent yapmıştır. Başkentin V. Mitridates Euergetes (150-120) döneminde Sinop’a nakledilmesine kadar uzun yıllar Pontos Devletinin başkenti olarak kalmış olan Amasya’da, büyük bir imar faaliyeti başlamış ve özellikle Mitridates Eupator döneminde bu faaliyetle birlikte şehir bir kültür merkezi haline gelmiştir. Bu dönemde; Pontos Devleti ile Roma İmparatorluğu arasında özellikle V. Mitridates zamanında gelişen iyi ilişkiler, Mitridates Eupator döneminde (M.Ö. 111-63) tersine dönmüş ve bunun sonucunda uzun yıllar süren Mitridates savaşları yaşanmıştır. En son M.Ö. 63 yılında Mitridates Eupator ile Romalı general Pompeius’un orduları arasında yapılan savaşta Eupator’un yenilmesi üzerine Amasya Roma askerleri tarafından işgal edilerek tahrip edilmiştir. Pompeius, Mitridates’e karşı kazanmış olduğu bu zaferden sonra Pontos devleti egemenliğine son vererek Pontos’un topraklarını Bithynia bölgesiyle birleştirerek Bithynia-Pontos Eyaletini oluşturmuştur. Bundan böyle Amasya ve civarı Roma egemenliği altına girmiştir. Mitridates Eupator’un oğlu olan Kırım kralı II. Pharnakes, Roma İmparatorluğu içerisinde yaşanan iç savaşlar nedeniyle Pontos Devletinin eski topraklarını bir süre geri almayı başarmış fakat M.Ö. 47 yılında Zela (Zile) yakınlarında Caesar (sezar) komutasındaki Roma birlikleriyle yaptığı savaşta yenilmesi üzerine, Amasya’nın da içinde bulunduğu topraklar tekrar Roma egemenliğine geçmiştir. Parthlar’ın Karia’ya kadar olan bölgeyi işgal etmeleri üzerine Roma İmparatoru Antonius komutanları aracılığıyla Parthlar’ı yenerek onları Anadolu’dan atmıştır. Bu olaydan sonra Anadolu’ya gelen Antonius, Parthlar’ın olası saldırılarını önlemek amacıyla kendi toprakları ile Parthlar arasında tampon bir bölge oluşturmak için bazı vasal krallıklar kurdurmuştur. M.Ö. 39 yılındaki bu gelişmeye göre; İçinde Amasya’nın da bulunduğu Pontos bölgesi II. Pharnakes’in oğlu Darius’a verilmiştir. Amasya bu dönemde Pontos Galaticus bölgesinin Metropolis’i olup önemli bir şehir konumundadır. M.Ö. 25 yılında İmparator Augustus (M.Ö. 27 – M.S. 14) kendisine bağlı Provincia Galatia eyaletini kurarak bir çok bölgeyle birlikte Pontos Galaticus bölgesini de bu eyalete bağlamıştır. Roma İmparatorluğu döneminde eyalet statüsünde olan Amasya, aynı zamanda eyaletler arası yol sisteminin de merkezi konumuna gelmiştir. Örneğin Galatya ve Kapadokya yolları Amasya’da son buluyordu. Amasya’da İmparator Domitianus’tan (M.S. 81-96) itibaren Severus Alexander (M.S. 222-235) dönemine kadar şehir sikkeleri darp edildiği de bilinmektedir. Bu sikkelerden bir çoğu günümüzde Amasya Müze Müdürlüğü sikke koleksiyonunda yer almaktadır. Amasya şehri; İmparator Diocletianus sonrasında Diospontus’un dinsel ve idarî merkezi durumuna gelmiş ve VIII. yüzyıldan itibaren ise Bizans’ın askerî vilâyetlerinden (thema) olan Armeniakon kaleleri arasında yer almıştır. Büyük Selçuklu ordusunun 1071 Malazgirt savaşını kazanması üzerine Sultan Alparslan’ın mahiyetinde bulunan üst düzey komutanlar, mahiyetlerindeki askerlerle birlikte Anadolu içlerine doğru akınlara başlamıştır. Bu akınlar sonucunda Anadolu’daki Bizans egemenliği sona ermiş ve kazanılan topraklarda, fetihleri yapan komutanlar Selçuklu Devletinin izniyle kendi içinde bağımsız beylikler kurmuşlardır. Bu süreçte Amasya ve civarı Danişmend Ahmet Gazi tarafından fethedilerek bölgede Türk egemenliği dönemi başlamıştır. Bu dönemde Anadolu’ya gelmiş olan haçlı ordusuna karşı Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan ile Danişmend Ahmet Gazi komutasındaki birliklerin Amasya-Merzifon arasında 5 ağustos 1101 günü yapmış olduğu savaş sonucunda haçlı ordusu bozguna uğratılmıştır. Danişmendlilerin yaklaşık yüzyıl süren egemenlik dönemi Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın 1175 yılında Amasya’yı ele geçirmesiyle sona ermiştir. Böylelikle Amasya şehri ve civarı Selçuklu egemenliği altına girmiştir. II. Kılıç Arslan uzun süren saltanatı sırasında Selçuklu Devletini on bir oğlu arasında paylaştırmış (1185/1186) ve bu paylaşım sırasında Amasya Nizameddin Argunşah’ın hissesine düşmüştür. Nizameddin Argunşah’ın kardeşi II. Rükneddin Süleymanşah’ın (1196-1204) Selçuklu saltanatını ele geçirmesi üzerine bir çok yöre gibi Amasya’da bu sultana bağlı bir il haline gelmiştir. Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad, Moğolların bir tehdit unsuru haline gelmesi üzerine olası bir Moğol saldırısına karşılık komşusu Harezm beylerinin deneyimlerinden yararlanmak amacıyla bazı illeri onlara timar (dirlik) olarak vermiştir. Amasya bu dönemde timar olarak Bereket Han’a verilmiştir (1231). Sultan Alaaddin Keykubad (1220-1237) sonrasında ülkenin iyi yönetilememesi Selçuklu Devletinde bazı toplumsal olayların meydana gelmesine neden olmuştur. 637H./1239M. tarihinde meydana gelen ve merkezi Amasya olan Babaîler Başkaldırısı bu dönemde görülen önemli toplumsal hareketlerin başında gelmektedir. Baba İlyas Horasanî önderliğinde başlayan bu başkaldırıda, Baba İshak Kefersudî hareketin pratik sürecini Kefersud köyünden başlatmış ve bu başkaldırı süresince yaşanan gelişmelerde Amasya önemli bir tarihi mekan olarak olaylara tanıklık etmiştir. Selçukluların resmi tarihçisi İbn-i Bibi bu olayı kendince naklederken Babaîlerin Amasya’ya gelişini; “...Amasya’ya geldiklerinde kuvvet ve kudretlerinin ışığı her tarafı tutmuştu...” Satırlarıyla ifade eder. Başkaldırının büyüyerek yayılması ve katılımın çok olması sonucu, Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246) ihtiyaten Kubadabad kalesine çekilir ve bu sırada Amasya Subaşılığına atanan Hacı Armağanşah hareketin bastırılması için görevlendirilir. Sonuçta kanlı bir şekilde bastırılan Babaîler Başkaldırısının önderi Baba İlyas, Hacı Armağanşah tarafından tekkesinde ele geçirilerek Amasya Kalesi burçlarına astırılır. Selçuklu Devleti’nin 1243 Kösedağ Savaşında Moğollara yenilmesinden sonra Anadolu’nun neredeyse her yanı yağmalanmaya başlanmış ve Selçuklu Devleti yarım yüzyılı geçkin bir süre Moğollar tarafından sömürülmüştür. Bu yağma ve sömürü ortamında doğallıkla Amasya’da etkilenmiştir. Anadolu’yu işgal etmiş olan Moğollar daha çok Amasya’nın da içinde bulunduğu Orta Anadolu Bölgesine yerleşmişlerdir. Bu yerleşenlere genellikle Tatar adı verilmektedir. Bu dönemde Amasya’ya yerleşenler ise daha çok sol kol oymakları olarak da bilinen Ca’unğar oymaklarıdır. İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın 1335 yılında ölümü sonrasında, İlhanlıların Anadolu genel valisi bulunan Sultan Alaeddin Eratna bağımsızlığını ilan ederek Eratnalılar Devletini kurmuş ve bu gelişmeler sonrasında ise Amasya 742H./1341M. tarihinde Eratnalıların egemenliği altına girmiştir. Amasya aynı yıl merkezi Niksar olan Taceddinoğulları Beyliği tarafından işgal edilmiş, bir süre bu işgale ses çıkarmayan sultan Eratna, Mısır Memlûklu sultanı Melik Nâsır’ın himaye ve desteğini sağladıktan sonra işgalciler üzerine emirlerinden Tüli Bey’i göndermiş ve bunun üzerine Tüli Bey Amasyalıların da yardımıyla Amasya ve çevresini Taceddin Doğanşah’ın elinden alarak bu işgale son vermiştir. Bu dönemde; Zeyneddin Tüli Bey Amasya Emirliği yapmış onun ölümünden sonra ise 747H./1347M. yılında Hacı Kutluşah Amasya Emirliği görevine getirilmiştir. Sonrasında ise Hacı Kutluşah’ın büyük oğlu Şahabeddin Ahmet Şah 753H./1352M. ortalarında Amasya Emiri olmuş, 757H./1356M. yılında ise, Emir Kebir Şücaaddin Süleyman Bey Amasya Emirliğini zorla ele geçirmiş, ondan da tekrar Şahabeddin Ahmet Şah 759H./1358M. tarihinde Amasya Emirliğini geri almıştır. 760H./1359M. yılında Amasya Emirliği görevine Hacı Kutluşah’ın diğer oğlu Hacı Şadgeldi Paşa getirilmiş ve 762H./1361M. yılında ise, eski Amasya Emiri Şücaaddin Süleyman Bey’in oğlu Alaaddin Ali Bey Amasya Emiri olur. Fakat Kaynar Vakıasından sonra 763H./1362M. tarihinde Hacı Şadgeldi Paşa ikinci kez Amasya Emiri olarak tarih sahnesinde görülür. Sultan Eratna’dan sonra devleti yöneten sultanların zayıf olmaları ayrıca zevk ve sefaya düşkünlükleri devlet otoritesinin sarsılmasına ve görev yapan idarecilerin bağımsızlık fikrine kapılmalarına yol açmıştır. Bu yıllarda Amasya Emiri Hacı Şadgeldi Paşa da, kendi başına buyruk hareket etmeye başlamış ve daha sonra ise beyliğini ilan etmiştir. Şadgeldi Paşa döneminde Amasya’da kayda değer imar faaliyetleri görülür. Bu dönemde; 764H./1363M. tarihinde Amasya Kalesi onarılır ve eski darphane yenilenir ayrıca Amasya’da büyük bir kağıt fabrikası yaptırılır. Bu faaliyetlerle birlikte 773H./1372M. tarihinde yapımı biten cami, medrese ve imaretten oluşan bazı yapı birimlerinin de yaptırıldığı bilinmektedir. Eratna Devleti naibi Kadı Burhaneddin ile 1381 yılında yaptığı savaşta hayatını kaybeden Hacı Şadgeldi Paşa’dan sonra oğlu Fahrettin Ahmet Bey Amasya Emirliği görevini üstlenmiştir. Fahreddin Ahmed Bey de babası gibi Kadı Burhaneddin ile devamlı bir mücadele içerisinde olmuş fakat bu mücadelelerden bir sonuca varamamış olması nedeniyle başka bir sancağa karşılık Amasya’yı Osmanlılara vermeyi teklif etmiş, bunun üzerine 795H./1393M. tarihinde şehzade Çelebi Mehmed komutasındaki Osmanlı ordusunun Amasya’ya gelmesi üzerine şehir Osmanlı idaresine girmiştir. 15. yüzyılın başında Timur’un Anadolu’yu işgal etmesi ve büyük yıkımlar yapmaya başladığı süreçte Amasya da Timur’un askerlerince kuşatılmış ve bu kuşatma yedi ay boyunca devam etmiştir.


   Yıldırım Bayezid’in Ankara Savaşında (1402) Timur’a yenilerek esir düşmesi ve sonrasında şehzadeleri arasında meydana gelen taht kavgaları üzerine Fetret Devri olarak bilinen bu dağılma sürecinde Osmanlı birliğini sağlamaya çalışan ve bunda da başarılı olan Çelebi Sultan Mehmet, bu mücadele yıllarında Amasya’yı kendisine merkez edinmiştir. 1402 yılında Yakut Paşa’nın Amasya Emiri olduğu dönemde, Timur tarafından Kara Devletşah Amasya’ya emir olarak atanmış, fakat Kara Devletşah Amasya halkı ve ileri gelenlerince zalim bir insan olarak bilindiğinden onun emirliği tanınmamış ve şehre girmesine izin verilmemiştir. Bunun üzerine Kara Devletşah Kağala/Hakala köyünde konaklamış ve burada şehrin diğer kısımlarına hükmetmiştir. Çelebi Sultan Mehmet, Kara Devletşah’ın bu şekilde hareket etmesine karşılık onunla savaşarak bozguna uğratmış ve Kara Devletşah savaş meydanında öldürülmüştür. Osmanlılar devrinde Amasya, 15. yüzyılın ilk yarısından itibaren şehzadelerin görev yaptığı bir sancak ve aynı zamanda Eyalet-i Rum’un da merkezi konumundadır. Amasya, Yörgüç Paşa’nın Beylerbeyi olduğu dönemde (1422/1435); Sivas, Tokat, Çorum ve Samsun sancaklarından müteşekkil bir vilayet olup, bu dönemde Amasya’ya “Rumiyye Vilayeti” deniliyordu. Bu dönemde Amasya ve civarında Kızıl Koca Oğulları namıyla bilinen ve mevcut sistemin disiplini altına girmemiş olan bir Türkmen topluluğunun ortaya çıktığı ve bu topluluğun yörede haramilik-eşkıyalık yaptığı, Yörgüç Paşa’nın ise bazı hileler ile bu grubu ve ele başlarını kandırarak Amasya’ya bir ziyafete davet ettiği ve bu davet sonunda hepsini yakalatarak kılıçtan geçirdiği, kaçarken yakalananları ise Amasya’daki mağaralara hapsedip saman buğu ile öldürttüğü bilinmektedir. Osmanlılar devrinde Amasya’da görülen önemli olaylardan biri de tarihte Celalî İsyanları olarak bilinen toplumsal olaylardır. Özellikle 16. yüzyılda yaşanan bu olaylarda celalî grupları daha çok içinde Amasya’nın da bulunduğu Yeşilırmak havzası içerisinde hareket etmişlerdir.

   Bu dönemde Amasya’da büyük kargaşalar yaşanmıştır. Bu isyanlar içerisinde özellikle Amasya Sancak Beyliği de yapmış olan Urfalı Kara Yazıcı Abdülhalîm’in yaşattığı kargaşa Amasya’da meydana gelmiş önemli olaylardandır. 1011H./1603M. tarihinde yaşanan bu olaylarda Kara Yazıcı Abdülhalîm’in taraftarları Amasya yakmışlardır. Bu talan hareketi öylesine şiddetli bir şekilde yaşanmıştır ki, bu sırada Amasya eşraf ve âyânı servetleriyle birlikte kral mezarları içerisine sığınmak zorunda kalmıştır. Amasya, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde önemli olan bir antlaşmaya da tarihi mekan olmuştur. 1555 yılı nisan ayı sonunda yapılmış olan ve tarihte Amasya Antlaşması olarak bilinen bu antlaşma İran-Safevî Hanedanıyla yapılmış ilk ve önemli antlaşmalardan biridir. Bu sırada Kanunî Sultan Süleyman Amasya’da ikamet etmektedir. Osmanlı tarihine yön veren bir çok şehzadenin Amasya’da yetişerek görev yapmış olması nedeniyledir ki, Amasya Osmanlı tarihinde “şehzadeler şehri” olarak meşhur olmuştur. Bu şehzadeler arasında; Çelebi Sultan Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet ve II. Bayezid gibi sonradan padişah olmuş olanlarda vardır. Ayrıca, Amasya’da görev yapmış ve burada ölmüş bazı şehzadeler de bilinmektedir.

   Bu şehzadelerden bazılarının türbeleri yakın geçmişe kadar ayaktayken günümüzde mevcut değildir. Osmanlılar tarafından fethedildiği tarihten itibaren şehzadelerin tahtgâhı olan Amasya, Şehzade Bayezid’in 967H./1559M. tarihinde İran’a firar etmesinden sonra şehzade (çelebi sultan) sancaklığından çıkarılmış ve bu tarihten sonra Amasya’da hiçbir şehzade görevde bulunmamıştır. Celalî İsyanlarının bastırılması sonrasında Amasya’da Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar kayda değer bir hareketliliğin yaşanmadığı bilinmektedir.

   I. Dünya savaşı sonrasında İtilâf Devletleri tarafından Osmanlı Devleti işgal edilmeye başlanmış ve bu sırada 19 Mayıs 1919 yılında bir umut ışığı olarak Samsun’a gelen Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları 12 Haziran 1919 tarihinde de Amasya’ya gelmiş ve 22 Haziran 1919 tarihinde Amasya Tamimi olarak bilinen kurtuluş genelgesini bütün yurda Amasya’dan ilân etmiştir. Bu nedenle denilebilir ki, 1402 tarihinden sonra yaşanan Fetret Devrinde Osmanlı birliğini sağlamaya çalışan Çelebi Sultan Mehmet’e sağlam bir sığınak olan Amasya, ikinci fetret devri denilebilecek Ulusal Kurtuluş Savaşında da kurtuluş mücadelesinin önemli bir ilkesi olan “Ulusun bağımsızlığını ancak ulusun azim ve kararı kurtaracaktır” kararının alındığı merkez olması açısından tarihi bir görev üstlenmiştir.

Borabay Gölü - Amasya

Bir doğa harikası olan Borabay gölü, doğa yürüyüşü, piknik ve kamp için son derece uygun bir seçenektir. Denizden 800 m. (1050 rakım) yükseklikteki krater gölü olarak bilinen göl aslında küçük bir akarsuyun etraftan gelen yıkıntılarla tıkanması sonucu oluşmuş, doğal bir set gölüdür. Bakanlar Kurulunca Turizm Merkezi olarak ilan edilmiş bulunan Borabay Gölü’nde 9 adet bungalov ev, gazino, kamp ve piknik alanları, doğa yürüyüşü parkuru ve dinlenme imkanları vardır. Bu nedenle yerli ve yabancı ziyaretçilerin çok sık uğradığı bir merkez durumundadır. 80 metre genişlik ve 25 metre derinliğe sahip olan göl, doğu batı yönünde uzanan bir vadi de yer alır. 900 x 300 metre ölçülerindeki gölün etrafında kayın, sarıçam, sedir, kestane ağaçları ile karışık Tabiat harikası gölün rengi zümrüt yeşilidir. Güney kıyısı sarp ve diktir. Kuzey kıyısı piknik amaçlı kullanılmaya uygundur. Gölde kayık ile tur atılabilmekte ve göl etrafında temiz hava ortamında yürüyüş yapılabilmektedir. Belediye tarafından işletilen orman içi dinlenme tesisleri vardır. Nasıl Gidilir ? Borabay Gölü, Taşova ilçe sınırları içinde yer alır. İl merkezine 65 km ve Taşova ilçesine 15 km mesafededir. Amasya – Taşova karayolunun 44. kilometresinden sola ayrılan Taşova – Samsun karayolunu takiben 14. km.den tekrar sola ayrılarak ulaşılır. Borabay gölünün kıyısında sükunetin tadını çıkarmak için piknik yapabilir, doğayı yaşamak içinse orman içindeki patikaları keşfe çıkabilirsiniz. Kuş cıvıltıları arasında uyanırsınız. Havada bildik bir nem kokusu. Mis gibi orman havası dolar bir anda ciğerlerinize. Doğa sabah mahmurluğundadır... Henüz dinginlik bozulmamış. Göl kıyısına doğru yürüyebilirsiniz. Yeni yeni yükselen güneş ağaçların gölgesini duru suya yansıtır. Ağaçların boyları daha bir uzun. İşte o an, Borabay gölüne neden ‘aynalı göl’ denildiğini anlarsınız... Amasya iline bağlı Borabay gölü, aynı adı taşıyan beldenin hemen 3 kilometre yukarısında… Akdağ eteklerindeki Çivili tepeden doğan Çatağın deresinin, toprak kayması sonucu tıkanmasıyla oluşan bir set gölü. 1051 metre yükseklikteki derin bir vadi tabanına yayılıyor Borabay gölü. Gölün doğu ucunda dipten sızan su, akışını tekrar kazanarak Yeşilırmak’ın bir kolunu oluşturuyor. ORMANIN AYNASI Gölün çevresini dolaşan orman içindeki patikayı gözünüze kestirebilirsiniz. Bir yükselip bir alçalarak ilerleyen toprak yolda gölün farklı açılardan manzaralarını yakalayıp fotoğraf makinesine yansıtabilirsiniz. Ormanın tüm renkleri suyun yüzeyindedir... Göl, ormanı yansıtıyor... Kestane ağaçlarının sarı-beyaz püsküllü çiçekleri, çamların yeşilden maviye doğru değişen farklı tonları; kuzeye bakan yamaçlarda gürgen, kayın, kestane, güneyde ise sarıçam ve karaçam ağaçları... Kimisi yarı beline kadar suyun içine gömülmüş. Ağaçların altı ise kır çiçekleri, yosun ve mantarlarla bezeli. Dağlardan doğup gelen Çatağın deresi, taşıdığı alüvyonlarla gölün bu kısmını bir bataklığa dönüştürmüş zamanla. Bu gidişatı tersine çevirmek için bölge 1990 yılında ağaçlandırılmış. Bir bölümü sazlıklarla kaplı mekân küçük bir kuş cenneti aynı zamanda. GÖL MANZARALI PİKNİK 1978 yılında dokuz hektarlık orman içi dinlenme alanı olarak düzenlenen göl, 675 metre uzunluğunda, 175 metre genişliğinde. Derinliği ise 30 metre. Sonbahar ve kış aylarında farklı güzellikler sergileyen gölde kızılkanat, yayın, sazan ve alabalık bulunuyor. Canlı çeşitliliğini korumak amacıyla gölde avlanmak yasak. Yine de vakit geçirmek için olta sallayanlara rastlamak mümkün göl kenarında. Şimdilik sadece çevre illerden gelen yerli turistleri ağırlayan Borabay’da kamp ve piknik yapmanız mümkün. Orman Genel Müdürlüğü’ne ait bungalovların dışında belediyenin işletmesini yaptığı, apart tarzındaki ahşap evlerde de kalınabiliyor. Borabay kasabasından gelen yolun göle kavuştuğu noktada yine belediye tarafından işletilen bir restoran bulunuyor.



1. Arkeoloji Müzesi

Mustafa Kemal Paşa Caddesi güney tarafında yer alan Arkeoloji Müzesi, Kalkotik Çağlardan (M.Ö. 4000’li yıllar) başlayan 12 ayrı medeniyete ait tarihi eserlere ev sahipliği yapıyor. Amasya’nın çok eskiye dayanan bir tarihi geçmişi olması münasebetiyle söz konusu eserler oldukça fazla. Müzede, başta Hitit ve Roma dönemi olmak üzere birçok medeniyetin izlerini sürmek mümkün. Müzenin ikinci katında bulunan özel bir salonda ise 14.yüzyıla ait 7 adet mumya var. Bahse konu mumyalar, o dönemdeki şehir yöneticiliğini yapmış kişilere ve bu kişilerin ailelerine ait. Müzenin bahçesinde ise oldukça sağlam gözüken lahitler yer alıyor.

ehzadeler Şehri Amasya Arkeoloji Müzesi

Şehzadeler Şehri Amasya Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi’nden doğuya doğru Mustafa Kemal Paşa Caddesi üzerinde 200 m kadar yürüdükten sonra sol tarafta 2’inci Beyazıt Külliyesi var.

2. İkinci Beyazıt Külliyesi

Yeşil Irmağın güney kıyılarında uzanan Ziya Paşa Bulvarı ile Mustafa Kemal Paşa Caddesi arasında yer alan 2’inci Beyazıt Külliyesi, 1481-1485 yılları arasında Amasya Valisi Şehzade Ahmet tarafından babası 2’inci Beyazıt adına yaptırılmış. Söz konusu külliye; cami, medrese, imaret ve şadırvan şeklinde inşa edilmiş.

Amasya ’da Gezilecek Yerler; 2'inci Beyazıt Külliyesi

Amasya ’da Gezilecek Yerler; 2’inci Beyazıt Külliyesi

Yan mekanlı cami mimarisi şeklinde yapılmış cami bölümü; taç kapısı, sarkıtları ve kitabesi ile ön plana çıkıyor. Günümüzde medrese olarak yapılan bölüm kütüphane, imaret olarak yapılan bölüm ise Maket Amasya Müzesi olarak kullanılıyor.

3. Minyatür Maket Amasya Müzesi

İkinci Beyazıt Külliyesi’nin imarethane olarak inşa edilen bölümde hizmet veren Minyatür Amasya Maket Müzesi, yaklaşık 300 metrekare genişliğinde bir salon. Amasya’nın 100 yıl kadar önceki halini 1/150 ölçeğinde birebir küçülterek yapılmış. Söz konusu maketin yapımında 1914 yılında çekilmiş bir fotoğraftan yararlanılmış.  Sadece mimari yapıları ve mekanları göstermek yerine Amasya’nın yaşam biçimini de yansıtacak şekilde tasarlanmış.

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Minyatür Amasya Müzesi

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Minyatür Amasya Müzesi

Bu bölgedeki geziden sonra Yeşil Irmak ile Ziya Paşa Bulvarı arasında kalan Şehzadeler Yolundan doğuya doğru 400 m yürüyüp Alçak Köprü’den karşı kıyıya geçince hemen sağda Şehzadeler Müzesi var.

4. Şehzadeler Yolu

Şehzadeler yolu, günümüzde kent sakinlerinin nehir kenarında yürüyüş yaptığı, gezdiği yolun bir bölümü. Yol kenarına arkaları nehre bakan Amasya’da valilik yapmış şehzadelerin büstleri yer alıyor. Her büstte ise ilgili şehzadenin kimlik bilgileri bulunuyor.

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Şehzadeler Yolu

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Şehzadeler Yolu

5. Alçak Köprü

Amasya Kalesi ve güney eteklerinde oluşan eski şehir, zamanında kent merkeziymiş. Romalılar döneminde Yeşil Irmağın karşı kıyısını kent merkezine bağlamak için bu köprü yapılmış. Söz konusu köprü, düzgün kesme taşlarla yapılmış ve dört ayak üzerine inşa edilmiş. Ancak Yeşil Irmak yatağının zamanla yükselmesi sonucu bu dört ayağın sadece üst kısımları görünür kalmış. Köprü uzantısı da bu durumda su yüzeyine yaklaştığından zamanla yöre halkı tarafından Alçak Köprü diye adlandırılmaya başlanmış ve bugünkü ismini almış. 19.yüzyıla kadar bu haliyle hizmet veren köprü, zamanın yöneticileri tarafından bu haliyle tehlike arz edeceği düşünülerek aynı ayakların üzerine 11 ayaklı yeni bir ahşap köprü kurmuşlar. Ancak bu ahşap köprü de Yeşil Irmağın suları arasında kaybolup gitmiş. Ardından kullanılmayan bir kilisenin taşlarından, yeniden bir köprü daha inşa edilmiş. 1965 yılında da bu köprü biraz daha güçlendirilmiş. 1965 yılında güçlendirilen bu söz konusu köprü günümüze kadar gelmiş. Köprüyü inceledikten sonra karşı kıyıdaki Şehzadeler Müzesi ziyaret edilebilir.

6. Şehzadeler Müzesi

Alçak Köprü’nün eski şehir bölümündeki ayağında ve Yeşil Irmağın kıyısındaki eski surların üzerine yapılmış olan iki katlı ahşap bina, Şehzadeler Müzesi olarak restore edilmiş ve bu yeni konumuna uygun olarak yeniden tasarlanmış. Tavan ve duvarları özgün hat ve desenlerle süslenmiş. Ahşap tabanı ise dokunması, renkleri ve motifleriyle geleneksel halı dokumacılığının en güzel örneklerini veren halılarla kapatılmış. Söz konusu bina, adeta 15 ve 16.yüzyıl Anadolu Türk evinin örneği gibi duruyor.

15 ve 16.yüzyıl Anadolu Evi Örneği

15 ve 16.yüzyıl Anadolu Evi Örneği

Şehzadeliklerini Amasya’da geçirmiş olan Osmanlı sultanlarının aslına uygun resimlerinden yola çıkılarak yaptırılan heykeller ve şehzadelerin kendi dönemlerindeki kıyafetler, müzede öne çıkan hususlar. Müzenin üst katında padişah olmuş şehzadeler, alt katta ise padişah olamamış şehzadeler yer alıyor.

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Şehzadeler Müzesi

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Şehzadeler Müzesi

Buradan sonra Şehzadeler Müzesinin hemen güneybatı bitişiğinde yer alan Hazeranlar Konağı gezisi ile Yalıboyu evlerindeki gezimize devam edebiliriz.

7. Hazeranlar Konağı

1800’lü yılların geleneksel mimarisinin en güzel örneklerinden birisi olan Hazeranlar Konağı, 1872 yılında zamanın defterdarı Hasan Talat Efendi’nin kız kardeşi Hazeran Hanım tarafından yaptırılmış. İki giriş kapısı olan konağın, on bir odası restore edilerek müze haline getirilmiş. Konağın bir kapısı hemen yanı başında bulunan Hatuniye Camine doğru açılıyor. Caminin diğer yanında ise Yıldız Hamamı yer alıyor. Hazeranlar Konağının bulunduğu bölge, Yalıboyu evleri diye de adlandırılıyor ve söz konusu konağa benzer birçok evler var. Bu evler için, Amasya ’da Gezilecek Yerler Listesinin en göze hitap edeni denilebilir.

8. Yalıboyu Evleri

Yalıboyu evleri, arkası Amasya Kalesine ve Kral Kaya Mezarlarına dönük; önden ise Yeşil Irmağa bakan ve nehrin kuzey uzanımı hattına doğru sıralanmış, birbirine benzeyen birçok evden oluşuyor. Amasya evleri olarak da bilinen söz konusu evler, cumbalı ve kafesli Osmanlı mimarisinin en güzel örneği olduğu söyleniyor.

Amasya/Yalıboyu Evleri

Amasya/Yalıboyu Evleri

Haremlik selamlık bölümlerden oluşan evler, bodrum üzeri tek katlı ya da iki katlı olarak yapılmış. Bu evlerin hemen kuzey bitişiğine bulunan Kral Kaya Mezarları gezisi ile Amasya gezimize devam edebiliriz.

9. Kral Kaya Mezarları

Yalıboyu evleri ile Amasya Kalesi arasında, Harşena Dağı’nın güney eteklerinde bulunan Kral Kaya Mezarları, Pontus Kralı tarafından anıt mezar olarak yapıldığı söyleniyor. Kalker kayalıkların oyularak yapıldığı söz konusu mezarlardan, Yeşil Irmak Vadisi’nde irili ufaklı 23 civarında kaya mezarı varmış. Mezarlar ile Kale arasında kalan Kızlar Manastırı, Osmanlı şehzadeleri tarafından harem olarak kullanılmış.

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Kral Kaya Mezarları

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Kral Kaya Mezarları

Kaya Mezarlarından tekrar aşağıya Yalıboyu evlerine inip batıya doğru Yalıboyu evlerini gezerek ara sokaklardan yürüdüğümüzde eski şehri, yeni şehir merkezine bağlayan köprünün başında Saat Kulesi var.

10. Saat Kulesi

Valilik Binası ile köprü arasında, köprünün kuzey tarafında bulunan saat kulesi, ilk kez 1865 yılında Amasya Valisi Ziya Paşa tarafından yapılmış. Yeni köprünün 1940 yılında inşası esnasın söz konusu kule hasar gördüğü için yıkılmış. Ancak 2002 yılında gerçeğine uygun bir şekilde yeniden yapılmış.


Amasya ’da Gezilecek Yerler; Saat Kulesi

Amasyalılar açısında Saat Kulesi’nin ayrı bir anlamının olduğuna dair kuşaktan kuşağa anlatılan birçok rivayetler var. Saat Kulesini gezip köprüden karşıya geçildiğinde şehir merkezine giriliyor.

11. Şehir Merkezi

Birbirini takip eden, Mustafa Kemal Paşa Caddesi ile Atatürk Caddelerinin ve aynı zamanda Nehir boyunca birbirini takip eden Ziya Paşa Bulvarı ile Mehmet Paşa Caddesi burada, Atatürk Anıtı’nın olduğu şehir merkezinde birleşiyor. Bu meydanda 14.yüyılda kare plana göre kesme taştan yapılmış, ahşap kubbeli Gümüşlü Cami de yer alıyor.  Gümüşlü Cami’den batı istikametine doğru 250 metre kadar yüründüğünde Sabuncuoğlu Tıp ve Tarih Müzesine ulaşılıyor.

12. Sabuncuoğlu Tıp ve Tarih Müzesi

Anadolu’nun ilk akıl hastanesi ve ilk şifa merkezi olan Sabuncuoğlu Tıp ve Tarih Müzesi, yöre halkı arasında Bimarhane olarak da biliniyor. Selçuklu Prensesi Yıldız Hatun tarafından 1308 yılında yaptırılan şifahane, Fatih Sultan Mehmet zamanında en parlak dönemlerini yaşamış ve 18.yüzyıla kadar işlevini sürdürmüş. 1385 yılında Amasya’da doğmuş olan ve müzeye de ismini veren Şerafettin Sabuncuoğlu, söz konusu şifahanede çalışmış hekimlerin en ünlüsüymüş. Şerafettin Sabuncuoğlu, yazdığı eserleri ve eserlerinin bilimsel değerleriyle tıp tarihçileri tarafından önemli bilginler arasına yerleştirilmiş.

Sabuncuoğlu Tıp ve Tarih Müzesi’nde; Sabuncuoğlu’nun uzmanlık dalları ve kullandığı aletler ile yaptığı çalışmaların anlatıldığı resimler ve maketler, müzikle tedavi çalışmaları ve söz konusu çalışmaların canlandırılması ile zengin bir İslami müzik aletleri koleksiyonu sergileniyor.

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Büyükağa Medresesi

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Büyükağa Medresesi

Sabuncuoğlu Tıp ve Tarih Müzesi’nden doğu istikametine doğru tarihi Kunç Köprüsü’ne kadar, nehir kenarından Mehmet Paşa caddesini takip ederek, 400 metre civarında yüründüğünde, sırasıyla; Mustafa Bey Hamamı, Mehmet Paşa Cami, Kumacuk Hamamı, Kunç Köprüsü, Kunç Köprüsü’nden nehrin karşı kıyısına geçince solda yapay bir şelale, sağda ise sırasıyla Büyükağa Medresesi ve Millî Mücadele Müzesi de gezip görülecek yerler arasında.

13. Millî Mücadele Müzesi

Resmi tam adı, Saraydüzü Kışla Binası Millî Mücadele Müzesi ve Kongre Merkezi olan söz konusu bina, orijinaline uygun olarak sonradan Yeşil Irmak kıyısına yeniden inşa edilmiş. Binanın tarihi önemi ise Mustafa Kemal Atatürk’ün 1919 yılı Haziran Ayında Amasya’ya gelişinde üs olarak kullandığı ve Amasya Tamiminin kaleme alındığı yer olması. Söz konusu bina, Cumhuriyet Dönemine ait eserlerin ve bazı belgelerin sergilendiği bir yer olmasının yanında aynı zamanda bir kültür merkezi olarak da kullanılıyor.

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Milli Mücadele Müzesi

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Milli Mücadele Müzesi

Milli mücadele Müzesi için, Amasya ’da Gezilecek Yerler Listesinin en anlamlısı denebilir. Mustafa Kemal’in Amasya’ya gelişi, karşılama heyeti ve Amasya Tamiminin yayımlanışını anlatan rölyefler ile heykeller, bu döneme ait bazı belgeler, Millî Mücadele Müzesi’nde sergilenen en önemli eserler diyebiliriz. Buradaki gezinin arkasından Amasya Kalesine çıkarak, Amasya’yı birazda tepeden seyredip Amasya gezisi sonuçlandırılabilir.

14. Amasya Kalesi

Amasya Kalesi, Millî Mücadele Müzesi’ne; yürüyerek 2700 metre, araç ile 3200 metre mesafede yer alıyor. Dolambaçlı Kale yolunu takip ederek sürekli yokuş yukarı çıkılıyor. Amasya, iki büyük dağ silsilesinin arasından geçen bir vadinin içine kurulmuş. Amasya Kalesi ise bu söz konusu iki dağ silsilesinin kuzeyinde bulunan Harşena Dağı’nın zirvesine yapılmış. Bu nedenle Amasya Kalesi’ne Harşena Kalesi de deniyor.

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Amasya Kalesi

Amasya ’da Gezilecek Yerler; Amasya Kalesi

Deniz seviyesinden 700, Amasya şehir merkezinden 300 metre yükseklikte bulunan kale; bir rivayete göre Pontus Kralı Mithridates tarafından, başka bir rivayete göre ise Kumandan Harsana tarafından yapıldığı söylenmektedir. Harşena Kalesi diye de adlandırılmasının sebebi buna bağlanmaktadır. Amasya Kalesi için Amasya ’da Gezilecek Yerler Listesinin en eski ve tarihi olanı diyebiliriz.

Tarihi kale birçok kez el değiştirmiş, sırasıyla; Perslerin, Romalıların, Bizanslıların, Selçukluların ve Osmanlıların hakimiyetine girmiş. Her saldırıda büyük zararlar gören kale, her seferinde onarılmış ve yeniden yaptırılmış. Özellikle 1075 yılında Türklerin eline geçtikten sonra önemli bir onarım görmüş ve 18.yüzyıla kadar kullanılmış, sonra da askeri önemini kaybetmiş.

Kalenin tepesi, kesme taşlar ve sur duvarlar ile moloz taşlardan yapılmış. Kale, İçeri Şehir (hatuniye mahallesi, Amasya/Yalı evlerinin bulunduğu bölge), Kızlar Sarayı (kaderine terk edilmiş durumda) ve Yukarı Kale (en tepe nokta) olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Amasya gezisini, Yukarı Kale’de bitirmek şehrin fotoğrafının akılda kalması için en iyi yöntem.

İstanbul’dan 11 saatlik bir gece yolculuğuna müteakip Amasya’ya gelmek, sabahın karanlığında geziye başlamak, akşama kadar yürüyerek Amasya ‘da Gezilecek Yerler ve görülecek yerleri bir plan dahilinde gezmek, sonra da akşamleyin tekrar otobüsle yolculuğa devam etmek; gezme virüsünün insana bulaşması böyle bir şey…!!!

Amasya 'da Gezilecek Yerler

Amasya ‘da Gezilecek Yerler

***

Amasya ’da Gezilecek Yerler birbirine oldukça yakın ve yürüyüş mesafesinde. Tüm bu yerler yürüyerek bir günde gezilebilir. Amasya’ya 120 km mesafede Karedeniz sahilinde bulunan Samsun ve Samsun’a 150 km, Amasya’ya ise 250 km mesafede  yer alan sahil kenti Sinop, aynı gezi programı içerisinde gezilebilir. Bu kapsamda aşağıda verdiğimiz linkleri tıklayarak ilgili yerler hakkında bilgi sahibi olunabilir.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
18 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın