• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
ÇATALHÖYÜK

Çatalhöyük; Tarihe Tutulan Işık

 Çatalhöyük Tanıtım Kitapcığını indirmek için lütfen Tıklayınız

Çatalhöyük Unesco, dünya Kültür Varlıkları listesinde yer almaktadır. Çatalhöyük  MÖ 7.500 'den beri yerleşim yeri olarak kullanılmış , 18 yapı katından oluşur ve yaklaşık 8000 kişinin yaşamış olduğu neolitik çağda Anadolunun en büyük yerleşim alanı ve kent olarak tanımlanabilecek tek yerdi.

Konya’nın 52 kilometre güneydoğusunda, Çumra ilçesinin sınırları içinde yer alan tarihöncesi yerleşim alanı Çatalhöyük Kazısının başkanlığını 1993 yılından bu yana sürdürmekte olan arkeoloji profesörü Ian Hodder, verdiği brifingde Çatalhöyük’teki kazıların uzun soluklu ve zor bir çalışma olduğunu söyledi. Zaman içinde hem ulusal hem de uluslararası basının buraya gösterdiği ilginin arttığını belirten Hodder, sözlerine “tarihöncesi bir alanı geniş bir kitleye cazip kılmak oldukça zor, çünkü burada bina ya da tiyatro gibi yapılar yok. O yüzden Çatalhöyük’ü daha görünür hale getirmek için daha fazla çaba sarf etmek gerekiyor” diye devam etti. Kazı alanının girişinde bir adet deneysel ev bulunuyor, ekip dört ev daha yapmayı planlıyor. Bu sayede burayı ziyaretçiler açısından daha ilginç hale getirmek istiyorlar. Hodder ayrıca gelecekte Çatalhöyük’te bir müze oluşturulması gerektiği fikrinde.

Yapılan kazılarda üzerine insan yüzü resmedilmiş pek çok çanağa rastlanmış, bu da burada ciddi bir sanat üretimi olduğunun göstergesi. Prof. Hodder, Çatalhöyük’ü bir başka önemli kazı alanı olan Göbeklitepe’yle karşılaştırdığında çok önemli bir ayırıcı noktanın altını çizmeden edemiyor: Göbeklitepe’de tapınaklar üzerine yapılan bir sanat karşımıza çıkarken, Çatalhöyük’teki kazılar, evlerin içerisinde, gündelik bir sanatı gün ışığına çıkarıyor. Prof. Hodder, Çatalhöyük’ün birçok insanı heyecanlandırmasının nedenlerinden birinin de bu olduğunu vurguluyor. Kendisinin de asıl anlamak ve öğrenmek istediği temel bilgi, insanların ev içinde neden bu kadar fazla miktarda sanata yer verdiği.

Çatalhöyük’te başlangıçta nüfus oldukça azken zamanla çoğaldığını görmek mümkün. Evlerin yoğunluğu ve yerleşim alanının büyüklüğü de zaman içerisinde artmış. Prof. Hodder bu durumu şöyle anlatıyor: “Alanın ortasında 8 bin kadar kişinin bir noktada bitişik evlerde bir arada yaşadığını görüyoruz. Daha sonra bu birdenbire değişiyor. İÖ 6500 tarihinde genel olarak Anadolu’ya ve oradan da Avrupa’ya bir yayılma oluyor. Neolitik dönem Orta Anadolu’da görülmeye başlandığında bununla birlikte nüfusta ciddi bir artış var, ama artan nüfus burada artık yaşamını idame ettiremeyecek kadar arttığında başka yerlere yayılma gerçekleşiyor…”

 UNESCO’nun 2012 yılında Dünya Kültür Miras Listesi’ne giren Çatalhöyük’te günümüze dek 13 yapı katı gün ışığına çıkarıldı. Çatalhöyük’te 8 bin kişi bir arada yaşıyordu

Çatalhöyük, 9000 yıllık geçmişiyle tarihi ışık tutan en eski yerleşim yerlerinden biridir. Uçsuz bucaksız Konya Ovası'nın Çumra ilçesi sınırlarında içinde kalan bu tarihi yerleşim yeri ilçenin sadece 10 km. kadar doğunda yer almaktadır. Höyüğün çatal ismini alması, farklı yükseklikteki iki tepe düzüne sahip bir tepe şeklinde olmasından gelir.

Tarihi yerleşim Çatalhöyük ilk kez 1958 yılında J. Mellaart adlı kişi tarafından keşfedilmiştir. Bu keşiften sonra 1961-1963 ve 1965 yıllarında bölgede kazı akademik kazı çalışmaları yapılmaya başlanmıştır. İlk yerleşme, ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntuları ile insanlık tarihine ışık tutan bu yerleşim alanında yapılan kazılarda yüksek tepenin batı yamacındaki araştırmalar sonucunda, 13 yapı katı açığa çıkarılmıştır. Sonrasında ise Çatalhöyük yerleşim alanında 1996 senesine kadar herhangi bir arkeolojik kazı yapılmamıştır. Bu yıldan itibaren İngiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafından Ian Hodder başkanlığında kazılara kaldığı yerden devam edilmiştir. Sonrasında elde edilen kazı buluntuları Konya Arkeoloji Müzesi'nde koruma altına alınarak alınmıştır. Ele geçen bu buluntuların bir kısmı müzede teşhir edilmiş, diğerleri ise depolarda koruma altına alınmış durumdadır.

Neolitik Dönem yerleşimi olan Çatalhöyük, 2.000 yıl boyunca kesintisiz yerleşimin görüldüğü bir yer olmasıyla, Mezopotamya dışında dönemin en büyük ve en kalabalık yerleşim yerlerinden de biri olarak bilinmektedir.

İnanış olarak Çatalhöyük insanları ölümden sonra diğer dünya inancını taşıdıklarını bizlere evlerinde ölülerle yaşamalarıyla göstermektedir. Her konutta en az bir platform bulunuyor ve ölülerini bu platformların altlarına gömüşlerdir. Yani konutlarda ölülerle beraber yaşadıklarını görülmektedir. Bu durum da halk üzerinde ata kültünün devam ettiğini anlatıyor. Ölülerin yanlarına ayrıca diğer dünya ihtiyaç duyabileceğini düşündükleri ölü hediyelerini bırakmışlardır.

Çatalhöyük kazısında ele geçen sanat eserleri arasında pek çok farklı hayvanın betimlendiği resimlere rastlanmıştır. Bu durumda bizlere tıpkı Göbeklitepe'de de olduğu gibi burada da leoparın önemli bir yere hakim olduğunu göstermektedir.

Eşitlikçi bir toplam yapısı olduğu düşünülen bölge yerleşiminde pişmiş topraktan yapılan pek çok kadın heykelciğine ve figürüne rastlanmıştır. Bu kadın heykelcikleri; genç kadın, doğuran kadın ve yaşlı kadın olarak betimlenmiş. Genel inanış olarak bu heykelcikler toplum tarafından ana tanrıça olarak bilinse de, toplumda prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiğini düşündürmektedir.

Çatalhöyük arkeoloji kazılarında yeni proje dönemi başladı

Keşfedildiği günden bu yana İngiliz arkelogların kazı başkanlığını yürüttüğü Çatalhöyük arkeoloji kazıları bu sene ilk kez Türk Arkeolog yönetiminde başladı. Kazı Başkanı Doç. Dr. Çiler Çilingiroğlu yeni kazı alanları oluşturulacağını söyledi.
 
Konya'nın Çumra ilçesinde, UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi'nde yer alan Neolitik Çağ yerleşim yeri Çatalhöyük'te  Konya Müzesi Müdürlüğü başkanlığında yürütülecek areoloji kazılarının bilimsel danışmanlığını Doç. Dr. Çiler Çilingiroğlu üstlendi.

Yeni projede Türk üyelerin yanı sıra yabancı araştırmacılar, uzmanlar ve öğrenciler de görev alacak. 2018 kazı sezonunun önceliği, "Neolitik Dönem mimarisinin korunması, konservasyon çalışmalarının yapılması, kazı eviyle ziyaretçi merkezinin bakımı ve onarımı ve yeni ekip üyelerinin eğitilmesi" olarak belirlendi.

Ege Üniversitesi ekip üyeleriyle Polonya Poznan Üniversitesi'nden Prof. Dr. Arkadiusz Marciniak denetiminde yeni bir kazı alanında çalışmalar yürütülecek.

Arkeoloji kazıları programı 6 haftalık olarak tasarlandı

Çatalhöyük'ün 2012'de UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alındığını anımsatan Çilingiroğlu, şunları belirtti: "Kazı çalışmalarına başladık. Konya Müze Müdürlüğünün başkanlığında kazı yürütülüyor. Bilimsel danışmanlığını yürütüyorum. Kazı programı 6 haftalık. En önemli amacımız alandaki kerpiç mimarinin korunması, alanın turist yollarının düzenlenmesi, ziyaretçi merkezinin onarılması ve çatıyla ilgili sorunların çözülmesidir. En önemlisi yeni kazı alanlarının açılması."

Çilingiroğlu, projeye Polonya Poznan Üniversitesi hocaları ve öğrencilerinin katılım sağladığını belirterek,  "Ege Üniversitesi arkeoloji başkanlığında uluslararası ekip kazılara devam edecek. Proje uluslararası niteliğini koruyacak. Çatalhöyük, iki höyükten oluşuyor. Doğu höyük 13,5 hektara yayılmış, 21 metrelik kültürel dolguya sahip. Şimdiye kadar kazılar höyüğün belirli ve kısıtlı alanlarında yapılmıştı. Çok sayıda bina ve tabaka kazılıyor ancak höyük üzerinde halen hiç araştırma yapılmamış alanlar var. Önceliğimiz hiç araştırma görmemiş alanlara yönelmek, yeni bilgiler, buluntular ve veriler ortaya çıkarmak olacak." dedi.

Dünyada insanoğlunun ilk yerleşim yerlerinden biri olduğu kabul edilen Çatalhöyük'te Neolitik Dönem'de 8 bin kişi bir arada yaşadı.

İngiliz arkeolog James Mellaart ve ekibince 1960'lı yıllarda keşfedilen Çatalhöyük'te, 9 bin yıl önce üstten girilen, birbirlerine bitişik kerpiç evlerde yaşayan insanların sosyal yapısı, beslenme ve giyim şekilleri gibi çeşitli konular dünyanın ilgisini çekti.

İngiliz bilim adamı Prof. Dr. Ian Hodder'ın başkanlığında Çatalhöyük'te süren kazılar, 25 yıllık çalışma programının sona ermesi ve alanda daha fazla kazı yapılmayacağının bildirilmesi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla sona erdi.

Mellaart'ın yürüttüğü araştırmanın bıraktığı noktadan başlayan Hodder'ın başkanlığında 1993'ten bu yana süren kazılarda ortaya çıkarılan çok sayıda bulgu, 11 ciltlik kazı monografilerinde ve 600 kadar bilimsel makale içerisinde yayınlandı.
Prof. Dr. Ian Hodder'ın projesinin sona yaklaşmasıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan bilim heyetince kazı 
 

Kazı Tarihçesi

Çatalhöyük'te kazı çalışmaları elli yılı aşkın bir süredir devam etmektedir. 20. yüzyılın ortalarındaki ilk araştırmaların başlamasından önce de yerel halkın yakından bildiği höyük Neolitik dönemden günümüze kadar farklı topluluklarca kullanılmıştır.

Aşağıda bu uzun soluklu çalışmaların kısa bir tarihçesini bulabilirsiniz.

1958

Çatalhöyük; David French, Alan Hall ve James Mellaart'dan oluşan bir grup İngiliz arkeolog tarafından keşfedilmiştir. Alan, Mellaart üzerinde öylesine bir iz bırakmıştır ki eşi Arlette'in de yardımıyla kazı çalışmalarını planlamaya başlamıştır.

1961-1965

Mellaart’ın 1961'deki ilk kazısı, toplamda 39 gün sürmüş ve bu kazı sezonunda figürinlerin, çömleklerin ve duvar resimlerinin yanı sıra 40 ev gün ışığına çıkarılmıştır. 1961'den 1965'e kadar, Mellaart'ın ekibi çalışmalarına devam etmek için her yaz alana geri dönmüştür.  
 
1965-1993

Mellaart, 1965'teki son kazısından sonra Londra Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamış ve alanda yaklaşık olarak 30 yıl boyunca herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu dönemde, öğrencilerinden Ian Hodder'a Çatalhöyük kazılarını yeniden açması için ilham kaynağı olmuştur. 
 
1993

James'in ve Arlette'nin teşvikleriyle kazı iznini alan ve Çatalhöyük'e gelen Hodder, bu tarihten sonraki her yaz yerli ve yabancı birçok uzmandan oluşan uluslararası takımlarla birlikte alanda çalışmaya başlamıştır.  
 
1998
 
Mellaart, Batı Höyük'ü 1961'de araştırmaya başlamış olsa da bu alandaki kapsamlı kazılar 1990'ların sonuna doğru Jonathan Last ve Catriona Gibson tarafından gerçekleştirilmiş; 2006'da ise Peter Biehl'in ve Burçin Erdoğu'nun başını çektiği yeni bir Batı Höyük takımı buradaki araştırmayı üstlenmiştir. 
 
2000s
Kazı alanları zorlu hava şartlarına maruz kaldığı için, 2000'li yıllarda Güney Koruganı (2002-2003) ve Kuzey Koruganı (2007-2008) olmak üzere iki adet korugan inşa edilmiştir. 
 
2010s

Her ne kadar geleneksel arazi kazıları Çatalhöyük'teki çalışmaların öncelikli formu olsa da araştırmaya ve analize yeni bakış açıları kazandıran dijital, deneysel ve görsel metotların kullanımı da giderek artmaktadır.

2018
Hodder’ın arkeoloji kazısı için aldığı izin 2018'de sona eriyor ve kazıların yönetimi Türkiye hükümetine geri verilecek. Onların rehberliğinde Çatalhöyük'ün hikâyesi daha yeni başlıyor...


Çatalhöyük Unesco, dünya Kültür Varlıkları listesinde yer almaktadır. Çatalhöyük  MÖ 7.500 'den beri yerleşim yeri olarak kullanılmış yaklaşık 8000 kişinin yaşamış olduğu neolitik çağda Anadolunun en büyük yerleşim alanı ve kent olarak tanımlanabilecek tek yerdi.
 
Çatalhöyük, erken tarım için elverişli olan alüvyon kille kaplı bir alan üzerine inşa edilmişti.
 
Çatalhöyük 9500 yıllık bir şehir, neolitik çağın en büyük şehri değil, en kalabalık şehride değildi, ancak sanatın gelişimi ve bugüne dek kalan sanat eserlerinin, Neolitik çağda bu şehirde resim ve heykelciliğin ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından önemlidir. Çatalhöyük çok iyi korunmuş olması sebebiyle tarihe ışık tutan eşsiz arkeolojik buluntular barındırmaktadır.Şehirdeki son yaşam izlerinden yapılan tarih saptamaları ile  MÖ 5000 civarında terk edildiği biliniyor.
 
Çatalhöyük, göçebelikten yerleşik hayata geçiş, hayvan yetiştiriciliği ve bitki eytiştiriciliğine dair geçiş evresi yaşayan neolitik çağ yerleşkelerinden biridir. Çatalhöyük ayrıca Neolitik sanat ve dini sembolizmin en güzel örneklerini barındırmaktadır.
 

Çatalhöyük İsmi Nereden Geliyor

Çatal höyük, doğu ve batı yönünde uzanan iki farklı höyük alanından iki farklı şehirden oluşmaktadır. Birbirine çatal yaparak, doğu ve batı istikametinde uzanan bu iki höyük sebebiyle Çatalhöyük adı verilmiştir.

Çatalhöyük Nerede, Çatalhöyük’e Nasıl Gidilir

Çatalhöyük Konya’nın 60 km güneydoğusunda, Çumra ilçesine 12 km mesafede yer almaktadır.

 

Çatalhöyük Arkeolojik tarih

İlk olarak 1958'de keşfedilen Çatalhöyük bölgesi, 1961-1965 yılları arasında İngiliz arkeolog James Mellaart'ın kazıları ile dünya gündemine gelmiş ve Anadolu'nun bu bölgesinde ilk kez Neolitik dönemde gelişmiş bir kültür merkezi ortaya çıkmıştır.

Çatalhöyük doğu höyüğü M.Ö 7400 – 6200 yılları arasında Neolitik dönemde yerleşime sahne olmuştur. 18 farklı Neolitik katmandan oluşur. Batı bölümünde yer alan höyük ise M.Ö. 6200 -5200 yılalrı arasında, kalkolitik çağ yerleşim alanıdır.

Yerleşkenin büyüklüğü ve yaşı kadar, evlerin içinde ortaya çıkarılan muhteşem duvar resimleri ve diğer sanat eserleri nedeniyle atalhöyük ilgi odağı oldu.  Sitede kazı çalışmaları, İngiliz arkeolog Ian Hodder'ın önderliğinde 1993 tarihinde yeniden başladı. 25 senelik çalışmalarının ardından Hodder’in 2018’de dolan kazı izni sonrası bölgedeki kazı çalışmaları Türk arkeologlar atarfından yürütülmektedir.

Çatalhöyük kazı çalışmaları sırasında, psikologların ve sanatçıların duvar resimlerinin sembolizmine dair yorumları da kullanılmıştır. 

 

Çatalhöyük Kültürel bulgular

Karmaşık yerleşim Mellaart tarafından dünyanın en eski şehri olarak tanımlandı . Ancak, Çatalhöyüğü büyük bir köy olarak tanımlayanlar da vardır. Çatalhöyük, nüfus, yerleşim büyüklüğü, sanat, zanaat ve madencilikte geldiği seviye, tuz ve obsidyen ticareti gibi pek çok unsurla, basit bir köy olarak tanımlanamayacak kadar kompleks bir yerleşimdi.

Çatal höyükte genel olarak birbirine benzer büyüklükteki evlerin dışında, çok sayıda insanın bir arada toplandığı düşünülen ortak kullanıma konu edilebilecek büyüklükte ve daha detaylı resim ve heykeller içeren yapılar vardı. Ancak belirgin kamu binaları ya da işbölümü belirtileri yoktur. Daha büyük yapıların amacı, bilimsel bir tartışma konusudur.
 
Çatalhöyük Mimarisi

Çatalhöyük evleri, güneşte kurutulmuş çamur tuğlalardan yapılmıştı. Küçük evler sokaksız olarak dipdibe inşa edilmişti. Evlerin girişleri çatıdan merdivenle sağlanmaktaydı ve şehir içi ulaşım yine çatılardan geçerek sağlanıyordu. Bu tip bir mimarinin, vahşi hayvanlardan korunma, su baskınlarına maruz kalmama gibi konularda güvenliğe hizmet ettiği düşünülmektedir.
 
Evlerin aralarında yer yer açık alanlar bulunmaktadır, bu çukur noktalar çöp biriktirme alanları olarak kullanılmıştır. Evlerin girişleri, bir merdivenle erişilen çatıdaki bir delikten geçiyordu. Ocak ve fırın çatıdaki bu giriş deliğinin hemen altına yerleştirilmişti, böylece çatıdaki delik aynı zamanda evin bacası vazifesi görmekteydi. Çatalhöyük evlerinde ana girişin olduğu geniş bir oda ve bu odaya yandan girişi olan birkaç oda daha olduğu görülmüştür.
 
Evler çoğunlukla aynı büyüklükte ve düzendeydi; Her ev dar bir depolama alanı olan dikdörtgen bir odaya ya da bir yanda bölmeli bir alana sahipti. Büyük dikdörtgen oda genel yaşam alanıydı, evde çeşitli aktiviteler için kullanılan yerleşik bir platforma sahipti. Evler, duvarları bir dizi yatay ve dikey panele bölen, daha sonra kerpiç ile doldurulmuş ve üzeri sıvalı bir ahşap kiriş ve kiriş iskeletinden yapılmıştır. Evler birbirine karşı inşa edilmelerine rağmen, neredeyse hiç duvar paylaşmazlar; Her oda, bitişik yapıdan bağımsız kendi duvarlarına sahiptir. 
 

Çatalhöyük Konutlar

Petek benzeri bir labirentte kümelenmiş Çatalhöyük'ün evleri, sıkı bir şekilde bir araya getirilmiştir. İç mekanlara erişim, ahşaptan ve çamurla sıvanmış sazlardan yapılmış çatılar arasındaydı. Çatılar sokak vazifesi görüyordu. Tavan açıklıkları aynı zamanda tek havalandırma kaynağı olarak da hizmet vermiş, açık ocaklardan ve fırınlardan duman çıkmasına izin vermiştir. Evlerde kereste merdivenleri veya dik merdivenlerle karakterize sıva iç mekanlar vardı.

Evlerin giriş odaları ana oda konumundaydı, yemek pişirme ve günlük aktiviteler burada gerçekleşirdi. Ana odaların duvarları boyunca inşa edilmiş yükseltilmiş platformlar oturma, çalışma ve uyku için kullanılmıştır. Bu platformlar ve tüm iç duvarlar, pürüzsüz bir yüzeye dikkatlice sıvanmıştı.

İyi havalarda, açık hava meydanı olarak düşünülen çatılarda, birçok günlük aktivite yapılmaktaydı. Kalkolitik dönemde, bu çatılara, yer yer,  büyük ortak fırınlar inşa edilmişti. Zamanla, evler kısmi yıkım ve molozların temelleri üzerine yeniden inşası ile yenilenmiştir. Bu yenileme süreci On sekiz katmanın nasıl oluştuğunu açıklar.

 

Çatalhöyük'te bulunan en dikkat çekici sanat, hayvansal kalıntıların enstalasyonlarıdır ve bunlar arasında en çarpıcı olan boğa bukranisidir. Pek çok evde ana oda, duvarlara yerleştirilmiş boğaların birkaç sıvalı kafatasları ile süslenmiş (Doğu veya Batı duvarlarında en yaygın olanı) veya platformlar, sivri boynuzlar ortak alana doğru itilmiştir.  Bunlara ek olarak, diğer hayvanların kafatasları, dişleri, gagaları, veya boynuzlarının kalıntıları duvarlara ve platformlara dekoratif amaçlı yerleştirilmiştir, duvarlar sıvalı ve boyanmıştır.
 

Çatalhöyük Defin ve Mezarlar

Çatalhöyük halkı ölülerini köy evlerine yani yaşadıkları hanelere gömerdi. Genel olarak her evin tabanında bir platform vardı ve bu platformun altı mezarlık işlevi görüyordu.

Bulunan insan fosilleri incelendiğinde bazen ölülerin kafatasları çıkarılarak gömüldüğü anlaşılmıştır. Bu kafataslarının canlı yüzlere benzemeleri için sıvandığı düşünülmektedir.

Çatalhöyük'teki mezarlar, servet, mrevki ya da cinsiyete dayanan önemli farklılıklar göstermemektedir; Farklı muameleye tabi tutulan, sadece çocuklardı. Çocuklara ait mezarlarda boncuklarla süslenmiş ve koyu sarı toprak boyası ile kaplı bedenlere rastlanmıştır.

İnsan kalıntıları, tabanların altındaki çukurlarda ve özellikle de ocakların altında, ana odalardaki platformlarda ve yatakların altında bulunmuştur. Vücutlar, gömülmeden önce sıkıca bükülmüş ve sık sık sepete yerleştirilmiş veya kamış hasırlara sarılmıştır.

Bazı mezarlardaki eklemsiz kemikler, kemiklerin toplanıp gömülmeden önce vücutların açık havada bırakılmış olabileceğini göstermektedir. Bazı durumlarda bazı bireylerin kafası iskeletten ayrıldı. Bu kafalar, bir takım, ritüelde kullanılmış olabilir.  Son dönemdeki bir diğer iddia, Çatalhöyük'te bulunan bazı duvar resimlerinde, akbaba benzeri kuşların, kafatası olmayan insan bedenlerine saldırdığını göstermesinin, ölülerin akbabalara yedirilerek etlerin ayrıştırılması gibi bir uygulamanın muhtemel olduğu ihtimaline dayanır

 

Çatalhöyük Madencilik ve El Sanatları

Çatalhöyük’te obsidiyen alet endüstrisinin kapsamlı kanıtlarından başka, erken bir metalurji bilgisi, madencilik ve el sanatları becerileri ile karşılaşıyoruz. Kurşun ve bakırdan yapılmış, kolye, boncuk, yüzük ve küçük faydacı aletler gibi süslemelere dönüşmüştür. Çatalhöyükte ortaya çıkarılan yerleşim alanlarında çok özenli mimari özelliklere sahip evler bu evlerde  duvar resimleri, kabartma süslemeler bulundu.
 
Çatalhöyük Sanat

Çatalhöyük kalıntıları arasında, geometrik tasarımların yanı sıra hayvan ve insanların temsilleri arasındadır. Pürüzsüz sıva duvarları boyunca tekrarlanan pastil ve zikzaklar dans eder, insanlar kilden oyulur, odaların yanlarında birbirleriyle karşılaşan kabartılarda leopar çiftleri oluşur, avcı partileri boğa güreşi boyanır. Çatalhöyük'teki sanatın hacmi ve çeşitliliği muazzamdır ve antik sakinlerinin günlük yaşamlarının hayati ve işlevsel bir parçası olarak anlaşılmalıdır.
 
Bu alanda en ünlüsü iki büyük kedigilin üzerinde ya da arasında oturan büyük ve şişman bir kadını tasvir heykelciklerdir, aynı kompozisyonda yapılmış pek çok heykel bulunmuştur. Hem insanları hem de hayvanları gösteren figürler, çeşitli malzemelerden üretilmiştir, ancak yaygın malzeme ateşte ısıtılarak sertleştirilen kildir. Bu figürler en çok çöp çukurlarında, fırın duvarlarında, ev duvarlarında, bulunurlar. Figürlerin tam olarak neyi ifade ettiği bilinmemektedir. Bunu bir bereket tanrısı figürü sayanlar, yaşlı kadınlara hürmeti gösteren bir sembol olduğunu düşünenler bulunmaktadır.  
 
Çatalhöyük'te kazılan hemen hemen her evin duvarları ve platformlarında, çoğunlukla evin ana odasında süslemeler olduğu tespit edildi. Üstelik bu çalışma sürekli yenileniyordu; Bir evin ana odasının alçısı, her ay veya her mevsim yenileniyordu. İki boyutlu duvarda hem geometrik hem de doğaya dair şekilsel görüntüler popülerdi
 
Çatalhöyük'te duvar kabartmaları, sık sık birbirini temsil eden hayvan çiftleri ve insan benzeri canlılar gibi hayvanları temsil eden resimler sıklıkta bulunur. 
 
Yerleşim boyunca birçok evin yüzeyi, canlı duvar resimleri ve figürinler ile iç ve dış duvarlarda kaplıdır. Köyün bir duvar haritası şu anda dünyanın en eski haritası olarak kabul edilmektedir. Predominant görüntüler, av sahnelerinde erkek gruplarını ve şimdi soyu tükenmiş oroların ve geyiklerin kırmızı imgelerini ve başsız insanlara karşı saldıran akbabaları içerir. 
 
Boğaların ve diğer hayvanların kafaları genellikle duvarlara monte edilirdi. Ayrıca, sitenin üst düzeylerinde kadınların farklı kil figürleri bulunmuştur. Tanımlanabilir  tapınaklar bulunmamasına rağmen, mezarlar, duvar resimleri ve figürler Çatalhöyük halkının sembolizm açısından zengin bir dine sahip olabileceği fikrini verir. Bu öğelerin konsantrasyonlarına sahip odalar, türbeler veya halk toplantı alanları olabilir.
 
Çatalhöyük Yaşam tarzı

Çatalhöyük halkı, görünürde sosyal sınıflar olmaksızın göreceli eşitlikçi yaşamlar yaşamış bir halktır. Zira şimdiye dek farklı özelliklere sahip (örneğin krallara veya rahiplere ait) evler bulunamamıştır. Kadın ve erkekler nispeten eşit sosyal statüye sahipti.
 
Çatalhöyük sakinleri buğday, arpa, mercimek, bezelye, acı fiğ ve diğer baklagilleri yetiştirdiler.  Koyun, keçiler ve sığır beslemekteydiler. Ancak, avcılık toplum için önemli bir et kaynağı olmaya devam ediyordu. 
 
Seramik imalatı ve obsidyen süs aletleri önemli ticari değere sahipti. Bu bölgenin obsidyen taştan eşyalarına Mezopotamya'daki çeşitli kazı alanlarında rastlanmıştır. Ayrıca Çatalhöyük'te akdeniz kıyılarından toplanmış deniz kabukları bulunmuştur. Tüm bunlar ticari faaliyetlerin izleridir.
 
Çatalhöyük evcil hayvanlara sahipti, ancak kült alanda bulunan hayvan kemiklerinin pek çoğu vahşi hayvanlara ve özellikle o dönem evcilleştirilememiş boğalara aittir. Keskin boynuzlu hayvanlar ve keskin gagalı kuşlara ait çok sayıda fosil bulunmuştur. Ayrıca resim ve heykellerde betimlenen hayvanlarında vahşi hayvanlar olduğu görülüyor. Bu noktada Çatalhöyük toplumunda avcılığın hala önemli bir yeri olduğu söylenebilir.
 
 
Çatalhöyük Din:

Çatalhöyük'ün göze çarpan bir özelliği de kadın figürleridir. mavi ve kahverengi mermer, kireçtaşı, kalsit, bazalt, alabaster ve kilden oyulmuş ve kalıplanmış bu iyi biçimlendirilmiş, özenle yapılmış figürlerin bir kadın tanrıya ait olduğunu düşünüyordu.
 
İki aslan arasına oturmuş obez bir kadın heykelinin bir tahıl haznesinde bulunması, bu figürlerin besin kaynaklarını koruduğunu düşünüyor olmaları fikrini verir. En son 2016 yılında bulunan ve hiçbir eksik parçası olmayan, mermerimsi bir taştan yapılmış 18 santim ve 1 kiloluk obez kadın heykeli etkileyicidir.
 
Çatalhöyük toplumunda herhangi bir dini çağrıştıracak materyal bulunmaması, bu heykelelerin örneğin Çatalhöyük toplumunda yaşlı kadınlara duyulan saygı, hayatın ve bereketin devamının dişiliğe yüklenmiş olması gibi sembolik anlamlar taşıma ihtimalini kuvvetlendirir. 


Çatalhöyük Neolitik Kenti

Günümüzden tam 9 bin yıl önceki tarihsel süreçte insanlığın hem sosyal hem de kültürel evrimine benzersiz kanıtlar sunan Çatalhöyük Neolitik Kenti, tarım toplumuna ve yerleşik hayata geçişe tanıklık eden eşsiz bir arkeolojik alandır. İnsanlık tarihinin kilit alanlarından biri olarak kabul edilen ve olağanüstü evrensel değerlere sahip olan kent, 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

Konya’nın Çumra ilçesine 11 kilometre uzaklıkta yer alan Çatalhöyük, sekiz bin kişilik yoğun nüfusu ile insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilmektedir. İyi korunmuş bir Neolitik yani Cilalı Taş Devri yerleşim yerinin nadir bir örneği olan antik kent, ismini doğu ve batı yönlerinde yer alan iki höyükten almıştır.

Doğu ve batı höyükleri

Höyükler, depremler ve savaşlar gibi yıkımlar sonucunda yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşmaktadır. Bu nedenle farklı tarihlere ait çok evreli bir arkeolojik yerleşim ve kalıntı alanı oluştururlar.

Çatalhöyük’teki doğu ve batı höyükleri farklı yükseklikte iki tepe şeklinde yer almaktadır. Doğu höyüğü, Neolitik Çağ, batı höyüğü ise Kalkolitik Çağ’da yerleşim alanı olarak kullanılmıştır. Doğu höyüğünde kazılar, Çatalhöyük’ü ilk keşfeden İngiliz Arkeolog James Mellaart ve ekibi tarafından 1961-1965 yılları arasında yapılmıştır ve birbirlerine bitişik kerpiç evlerin yer aldığı 18 neolitik yerleşim katmanı ortaya çıkarılmıştır. MÖ 7400 ila 6200 yılları arasına tarihlenen katmanlarda yerleşik hayata geçişi gösteren pek çok kalıntı ve bilgiye ulaşılmış, mimari ve sanat eserlerini de içinde barındıran önemli bir arşiv oluşturulmuştur.

Batı höyüğü ise MÖ 6200 ve 5200 yılları arasına tarihlenmektedir ve Kalkolitik Çağ’a ait özelliklere sahiptir. Höyük, doğu höyüğünün ilk dönemlerinde görülen kültürel yapının devam ettirildiğini açığa çıkarmaktadır. Ayrıca batı höyüğünün üst katmanlarında Bizans ve Helenistik Dönem’e ait çanak-çömlek kalıntıları ve Bizans Dönemi’ne ait mezar çukurları da bulunmuştur.


Yaklaşık 14 hektarlık bir alana yayılan höyükler, 2000 yıldan fazla bir süre kesintisiz olarak yerleşim alanı olarak kullanılmıştır. Ortaya çıkarılan katmanların köyden kente geçiş aşamalarını sergiliyor olması Çatalhöyük Neolitik Kenti’ni diğer neolitik yerleşimlerden farklılaştırmaktadır.

Kümelenmiş evler

Çatalhöyük, MÖ 5500 yılına tarihlenen ilk ev mimarisi ile insanlığın mimari tarihine önemli bir ışık tutmaktadır. Kent genelindeki konutların boyutları ve yerleşim düzenleri, toplumsal ve eşitlikçi ideallere dayanan erken bir şehircilik örneği göstermektedir.


Evlerin en belirgin özellikleri, kümelenmiş şekilde olmaları ve içlerine çatıda açılmış bir delikten merdivenle giriliyor olmasıdır. Her ev bir duvarla diğer evin duvarına bitişiktir. Duvar aralarında yer alan dar geçitler hava almayı ve aydınlatmayı sağlayan avlulara geçiş olarak kullanılmıştır. Dörtgen formundaki evlerde, her ev ayrı bir planla şekillendirilmiştir. Ancak, evler yapımlarından yaklaşık 80 yıl kadar sonra toprak ve molozla doldurularak üstüne aynı planda yeni bir ev inşa edilmiştir.

Evlerin bu kadar yan yana olmasının nedeni ilk zamanlarda güvenliğin sağlanması olarak değerlendirilmiş olsa da, hiç bir savaş ve yıkım izine rastlanmaması, ayrıca kentin surlarla sınırlanmış olmaması bu düşünceyi geçersiz kılmıştır. Tahmin edilen neden, aile bağlarının kuvvetli olması ve insanların kolektif bir yaşamı tercih etmiş olmalarıdır.
Tek katlı olan evler, kerpiç tuğlalardan ve ağaçtan yapılmıştır. Düz çatılar, duvarlar arasına yerleştirilmiş ağaç dikmeler üzerine gelen kirişlerle oluşturulmuş, kamış ve sıkıştırılmış kil ile kaplanmıştır. Evler genellikle iki odadan oluşmaktadır. Odalarda, ev içi yaşamı kolaylaştırmak için yükseltilmiş platformlar ve depo olarak kullanılan alanlar bulunmaktadır.
Evlerin iç duvarları pürüzsüzlük elde etmek için beyaz renkte bir sıva ile sıvanmıştır. 160 kat sürüldüğü saptanan sıvaların çatlamaması için içine bitki sapları ve yaprak parçaları eklenmiştir. Duvarlara geometrik şekiller, kilim desenleri, iç içe geçmiş daireler, yıldızlar, çiçek motifleri, av ve dans tasvirleri yapılmıştır. Ev içi duvarlarda, çizimlerin ve resimlerin dışında, kille sıvanmış gerçek boğa, geyik ve koç başları da yer almaktadır. Ayrıca, duvar bezemesi olarak insan ve hayvan rölyeflerine de rastlanmıştır.
Mezar olarak da ev içleri kullanılmıştır. Kazılarda özellikle ocak altlarında, ana odalar içindeki platformlarda ve yatak altlarında mezarlar bulunmuştur.

Sokaksız ve çöpsüz

Çatalhöyük Neolitik Kenti’nde evlerin ardışık olarak sıralanması nedeniyle kentte sokak bulunmamaktadır. Çatılar sokak işlevi görmekte dolayısıyla ulaşım damlar üzerinden yapılmaktaydı. Damlar, sokak olarak kullanıldığı için günlük yaşamın getirdiği ve özel zamanlarda yapılan bir çok etkinliğin de damların üstünde yapıldığı sanılmaktadır. Tarihsel olarak daha yakın olan katmanlarda damlara yerleştirilmiş ocaklar da bulunmuştur. Bu durum, özellikle elverişli havalarda ortak yeme-içme gibi faaliyetlerin de çatılarda yapıldığını düşündürmektedir.

Evlerin bakımına ve iç temizliğine oldukça önem verilmiştir. Kazılar sırasında evlerin içinde çok az çöpe rastlanmıştır. Evlerin dışındaki kül yığınları çöplerin, yemek ve kanalizasyon atıklarının toplanarak yakıldığını göstermektedir. Evlerin havalandırması ise arazi eğiminden dolayı bitişik evlerle oluşan duvar yüksekliği farklarından ortaya çıkan pencerelerle sağlanmıştır.

Tarıma geçiş ve ticaret

Kazılar sonucunda Çatalhöyük’e ilk yerleşenlerin avcı-toplayıcı bir topluluk olduğu; ortaya çıkarılan 6. katmandan itibaren tarım toplumuna geçtikleri anlaşılmıştır. Çarşamba Nehri’nin bir kolunun o tarihlerde doğu ve batı höyüklerinin arasından akmış olması tarım için uygun olan alüvyonlu toprak yapısını oluşturmuştur. Buğday, arpa ve bezelye tarımı yapılan ilk bitkilerdir. Yetiştirdikleri tahılları korudukları kutuların içinde bulunan heykelciklerin bereket ve koruma amaçlı olarak kutulara konulduğu düşünülmektedir. Tarımın yanı sıra hayvancılıkla da uğraşılmış, sığır ve koyunlar evcilleştirilmeye başlanmıştır.
Çatalhöyük’te yaşayan topluluk, sadece tarıma ve hayvancılığa başlamakla kalmamış, tuz üretmiş, kumaş dokumuş, çanak-çömlek, takı, sepet, kemikten aletler ve ahşap işçiliği yapmıştır. Akdeniz kıyılarından geldiği düşünülen deniz kabuklarından yapılmış takıların kazılarda bulunmuş olması ise farklı yerlerde yaşayan topluluklarla ticaret yaptıklarını kanıtlar niteliktedir.

Sosyal sınıf bulunmuyor

Çatalhöyük, kentleşme evresi yaşamış olan bir yerleşimdir. Diğer neolitik yerleşimlerden bu özelliği ile ayrılmaktadır. Sekiz bini aşan nüfusu hem yerleşimin alansal olarak genişlemesine hem de güçlü bir kültür geleneğinin oluşmasına neden olmuştur.

Yerleşmenin başka bölgelerden gelen göçmenler tarafından değil, küçük bir yerli topluluk tarafından kurulduğu, zaman içinde nüfus artışına bağlı olarak büyüdüğü düşünülmektedir. İlk katmanlardaki evler, üst katmanlara göre daha azdır. Üst katmanlara çıkıldıkça ev sayıları artmaktadır. Bu bulgu, kentin zamanla büyüdüğünü kanıtlamaktadır.
Kentte, evlerden ayrışan saray, tapınak, kamu binası gibi yapılar bulunmamaktadır. Toplumsal yaşamda hiçbir sosyal sınıf ayrımı yapılmamıştır. Ayrıca, kadınlar ve erkekler eşit sosyal statüye sahiptir.

İlk kutsal alanlar mı?

Çatalhöyük’te bulunmuş hiç bir tapınak yoktur. Ancak, figürin ismi verilen tarih öncesi çağlarda topraktan yapılmış küçük heykelciklerden ve duvar resimlerinden anlaşıldığı kadarıyla zengin bir dine sahip oldukları düşünülmektedir. Bu tarz buluntuların yoğun olduğu ve diğerlerine göre daha geniş olan odaların halka açık dinsel alanlar olabileceği tahmin edilmektedir.
Dini mekan oldukları düşünülen bu odaların duvarlarında av ve bereket ile ilgili süslemeler yer almakta, ayrıca meydana gelen doğa olaylarının tasvirleri görülmektedir. Doğu höyüğünde bu özelliklere sahip kırktan fazla yapı ortaya çıkarılmıştır. Eğer bu odalar düşünüldüğü gibi dinsel amaçlı olarak kullanılmışsa, Anadolu’da rastlanan en eski kutsal yapılardır.

Ana Tanrıça heykelciği

   Doğu höyüğünde yapılan kazılarda çok sayıda Ana Tanrıça heykelciği bulunmuştur. Pişmiş kilden, mermerden veya kireç taşından yapılmış heykelcilerin boyları 5 ila 15 santimetre arasında değişmektedir. Figürin olarak adlandırılan özenle şekillendirilmiş bu heykelciklerin bazıları bereketi, bazıları da kötülüğü ve ölümü temsil etmektedir.

   Güler yüzlü, şişman, iri göğüslü, büyük kalçalı olarak şekillendirilmiş olanlar yaşamı, bolluğu ve bereketi simgelemektedir. Bu heykelciklerin bazıları doğum yapar şekilde tasvir edilerek bolluk vurgusu daha da belirginleştirilmiştir. Korkunç görünüme sahip olan figürinler bereketi ve yaşamı geri almayı simgelerken, elinde yırtıcı bir kuş bulunan figürinler ise Ana Tanrıça’nın ölüler diyarıyla bağlantısını simgelemektedir.
Bu buluntuların tarihlendirilmesi sonucunda Anadolu’da yer alan en eski Ana Tanrıça merkezlerinden birinin Çatalhöyük olduğu kabul edilmektedir.

Dünyanın ilk haritası

1963 yılında yapılan ilk kazılarda kutsal mekan olduğu düşünülen bir odanın kuzey ve doğu duvarlarında bir harita bulunmuştur. Çatalhöyük’ün kent planı olduğu anlaşılan harita, günümüzden yaklaşık 8200 yıl öncesine tarihlenmiştir. Yapılan karbon testleri artı-eksi 97 yıllık sapma ile MÖ 6200 yılını göstermektedir. Yaklaşık olarak 3 metre uzunluğa ve 90 santimetre yüksekliğe sahip olan harita, dünyanın bilinen ilk haritasıdır. Halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

Kazılarda son durum

Yaklaşık olarak MÖ 5700 yıllarında, Tunç Çağı’ndan önce terk edilen Çatalhöyük’ten araştırma ve kazılarla ortaya çıkarılan tüm arkeolojik kalıntılar belgelenmiş ve iyi korunmuştur.
Kazı buluntuları Konya Arkeoloji Müzesi’ndedir. Bunların bir kısmı teşhir edilmiş, diğerleri ise depolarda koruma altına alınmıştır.
Kazılar, Cambridge Üniversitesi’nden Ian Hodder tarafından yönetilmekte; İngiltere, Türkiye, Yunanistan ve ABD’li araştırmacılardan oluşan karma bir ekip tarafından yürütülmektedir. Kazı çalışmalarının 2018 yılına kadar sürdürülmesi planlanmaktadır. Bu tarihten sonra kazı çalışmaları sonlanacak koruma ve restorasyon çalışmaları başlatılacaktır.
Çatalhöyük kazılarının 25. kazı sezonu, 2017 yılı içinde bir sergi ile kutlanmıştır.
 
Çatalhöyük
 
   Orta Anadolu'da, günümüzden 9 bin yıl önce yerleşim yeri olmuş, çok geniş bir Neolitik Çağ ve Kalkolitik Çağ yerleşim yeridir. Doğu ve batı yönlerinde yan yana iki höyükten oluşmaktadır. Doğudaki Çatalhöyük (Doğu) olarak adlandırılan yerleşme Neolitik Çağ'da, Çatalhöyük (Batı) olarak adlandırılan batıdaki höyük ise Kalkolitik Çağ'da iskan görmüştür. 

Günümüz Konya Şehri'nin 52 km. güneydoğusunda, Hasandağı'nın yaklaşık olarak 136 kilometre uzağında, Çumra İlçesi'nin 11 km. kuzeyinde, Konya Ovası'na hakim buğdaylık arazide bulunmaktadır. Doğu yerleşimini, en son Cilalı Taş Devri sırasında ovadan 20 metre yüksekliğe kadar ulaşan bir yerleşim birimi oluşturmaktadır. Ayrıca, batıya doğru da ufak bir yerleşim birimi ve birkaç yüz metre doğuya doğru da bir Bizans yerleşimi bulunmaktadır.


   Höyükler kabaca 2 bin yıl kesintisiz iskan edilmiştir. Özellikle neolitik yerleşimin genişliği, barındırdığı nüfusu, oluşturduğu güçlü sanat ve kültür geleneği ile son derece dikkat çekicidir. Yerleşimde 8 bin üzerinde insan yaşadığı kabul edilmektedir. Çatalhöyük'ün diğer neolitik yerleşimlerden temel farkı, bir köy yerleşmesini aşıp kentleşme evresini yaşamakta olmasıdır. Dünyanın en eski yerleşimlerinden biri olan bu yerleşimin sakinleri, ilk tarımcı topluluklardan da biridir. Bu özelliklerinin bir sonucu olarak 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne eklendi. UNESCO tarafından 2012 yılında Dünya Miras Listesi'ne dahil edilmesine karar.
Araştırma ve Kazılar 

   Doğu Höyük (Çatalhöyük (Doğu)), muhtemelen, bugüne kadar bulunmuş en eski ve en gelişmiş Neolitik Çağ yerleşim merkezidir. 1958 yılında James Mellaart tarafından keşfedilmiş, ilk kazıları 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapılmıştır. 1993'te yeniden başlayan ve günümüze kadar devam eden kazılar Cambridge Üniversitesi'nden Ian Hoddertarafından yönetilmektedir ve İngiltere, Türkiye, Yunanistan, ABD'li araştırmacılardan oluşan karma bir ekip tarafından yürütülmektedir. Kazı çalışmaları ağırlıklı olarak "ana höyük" olarak görülen Doğu Höyük'te yürütülmüştür. Buradaki kazı çalışmalarının 2018 yılına kadar sürdürülmesi planlanmaktadır.

   Batı Höyük'te ise 1961 yılında höyüğün üzerinde ve güney yamaçta iki derinlik sondajı gerçekleştirilmiştir. Doğu Höyük'te 1993 yılında ikinci dönem kazıları başladığında Batı Höyük'te de yüzey araştırması ve yüzey sıyırması çalışmaları başlatılmıştır.

   Tarih öncesi yerleşim birimleri Tunç Çağı'ndan önce terk edilmiştir. Bir zamanlar iki yerleşim birimi arasında Çarşamba Nehri'nin bir kanalı akmaktadır, ve yerleşim birimleri, ilk tarım zamanlarında elverişli sayılabilecek alüvyonlu toprak üzerine kurulmuştur. Evlerin girişleri üst kısımlarında bulunmaktadır.

Tabakalanma

Çatalhöyük (Doğu)
   Kazı çalışmalarında MÖ. 7400 - 6200 yılları arasına tarihlenen 18 neolitik yerleşim katmanı açığa çıkarılmıştır.[ Romen rakamlarıyla gösterilen bu katmanlardan XII - VIII katmanlar Erken Neolitik'in (MÖ 6500 - 6000) ilk evresine tarihlenmektedir. Erken Neolitik'in ikinci evresi ise VI. katman sonrasıdır.

Çatalhöyük (Batı):

    İlk kazı yılında tepede ve güney yamaçta gerçekleştirilen açmalarda elde edilen çanak çömlek buluntularına dayanılarak Höyük'teki yerleşmenin, iki evreli Erken Kalkolitik Çağ yerleşmesi olduğu ileri sürülmüştür. Mellaart tarafından Erken Kalkolitik I'e tarihlenen mal grubu Batı Çatalhöyük malı olarak adlandırılır. Erken Kalkolitik II mal grubu ise öncekinden kaynaklanıp Can Hasan 1'in 2B tabakası ile ilişkili daha geç bir yerleşme tarafından üretilmiş görünmektedir. Doğu Höyük'te kazı çalışmaları devam ederken Batı Höyük'te başlanılan yüzey toplamalarında Bizans Dönemi ve Helenistik Dönem çanak çömleği toplanmıştır. 1994 yılında yapılan yüzey taramalarında da Binzas Dönemi'ne ait mezar çukurları ortaya çıkarılmıştır.

   Doğu Höyük'teki Kalkolitik Çağ tabakaları MÖ 6200 - 5200 yılları arasına tarihlenmektedir.
 
Mimari

Çatalhöyük (Doğu)

   Kuzey kesimdeki mimari diğer kesimlerden farklı görünmektedir. Buradaki ışınsal düzen muhtemelen yerleşmenin merkezine uzanan sokaklar, geçitler, su ve drenaj kanallarına bağlıdır. Bu kesimde mimari, konutlar ve açık alanlardan oluşmakta, saray, tapınak, ortak kullanıma ait büyük depolama alanları bulunmamaktadır.

  Yerleşimin genelinde evlerin birbirine bitişik inşa edildiği, dolayısıyla duvarların ortak kullanıldığı, aralarında avluya açılan dar geçitlerin bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu avlular bir yandan hava ve aydınlatma sağlayan, diğer yandan da çöp alanı olarak kullanılan alanlardır. Avlular etrafından yapılmış bu konutlar mahalleleri oluşturmuştur. Bu mahallelerin yan yana sıralanmasıyla da Çatalhöyük kenti ortaya çıkmıştır.

   Konutlar birbiri üstüne, aynı plana göre inşa edilmiştir. Bir önceki konutun duvarları, bir sonrakinin temelleri olmuştur. Konutlaın kullanım süresi 80 yıl gibi görünmektedir. Bu süre dolduğunda ev temizlenmiş, toprak ve molazla doldurulmuş, üstüne aynı planda yenisi inşa edilmiştir.


   Bir kutsal mekan olduğu düşünülen yapının kuzey ve doğu duvarlarında 1963 yılı kazıları sırasında Çatalhöyük kent planı olduğu anlaşılan bir harita ortaya çıkarılmıştır. Günümüzden yaklaşık olarak 8200 yıl öncesine tarihlenen (radyokarbon tarihleme yöntemi ile saptanan yaşı MÖ 6200 ± 97) bu çizim, dünyanın bilinen ilk haritasıdır. Yaklaşık olarak 3 metre uzunluğa ve 90 cm. yüksekliğe sahiptir. Halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.

Höyüğün erken tabakalarında Mellaart'ın saptadığı yanmış kireç topaklarına üst tabakalarda rastlanmamaktadır. Zaten alt tabakalarda sıva olarak kireçten yararlanıldığı, ancak üst tabakalarda sıva için kil kullanıldığı görülmektedir. Kazı başkanı Hodder ve İngiliz Arkeoloji Enstitüsü'nden Wendy Matthews, kireç kullanımının, çok fazla odun gerektirdiği için daha sonraki evrelerde terk edildiği görüşündedir. Kireç taşı, 750 dereceye kadar bir ısıda fırınlandıktan sonra sönmemiş kirece dönüşmektedir. Bu ise çevreden büyük miktarda ağaç kesilmesini gerektirmekteydi. Arkeologlar benzer sıkıntıların Ortadoğu neolitik yerleşimlerinde de yaşandığını, örneğin Ayn Gazal'ın 8.000 yıl önce,
yakacak odun sağlamak uğruna çevreyi yaşanamayacak hale getirmeleri yüzünden terk edilmiş olduğunu kabul etmektedirler. Konutlar dörtgen biçimli kerpiç tuğlalarla taş temel kullanılmadan dörtgen planlı olarak yapılmıştır. Ana odalara bitişik depo ve yan odalar bulunmaktadır. Aralarında dikdörtgen, kare ya da oval biçimde geçişler vardır. Çatılar, saz ve kamış damların üstlerinin, günümüzde bölgede ak toprak olarak adlandırılan kalın bir kil tabakasıyla sıvanmasıyla yapılmıştır. Bu çatıları taşıyan ahşap kirişlerdir ve duvarların içine yerleştirilen yine ahşap dikmelere dayanmaktadır. Arazinin farklı eğilimleri yüzünde konut duvarlarının yüksekliği de farklıdır ve bu farklılıktan yararlanılarak batı ve güney duvarlarının üst kısımlarında, ışıklandırmayı ve havalandırmayı sağlamak üzere pencere boşlukları bırakılmıştır. Konutların tabanları, duvarları ve içlerindeki tüm yapı ögeleri beyaz renkte bir sıva ile kat kat sıvanmıştır. Yaklaşık 3 cm. kalınlıktaki bir sıvada 160 kat belirlenmiştir. Sıva, beyaz kalkerli, milli bir kil kullanılarak yapıldığı anlaşılmıştır. Çatlamaması için içine ot, bitki sapları ve yaprak parçaları katılmıştır. Konutlara giriş çatıda açılan bir delikten, büyük olasılıkla tahta bir merdivenle sağlanmaktadır. Yan duvarlarda giriş yoktur. Konut içindeki ocak ve oval biçimli, üstleri düz bırakılan fırınlar çoğunlukla güney duvarında yer almaktadır. Her konutta en az bir platform bulunmaktadır. Bunların altlarına, zengin gömüt armağanlarıyla ölüler gömülmüştür. Depo odalarının bir kısmında açkılama taşları, baltalar ve taş aletlerin konduğu kilden yapılma kutular ele geçmiştir.
Çatalhöyük (Batı)
   James Mellaart başkanlığındaki 1961 yılındaki kazılarda Erken Kalkolitik I'e tarihlenen bir yapı açığa çıkarılmıştır. Kerpiç duvarlı, dörtgen planlı bu yapıda duvarlar yeşilimsi sarı renkte bir sıvayla sıvalıdır. Erken kalkoliltik II tabakasında ise, etrafı hücre tipi odalarla çevrili, görece büyük ve iyi inşa edilmiş merkezi odalardan oluşan bir yapı ortaya çıkarmıştır.
 
Çanak Çömlek
Çatalhöyük (Doğu)

   Doğu Höyük'te çanak çömlek, önceden biliniyor olmasına karşın ancak V. yapı katından sonra yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Bunun nedeni, ahşap ve sepet konusunda gelişkin bir beceriye sahip olunmasıdır. XII. yapı katına ait çanak çömlek ilkel görünümlü, kalın, siyah özlü, bitki katkılı ve kötü pişirilmiştir. Renk, devetüyü, krem ve açık gri olup alacalı ve açkılıdır. Biçim olarak ise derin kaseler, daha az da dar ağızlı çömlekler yapılmıştır.
Çatalhöyük (Batı)

   Mellaart'a göre Batı Höyük'ü çanak çömleği tabakalanmaya bağlı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Erken Kalkolitik I malı, devetüyü ya da kırmızımsı hamurlu, taşçık ve mika katkılıdır. Kullanılan boya kırmızı, soluk kırmızı ve açık kahverengidir. Boya sonrasında açkılanmış bu mallarda genellikle astar bilinmez.
 
Kültür (Çatalhöyük- Doğu)
Yaşam tarzı

   Konutların bu denli iç içe, yan yana yapılmış olması ayrı bir araştırma konusu olmuştur. Bu konuda kazı başkanı Hodder, savaş ve yıkım izlerine hiç rastlanmadığı için bu sıkışık yapılanmanın savunma endişesine dayanmadığı görüşündedir. Muhtemelen birçok kuşağı kapsayan aile bağlarının kuvvetli olmasıydı ve konutlar, sahiplenilmiş arsalar üzerine, birbiri üstüne inşa ediliyordu.

   Konutların temiz ve bakımlı tutulduğu düşünülmektedir. Kazılarda konutların içinde herhangi bir çöp ya da kalıntı bulunmamıştır. Bununla birlikte çöplerin ve küllerin konutlar dışında yığıntılar oluşturduğu görülmüştür. Damlar, sokak olarak kullanıldığı gibi birçok günlük etkinliğin de özellikle havanın iyi olduğu günlerde damlarda sürdürüldüğü düşünülmektedir. Daha geç evrelerde damlarda ortaya çıkarılan büyük ocakların, bu tarzda ve ortaklaşa kullanıldığı kabul edilmektedir.

   Çocuk gömütlerinin daha çok odalardaki sekilerin altına, yetişkinlerin ise oda tabanına gömüldükleri görülmektedir. Bazı iskeletler başsız olarak bulunmuştur. Bunların başlarının bir süre sonra alındığı düşünülmektedir. Bazı bedensiz başlar da terk edilmiş konutlarda bulunmuştur. Özenle örülmüş sepetlere konularak gömülen çocuk gömütlerinin incelenmesinde, bazılarının göz çukurlarının çevresinde olağandan fazla delik olduğu saptanmıştır. Bu durumun yetersiz beslenmeye dayanan kansızlıktan kaynaklanmış olabileceği ileri sürülmektedir.
Ekonomi
   Çatalhöyük'ün ilk yerleşimcilerinin avcı-toplayıcı bir topluluk olduğu anlaşılmaktadır. Yerleşimin sakinlerinin 6. Tabakadan itibaren Neolitik Devrim'i gerçekleştirdikleri, buğday, arpa ve bezelye gibi bitkilerin tarımını yapmaya başladıkları, yoğun biçimde avcılığa devam ederken sığırı evcilleştirdikleri belirlenmiştir. Ekonomik faaliyetlerin bununla sınırlı olmadığı, Hasan Dağı'ndan obsidiyen ve Ilıcapınar'dan tuz üretildiği, kasaba kullanımını aşan üretim fazlasının civar yerleşimlere satıldığı düşünülmektedir. Akdeniz kıyılarından geldiği düşünülen ve takı olarak kullanılan deniz kabuklarının varlığı, bu ticaretin yayılımı hakkında bilgi vermektedir. Öte yandan ele geçen kumaş parçaları dokumacılığın en eski örnekleri olarak tanımlanmaktadır. Çanak çömlekçilik, ahşap işçiliği, sepetçilik, kemik alet üretimi gibi zanaatlerin de gelişkin durumda olduğu belirtilmektedir.
Sanat ve Kültür

   Konut duvarlarında yer alan tasvirler av ve dans sahneleri, insan ve hayvan resimleridir. Hayvan resimleri akbaba, leopar, çeşitli kuşlar, geyik ve aslan gibi hayvanlardır. Ayrıca 8800 yıl öncesine ait, kilim motifleri denilebilecek motifler de görülmektedir ve günümüz Anadolu kilim motivleriyle ilişkilendirilmektedir. Figürin buluntular sığır, domuz, koyun, keçi, boğa, köpek ve tek olarak sığır boynuzlarıdır. Konutların iç duvarlarında panolar yapılmıştır. Bazıları bezeksiz, kırmızının çeşitli tonlarında boyalıdır. Bazılarında geometrik bezekler, kilim desenleri, iç içe geçmiş daireler, yıldızlar ve çiçek motifleri bulunmaktadır. Bir kısmında el ve ayak izleri, tanrıçalar, insan, kuş ve diğer hayvanlar, av sahneleri ile doğal çevreyi yansıtan çok çeşitli tasfirlerle bezenmiştir. Kullanılan diğer bir bezeme türü kabartma betimlemelerdir. İç düzenlemelerde platformlara oturtulmuş boğa başları ve boynuzları ilginçtir. Birçok evin duvarında gerçek boğa başlarının kille sıvanmasıyla yapılan kabartmalar mevcuttur. Bazı mekanlarda bunlar bir dizi halindedir ve Mellaart tarafından bu yapıların kutsal mekan ya da tapınak olduğu ileri sürülmektedir. Bina 52 olarak adlandırılan yapının yangın geçirmiş odasında bütün halinde in situ bir boğa başı ve boynuzları bulunmuştur. Duvarın içine yerleştirilmiş olan boğa başı açkılanmamıştır. Üst kısımda ise 11 sığır boynuzuyla bazı hayvan kafatasları bulunmaktadır. Bir dizi boğa boynuzu, boğa başının hemen yanındaki bir sekide yer almaktadır.
İnanç

   Doğu Höyük, Anadolu'da kutsal yapılara rastlanan en eski yerleşimdir. Kutsal mekan olarak tanımlanan odalar diğerlerinden daha geniştir. Bu odaların ayin ve yakarı için ayrıldığı düşünülmektedir. Duvar resmi, kabartması ve heykeller, diğer konut odalarına oranla daha yoğun ve daha farklıdır. Doğu Höyük'te bu tarz kırktan fazla yapı ortaya çıkarılmıştır. Bu yapıların duvarları av ve bereket büyüsü ile inançları yansıtan betimlemelerle süslenmiştir. Ayrıca kabartma olarak leopar, boğa ve koç başları, boğa doğuran tanrıça figürleri yapılmıştır. Bu durvarlarda geometrik süslemeler de sıkça yer almaktadır. Diğer yandan toplumu etkileyen doğa olaylarının da betimlendiği görülmektedir. Örnek olarak yakınlardaki volkanik Hasan Dağı'nı patlaması olduğu düşünülen bir betimleme açığa çıkarılmıştır.


   Öte yandan Çatalhöyük Neolitik yerleşiminde konutun sadece barınmak, erzak ve eşya depoplamak / güven altına almak gibi işlevlerinin olmadığı, aynı zamanda bir dizi sembolik anlam üstlendiği anlaşılmaktadır. Hem konutlarda hem de kutsal mekan olarak görülen yapıların duvar resimlerinde ana tema boğa başlarıdır. Günümüzde yabani sığır olarak tanımlanan boğaların alın kemikleri, alın kemiklerinin boynuzların oturduğu kısımlar ve boynuzlar, kerpiç dikmelerle birleştirilerek mimari öge olarak kullanılmıştır. Konutlardaki duvar resimlerinin, ölülerin gömülmüş olduğu kesimlerde daha yoğun olduğu dikkati çekmiş, bunun belki de ölülerle bir çeşit iletişim kurma amaçlı olduğu ileri sürülmüştür. Öyle ki duvar resimlerinin üstünün tekrar sıvanmasından sonra, sıva altında kalan resmin aynen yeni sıva üzerine boyanmış olduğu saptanmıştır. Çatalhöyük Doğu Höyük'te III. tabakadan X. tabakaya kadar olan tabakalarda, kutsal yapıların içinde çok sayıda pişmiş kilden yapılma Ana tanrıça heykelcikleri, boğa başı ve boynuzları ile kadın göğsü rölyefleri bulunmaktadır. Ana Tanrıça, genç kadın, doğuran kadın ve yaşlı kadın olarak betimlenmiştir. Bu buluntuların tarihlendirilmesiyle Anadolu'da en eski Ana Tanrıça Kült merkezlerinden birinin Çatalhöyük olduğu kabul edilmektedir. Bereketi simgeleyen Ana Tanrıça Kültü'nde erkek ögeyi boynuzlu boğa başlarının temsil ettiği düşünülmektedir. Güleryüzlü ve sevecen betimlemeler Ana Tanrıça'nın doğaya sunduğu yaşamı ve bereketi simgelerken, kimi zaman korkunç denebilecek betimlemeler de, bu yaşam ve bereketi geri alabilme yetisini ifade etmektedir. Elinde akbaba olabileceği düşünülen yırtıcı bir kuşla betimlenen tanrıça heykeli ile yarı ikon tarzı ürkütücü heykelcik ise, Ana Tanrıça'nın ölüler ülkesiyle bağını temsil etmektedir. İki yanındaki leoparlara dayanmış durumda doğum yapan şişman kadın figürü ile aslanlı tahtlarda oturur biçimde tasvirlerine rastlanan Tunç Çağı Mezopotamya'sının İnanna - İştar'ı ve Mısır inancındaki İsis - Sekhmet'i arasındaki benzerlik dikkat çekicidir.
   İlginç bir buluntu da bir evin gömüt çukurunda bulunan dişlerin, bir alt evredeki evin gömüt çukurundaki çene kemiğinden geldiğinin saptanmasıdır. Böylece evden eve geçen insan ve hayvan kafataslarının miras ya da önemli eşya olarak görüldüğü anlaşılmaktadır.
 
Değerlendirme

   Kazı başkanı Hodder, yerleşmenin uzak bölgelerden gelen göçmenler tarafından değil, küçük bir yerli topluluk tarafından kurulduğunu, zaman içinde nüfus artışına bağlı olarak büyüdüğü düşünmektedir. Gerçekten de ilk katmanlardaki konutlar, üst katmanlarla karşılaştırıldığında daha seyrektir. Daha üst katmanlarda ise iç içe girmiş durumdadırlar.

   Öte yandan Orta Doğu'da Çatalhöyük'den daha eski neolitik yerleşmeler vardır. Örneğin Eriha Çatalhöyük'ten bin yıl daha eski bir neolitik yerleşimdir. Yine de Çatalhöyük, daha eski ya da çağdaşı yerleşimlerden farklı özelliklere sahiptir. Başta, onbin kişiye ulaşan nüfusudur. Hodder'e göre Çatalhöyük "köy kavramını mantıksal boyutların ötesine taşıyan bir merkez"dir. Pek çok arkeolog Çatalhöyük'teki olağanüstü duvar resimlerinin ve aletlerin, bilinen neolitik geleneklerle bağdaşmadığı görüşündedirler. Çatalhöyük'ün bir başka farklılığı da, belirli bir büyüklüğe ulaşan yerleşimlerde merkezileşmiş yönetim ve hiyerarşinin ortaya çıktığı, genellikle kabul edilmektedir. Oysa Çatalhöyük'te kamusal binalar gibi toplumsal işbölümüne ilişkin kanıtlar bulunmamaktadır. Hodder, son derece büyük bir nüfusu barındırır hale gelmesine karşın Çatalhöyük "eşitlikçi bir köy" niteliğini yitirmemiştir. Çatalhöyük hakkında,
demektedir.
   Daha sonraki araştırmalarda, diğerlerinden daha fazla gömüt barındıran (en fazla 5-10 iken bu evlerden birinde 30 gömüt bulunmuştur), mimari ve iç dekoratif unsurların çok daha iyi çalışıldığı konutlara dikkat çekilmiştir. Kazı ekibi tarafından "tarih evleri" olarak adlandırılan bu yapıların, üretimde (ve tabi dağıtımda) daha fazla kontrol sahibi olduğu, daha zengin olduğu düşünülmüş, Çatalhöyük toplumunun başlangıçta düşünüldüğü kadar eşitlikçi bir toplum olmayabileceği ileri sürülmüştür. Ancak elde edilen çeşitli veriler, bu tarih evlerinin iç dekorasyon ve fazla gömüt sayısı dışında diğer evlerden farklı olmadığı, bir sosyal farklılaşma bulunmadığı anlaşılmıştır.
   Yapılan araştırmalar, Çatalhöyük neolitik kültürünün devamına ilişkin bir ipucu vermemiştir. Neolitik yerleşimin terk edilmesinden sonra neolitik kültürün gerilediği ifade edilmektedir.
 
 
Çatalhöyük

İnsanların avcılık ve toplayıcılığa dayalı göçebe bir yaşamdan, yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçtiği Neolitik Dönem yerleşimlerinin başında gelen Çatalhöyük, İç Anadolu Bölgesi’nin güney ucunda Konya Ovası üzerinde yer almaktadır. Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra İlçesi’nin 12 km. kuzeyinde Küçükköy sınırları içerisindedir. Höyük farklı yükseltili iki tepesinin çatal şeklinde olmasından dolayı “Çatalhöyük” olarak anılmaktadır.
Tarihte yaşamış medeniyetlerin yerleşme bölgelerinin doğal afetler, yangınlar veya savaşlar ile toprak altında kalarak zamanla bir tepe haline gelmesine höyük denir.

Günümüzden 9400 yıl önce Çarşamba Çayı’nın birikinti konisi üzerinde, Eski Konya Gölü kenarındaki 13,5 hektarlık bir alanda kurulan ve yaklaşık iki bin yıl boyunca kesintisiz iskân edildiği düşünülen Çatalhöyük yerleşimi, Neolitik döneme tarihlenen “Doğu Çatalhöyük” (M.Ö.7400–6200) ile Kalkolitik döneme tarihlenen “Batı Çatalhöyük” (M.Ö. 6200–5200) olmak üzere iki höyükten oluşmaktadır.

21 metre yüksekliğinde 18 Neolitik yerleşim tabakasından oluşan Doğu Çatalhöyük yerleşimin merkezi konumundadır. Batı Çatalhöyük ise hafifçe eğimli bir arazi üzerinde 2 metresi bugünkü ova seviyesinin altında olmak üzere yaklaşık 8 metre yüksekliğinde Kalkolitik Döneme ait kültürel özellikler göstermektedir.
 
Çatalhöyük’ün Keşfi ve Kazı Tarihçesi

İnsanlığın tarih öncesi dönemlerinin anlaşılmasına dair kilit bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, James Mellart tarafından ekip arkadaşları David French ve Alan Hall ile birlikte 1958 yılında keşfedilmiştir. 1961 yılında kazıya başlayan Mellart, 1962, 1963 ve 1965 yıllarında dört kazı sezonu boyunca Çatalhöyük’te kazı çalışmalarını sürdürmüştür. Yapılan kazılar sonucunda yerleşim yerinde 14 yapı tabakası tespit eden Mellart, Anadolu toprakları üzerinde o güne kadar bilinmeyen Neolitik kültürün varlığını ortaya koymuştur. Çeşitli sebeplerle verilen uzun bir aradan sonra Çatalhöyük kazılarına 1993 yılında İngiliz arkeolog IanHodder başkanlığında yeniden başlanmış ve uluslararası bir ekiple çalışmalar günümüzde de devam etmektedir.
 
 
Çatalhöyük Mimarisi

Çatalhöyük yerleşimi, dışa tamamen kapalı bal peteği şeklinde bitişik düzende kerpiçle inşa edilen konut ve tapınaklardan oluşan mahallelerin birbirine eklenmesinden meydana gelmektedir.    Evlerin bitişik duvarları nedeniyle şehirde sokaklar mevcut değildir. Ulaşım günlük hayatın büyük zamanının geçtiği düz damlar üzerinden sağlanmaktadır. Evlerin arasında avluya açılan dar geçitler yer alır. Avlular bir anlamda hava ve ışık sağlayan aynı zamanda çöplük olarak kullanılan mekânlardır.

Plan olarak birbirine benzeyen evler taş temel kullanılmadan tuğlalarla dörtgen planlı olarak yapılmıştır. Ana odalara bitişik depo ve yan odalar bulunmaktadır. Odalar arasında dikdörtgen, kare ya da oval biçimde geçişler vardır.
Ahşap kirişler ile duvarların içerisine yerleştirilen ahşap dikmelerin taşıdığı çatılar ise sıkıştırılmış kil ve kamıştan inşa edilmiştir. Evlere giriş çatıdan açılan bir delikten ahşap merdiven aracılığıyla sağlanmaktadır. Bu delik aynı zamanda merdivenin hemen altına yapılan ocak için baca ve aydınlatma görevini de üstlenmiştir. Odaların içinde yerden hafifçe yükseltilmiş platformlar (sekiler) ile duvarlarda nişler bulunmaktadır. Bu platformları uyumak, oturmak ve günlük işlerini yapmak için kullanmışlardır. Platformların altına da mezar hediyeleriyle birlikte ölülerini gömmüşlerdir.Evlerin duvarları sıvalı olup, sıva üzeri beyaza boyandıktan sonra kırmızı, siyah ve sarı tonlarda duvar resimleri yapılmıştır. Evlerin kullanım ömrünün yaklaşık 80 sene olduğu düşünülmektedir. Evler kullanılamaz hale geldiğinde evin içerisi temizlenmiş sonra da toprak ve moloz doldurularak üzerine yenisi inşa edilmiştir.

Çatalhöyük Duvar Resimleri

Çatalhöyük mimarisinde iç mekânlarda karşımıza çıkan resim ve bezemelerde Çatalhöyük insanı kendi yaşantısından kesitler vererek sosyal yaşantısını ve inancına ilişkin bilgileri duvarlarına yansıtmışlardır. Duvarlar sıvandıktan sonra beyaz badana üzerine kırmızı, siyah ve sarı renkler tercih edilerek resmedilen tasvirler arasında geometrik motifler, el izleri, insan ve hayvan figürleri (akbaba, leopar, yaban geyiği), avın iyi geçmesi için yapılmış av ve dans sahneleri ile doğal çevreyi yansıtan resimler ön plana çıkmaktadır. Ayrıca duvarlarda görülen 8800 yıl öncesine tarihlenen kilim motifleri denilebilecek motifler de günümüz Anadolu kilim motifleriyle ilişkilendirilmektedir. Bir duvarda rastlanılan resim, bilinen ilk kent planı çizimi olması açısından önemlidir. Bu resimde bitişik planlı evlerin yanı sıra arka planda yanardağın (Hasan Dağı) aktif halde görülmesi dikkat çekmektedir.

Resimler haricinde kullanılan bir başka bezeme türü de kabartma halinde yapılmış tasvirler ve yapılardaki platformlara oturtulmuş şekilde yer alan boğa başları ve boynuzlarıdır. Bir- çok evin duvarında gerçek boğa başlarının kille sıvanmasıyla yapılan kabartmalar mevcuttur. Kutsal mekân (tapınak) olarak düşünülen yapılarda boğa başları daha yoğun ve bazen arka arkaya sıralanmış diziler halinde karşımıza çıkmaktadır. Yapılan kazılarda üzeri kille sıvanan boğa başlarının kırmızı aşı boya ile boyandığı tespit edilmiştir.
Çatalhöyük insanları, yaşadıkları evlerde bulunan ocakların sebep olduğu isten dolayı kararan duvarlarını sıklıkla sıvamak zorunda kalmışlardır. Yapılan kazılarda analizi yapılan yaklaşık 3 cm. kalınlığındaki bir duvar tabakasında 160 sıva katının saptanması bu durumu doğrular niteliktedi

Ölü gömme gelenekleri

Çatalhöyük insanı ölülerini evlerin içindeki sekilerin ve oda tabanlarının altına, çocuğun anne karnındaki pozisyonu (Hocker) gibi dizler karına çekilmiş şekilde gömmüşlerdir. Bu sekiler altında aile bireylerinden bir ya da birden fazla gömü yapıldığı tespit edilmiştir. Kumaş ya da deriye sarılmış; bazen hasırlar üstüne; çoğu zaman da doğrudan toprağa yatırılmış örnekler mevcuttur. Burada dünyanın bilinen en eski dokunmuş kumaşı da bulunmuştur.Mezar hediyeleri olarak, deniz kabukları, kemik ve taşlardan yapılmış aletler ve takılar ele geçmiştir. Bazı duvar resimlerinde görülen akbabalara atılmış başsız insan figürlerinin de ölü gömme gelenekleriyle ilintili olduğu düşünülmektedir.
 

Çatalhöyük buluntuları ve el sanatları

Çatalhöyük’te yapılan kazılarda ele geçen alet ve malzemeler pişmiş toprak, taş, ağaç, kemik ve obsidyenden yapılmıştır. Pişmiş topraktan yapılmış kaplar; yiyecek-içecek kapları, pişirme kapları, taşıma kapları, depolama kapları olarak şekillendirilmiştir. Ayrıca pişmiş topraktan ve taştan yapılan doğumu, bereketi, bolluğu simgeleyen şişman iri göğüslü, iri kalçalı yanlarında bulunan iki panterin arasında doğum yapar şeklinde betimlenen “Ana Tanrıça” heykelcikleri Çatalhöyük’ün en önemli buluntuları arasında yerini almıştır.
Yine pişmiş topraktan yapılan yuvarlak, oval ve dikdörtgen formlu kazıma tekniğinde yapılmış mülkiyet simgesi olarak kullanılan damga mühürler önemlidir.


Ağaç malzemeden taş aletler kullanılarak yapılmış kutular, derin kaplar, yuvarlak ve oval tabaklar ele geçmiştir. Kemikten yapılmış buluntular arasında iğneler, bizler, bıçak sapları, kemer tokaları ve boncuklar önemlidir. Volkanik bir malzeme olan Obsidyen ve çakmak taşından kesici ve delici özelliğinden dolayı ok ucu, mızrak ucu ve bıçak olarak kullanılan kesici aletler yapılmıştır. Ayrıca parlak ve yansıtıcı özelliğinden dolayı da bir yüzü perdahlanarak ayna olarak kullanılmış örnekler de mevcuttur. Topuz başları, el değirmenleri, öğütme taşları, havanlar, açkı taşları, el baltaları, derin kaşıklar ve kepçeler, taş yüzükler, bilezikler ve kolyeler diğer buluntular arasında sayılabilir. Sepetçilik ve dokumacılıkta Çatalhöyük’te gelişen önemli sanatlardan birisidir.
 
 
Yaşam tarzı

Konutların bu denli iç içe, yan yana yapılmış olması ayrı bir araştırma konusu olmuştur. Bu konuda kazı başkanı Hodder, savaş ve yıkım izlerine hiç rastlanmadığı için bu sıkışık yapılanmanın savunma endişesine dayanmadığı görüşündedir. Muhtemelen birçok kuşağı kapsayan aile bağlarının kuvvetli olmasıydı ve konutlar, sahiplenilmiş arsalar üzerine, birbiri üstüne inşa ediliyordu.

Konutların temiz ve bakımlı tutulduğu düşünülmektedir. Kazılarda konutların içinde herhangi bir çöp ya da kalıntı bulunmamıştır. Bununla birlikte çöplerin ve küllerin konutlar dışında yığıntılar oluşturduğu görülmüştür. Damlar, sokak olarak kullanıldığı gibi birçok günlük etkinliğin de özellikle havanın iyi olduğu günlerde damlarda sürdürüldüğü düşünülmektedir. Daha geç evrelerde damlarda ortaya çıkarılan büyük ocakların, bu tarzda ve ortaklaşa kullanıldığı kabul edilmektedir.

Ekonomi

Çatalhöyük’ün ilk yerleşimcilerinin avcı-toplayıcı bir topluluk olduğu anlaşılmaktadır. Yerleşimin sakinlerinin 6. Tabakadan itibaren Neolitik devrimi gerçekleştirdikleri, buğday, arpa ve bezelye gibi bitkilerin tarımını yapmaya başladıkları, yoğun biçimde avcılığa devam ederken sığırı evcilleştirdikleri belirlenmiştir. Ekonomik faaliyetlerin bununla sınırlı olmadığı, Hasan Dağı’ndan obsidiyen ve Ilıcapınar’dan tuz üretildiği, kasaba kullanımını aşan üretim fazlasının civar yerleşimlere satıldığı düşünülmektedir. Akdeniz kıyılarından geldiği düşünülen ve takı olarak kullanılan deniz kabuklarının varlığı, bu ticaretin yayılımı hakkında bilgi vermektedir. Öte yandan ele geçen kumaş parçaları dokumacılığın en eski örnekleri olarak tanımlanmaktadır. Çanak çömlekçilik, ahşap işçiliği, sepetçilik, kemik alet üretimi gibi zanaatlerin de gelişkin durumda olduğu belirtilmektedir.
İnanç
Doğu Höyük, Anadolu’da kutsal yapılara rastlanan en eski yerleşimdir. Kutsal mekan olarak tanımlanan odalar diğerlerinden daha geniştir. Bu odaların ayin ve yakarı için ayrıldığı düşünülmektedir. Duvar resmi, kabartması ve heykeller, diğer konut odalarına oranla daha yoğun ve daha farklıdır.Doğu Höyük’te bu tarz kırktan fazla yapı ortaya çıkarılmıştır. Bu yapıların duvarları av ve bereket büyüsü ile inançları yansıtan betimlemelerle süslenmiştir. Ayrıca kabartma olarak leopar, boğa ve koç başları, boğa doğuran tanrıça figürleri yapılmıştır. Bu duvarlarda geometrik süslemeler de sıkça yer almaktadır. Diğer yandan toplumu etkileyen doğa olaylarının da betimlendiği görülmektedir. Örnek olarak yakınlardaki volkanik Hasan Dağının patlaması olduğu düşünülen bir betimleme açığa çıkarılmıştır.

Çatalhöyük

Çatalhöyük, bugün dünya üzerinde insanlık tarihi, arkeoloji ya da sanat tarihi ile ilgilenen herkesin zihninde imgelem oluşturabilmiş dünyanın en tanınmış arkeolojik alanlarından biridir.

Çatalhöyük, bugün dünya üzerinde insanlık tarihi, arkeoloji ya da sanat tarihi ile ilgilenen herkesin zihninde imgelem oluşturabilmiş dünyanın en tanınmış arkeolojik alanlarından biridir. Bakmayın Anadolu’nun saymakla bitmeyecek uygarlıklara ve antik yerleşimlere sahip olduğuna... Dünya üzerinde genel uygarlıklar tarihi başlığı ile yayınlanmış ansiklopedi ya da kitaplarda neredeyse Anadolu uygarlıklarından hiç bahsedilmez. Bu yayınlar içinde Anadolu’dan olmazsa olmaz sadece birkaç yerleşimden biri ise Çatalhöyük’tür. Dünya üzerinde konuyla az da olsa ilgili birileri ile konuştuğunuzda Anadolu’dan sadece Çatalhöyük’ü bildiğini anlarsınız. Çatalhöyük’ün bu kadar ünlü olması elbette onu dünya ile ilk tanıştıran James Mellaart sayesindedir.



1960’lı yıllar arkeolojinin çizgilerinin belirginleşmeye başladığı yıllardır. Anadolu bu çizginin dışında tutulur, Mellaart bir anda muhteşem duvar resimleri ve ana tanrıça fikri ile bomba gibi arkeoloji dünyasının ortasına düşer. Arkeoloji camiası da dahil olmak üzere tüm dünya şaşkınlıktan uzun süre kendine gelemez, gözler Çatalhöyük ile birlikte Anadolu’ya dönmeye başlar ve arkeolojinin çizgileri yeniden çizilir. Çatalhöyük’ün yanı sıra Troya da Türkiye’nin dünyadaki en önemli markasıdır. Ancak Troya çoğunlukla Çatalhöyük’ün gerisinde kalır, çünkü Avrupalı Troya’yı Yunanistan’da zanneder. Çatalhöyük her zaman Anadoluludur. Hem dünya hem de Türkiye için bu kadar önemli bir yer olmasına rağmen UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde oldukça geç yerini alabilmiştir. Tahtında oturan ana tanrıça, boğa kültü, eşitlikçi bir toplum olması, birbirine bitişik evlerde yaşayıp, ölülerini yaşadıkları evlerin tabanına gömmeleri gibi insanlık tarihinin belleğinde yer edinmiş çok önemli bilgiler sunmuştur.

   1960’lı yıllarda James Mellaart’ın sadece dört yılda edindiği bilgiler yaklaşık 55 yıldır hâlâ dünyanın ve arkeoloji biliminin gündemindedir. Aradan geçen bu zaman süresince Çatalhöyük’te çok önemli yeni çalışmalar ve bilgiler de elde edilmiştir. 1995 yılında başlayan ikinci kazı dönemi, Çatalhöyük’e yeni bilgiler eklemek ile beraber Mellaart dönemine ait birçok bilginin de değişmesini ve güncellenmesini sağlamıştır. Yeni dönem kazı başkanı olan Ian Hodder, “yeni arkeoloji” olarak adlandırılan bir ekolün de öncüsüdür.

    Çatalhöyük yeni arkeoloji ekolü için bir deney ve tecrübe sahasıdır aynı zamanda. Yeni metotlar, fikirler ve çalışmalar Çatalhöyük kazıları ile anlatılır arkeoloji dünyasına. Ian Hodder’ın yirmi yıllık kazı projesi bu yıl sonlandı ve Mellaart sonrası yirmi yıllık bu yeni sürecin sonunda ortaya çıkan yeni bulgular, Mellaart dönemine ait bazı bilgilerin değişmesine ve güncelliğini yitirmesine neden oldu. Ana tanrıçanın düşündüğümüz kadar önemli olmadığı, bazı ana tanrıça olarak düşünülen buluntuların aslında ayı kültü ile ilişkili olduğu da bu yeni bulgular arasındaydı. Bu nedenle uzun yıllar boyunca sürekli Çatalhöyük’ü ziyaret eden Ana Tanrıça ziyaretçileri artık gelmemeye başladı. Ancak her şeye rağmen Mellaart’ın Çatalhöyük üzerindeki etkisi hiçbir zaman yok olmadı. Yakın zamana kadar da merakla izliyordu Çatalhöyük’ü. Uzun yıllar sonra, vefatından hemen önce Çatalhöyük’e bir kez daha gelmiş ve Ian Hodder ile bir sergide yan yana bulunmuştu. 2013 yılında vefat ettiğinde Çatalhöyük’te sessiz ama hüzünlü bir törenle anılmıştı. Önümüzde şu an yirmi yıllık çalışmanın muhteşem bilgi katmanı, dokümantasyonu ve arşivi bulunuyor. Gelecek yıllarda Çatalhöyük’ün, hem Anadolu uygarlıklarının şekillenmesinde hem de insanlık tarihinin ilk evrelerinin anlaşılmasında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu daha iyi göreceğiz.
 
Çatalhöyük

Çatalhöyük, Konya'nın Çumra İlçesi sınırlarında olup, ilçenin 10 km . doğusunda yer almaktadır. Höyük, farklı yükseklikte iki tepe düzü olan bir tepe şeklindedir. Bu iki yükseltisi nedeniyle çatal sıfatını almıştır. Çatalhöyük 1958 yılında J. Mellaart tarafından keşfedilmiş, 1961-1963 ve 1965 yıllarında kazısı yapılmıştır. Yüksek tepenin batı yamacında yapılan araştırmalar neticesinde, 13 yapı katı açığa çıkarılmıştır.  En erken yerleşim katı (1) ise M.Ö. 5500 yıllarına tarihlenmektedir. Stil kritiği yolu ile yapılan bu tarihleme, C 14 metodu ile de doğrulanmış bulunmaktadır. İlk yerleşme, ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntuları ile insanlık tarihine ışık tutan bir merkezdir.

Çatalhöyük'teki yerleşimin, yani şehirciliğin en iyi bilinen dönemi 7. ve 11. katlardadır. Dörtgen duvarlı evlerin duvarları birbirine bitişiktir. Ortak duvar yoktur, her evin kendi müstakil duvarı vardır. Evler ayrı ayrı planlanmış ve ihtiyaç duyulunca yanına başka bir ev yapılmıştır. Evlerin bitişik duvarları nedeniyle şehirde sokaklar mevcut değildir. Ulaşım düz damlar üzerinden olmaktadır. Şehri sınırlayan ve koruyan sur duvarları niteliğinde herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Bina yapımında kullanılan malzeme kerpiç, ağaç ve kamıştır. Evlerin temel derinlikleri azdır. Duvarlar arasında ağaç dikmeler vardır. Bu dikmeler üzerine gelen kirişler düz tavanı taşımaktadır.

   Tavan üst örtüsü kamış üzerine sıkıştırılmış kil topraktır. Evler tek katlı olup, eve giriş damda açılan bir delikten merdivenle olmaktadır. Her ev bir oda ve bir depodan oluşur. Odaların içinde dörtgen ocaklar, duvarların ön kısımlarında taban döşemesinden yüksekliği 10- 30 cm . arasında değişen sekiler ve duvar içinde dörtgen nişler bulunmaktadır. Duvarlar sıvalıdır, sıva üzeri beyaza boyandıktan sonra sarı, kırmızı ve siyah tonlarda resimler yapılmıştır. Kutsal odalar diğer odalara nazaran daha büyüktür. Bu evlerin içindeki duvar resimleri yanında ise orijinal boğa başı, koç başı ve geyik başlarının sıkıştırılmış kil ile konserve edilmiş trofeleri duvarlara aplike edilmiştir. Bunların yanında rölyef halinde insan figürleri ile hayvan figürleri de görünmektedir. Çatalhöyük'te duvar resimleri en erken 10. en geç 11. tabakada bulunmuştur. En güzel ve gelişmişleri ise 7. ve 5. tabakalara aittir. Bu resimler paleolitik insanın mağara duvarlarına yaptığı resimlerin bir gelenek olarak devamıdır. İnanç olarak avın bereketi için yapılan resimlerdir. Geç döneme doğru duvar resimlerinde ev sahnelerinin azaldığı ve kuş motifleri ile geometrik desenlerin ortaya çıktığı görülür.

   Duvarlara resmedilmiş olan akbabalar tarafından parçalanan başsız insan figürlerinin ölü gömme adetleri ile ilgili olduğu sanılmaktadır. Akbabalar tarafından et kısmı yenerek temizlenen kemikler toparlanarak hasırlardan yapılmış bir örtüye sarılır ve ev içindeki şekillerin altına gömülürdü. Şekiller altında yapılan araştırmalarda çok sayıda iskelet ortaya çıkarılmıştır. Ölü hediyesi olarak kemikten yapılmış aletler, renkli taşlar, kesici aletlerden taştan baltalar, deniz kabuğundan yapılmış boncuklar konmuştur. Çatalhöyük kazısında ele geçen heykelcikler bize ana tanrıça kültürünün (tapınma) başlangıcı ve zamanın inançları hakkında özgün bilgiler vermektedir. Pişmiş toprak ve taştan yapılmış bu heykelcikler 5 ila 15 cm . arasında değişen büyüklüktedir. Şişman, iri göğüslü, büyük kalçalı ve zaman zaman doğum yapar vaziyette tasvir edilmişlerdir. Bu özellikleri bolluk ve bereketi temsil etmeleri nedeniyledir. Çatalhöyük'te ele geçen alet ve malzemelerin hemen hepsi taş, pişmiş toprak, baltalar, sığ tabaklar, yüksek kabartma bereket tanrıçası motifleri ile süs eşyası olarak kullanılan bilezik ve kolyelerdir. Pişmiş topraktan iri taneli hamura sahip, çarksız siyah ve kiremit renkli kaplar ve çanaklar bulunmuştur. Ayrıca ana tanrıça ve mukaddes hayvan figürü de pişmiş topraktan yapılmıştır. Kemikten yapılmış kesici ve delici aletler ile obsidyenden yapılmış mızrak ve ok uçları Çatalhöyük'te kullanılan en önemli malzemelerdir.

   Çatalhöyük'te 1996 yılına kadar kazı yapılmamış; bu yıldan itibaren İngiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafından Ian Hodder başkanlığında kazılara devam edilmiştir. Kazı buluntuları Konya Arkeoloji Müzesi'ndedir. Bunların bir kısmı teşhir edilmiş, diğerleri ise depolarda koruma altına alınmış durumdadır.
 
Çatalhöyük Neolitik Kenti

Neolitik Dönem’e ait en eski yerleşimlerden bir tanesi olarak tanımlanan Çatalhöyük,  ilk ev mimarisi, ilk manzara resmi, ana tanrıça kültü gibi özgün buluntuları ve inanç eserleri ile insanlık tarihine ışık tutmaktadır.
Konya ilinin Çumra ilçesinde yer alan Çatalhöyük, 1958 tarihinde keşfedilmiştir. Çeşitli aralıklarla yapılan bilimsel kazılar günümüzde de kapsamlı olarak devam etmektedir. Olağan dışı sanatıyla hayranlık uyandıran Neolitik Kent Çatalhöyük’te ilk buluntular MÖ 7400 yıllarına tarihlenmektedir. Kent, medeniyetin ve ziraatin temellerini anlamamızda uluslararası anahtar olarak tanımlanmaktadır. Çatalhöyük’ün Neolitik yerleşim tarzı ve kent planının eşitlik ideallerini yansıttığına inanılmaktadır. 
Çatalhöyük 2012 yılı itibarı ile UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmiştir.
Yaklaşık 9400 yıllık geçmişi olan höyüğün mimarisi ilgi çekicidir. Bir ailenin evdeki yaşam süresi bittiğinde ev toprakla doldurulmuş, üzerine yenisi yapılmıştır. Yeni evlerin sürekli yapılması ile günümüzde 21 metre yüksekliğe sahip höyük oluşmuştur. Höyük’te 18 yapı katı açığa çıkarılmıştır. Bina yapımında kullanılan malzeme kerpiç, ağaç ve kamıştır. Tavan üst örtüsü kamış üzerine sıkıştırılmış kil topraktır.

Evler tek katlı olup, eve giriş damda açılan bir delikten, merdivenle olmaktadır. Her ev bir oda ve bir depodan oluşur.

Odaların içinde dörtgen ocaklar bulunmaktadır. Duvarlar sıvalıdır, sıva üzeri beyaza boyandıktan sonra sarı, kırmızı ve siyah tonlarda resimler yapılmıştır.

Orijinal boğa, koç ve geyik başlarının sıkıştırılmış kil ile konserve edilerek duvarlara aplike edildiği anlaşılmaktadır.

Bu temaların yanında rölyef halinde insan figürleri ile hayvan figürleri de görülmektedir.

Çatalhöyük, madenciliğin Anadolu’daki başlangıç tarihini Neolitik Dönem’e kadar indirmekte;
o dönem insanının toplayıcılık ve avcılığın yanı sıra çiftçilikle de uğraştığını gösteren zengin buluntularıyla dikkat çekmektedir. Çatalhöyük, duvar resimlerinde kent planına yer veren ilk yerleşim merkezidir. Günümüzdeki mülkiyet kavramının o devirde başladığı, pişmiş topraktan yapılmış damga mühürlerle belgelenmiştir.
Çatalhöyük’te bulunan en önemli objelerden bir tanesi de yüksek kabartma ana tanrıça motifleridir. Bunlar, o dönemde dini inançların güçlü bir tanrıça etrafında şekillendirildiğini, eserlerin de tanrısal dişiliğe duyulan saygının izleri olduğunu göstermektedir


Anadolu'da İlk ve En Büyük Neolitik Kent: Çatalhöyük
 
 
İnsanlığın gelişiminde önemli bir evre Neolitik dönemdir. Bu dönemle birlikte insanlar, avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik hayata geçerek tarım yapmaya başlarlar. Bu dönemin Anadolu'daki ilk ve en önemli yerleşim yeri ise Çatalhöyük'tür.
 
Burayı İngiliz Arkeolog James Mellart 1958 yılında keşfeder. 

Keşfedildiğinde dünyanın tarım yapılan ilk şehir yerleşmesi olarak tanınır ve dünya tarihi yeniden yazılır. (Ancak günümüzde bu unvanı Mezopotamya'da buradan 1000 yıl önce kurulmuş Eriha almıştır.) Ama gene de barındırdığı nüfus, yüz ölçümü ve buluntularıyla Neolitik dönem hakkında diğerlerinden çok daha değerli bilgiler sunar.
 
Konya'nın Çumra ilçesi sınırları içindedir. Höyükte farklı yükseltilerde iki tepe olduğu için "Çatalhöyük" adı verilir. 
 
Çatalhöyük iki höyükten oluşur. Neolitik döneme ait "Doğu Çatalhöyük" M.Ö. 7400 - 6200 arasına tarihlendirilirken, Kalkolitik döneme ait "Batı Çatalhöyük" ise M.Ö. 6200 - 5200 arasına tarihlendirilir. Kazı başkanı Mellart'ın kazı izni, kazıdan tarihi eser kaçırdığı iddiasıyla iptal edilir ve  kazıya 1965'ten 1993'e kadar ara verilir. 1993'te Cambridge Üniversitesi'nden Ian Hodder kazı başkanlığına getirilerek kazılar yeniden başlar. Hodder'in yanında İngiliz, Türk, Yunan ve ABD'li uzmanlardan oluşan bir uzman heyeti de çalışmalara eşlik eder.  
 
İlk şehir yerleşmelerinden biri olan Çatalhöyük'te 8 bin civarında insanın birlikte yaşadığı düşünülüyor. Neolitik dönemin en büyük ve en kalabalık kentidir. Yaklaşık 2000 yıllık kesintisiz yerleşim devam eder. Bronz Çağ başlarken tekedilir. Prof. Hodder bu terkediliş için " Alanın ortasında 8 bin kadar kişinin bir noktada bitişik evlerde yaşadığını görüyoruz. Daha sonra bu birden bire değişiyor. Neolitik dönem Anadolu'da başladığında bununla birlikte nüfusta ciddi bir artış var ama artan nüfus burada artık yaşamını idame ettiremeyecek bir kadar arttığında başka yerlere yayılma gerçekleşiyor" yorumunda bulunur. 
 
 
Çatalhöyük yerleşim planı oldukça ilgi çeker. Buradaki evler tamamen dışa kapalı ve birbirine bitişik olarak inşa edilmiş. Konutlar kerpiçten yapılmış ve birbirine eklenerek mahalleleri ve kenti oluşturur. Evlerde günümüzdeki gibi bir kapı ve pencere sistemi yok. Evlerin girişleri çatıdan yapılıyor. Çatılara ise merdivenle çıkılır. Muhtemelen yırtıcı hayvanların saldırılarından korunmak için yapılmış bir yöntem. Evler birbirine bitişik olduğu için kent içinde sokak kavramı yok. Ulaşım düz olan çatılar üzerinden sağlanır. Çatalhöyük evleri plan olarak birbirinin neredeyse aynısı. Evler kerpiç tuğlalardan dörtgen planlı, kutu şeklinde tasarlanmış. Ana odalar ve bu odalara bitişik bir depo bulunur. Duvarların içinde meşe ve ardıç ağacından yapılmış kirişler yer alır. Bu kirişlerin üzerine çatı, kamış üzerine sıkıştırılmış kil ile inşa edilmiş. Evlerin girişi çatıya çıkan bir delikten yapılmıştır ve ahşap bir merdiven ile sağlanır. Bu delik ocak için baca ve odayı aydınlatma görevini görür.
 
 
Çatalhöyük binaları arasında saray ve yönetici sınıfına ait bir yapı bulunamaması burada "eşitlikçi bir toplum yapısı" olduğunu gösteriyor. Tapınak, anıtsal yapı, saray ve ev ayrımı olmaması burada merkezi bir yönetim olmadığı şeklinde yorumlanıyor. Bu da burada bir yönetici sınıf ya da din sınıfının olmadığına işaret eder. 
  
 
 
Çatalhöyük evleri genel olarak pişirme yeri olarak kullanılan bir ocak ile sanatsal, törensel ve gömü (mezar) alanlarını içeren, uyunan, yemek hazırlanan ve yenilen bir orta kısımdan oluşuyor. Aynı zamanda ana odaya bağlı yemek hazırlanan ve depo olarak kullanılan bir yan oda da var. Lavabo ihtiyaçlarının da yan odada giderildiği düşünülüyor. Odaların içinde yerden hafif yüksek platformalar var. Bu platformaların uyumak, oturmak, dinlenmek ve günlük işlerini yapmak için kullanıldığı tahmin ediliyor. 
 
 
 
 
Evlerin duvarları sıvalıdır. Sıvalı duvarlar önce beyaza boyanmış. Sonra da kırmızı, siyah ve sarı tonlarda duvar resimleri yapılmış. Bir evin kullanım ömrü ortalama 80 yıl civarında. Bu kerpiç evler eskiyip yıkıldığında ise üst bölümü yıkılmış ve molozlarla doldurulmuş ve üstüne yenisi yapılmış. 
 
 
Çatalhöyük'te yaşayan insanlar ölülerini evlerin içindeki sekilerin içine ve odalarda açtıkları deliklere gömerler. Ölüleri için küçük çukurlar açıyorlar ve ölüyü cenin pozisyonuna getirip yani bacaklarını karnına çekip alanını küçültüp gömmüşler. Bazen bir bez veya deri parçasına sararken bazen de çıplak olarak gömülmüşler. Bazen üst üste birden fazla gömü de yapılıyor. Ayrıca bu insanlar mezara hediyeler de koymuşlar. Bunlar genellikle deniz kabukları, kemik ve taşlardan yapılmış aletler, takılar şeklinde. Bazı evlerin duvarlarındaki resimlerde görülen akbabalara atılmış başı olmayan insan figürlerinin de ölü gömme ile ilişkili olabileceği düşünülüyor. Göbeklitepe'dekine benzer bir güneşe gömme ritüeli olabilir. Araştırmacılara göre bu sahneler, ölülerin akbabalar tarafından etleri yenildikten sonra kalan kemiklerinin toplanıp evlere gömüldüğünü gösteriyor. 
 
Ayrıca buluntular, ölü gömmeyle ilgili bir takım kurallar olduğunu gösteriyor. Çok erken yaşta ölen çocuklar genellikle evlerin güney köşesindeki ocak veya fırının olduğu kısma gömülürken yetişkinler ise evin kuzey bölümündeki yer altı platformlarına defnedilmiş. Bir diğer önemli nokta ise ev yıkıldığında ya da evin yeri değiştirildiğinde orada bulunan ölünün kafa tası ya da kol veya bacak kemikleri alınarak yeni inşa edilen eve gömülmüş. Bu ise "ata kültü" yani atalara olan özel soy bağlarının bir kanıtı olarak yorumlanıyor.
 
 
 
Çatalhöyük evlerinin iç duvarlarında yer alan resim ve bezemeler, orada yaşayan insanların günlük yaşantılarına ve inançlarına ilişkin değerli bilgiler verir. Hayvanlar bu resimlerde önemli bir simgesel role sahiptir ve yerleşimlerde bulunan sanat eserlerinin merkezindedir. Bu resimler avla ilgili ve avın bereketi içindir. Evlerin duvarlarındaki tasvirlerde geometrik motifler, iç içe daireler, av sahneleri, kuş, çiçek, insan eli izleri, av hayvanları, leopar, aslan, geyik, avcı, dans eden insanlar bulunur.  Bu duvar resimlerinde çoğunlukla tehlikeli ve etçil hayvanlarla kuşlar görülür. İnsan tasvirlerinde ise insanlar alay ederken, kızarken ve büyük cüsseli boğalara ve diğer vahşi hayvanlara hükmederken betimlenir. Ölüm ve şiddetin tasviri ve simgelerle ifadesi çok fazla görülür. Ayrıca duvarlarda görülen ve günümüzden 8800 yıl öncesine tarihlenen kilim motifleri de bugün Anadolu'da yapılan kilim motifleriyle benzerlik gösterir. Bu resimler ev duvarlarına işlenmeden önce sıva üzerine beyaz badana yapılıp, ardından da kırmızı, sarı ve siyah renkler kullanılarak resimler yapılmış. 
 
 
Resimlerin yanında kabartmalar da dikkat çeker. Evlerin içindeki platformlara oturtulmuş halde yer alan boğa başları ve boynuzları bulunur. Evlerin çoğunun duvarında gerçek boğa başlarının kille sıvanmasıyla yapılan kabartmalar bulunur. Bu boğa başları sıvanmadan önce kırmızı aşı boyayla ile boyanmış. 

 

 

Ocak ya da fırınlar çatıya çıkış için kullanılan merdivenin hemen altına yapılmış. Buranın seçilmesinin nedeni buranın hem baca görevi görüyor olması hem de ocağı aydınlatmasıdır. Ocaklardan çıkan isler evin duvarını kararttığı için sık sık sıva yapılmış. 3cm kalınlığındaki duvar tabakasında 160 sıva tabakası bulunmuş.
 
 
Evlerin birinin duvarında Çatalhöyük'ün kuş bakışı görünümü ve yakındaki Hasan Dağı'ın çizimi bulunur. Araştırmacılar bu çizimin dünyanın en eski haritası (planı) olduğunu düşünüyor. Karbon-14 testiyle yapılan ölçümlerde bu haritanın günümüzden 8200 yıl önce yapıldığı belirlendi. (Bugün harita Anadolu Medeniyetleri müzesinde.) 
 
 
Çatalhöyükte el sanatlarının gelişmiş olduğuna dair pek çok kanıt var. Bulunan alet ve malzemeler genel olarak toprak, taş, ağaç, kemik ve obsidyenden yapılmış. Pişmiş toprak kullanılarak yiyecek ve içecek kapları, pişirme kapları, taşıma kapları, depolama kapları yapılmış. Gene pişmiş topraktan yapılmış ve oval ve dikdörtgen şeklinde mülkiyet simgesi olarak kullanılan kişiye özel damga mühürler bulunur. Ağaçtan yapılmış kutular, derin kaplar, yuvarlak ve oval tabaklar var. Kemikten yapılmış iğneler, bızlar(kemik iğne), bıçak sapları, kemer tokaları ve boncuklar günlük hayatta önemlidir. Volkan malzemesi olan obsidyen ve çakmak taşından da ok ucu, mızrak ucu ve kesici aletler yapılmış. Obsidyen çok önemli olduğu için evlerin içinde obsidyenlerin saklandığı küçük delikler bulunuyor. Çünkü az bulunan bir madde ve az bulunan çoğunlukla değerlidir. (Obsidyen en yakın 190 km uzaklıktaki Kapadokya bölgesinde bulunur. Bu ise burayla ticaret bağlantısı olduğunu gösterir.) Dahası obsidyen yansıtıcı özelliğinden dolayı biraz daha işlenerek ayna işlevi görür hale getirilmiş. Bunların yanında topuz taşları, ürünlerini öğütecekleri el değirmenleri ve öğütme taşları, el baltaları, kaşık ve kepçeler, taş yüzükler, bilezikler ve kolyeler bulunmuş. Kanıtlar bize Çatalhöyük'te sepetçilik ve dokumacılığın da gelişmiş olduğunu gösteriyor. 
 
 
Çatalhöyük'te bulunan pişmiş topraktan, kilden veya kireç taşından yapılmış panter başları olan bir koltukta oturan kadın figürleri bulunur. Bu kadın şişman iri göğüslü, iri kalçalı ve doğum yapar şeklinde betimlenmiş. Bu kadın heykelcikleri Ana Tanrıça olarak kabul edilir. Kadının bu şekilde tasvir edilmesinin de bereketi, bolluğu ve doğumu simgelediği düşünülür. Bu kadın heykelcikleri genelde genç kadın, doğuran kadın ve yaşlı kadın olarak betimlenmiş. Son yıllardaki görüş ise bunların Ana Tanrıça olmadığı ve toplumdaki prestij elde etmiş kadınları temsil ettiği yönünde... 
 
Çatalhöyük, Neolitik bir yerleşme olmasının yanında tarih öncesi toplumun sosyal örgütlenmesine, kültürel yaşantısına, ilk tarım faaliyetlerine ve yerleşik hayata geçişlerine ışık tutan evrensel düzeyde bulunmaz bir öneme sahiptir. 
 
Çatalhöyük'ün tanınırlılığını arttırmak için ise elimize düşeni yapmak durumundayız. Bunun için kazı başkanı Hodder şu ifadeleri kullanıyor: "...tarih öncesi bir yerleşim yerini insanlara cazip kılmak oldukça zor, çünkü burada bina ya da tiyatro gibi yapılar yok. O yüzden Çatalhöyük'ü daha görünür hale getirmek için daha fazla çaba sarf etmek gerekiyor." Bu ifadelere katılmamak elde değil. En azından paylaşarak Çatalhöyük'ün insanlık tarihindeki yerini insanlara ve özelliklere yeni kuşaklara tanıtmaya katkıda bulunabiliriz.

http://www.vipingilizce.com/wp-content/uploads/2011/06/check-your-vocabulary-for-ielts.pdf

     http://www.vipingilizce.com/wp-content/uploads/2011/06/check-your-vocabulary-for-ielts.pdf


http://www.vipingilizce.com/wp-content/uploads/2011/07/toefl-writing-topics-and-model-essays.pdf

M.Ö.14000 GöbekliTepenin Kurulması
M.Ö.7500 Çatalhöyük

M.Ö.3200 Sümerlilerin Yazıyı Bulması
M.Ö 1928 Yazının Anadoluya Gelmesi (Bulunuştan 1250 yıl sonra-Asur Ticaret Kolonileri Devri adı verilen, M.Ö. 1928-1720 yılları arasında 200 yılı aşkın bir süre devam eden bir dönem başlamıştır.)


  
61 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın