• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
TANRILAR ŞEHRİ ÇORUM


Nüfus :535.405
Yüzölçümü 1.283.300,00 km2
Rakım 801,00 m
Telefon Kodu 364
Plaka Kodu:19

https://www.haberler.com/5-bin-yillik-tarihi-tapinakta-restorasyon-11383462-haberi/

Hititler ve Hatuşa İştarın Kaleminden

Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı

   Hattuşa’nın en etkileyici kutsal mekânı şehrin biraz dışında yer alan, yüksek kayalıklar arasına saklanmış Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı’dır. Özellikle ilkbahardaki yeni yıl kutlamaları için kullanılan bu açık hava tapınağında, ülkenin önemli tanrı ve tanrıçaları sıra halinde kayaya kabartma olarak işlenmiştir. A ve B Odaları olmak üzere iki bölüm halinde gezilebilen Yazılıkaya, görkemli kaya betimlemeleri ile Hitit pantheonunu yansıtmaktadır.

A Odasının ilk figürleri olan on iki yeraltı tanrısı kabartmasında, Arka duvarındaki ana konu Tanrı Teşup ile Tanrıça Hepatın karşılaşmasıdır.

    Hava Tanrısı Teşup figürü iki dağ tanrısının üzerinde durmaktadır ve elinde büyük bir topuz bulunmaktadır. Hava Tanrısının arkasında olasılıkla Hatti ülkesinin hava tanrısı ile tanrı Kumarbi görülmektedir. Güneş Tanrıçası Hepat, pileli uzun elbisesi ve yüksek başlığı ile görülür.

   Tanrıça dört dağ kütlesine basan bir yaban kedisinin üzerinde durmaktadır. Tanrıça figürlerinin sonunda, ana sahnenin karşısında bu açık hava tapınağının en büyük figürü IV. Tuthaliya bulunmaktadır.

B Odası, 18 m uzunluğunda dar bir odadır. Giriş dar bir geçitten sağlanmaktadır. Girişin iki yanında görülen kanatlı ve aslan başlı iki demon kabartması, girişi korumak istercesine kaldırdıkları elleriyle betimlenmişlerdir. Oniki yeraltı tanrısı kabartmaları B Odası’nda da görülmektedir. Bu tanrı kabartmalarının karşısındaki duvarda Tanrı Şarumma’nın, IV. Tuthaliya’ya sarılarak kılavuzluk etmesi sahnesi yer almaktadır. Bu duvardaki ilginç betim Kılıç Tanrısı ya da Yeraltı tanrısı Nergal betimidir. Burada dik duran bir kılıç tasviri görülmektedir. Buradaki son kabartma IV. Tuthaliya’nın adını ve unvanını gösteren kartuştur.
 
Alacahöyük Müze Ve Örenyeri

Alacahöyük

   Alacahöyük, Çorum ilinde, Hattuşa’nın (Boğazköy) 36 km. kuzeydoğusundadır.

İlk olarak 1907 yılında Makridi Bey tarafından kazılmış, düzenli araştırmalar 1935 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından başlatılmıştır.

İlk kazılar, H. Z. Koşay ve R. O. Arık tarafından yürütülmüştür. 1997’den beri de Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından yürütülmektedir.

   Hitit öncesi dönemin önemli şehirlerinden olan Alacahöyük, Hitit döneminde yakınındaki Hattuşa’nın gölgesinde kalmıştır.


M.Ö.2500 yıllarına kadar giden Hitit öncesi kral mezarlarından çıkan eserler en önemli buluntulardır. Fakat ayakta kalmış yapılar Hitit dönemine aittir.

Ortostatlarla kaplı şehir duvarlarının okçular için rampaları da bulunan iç ve dış kapıları mevcuttur. Hitit dönemine ait iki büyük sfenks tarafından korunan güneydeki anıtsal giriş, iki kule arasında kalacak şekilde düzenlenmiştir
. Kapı pervazı olarak kullanılan yaklaşık 4 m. yüksekliğindeki yekpare taş dikmelerin (monolit) yerden yaklaşık 2 metrelik bölümleri sfenks biçiminde yontulmuştur.

Bu Sfenksli Kapı’dan girilen geniş Hitit yapı kompleksi halen tam olarak kazılmamıştır. Sfenksli Kapı’nın yanındaki kule temelleri birçok ortostatla kaplanmıştır. Rölyef ve sfenkslerin çoğu M.Ö. 14. yy.’a aittir. Bunlar replikaları ile değiştirilmiş ve asılları Ankara’ya, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne taşınmıştır.

Alacahöyük Örenyeri :

Çorum’un Alaca İlçesi, Alacahöyük Beldesi’nde yer alır. Hititlerin önemli bir kült ve sanat merkezi olan ve 1935 yılında başlayan kazılarda 4 uygarlık açığa çıkarılmıştır.

Alacahöyük’te 1. uygarlık çağı, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu-Osmanlı dönemleri ile temsil edilmektedir. 1. kültür katta, Geç Frig çağında höyüğün her yanı iskân edilmiştir. Bu katta küçük evlerden oluşan yerleşimler bulunmuştur.

   Alacahöyüğün 2. katını: Mabed, büyük yapılar, özel-blok evler, sokaklar, büyük küçük su kanalları, şehir suru, biri kabartmalı ortastadlarla süslü sfenkslerden oluşmaktadır.Kalker temel üzerine andezit bloklarla inşa edilmiş olan Sfenksli Kapının genişliği 10 metredir ve büyük mabedin anıtsal geçididir.

Alacahöyük 3. uygarlık katını Eski Tunç Çağı (MÖ 2500-2000) oluşturur.

   Hitit kültürüne kaynaklık eden kültürlerin önde geleni olan yerli Hatti uygarlığı’nın aydınlanmasında çok katkıları olan Alacahöyük Eski Tunç Çağı hanedan mezarları, bu çağın en önemli buluntularıdır. İntramural mezarlar özel olarak ayrılmış bir alanda toplanmıştır. Dört yanı taşla örülmüş dikdörtgen mezarlar ahşap hatıllarla (kiriş) kapatılmış, damları üzerine kurban edilmiş sığır başları, bacakları yerleştirilmiştir.

Altın, gümüş, elektrum, bakır, tunç, demir ve değerli taşlardan oluşan zengin ölü hediyeleri onların hanedana ait olduklarını göstermektedir. Çoğu altın, gümüş kapların dövme, dökme, kakma teknikleri, altın mücevheratın ince süsleri uzun bir gelişmenin ürünleridir.

4. kültür katını oluşturan Geç Kalkolitik Çağ ana toprak üzerine kurulmuş ilk uygarlıktır.

Alacahöyük Kral Mezarları

Alacahöyük ziyaretçilerini binlerce yıllık konukseverlikle karşılayan anıtsal sfenksler, kalker temel üzerine andezit bloklarla inşa edilmişlerdir. Sfenksli Kapı’nın iki yanındaki söve blokları sfenks görünümünde yontulmuştur. Sfenkslerin yer aldığı bu iki kulenin iç ve dış yüzleri kabartmalı orthostatlarla süslenmiştir. Batıdaki kuledeki kabartmalarda görülen boğa figürü, “göklerin fırtına tanrısını” sembolize etmektedir.


Yerleşime ait temelleri ve diğer buluntularıyla Hitit mimarlığına ve sanatına ışık tutan Alacahöyük’ün en önemli buluntuları kraliyet mezarlarıdır. Kenarları taşla örülmüş mezarlar, ahşap hatıllarla kapatılmış, damları üzerine kurban edilen sığırların başları ve bacakları yerleştirilmiştir. Prens ve prenseslere ait olduğu düşünülen ve Eski Tunç Çağı’na tarihlenen bu 13 mezarda, süs eşyaları, güneş kursları, geyik ve boğa heykelleri, kama, kılıç, balta gibi savaş aletleri ile pişmiş toprak, taş, altın, gümüş, tunç, bakır ve elektrondan yapılmış eserler ve süs eşyaları bulunmuştur.

Alacahöyük Müzesi

   Alacahöyük’te ilk yerel müze, 1940 yılında açılmıştır. 1982 yılında örenyeri içerisindeki binasına taşınan müze 2011 yılında yeniden düzenlenmiştir. 1935 yılında başlayan Alacahöyük kazılarında açığa çıkartılan eserler, kazı başkanlarının adlarının verildiği salonlarda sergilenmektedir. Hamit Zübeyr KOŞAY salonundaki duvar panolarında Alacahöyük kazılarının Türk arkeolojisindeki yeri ve önemi anlatılmaktadır. Kazı tarihçesinin anlatıldığı vitrinde ise kazı malzemeleri ve Alacahöyük kazısına ait bilimsel yayınların bir kısmı teşhir edilmektedir.

    Alacahöyük kazısında elde edilen Kalkolitik, Eski Tunç Çağı ve Hitit dönemine ait eserler Remzi Oğuz ARIK salonunda, Hitit ve Frig dönemine ait eserler ise Mahmut AKOK salonunda sergilenmektedir.

Atatürk’ün emriyle Türk Tarih Kurumu adına 1935 yılında R.O. Arık yönetiminde başlamıştır. Alacahöyük kazısı, Türkiye’nin ilk ulusal kazılarındandır.


 
Hitit Tarihi ( M.Ö. 1650 - 1200 ):

   Asur Ticaret Kolonileri dönemi, sosyal ve siyasal yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.Yerel Prenslerle yönetilen Anadolu’da, Mezopotamya’daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve sonucunda iç mücadeleler başlamıştır. Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler, MÖ.3000 yıllarının sonunda küçük gruplar halinde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ ya girerek yerli halk Hatti nüfusu ile karıştılar .

   Hititler, Asurluların Anadolu’dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Boğazkale-Hattuşa’dır.
   Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 Eski Krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hititler Anadolu’da hakimiyeti kurduktan sonra Suriye’ye seferler yapmışlardır. M.Ö. 1274’ de Mısır’la yaptıkları Kadeş Savaşı sonrası, M.Ö. 1269 yılında tarihteki ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması'nı gerçekleştirmişlerdir.

   Hitit Devleti'nin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır. Hitit Devleti M.Ö. 1200 yıllarında deniz kavimleri göçü ve kuzeyden Kaşka kavmi saldırılarıyla yıkılmıştır.

   Hititler’in tarihteki yerine dair bilgiler, yüzyılın başında elde edilmiştir. “Yozgat Tabletleri” olarak bilinen tabletlerin çözülmesinin ardından bu tabletlerde geçen, Anadolu’daki Hatti Ülkesi’ne dair bilgiler elde edilmiştir.

Anadolu’da uzun süre yaşamış olan Hatti’ler, Hitit kültürünü ve yaşamını da oldukça etkilemiştir. Zamanla bu iki kültür birbirine kaynaşmış ve Hitit kültürü olarak var olmaya devam etmiştir.

Hititler, Anadolu’ya Kafkasya üzerinden göç etmiş bir Hint-Avrupa kavimi olarak tanımlanabilir. Anadolu’ya Kafkaslar üzerinden gelen Hititler ticaret, hayvancılık yaparak hayatlarını sürdürüyor olsa da ana geçim kaynakları tarım olmuştu. Bu yüzden Hititler izledikleri genişleme politikalarında ticaret yollarına sahip olma amacı kadar, verimli toprakları ele geçirme amacını da taşımıştır.

   Tarım ve hayvancılığın öne çıktığı bir toplum olan Hititler de, Tanrı inancı da doğa temelliydi. Hititler kutsal saydıkları değerler, bayramları, tapınakları ve tapınma şekilleri, ayrıca Tanrıları da bir tarım toplumu için önemli olan hava, su, toprak gibi unsurlara göre şekilleniyordu. Sanatı, dini, savaşları, güçlü krallığı ve kralları ile tarihteki önemli uygarlıklardan biri olan Hititler‘e dair ilk kalıntılar Kültepe’de bulunmuştur.
 

Hattuşa (Çorum, Boğazköy):

   1986 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan Hattuşa (Çorum, Boğazköy), Hitit İmparatorluğunun başkenti olarak Anadolu’da yüzyıllar boyu çok önemli bir merkez olmuştur. Önceleri ilk sahipleri olan Hattiler tarafından “Hattuş” olarak adlandırılan şehir, Hitit egemenliğine geçtikten sonra “Hattuşa” adını aldı.

   M.Ö. 1700’lerde Kuşşara şehrinin kralı Anitta tarafından alınan Hattuşa, yine Anitta tarafından yıkıldı. Yazılı kayıtlarda Anitta ilk Hitit kralıdır. Yaklaşık yüzyıl kadar sonra şehir, I. Hattuşili tarafından tekrar kurularak 400 yıldan uzun bir süre hüküm sürecek olan bir uygarlığın başkenti haline getirildi. Günümüzde görülebilen ve büyük çoğunluğu Büyük Kral IV. Tudhaliya dönemine ait olan kalıntılar arasında tapınaklar, kraliyet
konutları ve surlar bulunmaktadır.

 
Boğazkale:

   Boğazkale ilçesinin tarihi M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzanır. İlçe merkezinin hemen yanı başında bulunan ve Hitit İmparatorluk başkenti olan Hattuşa ve Hattuşanın görkemli açık hava tapınağı Yazılıkaya ilçenin belli başlı tarihi mekanlarıdır.

   Cumhuriyetin ilk yıllarında adı Boğazköy iken, 1936 yılında ismi Boğazkale olarak değiştirilmiştir. 1967 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş, 1987 yılında Sungurlu’dan ayrılarak ilçe yapılmıştır.

   Boğazkale İlçesi , Sungurlu İlçesine bağlı bir bucak merkezi iken ; 1987 yılında yörenin turistik durumu dikkate alınarak ilçeye dönüştürülmüş ve Çorum’a bağlanmıştır.İlçe olmadan önce ; Boğazköy ismini taşıyan yerleşim yeri , Çorum İlinin 82 km güneybatısındadır.

   Hattuşa ve Yazılıkaya’nın keşfi 1834 yılında olmuştur.1835-1894 yılları arasında çeşitli yabancı arkeologlar tarafından ferdi çalışmalar yapılmış ; 1904 yılından itibaren ise Alman Doğu Kültürleri Araştırma Merkezi tarafından kazı çalışmaları başlatılmıştır.1939 yılından bu yana da kazılar , aralıksız olarak devam etmektedir.

   Hattuşa Örenyeri’nde Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazılar Dr.Jurgen Seher başkanlığında yapılmaktadır.

   Boğazkale; Hattuşa ve Yazılıkaya ören yerleri 02.10.1998 tarihli resmi gazetede yayınlanan bakanlar kurulu kararı gereğince Milli Park olarak ilan edilmiştir.

   Hattuşa ve Yazılıkaya ören yerleri Birleşmiş Milletlerin UNESCO teşkilatınca da korunması gerekli dünya mirasları listesinin 377.sırasında bulunmaktadır.

Hattuşa (Hattuşaş) Çorum

   Önceleri ilk sahipleri olan Hattiler tarafından “Hattuş” olarak adlandırılan şehir, Hitit egemenliğine geçtikten sonra “Hattuşa” adını aldı. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara şehrinin kralı Anitta tarafından alınan Hattuşa, yine Anitta tarafından yıkıldı. Yazılı kayıtlarda Anitta ilk Hitit kralıdır.

   Yaklaşık yüzyıl kadar sonra şehir, I. Hattuşili tarafından tekrar kurularak 400 yıldan uzun bir süre hüküm sürecek olan bir uygarlığın başkenti haline getirildi. Günümüzde görülebilen ve büyük çoğunluğu Büyük Kral IV. Tudhaliya dönemine ait olan kalıntılar arasında tapınaklar, kraliyet konutları ve surlar bulunmaktadır.

   Kalıntılar Aşağı Kent, Yukarı Kent, Büyük Kale (Kral Kalesi), Yazılıkaya'dan oluşmaktadır.

   Yapılan araştırmalarda Hattuşa’da Hititlere başkent olduğu dönemde, yaklaşık 40 bin ile 50 bin arasında insan yaşadığı düşünülüyor. MÖ 1200 yılında Hititler’in yıkılması ile boş kalan alana, MÖ 800’lerde Frigler yerleşmiş. Yapılan kazırlarda en az 5 kültür katı bulunmuş; Hatti, Asur, Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizans…

Aşağı Şehir

Bu bölgede Mö 3 binde Hattiler (yani yerli halk) MÖ 2 binin başlarında ise bir Asur Ticaret Kolonisi yaşamıştır.

1 No’lu Tapınak

Bu yapı Hattuşa şehrinin en büyük tapınağıdır. Bu tapınak Fırtına Tanrısı ile Güneş Tanrıçasına adanmıştır. Avlusunda ilahiler ve yakılan tütsüler eşliğinde çeşitli ayinler ve kurban törenleri yapılırdı.

Yamaç Evi

Şehirde Büyük Tapınak ile Kral Sarayı arasında bulunan yamaçta teras olarak inşa edilmiş büyük bi rev bulunurdu. Yamaç Evi denen bu iki katlı yapının büyüklüğünden ötürü resmi işleve sahip bir yapı olduğu düşünülmektedir. Alt katın çöküntüsü içinde çok sayıda çivi yazılı tablet bulunmuştur.

Aslanlı Kapı

Şehir surunun güneybatısında bulunan bu kapı iki kule arasında yer almaktaydı. Soldaki aslanın başının solunda öğle güneşinde fark edilebilen hiyeroglifler bulunmaktadır. Kapının dış yüzeyindeki kaba işçilik bu yapının tamamen bitirilmeden kullanıma açıldığını göstermektedir.
 
Yer Kapı

Şehir surunun güney sınırını oluşturan yer kapı tabanı 80 m. genişliğinde, 15 m yükseklikte ve 250 m. uzunlukta yapay yığma bir settir. Şehrin en yüksek noktasında bulunan yapının koruma amacından daha çok gösteriş amaçlı yapıldığı düşünülmektedir.
 
Kral Kapısı

Şehir surunun güneydoğusunda bulunan bu kapı iki kule arasında yer alan kapı odası ve yaklaşık 5 m. yükseklikte sivri kemer biçimli iki kapı geçidinden oluşuyordu. İç kapının solunda elinde balta ve kemerinde kılıç taşıyan miğferli tanrı kabartması bulunmaktadır. (Orijinali Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesindedir)
 
Büyük Kale

Burada Kralın sarayı bulunuyordu. Eski şehrin en yüksek yerinde şehre ve ovaya tamamen hakim bir konumdaydı.

Hiyeroglifli Oda

Son Kral Supiluliuma’nın inşa ettirdiği bu odada sol duvarda mızrak ve kılıcıyla savaşçı görünümünde kral tasvir edilmiştir. Arka duvarda başının üstünde kanatlı güneş kursu, elinde mısır’ın hayat simgesi Ankh bulunan bir tanrı tasvir edilmiştir. Sağ duvarda hiyeroglif bir yazıt bulunmaktadır. Bu yazıda kralın çeşitli fetih ve başarıları, metnin sonunda da yeraltına yaptırdığı yoldan söz edilmektedir.

 

Nişantaş / Nişantepe

Burası adını 8,5 m. uzunluğunda 11 satırdan oluşan bir hiyeroglif yazıtından alır. Çok tahrip olduğu için kısmen çözülebilen bu yazıtta son kral olan Supiluliuma’nın yaptıklarından bahsedilmektedir.

Hitit Uygarlığı hakkında daha detaylı bilgi almak ve bu yazıyı daha çok fotoğraf eşliğinde tekrar okumak isterseniz

 
HİTİT TABLETLERİNDEKİ BİLGİ VE HİKAYELER


Tapınağa getirilen yiyeceklerin hepsinin önce Tanrılara sunul-ması gerek. Ondan sonra ancak personel onları yiyebilir. Bir metin-de, 'Tanrı nasıl olsa anlamaz, bir şey yapamaz
 
 diye alır veya baş-kasına verirseniz, 'Tanrıların buyruğu güçlüdür, yakalamakta acele etmez, fakat bir yakaladı mı da bir daha bırakmaz' şeklinde yazılı imiş.
 
En önemli öykü. Fırtına Tanrısı Telepinu'nun Hitit ülkesini bıra-kıp gitmesi. Fırtına Tanrısı, bir kraliçeye kızmış. Neden kızdığı belli değil! Kızınca, sağ ayağına sol pabucunu, sol ayağına da sağ pabucunu giyiyor ve ortadan yok oluyor. O gidince, her tarafı sis kaplıyor. Dağlar, ağaçlar, çayırlar, pınarlar, kaynaklar kuruyor. Hayvanlar, insanlar sis ve susuzluktan perişan oluyor. Hayvanlar yavrulamıyor. İnsanların çocukları olmuyor. Tanrılar bundan şaşkına dönmüş, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Buna üzülen Güneş Tanrı- sı bir ziyafet yaparak, bütün Tanrıları davet ediyor. Ve onlara Fırtına Tanrısı'nı arayıp bulmalarını söylüyor. Hepsi Tanrı'yı aramak için bir tarafa dağılıyor, ama bulamıyorlar. Onun üzerine bir kartalı göndermişler, arasın diye. O da bulamamış. En son bu görevi bir arı almış. Arı, Tanrı'yı bir korulukta uyurken yakalıyor ve onu iğnesiyle sokarak uykusundan uyandırıyor. Tanrı buna daha çok kızıyor ve ülkeye başka felaketler getiriyor. Tanrılar şaşkın. Ne yapacaklarını, nasıl onu bulup getireceklerini düşünürlerken, içlerinden biri "sihir yapalım" diyor. Bunun üzerine, Kamrusepa adında bir kadın dinsel tören düzenleyip orada şöyle konuşuyor: "Kapıcı 7 ka-pıyı açtı, 7 sürgüyü çekti. Kara toprağın altında tunçtan kazanlar vardır. Onların içine giren bir daha çıkmaz. Onlar Telepinu'nun kızgınlığını ve öfkesini alsınlar, onları geri bırakmasınlar" diyor. Böylece Telepinu geri dönüyor. Ülkede sis kalkıyor. Ağaçlar bitkiler canlanıyor, insanlar doğuruyor, hayvanlar yavrulamaya başlıyor. Memlekete canlılık geliyor.
 
"1-12'ye kadar olanlar hep aynı görüntüde. 13, 14, 15. Tannlar eteklerine ve boynuzlu başlıklarına göre dağ Tanrıları idi." İştar saymasını sürdürerek, "21, 23, 24 numaralı Tanrıların elinde birer topuz var. 20, 22, 24, 26 numaralı Tanrıların üzerinde  bir bacağını açık bırakan, diğer bacağını topuğuna kadar kapatan manto veya pelerin gibi bir giysi bulunuyor. 26, 27 numaralar elle-rinde orak gibi bir alet taşıyor. 28, 29 göğü kaldıran yaratıklar." Osman, "32 numaraya kadar ne oldukları bilinmiyormuş, ama 33 bir savaş Tanrısı imiş." İştar, "38 numaralı olan arkasında iki fahişesiyle Aşk Tanrıçası
Şauşka."
"Bu fahişelerden birinin Adı Ninatta, diğerinin Kulitta olduğu-nu sana söylemeyi unuttum. 39. Su Tanrısı, 40 da Kumarpi olabi-lir" dedi Osman. İştar, "Tanrıların ortasına geldik. Dağ Tanrılarının omzunda du-ran Fırtına Tanrısı Teşup 42 oluyor. 43. onun karısı Tanrıça Hepat." "44, 45 ve 46 numaralar da onların oğlu ve kızları oluyormuş" di- ye ekledi Osman. Bundan sonra Tanrıçaları 63 kadar sayan İştar "Tanrıçalar tam 18 taneymiş" dedi. Osman "Bunlar arasında üzer-lerindeki yazılara göre adları saptananlar varmış. Örneğin 53. Su Tanrısı'nın eşi Tapkinu; 54. Ay Tanrısı'nın eşi Nikkal imiş. Kral Tuthaliya da 64. oldu"
 
Bir yılda kutlanan 18 bayram biliniyor. Bunlar-dan bazılarının adları şöyle: Orak bayramı, harman bayramı, bağ- bozumu bayramı, uzak yerdeki insanların bayramı, yaşlı adamların  bayramı, yıkanma bayramı, dağa götürme bayramı, yapı yapma  bayramı, yakarma bayramı, Tanrı anaları bayramı, ejder öldürme  bayramı gibi.
 
Purilliya  Bayramı:adlı ejder öldürme bayramı. Bu baharda oluyor. Büyük olasılıkla yeni yıl bayramı. Baharda her şeyin canlanması, yaşamın ölümü yenİlenmeşini gösteriyor. Bu büyük törenlerle kutlanıyor. Bu bayramın ilginç iki öyküsü var: Fırtına Tanrısı, İlluyanka denilen bir ejderle savaşıyor, fakat savaşı kaybediyor. Bunun üzerine Tanrıları yardıma çağırıyor. Tanrıça İnara, eğer kendisini bir ölümlü ile yatırırsa yar-dım edeceğini söylüyor. Böyle bir ölümlü bulunduktan sonra, ikisi  büyük bir ziyafet hazırlayarak ejderi çağırıyorlar ve onu iyice sarhoş edip adamakıllı bağlıyorlar. Fırtına Tanrısı da gelip onu öldürü- yor. Bu öyküde, bizim masallara giren bir motif bulunuyor, o da, Tanrıça bu ölümlüye pencereden bakmamasını söylüyor. O dayanamayıp bakıyor ve evinde bıraktığı karısını ve çocuklarını hatırlayıp onlara gitmek isteyince, Tanrıça adamı öldürüyor. İkinci öyküde, ejder savaşta Fırtına Tannsı'nın kalbini ve gözlerini alıp götürüyor. Fırtına Tanrısı ölümlü bir kızla evleniyor. Ondan olan oğlu ejderin kızını seviyor ve evleniyor. Fırtına Tanrısı ejderden kalbini ve gözlerini almasını söylüyor oğluna. Oğlu kabul etmeyince, Fırtına Tanrısı hem ejderi hem de oğlunu öldürüyor.

En önemli öykü. Fırtına Tanrısı Telepinu'nun Hitit ülkesini bıra-kıp gitmesi. Fırtına Tanrısı, bir kraliçeye kızmış. Neden kızdığı bel-li değil! Kızınca, sağ ayağına sol pabucunu, sol ayağına da sağ pa-bucunu giyiyor ve ortadan yok oluyor. O gidince, her tarafı sis kap-lıyor. Dağlar, ağaçlar, çayırlar, pınarlar, kaynaklar kuruyor. Hay-vanlar, insanlar sis ve susuzluktan perişan oluyor. Hayvanlar yavrulamıyor. İnsanların çocukları olmuyor. Tanrılar bundan şaşkına dönmüş, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Buna üzülen Güneş Tanrı- sı bir ziyafet yaparak, bütün Tanrıları davet ediyor. Ve onlara Fır-tına Tanrısı'nı arayıp bulmalarını söylüyor. Hepsi Tanrı'yı aramak için bir tarafa dağılıyor, ama bulamıyorlar. Onun üzerine bir kar-talı göndermişler, arasın diye. O da bulamamış. En son bu görevi bir arı almış. Arı, Tanrı'yı bir korulukta uyurken yakalıyor ve onu iğnesiyle sokarak uykusundan uyandırıyor. Tanrı buna daha çok kı- zıyor ve ülkeye başka felaketler getiriyor. Tanrılar şaşkın. Ne yapa-caklarını, nasıl onu bulup getireceklerini düşünürlerken, içlerinden biri "sihir yapalım" diyor. Bunun üzerine, Kamrusepa adında bir kadın dinsel tören düzenleyip orada şöyle konuşuyor: "Kapıcı 7 ka- pıyı açtı, 7 sürgüyü çekti. Kara toprağın altında tunçtan kazanlar vardır. Onların içine giren bir daha çıkmaz. Onlar Telepinu'nun kızgınlığını ve öfkesini alsınlar, onları geri bırakmasınlar" diyor. Böylece Telepinu geri dönüyor. Ülkede sis kalkıyor. Ağaçlar bitki-ler canlanıyor, insanlar doğuruyor, hayvanlar yavrulamaya başlı- yor. Memlekete canlılık geliyor.
 
“Eğer  bir  kişinin  başını  bir  kimse  yaralarsa,  eskiden  altı  şekel  gümüş  veriliyordu: yaralı üç şekel gümüş alıyordu, Saray için üç şekel gümüş alını-yordu; ve şimdi Kral, Sarayın vergisini kaldırdı ve sadece yaralı kendi için üç şekel gümüş alır.”
“Eğer bir kişi bir kabı ya da göleti kirletirse eskiden altı şekel gümüş ve-riliyordu: kirleten kimse üç şekel gümüş versin, Saray için üç şekel gümüş alı-nıyordu; ama şimdi Kral, Saray’ın payını yürürlükten kaldırdı: kirleten kişi, o zaman yine o, üç şekel gümüş versin ve böylece suçu evinden uzaklaştırır.”
 
“Ey tanrılar, ne yaptınız? Vebanın Hatti ülkesine girmesine izin verdiniz ve herkes ölüyor! Şimdi size sunulacak yiyeceği ve içkiyi hazırlayacak kimse kalmadı! Ekici ve biçicilerin hepsi öldüğü için tanrıların tarlalarını kimse ek-miyor ve biçmiyor! Tanrılara ekmek yapan değirmenci kadınların hepsi öldü!


Devamı için tıklayınız


İştarın Kaleminden Hatuşşanın Öyküsü İçin lütfen Tıklayınız.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
17 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın