• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
FINDIK HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER,BİLİNMEYENLER

Çay hakkında öğreneceğiniz bilgiler sizi şaşırtabilir. Çay efsaneye göre, MÖ 2737’de Çin İmparatorluk saray bahçesinde uçuşan çay yapraklarının kaynamakta olan suya düşmesiyle, ikinci Çin İmparatoru Shen-Nung tarafından keşfediliyor.

Çay, tein, kafein, teofilin ve antioksidanlar için doğal bir kaynak. İçinde bulunan mineraller nedeniyle kemik ve diş sağlığına da faydalı. Dünyanın en önde gelen çay üreticisi ülkeleri, Hindistan, Sri Lanka, Çin, Türkiye, Kenya, Endonezya, Malawi ve Vietnam. Türkiye‘de ise çay, yalnızca Gürcistan sınırından başlayan ve Fatsa’ya kadar uzanan alan içerisinde yetiştirilebiliyor.Çayı birçok kritere göre sınıflara ayırmak mümkün. Ancak çayın temelde siyah, yeşil, beyaz, sarı, oolong çayı ve pu-erh olmak üzere beş esas çeşidi mevcut. Bu çeşitlerin tamamı “Camelia sinensis” adlı bitkinin yaprağından üretilir. Çay yaprakları farklı oksidasyon seviyelerinden geçirilerek üretim gerçekleştiriliyor.Siyah çayda, hasat edilen çay yaprakları fermantasyon sonrası siyahlaşarak, kafein ve tanin maddelerinin oluşmasına sebep oluyor. Siyah çay güçlü aroma ve yüksek oranda kafein maddesine sahip ancak antioksidan bakımından düşük.

Yeşil çay çok işlem görmediği için içindeki faydalı maddeler kaybolmuyor ve oksidasyona uğramadan kullanıma hazır hale getiriliyor. Çin usulüne göre Pan-Firing, Japon usülüne göre de Steaming yöntemi ile hazırlandığında ortaya daha fazla aroma çıkıyor. Antioksidanları artarken kafein maddesinin oranı azaldığından karakteristik aromatik tadı kaybolmuyor.

Sarı Çay az bulunan ve pahalı bir olan çay çeşidi. Fazla bilinmeyen farklı işlem şekilleri olan sarı çay, yüksek oranda antioksidan içeriyor.

Beyaz çay, dünyanın en nadide ve en pahalı çayı. Toplandıktan hemen sonra hiçbir fermantasyon işlemine uğramadan soldurma ve kurutma işlemine tabi tutuluyor. Ortamdaki doymuş havayı uzaklaştırmak suretiyle ortam sıcaklığında hava ile soldurma ve kurutma işlemi yapılıyor. Bu işlem daha fazla aroma ortaya çıkarmakla birlikte, antioksidanları artırırken kafein oranını azaltıyor. Böylelikle beyaz çayda karakteristik ve kavunumsu aromatik bir tat ortaya çıkıyor.

Oolong Çayı, siyah çay ile yeşil çay arasında, belli oranda fermantasyon işlemine tabi tutularak, nemi yüzde 5’e düşünceye dek kurutuluyor. Daha sonra bazı özel proseslerle tekrar sıkıştırılmadan önce ufaltılıp küçük, uzunlamasına parçalar halinde kesiliyor. Daha koyu olan Oolong çayında kafein oranı yüksekken, antioksidan oranı ise düşük kalıyor. Birçok farklı çeşidi bulunan oolong çayı, tütünümsü bir tada sahip.

Pu-erh Çayı, işleme metodu veya yıllandırılma süresine bağlı; yeşil (sheng) ya da olgunlaştırılmış ham şekliyle, yıllanmış (shou) olarak satılıyor. Pu-erh çayı, yeşil çayın ikinci kez fermente olmuş hali. Çayın oksidasyon derecesine göre kabaca sınıflandırıldığı pu-erh çayı, “Camellia sinensis” varyetelerinden okside olmamış yeşil çay tarzında işlenip “maocha” olarak adlandırılıyor.

Maocha’da ise, yıllanmış pu-erh’i üretmek için çay, preslenmeden önce birkaç ay süreyle ön olgunlaştırmaya tabi tutuluyor. Olgunlaştırma periyodunun ardından da direkt olarak preslenerek ham pu-erh elde ediliyor. Bu şekilde olgunlaştırılmış ve işlenmemiş pu-erh’lerin teknik olarak yeşil çay olarak sınıflandırılmasına karşın, işlenen ve daha uzun süre yıllandırılan pu-erh’ler ise koyu kırmızı renklerine bağlı olarak siyah çayların bir alt kategorisi olarak sınıflandırılıyor.

Bununla birlikte bu iki pu-erh formu, serbest radikallerin oksidasyonu ile birlikte çayda bakteriyel fermantasyona neden olan (yoğurt ve peynirde olduğu gibi) organizmaların gelişimiyle ikinci bir oksidasyona maruz kalıyor. Böylece de eşsiz tada sahip olan bir çay elde ediliyor.

Adını, Çin’in Yunnan yakınlarındaki Pu Erh kentinden alan bu çay, toprağımsı bir aromaya sahip. Yaklaşık 2000 yıl öncesinden günümüze kadar Çin’de kullanılan ve genellikle geleneksel metotlarla üretilen pu-erh zengin, yumuşak ve uzun süre damakta kalana aromasıyla en özel çaylar arasında yer alıyor.

Siyah çay ise yüzde 75’lik oranla dünyada en popüler olan en çok tüketilen ve çay çeşidi. Çin’de kırmızı çay olarak adlandırılan siyah çayın genel olarak çok ezilmiş kırık yapraklarla demlenmesi, çayı daha koyu yapıyor. On dokuzuncu yüzyılda aromalarla, popüler kokularla harmanlanan siyah çay, “Earl Grey” gibi çeşitlerin doğmasını sağladı.

Earl Grey çayı, turunçgiller familyasına ait bergamot meyvesinin kabuğundan çıkarılan rayihalı yağla tat verilen bir çay harmanı. Adını on dokuzuncu yüzyılda Britanya başbakanı olan 2. Earl Grey’den alan çay, günümüzde dem rengi, buruk tadı ve hem sert hem yumuşak derecesiyle aromalı çay sevenlerin vazgeçilmezi.

Çay, doğal bir antioksidan olup B1, B2, B6 vitaminleri yönünden ve potasyum, manganez, folik asit ve kalsiyum açısından zengin bir içecek. Bitki Çayı ise, çay bitkisinin yapraklarından elde edilmediğinden gerçek çay olarak kabul edilmemekle birlikte bitkilerin, kök, gövde, çiçek gibi kısımlarından oluşuyor

Dünyanın en iyi çayları dağlık alanlarda, deniz seviyesinden 900-2100 metre yükseklikte, tropik ve subtropik bölgelerde yetiştiriliyor. Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka, Türkiye, Endonezya, Vietnam, Japonya, İran ve Arjantin gibi ülkeler çay üretiyor.

Çay bitkisinin tohumdan başlayan büyüme serüveni 4-12 yıl alıyor. İlk hasat üçüncü yılda, gelişim aşamasında yapılırken bitkide tam verimli hasat on ikinci yıldan itibaren başlıyor.

Köklenme oranının düşük olmasına karşın, çaydan kış döneminde alınan odunsu çeliklerle, bitkisel hormon kullanarak yeni bitkiler üretmek mümkün. Doğal ortamında büyümeye bırakıldığında, bulunduğu ortama göre üç ila yirmi metreye kadar boylanabilen çay bitkisi, 100 yıllık ömre sahip.

Dünyada yılda üç milyon ton çay üretiliyor. Dünyanın en büyük çay üreticisi olan Çin’i, ikinci sıradaki Hindistan izliyor. Yeşil çay ve diğer bölgesel çayların ön planda olduğu Çin‘de de çayın önemi oldukça fazla. Çin’de çay, kapaklı kupalarda demleniyor ve yine bu kupalarla içiliyor.

Hindistan’da, kuvvetli bir aromaya sahip yerel çaylar, bolca şeker, süt ve tarçın gibi ilavelerle hazırlanıyor. Türkiye‘de siyah çay günümüzde çaydanlıkta demleniyor. Demi bol ve büyük ölçüde şekerli tüketilen çay tercihen ince belli, küçük cam bardaklarda içiliyor. Türkiye’de çay, sabah kahvaltısı ve akşamları başta olmak üzere günün her saatinde, her kafe ve restoranda, her özel ve sıradan günde içilebiliyor.

Fas’ın en otantik yerleşimi olan Marakeş‘in kendine özgü Moroc çayı, çay doldurma kültürü var. Bu iş yapan seyyar satıcılar, bolca nane ve şekerden hazırlanan çayı bardaklara yüksekten dökerek hafif köpük oluşturuyor.

Çay, İran ve Afganistan da milli içecek olarak tanıtılır. Yeşil çay susuzluğu giderirken, siyah çay ise sıcak içecek olarak tüketiliyor. Her ikisi de bol şekerli hazırlanıyor.

Kuzey Afrika‘da çoğunlukla yeşil çay tercih ediliyor. Süt ve bolca şeker ile hazırlanan çay, cam bardaklarda sunuluyor ve günün her anında tüketilebiliyor. Çayın, kültüründe önemli bir yer tuttuğu Japonya‘da da yeşil çay tercih ediliyor. Hazırlanmasından içimine kadar bir ritüel gibi ele alınan çay, hafif ve yumuşak kıvamda tüketiliyor.

Tibet’te, süt ya da suyla oldukça uzun süre demlenen çay, tahta yayıklarda tereyağı ile çalkalanarak hazırlanıyor. Çayı on yedinci yüzyılda içmeye başlayan Ruslar, pahalı olması nedeniyle on dokuzuncu yüzyıla dek fazla tüketemeseler de, sıcak metalin uzun süre sıcak tutmasından dolayı geleneksel olarak semaverde yapıyorlardı.

Birleşik Krallık‘ta ise günde 165 milyon, yılda ise 62 trilyon fincan çay tüketiliyor. Britanyalılar dünyada ikinci en çok çay tüketen toplumken, çay tüketiminde birincilik İrlandalılara ait. İngilizler, sert içimli hazırladıkları çayı süt ve şekerle tatlandırmayı ve böylece tattaki burukluğu azaltmayı tercih ediyorlar. Tüm dünyada bilinen “5 Çayı” konsepti de yine İngilizlere ait.

Avrupa’da genellikle bitki, meyve ve aromalı çaylar tercih edilirken, siyah çay çoğunlukla bardak poşet formatında kısa sürede demleniyor.

Amerika’da ise soğuk çay da bol miktarda içiliyor. Özellikle güney eyaletlerde çay ya soğuk suyla demleniyor, ya da sıcak suyla demlendikten sonra soğumaya bırakılıyor.

Çay poşeti, ilk kez 1908’de Amerikalı Thomas Sullivan tarafından denendi. Müşterilerine çay örneklerini sunmak için küçük ipek çantalar hazırlayan Sullivan, bu fikrini çay poşeti olarak geliştirdi.

Dünyanın en pahalı çay poşeti ise, PG TIPS çay şirketinin yetmiş beşinci kuruluş yıl dönümü anısına tasarlandı. Üzeri 280 tane pırlanta ile süsü çay poşeti 12 bin dolar değerinde.

Tieguanyin, bir tür Oolong çayı. Çin’de üretilen bu marka, dünyanın en pahalı çayı olarak kilosu üç bin Dolar’dan satışa sunuluyor. Hong Kong‘un Ritz Carlton Otelinde çaydan yapılan yemek istiyorsanız, 8.888$ ödemeniz gerekiyor.

Lipton, dünyanın en popüler ve en çok satan çay markası. Dubai’nin Jebel Ali şehrinde bulunan fabrikasında en az beş trilyon çay poşeti satılıyor. Avrupa’da, on altıncı yüzyılda çay yapraklarıyla fal baktırmak oldukça yaygındı.



-Fındık, huş familyasına ait yaprak döken bir ağaçtır.Kökeni Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya'nın ılıman bölgeleridir.

-Vahşi fındık, yeterince nem sağlayan alanlarda iyi drene edilen topraklarda yetişir. Fındık yetiştiriciliği 5.000 yıl önce başlamıştır.İnsanlar bu bitkinin beslenme ve sağlık yararlarını keşfettiler. Fındık hala çok popülerdir ve dünyada en çok yetiştirilen ve tüketilen tahıllardan biridir.

-Peki hepimizin kafasını kurcalayan soru fındık meyve midir sebze midir ? Fındık bir tahıldır.

-Fındık ağacı 6 ila 12 metreye ulaşan küçük bir ağaçtır.

-Fındık kenarlarında çift dişli yeşil yuvarlak yapraklara sahiptir. Her iki taraf ince tüylerle kaplıdır.

-Fındık, tek tek erkek ve dişi çiçeklerin aynı ağacın üzerinde geliştiği tek evcikli bir bitkidir. Erkek çiçekleri sarı renktedir. Dişi çiçekler küçücük ve kırmızı renktedir.

-Fındık rüzgâr tahılı bitkidir. Rüzgar, kışın dişi çiçeklerine polen taşır. Meyve gelişmeye başladığında polen 7 ila 8 ayda (Mayıs veya Haziran'a kadar) uykuda kalır.

-Fındığın tohumu, yapraklı kapsül ile kaplanmıştır. Fındıklar kümeler halinde üretilir. Sert dış kabuk, ovalin içindeki küresel, sarımsı-kahverengi çekirdeği  korur. Her ağaç yılda 20-25 kilo fındık üretir.

-Fındık hasadı genellikle Eylül ayından ekim ayına kadar sürer. Olgunlaşmış fındıklar yere düşer. Elle ya da elektrik süpürgesi gibi çalışan özel olarak tasarlanmış süpürücü makineler  ile toplanabilirler.

-Manganez, magnezyum, fosfor ve demir gibi geniş bir mineral yelpazesine sahiptir.

-Fındık bir aperitif olarak ya da sayısız tatlı ve tuzlu yemekler ve endüstriyel şekerlemelerde bir yiyecek olarak tüketilebilir. Nutella, fındıklardan yapılmış popüler bir endüstriyel bir kakaolu fındık kremasıdır.
-Fındıklardan alınan yağ, pişirme için bitkisel yağ olarak kullanılır. Bu yağ aynı zamanda kozmetik ve farmasötik endüstrisinde ve aromaterapide de kullanılmaktadır.
-Fındık, kahve ve çeşitli alkollü (likör) ve alkolsüz içeceklerin aroma maddeleri olarak da kullanılır.

-Eski Yunanlılar öksürük ve kellik tedavisinde fındık kullandılar.

-Eski Romalılar, fındığın uzun, mutlu ve ileriye dönük evliliğini sağladığı inancıyla düğün törenlerinde fındık ağacının dallarından yapılan meşaleleri kullandılar.

-Her yıl 748.000 ton fındık üretilmektedir. Küresel olarak tüketilen fındıkların yaklaşık% 75'i Türkiye kaynaklıdır.

-Fındık, 50 yaşından sonra bile meyve verebilen çok yıllık bir bitkidir.
 
 
FINDIĞIN TARİHÇESİ

1. Giriş:

Fındık sözcüğü, Antik Çağda Karadeniz' in adı olan "Pont Exinus" tan türetilen "pontik" sözcüğünden meydana gelmiştir. Plinus da, Pontos kıyılarından getirildiği için, fındığa "Pontos cevizi" denildiğini kaydetmiştir. Fındık Akdeniz, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine Doğu Karadeniz' den adını da beraber getirerek yayılmıştır. Fındık sözcüğünün Farsçası "fonduk", Arapçası "bunduk", Latincesi "nux", Almancası "haselnuss", Fransızcası "noisette", İngilizcesi "hazelnut", Rumcası "leptokarion", Ermenicesi "kalin", Tatarcası "çitlevük", eski Yunancası "funduki", İtalyancası "nocciola", İspanyolcası "avellana", Portekizcesi "avella", Romencesi ise "aluna" dır.

Fındık kültürünün Türkler arasında yayılmasının üç devre içerisinde olduğu bildirilmektedir. Birinci devre, Türklerin Ortaasya' da oldukları devredir, orada fındığa "kosık" ya da "kosuk" denilmektedir. İkinci devre, Batı Türklerinin fındık için "çetlevük" sözünü kullandıkları devredir. Üçüncü devrede ise, Anadolu Türkleri fındığı Arap etkisi ile "bunduk" ve bundan değiştirerek "fındık" şeklinde adlandırmışlardır.

2. Eski ve Ortaçağ Kaynaklarında Fındık

Fındığın anavatanı hakkında birçok yazar, tabiat bilgini ve tarihçi değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Arkeolojik kazılar MÖ 10000 li yıllarda fındığın mezolitik diyetlerin bir parçası olduğunu kanıtlamaktadır. Çin yazılı kaynaklarında M.Ö. 2838 yıllarında Çin' de yetiştiriciliğinin yapıldığı ifade edilen fındığın Tanrı' nın insanlara ihsan eylediği beş kutsal meyveden birisi olduğu bildirilmektedir.

Antik Çağ' ın büyük tarihçisi Herodotos (MÖ 490-425), Herodot Tarihi olarak adlandırılan eserinde fındığın Karadeniz' in doğusunda yetiştirildiğini yazarken, antik Çağ' da fındığın yağının nasıl çıkarıldığını da tarif etmektedir. Fındık içlerinin bir torbaya konulup sıkılmasıyla fındık yağı elde edilmesi, günümüzde, kırsal kesimde zeytinden ve fındıktan yağ elde edilmesinde kullanılan usullere benzemektedir.

Milattan önce 372-287 tarihleri arasında yaşamış olan Yunanlı filozof Theophrastos fındıktan şu şekilde bahsetmektedir: "Pontus cevizi-fındığın yabanilikten kurtarılıp ehlileştirilmesi için asıl kökten alınıp başka bir yere dikilmesi kafi gelir. Bu suretle kışa daha mütehammil olan fındık iki cins olup birisi yuvarlak yani tombul, diğeri ise uzunca sivridir. Fındık fidanı sulak yerlerde daha iyi yetişmektedir."

Fındık ağacının Uygurlar tarafından bilindiği ve hatta kutsal ağaçlardan sayıldığı, eski Yunan ve Roma mutfağında sosların yapımında fındığın sıkça kullanıldığı, MS 200 yılı civarında yaşamış olan Athenaeus' un Deipnosophist adlı eserinde "ballı ve kuruyemişli tatlı" tarifinde   fındığın yer aldığı, Plinius (MS 23-79)' un Tabiat Tarihi adlı eserinde fındıktan "Avellinea" ve "Pontus cevizi" olarak bahsettiği bildirilmektedir.
Fındığın tarihi ile ilgili yapılan bir araştırmada, İsviçre' nin Rohen havzasında tarihin ilk çağlarında, insanların göllerin sığ yerlerinde kazıklar üzerine barınaklar kurdukları devirlerde fındığın besin olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.


3. Selçuklular ve Osmanlı Döneminde Fındık

Türk kaynaklarında fındık ağacından söz edilen en eski eser Uygur Destanı' nın İran rivayetidir: "Tuğla ve Selenga ırmaklarının birleştiği yerde bir kayın ve fındık ağacı arasında bulunan bir dağ kabardı ve yarıldı. İçinden beş çocuk çıktı."

Büyük Türk Bilgini İbn-i Sina (930-1037) El Kanun Fi't-Tıbb adlı eserinde çeşitli hastalıklarda kullanılan bir ilaç olarak fındıktan bahsetmektedir.

13. yüzyılda yaşamış olan Ispartalı Seyrani  Karadeniz Bölgesine yaptığı ziyaret esnasında Giresun' da bol miktarda fındık yetiştiğinden bahsetmektedir. Yine Evliya Çelebi Trabzon bölgesine yaptığı  bir seyahatte "Dağlarında taşlarında cümle ormanları fındıklıktır" diye bahsetmektedir.

Fındığın uluslararası ticaret malı olarak satışını gösteren ilk yazılı belge 1403 yılını taşımaktadır. İspanya kralı III. Henri, 1403 yılında Timur' a elçi gönderir, elçi Timur ile görüşür, Trabzon' dan İstanbul' a deniz yoluyla döner. Yolculuk izlenimlerini yazdığı Seyahatnamesinde şu cümle yazılıdır: 17 Eylül 1403' te Trabzon' dan; kaptan Nicolos Cojen yönetimindeki fındık yüklü bir gemiyle 25 günde İstanbul' a gittik.

Fransa ile 1737 yılında, I. Mahmut (1730-1754) döneminde ticaret anlaşması yapılır. Bu antlaşmaya göre Fransa' ya satılacak ürünler arasında fındık da vardır.

Türk fındıklarının, özellikle Avrupa ülkelerinde tanınması 18. yüzyılın ikinci yarısından sonradır. 1782 yılında Rusya' ya, 1792 yılında Romanya' ya, 1875 yılında Belçika' ya fındık dışsatımının başladığı bildirilmiştir. İç fındığın ilk dışsatımı 1879 yılında yapılmıştır. 1906 yılında Sırbistan' a, 1907 yılında Almanya' ya, 1909 yılında Marsilya' ya (Fransa), 1912 yılında ABD' ye fındık dışsatımı başlamıştır.

1900 yıllarında fındığın tek üreticisi ve dışsatımcısı Türkiye' dir. İsviçreli Lui Ramber' in 5 Mayıs 1902 tarihli gezi günlüğünde fındıkla ilgili şu cümleler yer almıştır: Sabah şafakla beraber Giresun' a geldik… İşte bugün fındık diyarındayız… Yamaçlar üzerinde, küçük vadilerin kıvrımlarında, sözün kısası her tarafta düzenli biçimde dikilmiş fındıklar görülür.

Ordu' da fındık ziraatinin başlangıcının ise geç bir dönemde olduğu bildirilmiştir. Ordu ilinde sıtma hastalığını önlemek için pirinç ekiminin yasaklanması ve fındık ziraatinin teşviki için yazılan yazı 9 Haziran 1894 tarihlidir.

4. Cumhuriyet Döneminde Fındık

Cumhuriyet döneminde fındık konusu ciddiyetle ele alınmış, bu konuda muhtelif çalışmalar yapılmıştır. 1925 yılında çıkarılan 407 sayılı yasa ile Rize de fındık yetiştiren iller arasına alınmıştır; yine 1925 yılında çıkarılan 552 sayılı yasa ile Aşar Vergisi kaldırılmış, bunun yerine fındıktan % 8 vergi alınması şartı getirilmiştir.
1927 yılında çıkarılan 6207 sayılı hükümet kararnamesi ile fındık fidanlarının ihracatı yasaklanmıştır.
1930 yılında İş Limitet Şirketi kurulur, 1931 yılında fındık ticaretine başlar.

10 Ekim 1935' te Ankara' da Birinci Ulusal Fındık Kongresi toplanır. Bu kongrede fındığın yetiştirilmesinden satışına kadar, özellikle kalite ve standardizasyon konuları işlenmiş ve çeşitli raporlar halinde kongreye sunulmuştur. Fındık Nizamnamesi yürürlüğe konulmuştur.

1936 yılında Giresun' da Fındık İstasyonu kurulur.

Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım  1937 tarihinde TBMM' ni açış konuşmasında; "Önümüzdeki yıl içinde, fındık başta olmak üzere diğer belli başlı ürünlerimizi de ilgilendiren birlikler kurulmalıdır." direktifini verir.  28 Temmuz 1938 tarihinde Giresun' da Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (FİSKOBİRLİK) kurulmuştur.
İşlevini tamamlayan İş Limitet Şirketi 1939 yılında tasfiye edilir.

6 Kasım 1940 tarihinde merkezi Giresun' da olmak üzere Karadeniz Bölgesi Fındık İhracatçılar Birliği kurulur.
Giresun' da 7 Kasım 1957 tarihinde İkinci Ulusal Fındık Kongresi toplanmıştır. Bundan 47 yıl sonra, 10-14 Ekim 2004 tarihinde yine Giresun' da Üçüncü Milli Fındık Şurası toplanmıştır. Burada fındık konusu çeşitli yönleriyle tartışılmış ve şura sonunda alınan kararlar 29 maddelik bir bildiri ile kamuoyuna duyurulmuştur.
1965 yılında Fındık İstasyonu, Fındık Araştırma Enstitüsü adını almıştır.

1983 yılında "Fındık üretiminin planlanması ve dikim alanlarının sınırlandırılması" nı öngören 16.6.1983 tarih ve 2844 sayılı yasa çıkarılır.

6-7 Eylül 1996 tarihinde Tirebolu' da I. Fındık Festivali düzenlenmiştir.
1996 yılında FTG (Fındık Tanıtım Grubu kurulur, fındığın iç ve dış tüketimini artırmak için çeşitli çalışmalar yürütülür.
 
 
Türkiye'de Fındık

Tarihi belgelerde günümüzden 2300 yıl önce Türkiye'nin kuzeyinde Karadeniz kıyılarında fındık üretildiği belirtilmekte ve fındığın son 6 yüzyıldan beri Türkiye'den diğer ülkelere ihraç edildiği bilinmektedir. Dünya'nın fındık üretimi için gerekli uygun hava koşullarına sahip bir kaç ülkesinden biri olan Türkiye, toplam Dünya üretiminin % 75'ini, ihracatının ise % 70-75'ini gerçekleştirmektedir.
 
Türkiye'nin Karadeniz sahillerinde yoğun bir şekilde yeralan fındık bahçeleri, sahilden içeriye doğru en fazla 30 km'yi geçmeyen alanda bulunmaktadır. Batı Karadeniz'de Zonguldak'tan (istanbul'un doğusu) başlayarak doğuya doğru tüm Karadeniz boyunca deniz ve dağlar arasında yeşil bir kuşak gibi hemen hemen Gürcistan sınırına kadar uzanır.
Türkiye'de 550-600 bin hektar alan üzerinde üretimi yapılan fındık ile dolaylı ve dolaysız olarak 4.000.000 insan ilgilenmekte olup, bu durum fındığın sosyo-ekonomik önemini artırmaktadır. Türkiye'nin Dünya'daki diğer fındık üreten ülkeler arasında, üstün kalitesi nedeniyle seçkin bir yeri olup, üretim ve ihracatta liderliğini sürdürmeye devam etmektedir.
 
ÜRETİM ALANLARI
Yeryüzünde, 36-41 kuzey enlemlerinde ve kendine özgü iklim koşullarında yetişen fındık ağacı, kıyılardan en çok 30km içerde ve yüksekliği 750-1000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün verir.

Türkiye'de fındık yetiştiren bölgeler iki alt bölgeye ayrılabilir:
a) 1. Standart Bölge (Karadeniz Bölgesi'nin doğu bölümü): Ordu, Giresun, Rize, Trabzon ve Artvin illeri.
b) 2. Standart Bölge ( Karadeniz Bölgesi'nin orta ve batı bölümü) : Samsun, Sinop, Kastamonu, Bolu, Düzce, Sakarya, Zonguldak ve Kocaeli illeri.

HASAT
Türk fındıkları genellikle Ağustos başı ile Ağustos sonu arasında, bahçenin bulunduğu yerin yüksekliğine göre olgunlaşır. Zamanında hasat fındık dallarının silkelenmesiyle yere düşen zuruflu fındıkların yerden toplanmasıyla yapılmaktadır.Diğer bir hasat şekli ise dallardan tek tek toplanarak yapılandır.
 
Bahçelerden toplanan fındıklar arazinin durumuna göre aynı gün veya birkaç gün sonra harmana getirilir ve harmanda 10-15 cm kalınlığında serilerek zurufları kahverengi oluncaya kadar güneşte soldurularak ön kurutma yapılır. Soldurma işleminden sonra fındıklar patozla zuruflardan ayrılarak tenteler üzerinde ince tabakalar halinde güneşte kurumaya bırakılır.
Ön kurutma dahil havanın durumuna göre toplam kurutma süresi 15-20 günü bulur. Tabii şekilde ve güneş altında kurutma Türk fındığının lezzetli olmasında önemli bir etkendir.

KULLANIM ALANLARI

Türkiye ve Dünyada çerez olarak da tüketilen fındığın % 90'a yakın kısmı kavrulmuş, beyazlatılmış, kıyılmış, dilinmiş,un ve püre halinde çikolata, bisküvi, şekerleme sanayiinde, tatlı, pasta ve dondurma yapımı ile yemek ve salatalarda yardımcı madde olarak kullanılmaktadır.

Yaklaşık beşbin yıldır bilinen fındık, meyvesinden odununa kadar birçok yerde insanlığa büyük yararlar sağlamaktadır. Fındık kabuğu ülkemizde özellikle fındık üretilen bölgelerde çok değerli ve yüksek kalorili bir yakacak olarak kullanılmaktadır.
 
Ayrıca fındık odunundan sepet , baston, sandalye, çit ve el aletleri yapımında faydalanılır. Bazı türleri park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Fındık yaprağı ile meyve zurufleri de, gübre olarak kullanılmaktadır. Üretim fazlası fındıklar yağlık olarak değerlendirilmektedir. Fındık ham yağı rafine edilerek yemeklik yağ olarak, fındık küspesi ise yem sanayiinde katkı maddesi olarak kullanılmaktadır.

SANAYİ VE TİCARET

Halen ülkemizde yıllık 1.800.000 ton iç kapasiteli 180 kırma fabrikası ile yıllık 350.000 ton iç kapasiteli 40 işleme tesisi bulunmaktadır. 1970'li yıllarda fındık ihracatımızın % 90'ı kabuklu ve natürel iç olarak gerçekleşirken, fındık işleme sanayisindeki olumlu ve hızlı gelişmeler sonucunda işlenmiş fındık ihracatının toplam ihracatımızdaki payı 2000 yılında %30'un üzerine çıkmıştır.

Üretimin her aşamasındaki etkili ve özenli kalite kontrol sistemleri sayesinde alıcı firma isteklerinin tam anlamıyla yerine getirilmesine paralel olarak özellikle işlenmiş iç fındık ihracatı her yıl artış göstermektedir. Ülkemizde hazırlanan işlenmiş fındıklar, natürel fındık almak suretiyle birçok ithalatçı-sanayicinin kendi tesislerinde hazırladıkları işlenmiş fındıklardan çok daha kalitelidir. Günümüzde gerek resmi,gerekse özel sektöre ait işlenmiş iç fındık üretiminde kalite güvence departmanlarınca HACCP kapsamında en asgari düzeyde yapılan analizler ilişikte bulunmaktadır.

AMBALAJ

Ülkemiz fındık ihracatı alıcı isteğine bağlı olarak aşağıda belirtilen ambalajlarda gerçekleştirilmektedir.
Natürel İç :
-genel olarak 25, 50 veya 80 kg'lık jüt çuvallarda,
- 500, 800 veya 1000 kg'lık lamineli bigbag'lerde
-10, 12.5, 20 veya 25 kg'lık karton kutularda (vakumlu torbalarda, vakumsuz polietilen torbalarda, doğrudan karton kutularda)
-25 veya 40 kg'lık kağıt torbalarda
-doğrudan tüketiyice yönelik 25gr, 40gr, 80gr, 100gr, 200 gr, 500 gr ve 1kg'lık vakumlu veya vakumsuz ambalajlarda
 
Beyazlatılmış, Kavrulmuş, Kıyılmış, Un :
-25 veya 50 kg'lık polietilen torbalı jüt çuvallarda
-10, 12.5, 20, 25 kg'lık karton kutularda (vakumlu torbalarda, vakumsuz polietilen torbalarda)
-500, 800 veya 1000 kg'lık lamineli bigbag'lerde
-alüminyum vakum torbalarda
-doğrudan tüketiyice yönelik 25gr, 40gr, 80gr, 100gr, 200 gr, 500 gr ve 1kg'lık vakumlu veya vakumsuz ambalajlarda
Dilinmiş :
-10, 12.5, 20 veya 25 kg'lık polietilen torbalı vakumsuz karton kutularda
Füre :
-gıdada kullanılan 30, 60, 120, 200 veya 220 kg'lık plastik varillerde
-30, 60, 200 kg'lık laklı metal varillerde
-doğrudan 20 veya 22 tonluk tankere dolum yapılmak suretiyle  
  
44 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın