• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
KONYA TEKNİK PROGRAM

TEKNİK KONYA TURU BİLGİLENDİRMESİ
İL PLAKA KODU: 42
YÜZÖLÇÜM: 38.873 km²
İL  TELEFON KODU: 332RAKIM:1.016,00 m
NÜFUS:2.403.053

ANKARA-Konya: 3 sa. 1 dk. (268 km)

ÖRNEK PROGRAM


MEVLANA MÜZESİ

Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlâna Dergâhı'nın yeri, Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna'nın babası Sultânü'l-Ulemâ Bâhaeddin Veled'e hediye edilmiştir.

Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmiştir. Bu defin gül bahçesine yapılan ilk defindir.

Sultânü'l-Ulemâ'nın ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna'ya müracaat ederek babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini söylemişlerse de Mevlâna "Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur" diyerek bu isteği reddetmiştir. Ancak kendisi 17 Aralık 1273 yılında vefat edince Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled Mevlâna'nın mezarı üzerine türbe yaptırmak isteyenlerin isteklerini kabul etmiştir. "Kubbe-i Hadra" (Yeşil Kubbe) denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine 130.000 Selçukî dirhemine Mimar Tebrizli Bedrettin'e yaptırılmıştır. Bu tarihten sonra inşaî faaliyetler hiç bitmemiş 19. yüzyılın sonuna kadar yapılan eklemelerle devam etmiştir.

Mevlevî Dergâhı ve Türbe 1926 yılında "Konya Asâr-ı Atîka Müzesi" adı altında müze olarak hizmete başlamıştır.1954 yılında ise müzenin teşhir ve tanzimi yeniden gözden geçirilmiş ve müzenin adı Mevlâna Müzesi olarak değiştirilmiştir.

MEVLANA VE ŞEB-İ ARUS

Müze alanı bahçesi ile birlikte 6.500 m² iken, yeri istimlak edilerek Gül Bahçesi olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m²ye ulaşmıştır.

Müzenin avlusuna "Dervişan Kapısı" ndan girilir. Avlunun kuzey ve batı yönü boyunca derviş hücreleri yer almaktadır. Güney yönü, matbah ve Hürrem Paşa Türbesi'nden sonra, Üçler Mezarlığı'na açılan Hâmûşân (Susmuşlar) Kapısı ile son bulur. Avlunun doğusunda ise Sinan Paşa, Fatma Hatun ve Hasan Paşa türbeleri yanında semahane ve mescit bölümleri ile Mevlâna ve aile fertlerinin mezarlarının da içerisinde bulunduğu ana bina yer alır.

Avluya Yavuz Sultan Selim'in 1512 yılında yaptırdığı üzeri kapalı şadırvan ile "Şeb-i Arûs" havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil adı verilen çeşme, ayrı bir renk katmaktadır.

Müzede Hz. Mevlâna ve Mevlevîliğe ait eserler ile el yazması kitaplar, levhalar, kandiller ve mûsıkî âletleri sergilenmektedir. Müzede bulunan ihtisas kütüphanesi 1854 yılında Postnişin Mehmed Saîd Hemdem Çelebi tarafından kurulmuştur. Kütüphanede Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemine ait 2756 cilt içinde 4.000’in üzerinde el yazması eser bulunmaktadır. Kitapların tamamı CD ortamına aktarılarak araştırmacıların istifadesine sunulmuştur.

Konya ili Anadolu Yarımadası'nın ortasında bulunan İç Anadolu Bölgesi'nin güneyinde, şehrin kendi adıyla anılan Konya bölümünde yer almaktadır.

İlimiz topraklarının büyük bir bölümü, İç Anadolu'nun yüksek düzlükleri üzerine rastlar. Güney ve güneybatı kesimleri Akdeniz bölgesine dahildir.  Yüzölçümü 38.873 km2 (göller hariç)'dir. Bu alanı ile Türkiye'nin en büyük yüzölçümüne sahip olan ilidir. Ortalama yükseltisi 1016 m'dir. İdari yönden, kuzeyden Ankara, batıdan Isparta, Afyonkarahisar, Eskişehir, güneyden, İçel, Karaman, Antalya, doğudan, Niğde, Aksaray illeri ile çevrilidir.

Konya ili, doğal açıdan kuzeyinde Haymana platosu, kuzeydoğuda Cihanbeyli Platosu ve Tuz Gölü'ne, batısında Beyşehir Gölü'ne ve Akşehir Gölü'ne, güneyinde Sultan Dağları'ndan başlayan Karaman ilinin güneyine kadar devam eden, Toros yayının iç yamaçları önünde bir fay hattı boyunca oluşmuş volkanik dağlara, doğusunda ise Obruk platosuna kadar uzanır.

İlin uç noktalarını kuzeyinde Kulu'nun Köşkler Köyü, batısında Akşehir'in Değirmen Köyü, güneyinde Taşkent'in Beyreli Köyü, doğusunda ise Halkapınar'ın Delimahmutlu Köyü uç noktalarını oluşturmaktadır.


Konya il sınırları içerisinde kalan alan, Türkiye'nin Ana Tektonik Üniteleri'nden Orta Anadolu Birliği'nin güney kesimi ile Toros Birliği'nin orta kesiminde kalmaktadır. Toros Birliği farklı çökelme ortamlarını yansıtan ve geç Kretase Paleosen (ikinci zaman sonu dördüncü zaman başlangıcı) döneminde gelişen sıkışma kuvvetleri ile üstüste bindirilmiş kütlelerden meydana gelmektedir. Konya il sınırları içine giren alanda bunlardan Bozkır Geyikdağı ve Aladağ kütleleri gözlenmektedir.

Gerek Toros Kuşağı'nda, gerekse Orta Anadolu birliğinde yörede yüzeyleyen en yaşlı kayaçlar olarak Paleozoik (birinci zaman) yaşlı kayaç birimleri Bozkır, Hadim, Seydişehir, Akören, Ahırlı, Beyşehir, Doğanhisar, Kadınhanı yörelerinde ortaya çıkmaktadır. Genellikle Paleozoik yaşlı birimlerin bir devamı niteliğinde olan Mesozoik (ikinci zaman) yaşlı kayaçlar ise yaygın olarak Ereğli, Bozkır, Seydişehir, Ahırlı, Akören, Altınekin, Kadınhanı, Beyşehir, Akşehir, Ilgın, Doğanhisar yörelerinde yüzeylemektedir. Mesozoik sonunda kapanan okyanusun sıkışması ile ortaya çıkan dağ oluşumu evresinde Toroslarda kütleler meydana gelirken okyanus kabuğu parçaları olan ofiyolitler bu kütlelerin arasında, özellikle Konya Meram, Ereğli güneyi, Bozkır güneyi, Karapınar ve Cihanbeyli civarında gözlenir konuma gelmiştir.











SİLLE:

Konya’nın 8 km. kuzeybatısında yer alan Sille’deki en eski yerleşim, kuzeyde yer alan Sızma Höyüğü’dür. Burada yapılan araştırmalarda M.Ö. 8-7. yüzyıl Frig uygarlığına ait kalıntılar bulunmuştur. Antik dönemde Sylata ya da Sylla olarak isimlendirilen Sille’nin Roma döneminde iskân gördüğü, şehir içinde bulunan antik mimariye ait taş eserlerden anlaşılmaktadır. Muhtemelen kent bu dönemde, Efes’ten doğuya giden Kral yolu üzerindeki Konya’nın yakınında bir durak noktasıdır. Aynı yüzyılda Aziz Paul Konya’dan geçtiği sırada Sille’ye de uğramış olmalıdır.

M.S. 4. yüzyılda Efes önemini kaybetmiş, Bizans’ın başkenti olan İstanbul önem kazanmıştır. İstanbul’dan Kudüs’e giden yol üzerinde de bulunan Konya, bu dönemde de önemini korumuş Kudüs’e giden hacıların uğrak noktası olmuştur. Aya Elenia Kilisesi’nin kitabesi, yapının bu tarihte Büyük Konstantin’in annesi Helene tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. Bilindiği gibi ilk Hıristiyan aristokrat olan Helene yaşamı sırasında Hz. İsa’nın gerildiği kutsal haçı bulmak amacıyla Kudüs’e gitmiş, geçtiği yollarda birçok kilise inşa ettirmiştir. Aya Elenia Kilisesi Sille’nin gerçekten de bu yol üzerinde bulunduğunu göstermektedir.

Bizans dönemi tarihi kaynaklarında ismi geçmeyen yerleşim, M.S. 7-10. Yüzyıllar arasında tüm diğer kentler gibi Arap akınlarına maruz kalmıştır. Önemli bir stratejik nokta olan Gevale Kalesi bu dönemde bölgeyi açık bir hedef haline getirmiş ve bu yüzden bölge sık sık işgal edilmiştir. Arap akınlarının Anadolu’da sonlanması ile kent önemli bir dini merkez olmuştur. Bölgede bulunan kaya kiliseleri ve özellikle Ak Manastır bu önemi açıkça göstermektedir.

Sille’nin önemi 1071 yılından sonra Selçuklular’ın Konya’yı ele geçirip, başkent yapmaları ile artmıştır. Konya’daki Türk hâkimiyeti sonucunda şehirdeki gayrimüslimlerin bir kısmının kent dışına yerleştikleri sanılmaktadır. Muhtemelen bu dönemdeki en fazla göç Konya’nın çok yakınında bulunan Sille’ye olmuştur.

3 Temmuz 1097 yılında Sultan I. Kılıç Arslan, Konya’ya gelen I. Haçlı ordusu yüzünden şehri boşaltmış ve dağlara yerleşmiştir. Bölgeye gelen haçlı ordusu bir süre burada kalıp Konya ile beraber Sille’yi de talan etmişlerdir.






Dönem kaynaklarından 1116-1118 yıllarında I. Alexios tarafından Konya’ya yapılan seferin geri dönüşünde, Konya çevresinde yaşayan birçok Rumun Bizans ordusu ile beraber İstanbul’a döndükleri öğrenilmektedir.

Böylece bölgedeki gayrimüslim nüfusunun bir miktar azaldığı sanılmaktadır.

1146 yılında Bizans imparatoru Manuel, Philomelion’da (Akşehir) Selçuklu Sultanı Mesud ile yaptığı savaşta galip gelince Konya’yı kuşatmış; Selçuklu ordularıyla Gevale Kalesi eteklerinde tekrar mücadele etmiştir. Ioannes Kinnamos’un anlattığına göre bu saldırılarda Bizans ordusu Konya dışındaki yerleşim yerlerini yakmıştır.

Savaşların dışında dönem dönem meydana gelen doğal afetlerde bölge nüfusunu olumsuz etkilemiştir. 1153 yılındaki Konya’da meydana gelen büyük veba salgını tarihçilerin belirttiği bu afetlerden birisidir.

1226 yılında Sultan I. Alâeddin Keykubat, Ermenistan seferi dönüşünde bir grup Hıristiyan Peçenek Türkünü Konya’ya getirip, Sille’ye yerleştirmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra Konya ve çevresi Karamanoğulları Devleti’’nin hâkimiyetine girmiştir. Karamanoğulları ile Osmanlılar arasında Gevale Kalesi civarlarında yapılan mücadeleler sonunda bölge Osmanlı toprağı olmuştur.

Sille, Fatih Sultan Mehmed, II. Beyazıd, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve III. Murad dönemlerinde Konya Kazası’na bağlı bir karyedir. 17. Yüzyıldan itibaren Sille’nin idari statüsünün net olmadığı görülmektedir. Başlıca geçim kaynağı buğday, arpa ve hayvancılık olan bölgede giderek Müslüman nüfusu artmıştır. 19. Yüzyılın ikinci yarısında bölgeye gelen Charles Texier Sille’de Ermeni ve Rumların yazlıklarının olduğunu söylemektedir. 20. Yüzyılın başlarına ait Maliye ve Arazi Emlak Defterleri’nde Sille’nin nüfusunun %56’sı Müslüman, % 44’ü Gayr-i Müslüman olarak görülmektedir. 1913 yılında Konya’ya gelen Bela Horvath ise Konya’daki Rumların Sille’de özel kiliseleri olan yazlıklara sahip olduklarını ve Sille’de atmışa yakın kilisenin bulunduğunu söylemektedir. 1923 yılından sonra yapılan nüfus değişim politikası çerçevesinde Sille’deki Hıristiyan halk Yunanistan’a göç etmiştir.

Sille, Selçuklu ilçesine 1989 yılında iki mahalle olarak bağlanmıştır. 1995 yılında Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından kilise, manastır ve mezarlıkların bulunduğu güney yamaçları, birinci derecede arkeolojik sit alanı, esas yerleşme alanı ise kentsel sit alanı olarak ilan edilmiştir. Bugün Sille, Konya’nın önemli bir kültür ve turizm merkezidir.

.Anadolu uygarlıkları içinde çok mühim bir yeri bulunan, kültürlerin bir arada yaşadığı özel bir mekândır. Sille, doğal silüetiyle ve bu silüetle bütünleşen tarihî izleriyle, sivil mimarîsi ve yerleşim dokusuyla, örf, adet ve gelenekleriyle, bağ ve bahçeleriyle farklı yaşam tarzına sahip bir yerleşim yeridir. M.S. 327 yılında Bizans İmparatoru Constantin’in annesi Helena, Hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramış, buradaki ilk Hristiyanlık dönemlerine ait oyma mabetleri görmüş, Sille’de bir mabet yaptırmaya karar vermiş ve temel atma törenine bizzat katılmıştır. Aya-Elena Kilisesi, asırlar boyunca onarımlar görerek günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait Taş Câmi başta olmak üzere câmiler, Hacı Ağa Hamamı, Subaşı Hamamı, çeşmeler, köprüler gibi Türk-İslâm eserleri de bulunmaktadır.1071 yılından itibaren Selçuklular’ın Konya’da artan hakimiyeti ile, Konya’da yaşayan gayrimüslimler, Sille’ye taşınmışlar. Sonrasında ise, 1097 yılında Haçlı ordusu şehri talan etmiş ve hatta şehirdeki bir çok Rum İstanbul’a göç etmiş.

Zamanla değeri azalan Sille, 1226 yılında Sultan 1. Alaeddin Keykubat’ın, Ermenistan seferi dönüşünde Sille’ye getirdiği Peçenek Türkleri ile yeniden toparlanmış. Zamanla Karamanoğulları ve Osmanlı mücadelesi sonrasında bölge hakimiyeti Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiş. 1923 yılında yapılan nüfus mübadeleleri sonrasında bölgedeki Hıristiyanlar, Yunanistan’a göç etmiş.


Hagios-Manastırı(Ak Manastır):Dünyanın en eski ve en büyük manastırlarından biri olan Ak Manastır, Sille’dedir ve yaklaşık 800 yıl kesintisiz hizmet vermiştir. Manastır 274 yılında Saint Horion adlı bir aziz adına yapılmıştır. Kayaya oyulmuş odalar ve onları birbirine bağlayan dehlizlerden meydana gelmiştir. Ayrıca bu kayaların önünde bir de yapı bulunmaktadır. Manastırı çeviren yapı yıkılmış, izleri kalmıştır. Manastırın içinde çeşitli hücreler bulunur. Ayrıca kilise bölümü önemli yer tutar. Bu manastırda bulunan Mikael Homnenos ve Mikaleas oğlu Abraham'a ait mezar taşları Konya Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır. Manastır Konya'da yaşayan Mevlevi dervişlerince de ziyaret edilmiş ve bahçesinde küçük bir de mescit yaptırılmıştır. Şimdilerde askeri alan içinde kaldığı için ziyarete kapalıdır.

 Aya Elena: 

Bugün müze olarak kullanılan kilise MS 325 yılında Bizans Kraliçesi Aya Elena tarafından yaptırılmış.

Kudüs’e hacca giden kraliçe Sille’den geçerken burada heybetli bir kilisenin olmadığını fark eder. E kendisi kraliçe olduğundan buraya yapılmasına karar verdiği kilisenin de heybetli olmasını ister. Nedeni ise Sille’nin hac yolu üzerinde olmasıdır.

Ne var ki kilise bakımsızlık yüzünden yıllar içinde çok yıpranır ve yıkılma aşamasına gelir. Bu defa da imdada Osmanlı Padişahı II. Mahmut yetişir. 1833’te Sille’ye uğrayan II. Mahmut kilisenin halini gördükten sonra tamir edilmesi emrini verir.

Yeniden ihtişamlı günlerine dönen kilise Rumların 1923’te gerçekleşen mübadeleyle Sille’yi terk etmesiyle yeniden harabeye döner. Ta ki bundan üç yıl öncesine kadar... Üç yıl önce başlayan restorasyonla eski gösterişli günlerine dönen kilise artık müze olarak kullanılıyor. Girişi ücretsiz olan müze kilisenin içinde İncil’den ayetler, ikonlar ve tasvirler Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış kiliselerden oldukça farklı ve mutlaka görülmesi gerek.

 
 

Aya Elena Kilisesi’nin tam karşısında ufak bir kilise (şapel) daha göreceksiniz, şaşırmayın. Örnekleri bazı köylerimizde de görülen caminin karşısına başka bir cami yapmaya benzer bir hikâyesi var bu şapelin. 381’de toplanan Birinci İstanbul Konsülü kararları Sille’de yaşayanların ikiye bölünmesine neden olmuş. Köyde İncil’in değiştirilmesini istemeyenler büyük kilisenin karşısına bu şapeli inşa ederek burada ibadet etmeye başlamış.

Köydeki bu ayrılık mübadele dönemine kadar sürmüş ve hem kilise hem de şapel ikiye ayrılan cemaate ibadethane olarak hizmet vermiş. 


Sille gerçek kişiliğini, önemini ve layık olduğu değerini ise Selçuklular zamanında kazanmış. Anadolu Selçuklu’nun Konya’yı başkent yapmasıyla Türkler ve Rumlar bir arada yaşamaya başlamış. Rumlarla kısa sürede kaynaşan Türkler, taşocaklarında çalışıyormuş. Rum ve Türk ustaların birlikte inşa ettikleri konaklar bugün hâlâ ayakta. Kimi kafe, kimi restoran, kimi de butik otel olarak hizmet veriyor.

Köyü gezerken Türkler ve Rumlar arasında işbölümü yapıldığı hissine kapılıyor insan. Camiler ve köprüler Türk, kilise ve çeşmeler ise Rum ustaların imzasını taşıyor. Ancak nedendir bilinmez, ne yapılmışsa hepsinden yedi tane yapılmış. Yedi cami, yedi kilise, yedi köprü ve yedi çeşme... Bunların birçoğu bugün ayakta olmasa da kalıntıları mevcut.


        


KELEBEK VADİSİ:

Konya Tropikal Kelebek Bahçesi, 3500 m2'lik gezi alanı ile toplamda 7.600 m2'lik bir kullanım alanına sahiptir.

1.600 m2'lik kelebek uçuş alanı 15 tür kelebeğe doğal yaşam alanı sunmaktadır. Bahçede 98 türe ait 20.000 adet bitki bulunmakta, kelebekler kendi nektar bitkileri etrafında uçarken gözlenebilmektedir.

Kelebek, böcekler (insecta) sınıfının pulkanatlılar (lepidoptera) takımına ait canlılardır.

Kanatları mikroskobik pulların kiremit dizilişi şeklinde sıralanması ile örtülüdür. Bu pullar küçük sarsıntı yada temas ile kopar ve dökülürler. 3 çift ayak ve 2 çift kanatları vardır.

Ağız yapısı emici tiptedir ve pipet şeklindedir, buna proboscis adı verilir. Çiçeklerin nektarını bu pipet şeklindeki ağızları ile emerler ve kullanmadıkları zaman bu ağız rulo şeklinde başın alt kısmında bulunur. Ayaklarında da tat duyargaları vardır yani dilleri ayaklarındadır diyebiliriz.

Kelebekler yumurta ile çoğalırlar, bu yumurtalar küre, silindir, yarım küre gibi farklı şekillerde olabilir. Tırtıl; yumurtadan çıkan larvaya verilen addır ve ağız parçalarının ısırıcı çiğneyici yapıda olması ile konak bitkisinin yapraklarını yerler. Çok obur olan tırtıllar beslenerek büyürler ve büyüdükçe deri (kitin yapıdaki dış iskelet) değiştirirler. Tırtıl gerekli erişkinliğe ulaşmak için türe göre 4-5 kez deri değiştirir. Yeterince beslenerek gerekli erişkinliğe ulaşan tırtıl kendisine bir pupa (krizalit) oluşturur. Bu oluşturduğu pupanın içinde tam başkalaşıma (metamorfoz) uğrayan tırtıl, kelebek olarak pupayı yırtarak çıkar. Çıktığı zaman hemen uçamaz çünkü kelebek, pupanın içinde kanatları katlanmış bir biçimde ve ıslaktır. Genelde sabahın ilk saatlerinde pupadan çıkan kelebekler kanatlarına vücut sıvısı (hemolenf) pompalayarak kanat genişliğini sağlar ve ardından ıslak olan kanatlarını askıda kalarak kurutur.

Dünya’da hiçbir kelebek bir gün yaşamaz.

Kelebeklerin bir gün yaşıyor hikayesi mayıs sineğinden gelmektedir. Mayıs sineği fizyolojik olarak kelebeklere çok benzediğinden onun ömrü bir gün olması kelebeklerin de ömrünün bir gün olduğu yanlış inancını doğurmuş.

   Kelebekler türüne bağlı olarak 1 hafta ile 1 yıl arasında yaşarlar. Yaşamı yumurta, tırtıl, pupa ve kelebek olarak ele alırsak bu süre daha uzun olmaktadır. Kelebeklerin ömürleri hakkında birkaç örnek verecek olursak Türkiye’de yaşayan Sarı Bantlı Kadife (Nymphalis antiopa) ergin evrede 10 ay kadar yaşayabilmektedir. Güney Amerika’da yaşayan bir güve olan Yukka güvesi (Prodoxus y-inversus) tırtıl halinde 30 yıl kadar olabilmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere kelebeklerin ömrü 1 günden daha uzundur.

Konya tropikal kelebek bahçesinde ki kelebeklerin en iyi şartlarda yaşayabilmeleri için bahçe içinin tropikal kelebeklerin doğal yaşamlarında olduğu gibi 28° ve %80 neme sahip olması gerekmektedir. Bu şartlarda bahçe içindeki kelebeklerimiz en kısa 2-4 hafta yaşamaktadırlar. Idea leuconoe bilimsel isimli “Paper Kite” kelebeğinin 60 güne kadar yaşadığı bilinmektedir.



    KONYA TURU TEKNİK PROGRAM

08:30 Konya YHT ile ünlü düşünür Mevlana’nın diyarı Konya’ya hareket. Yaklaşık 1,5 saat sürecek olan Konya yolculuğumuza başlıyoruz. Konya’ya vardığımızdaki ilk durağımız Mevlana Türbesi ve Müzesi. Mevlâna Müzesi’nin bulunduğu yer Selçuklu Sarayı’nın gül bahçesi iken Konya’ya gelen Mevlâna’nın babası Âlimlerin Sultanı Bahaeddin Veled’e Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından hediye edilmiştir. 

Mevlana müzesinden sonra içerisindeki eşsiz çinileriyle ünlü bugün Çini Müzesi olarak hizmet veren Karatay Medresesini (Müzesini)  ziyaret ediyor ve Klasik Konya konaklarını,  Hagios Manastırını ve Hristiyanlığın ilk kiliselerinden olan Aya Elena kilisesini görüyor Kapadokya’yı aratmayan Sille Köyünü geziyor ve Konya’ya özgü yöresel öğle yemeğini alıyoruz.

 Ardından binlerce kelebeği görebileceğimiz tropikal Kelebekler Vadisi’ni geziyor ve ardından Şems-i Tebriz’inin Türbesini ’de ziyaret ediyoruz.  Son olarak Meram bağlarını da görebileceğimiz Tavus Baba türbesini ve parkını görüyoruz. Akşam saatlerinde tren saatine göre   manevi bir huzurla dolu olarak dönüş yolculuğumuza başlıyoruz.


1)ANKARA.06:30-KONYA.08:00(YHT)
2)ÇATALHÖYÜK HAREKET 09:00 (45 DK. )
3)ÇATALHÖYÜK GEZİSİ VE SERBEST ZAMAN- 1.5 SAAT
4) 10:45 SİLE'YE HAREKET (1 SAAT)
5)VARIŞ (11:45) ŞEHİR TURU (45 DK.)
6)ÖĞLE YEMEĞİ 13:00 (1 SAAT.)
7) KELEBEK VADİSİNE HAREKET -13:30 (GEZİ SÜRESİ 1.5 SAAT)
8)17:00 OTELE  HAREKET

KONYA  TURUNDA BAŞLICA GEZİ NOKTALARI
Konya Mevlana Müzesi (Konya Mevlana Türbesi)İplikçi CamiiŞerafettin Camii.Şemsi Tebrizi Camii.Karatay Medresesi.İnce Minare Müzesi (Medresesi).Konya Alaaddin Tepesi.Konya Tropikal Kelebek Bahçesi.Konya Sille.Mevlana Kültür Merkezi.Akyokuş.Konya Arkeoloji Müzesi.Çatalhöyük.Kilistra Antik Kenti.Konya Meram.Nasreddin Hoca Türbesi17.Konya’daki Parklar.Tuz Gölü.Beyşehir Gölü            
RESTORANT VE SET MENÜ BİLGİLERİ

ÖĞLE YEMEĞİ
HAVZAN RESTORANT
MENÜ:
BIÇAKARASI/ETLİ EKMEK SALATA AYRAN


 
OTEL BİLGİLERİ
 
 
 
 
 
 

KONYA PROGRAMI YOL(KM) VE YAKIT BİLGİSİ

TESİS BİLGİLERİ:KONYA -KULU  TESİSLERİ-BARAN/AYRANCI TESİSLERİ



















TOPLUMSAL MİRAS
KATEGORİ
GASTRONOMİ                  
KÜLTÜR

  ALIŞVERİŞ           
YÖRESEL   
ÜNLÜLER
 DEYİMLER
 

 
 ATASÖZLERİ
 
 
ŞİVE
 
 
 
DÜĞÜN
 
 
 
 
ADETLER
DOĞUM 
TATLILAR
SAC ARASI
 
 
 
YEMEKLERETLİ EKMEK, BAMYA ÇORBASI,TANDIR,FIRIN KEBABI-Çorbalardan Tayga, Mercimekli Oğmaç, Arapaşı,Tandır, Bamya, Süt, Tutmaç ve Erişte Çorbası. Et Yemeklerinden, Fırın Kebabı, Etliekmek, Çullama, iki bıçak arası ciğer, Topalak Köfte, Cella. Ekşili Kabak, Yumurtalı Kabak, Zülbiye (Papaz Yahisi), Patlıcan Bayıltan, Lahana Kapaması, Patlıcan Böğürmesi, Çöpleme. Böreklerden Peynirli Kıymalı Börek, Kıkırdaklı Börek, Tandır Saç, Su, Sedirler ve Tatar Böreğini  
TÜRKÜLER 
ŞARKICI
OYUNCULAR
YAZARLAR
SİYASETÇİAHMET DAVUTOĞLU
TÜRKÜCÜ/ŞARKICIZÜLFÜ LİVANELİ,ALİ KIRCA,ALPAY,SUAVİ,MUSTAFA YILDIZDOĞAN,BEDİA AKARTÜRK
TALKSHOW
 
OTELLER
RESTORANTLAR
ALIŞVERİŞ
KÜLTÜR
 
GEZİ NOTLARI



Yapım Tekniği

TEKNİK KONYA TURU BİLGİLENDİRMESİ
İL PLAKA KODU: 42
YÜZÖLÇÜM:38.873 km²
İL  TELEFON KODU: 332RAKIM:1.035,00 m
Nüfusu: 2.192.166 (2000)
Nüfusu: 2.192.166 (2000)

ANKARA-Konya:1 sa. 45dk. (268 km)(YHT)

ÖRNEK PROGRAM
LAVANTA AŞKI BLOG YAZISI

Konya Türkiye 'nin yüz ölçümü bakımından en büyük ili ve en kalabalık yedinci şehridir.31 ilçeden oluşan Konya 'da TÜİK 'in 2018 verilerine göre 2.205.609 kişi yaşamaktadır. 1830 'da kurulan Konya Belediyesi 1987 'de çıkarılan 3399 sayılı yasa gereğince "Büyükşehir" statüsüne kavuşmuş olup 1989 ' dan beri belediye hizmetleri bu statüye göre yürütülmektedir.2014 'te 6360 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları olmuştur


Ekonomik açıdan Türkiye 'nin gelişmiş kentlerinden biri olan Konya doğal ve tarihsel zenginlikleriyle de önem taşır. Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük , UNESCO Dünya Miras Listesine alınmıştır.Şehir, Anadolu Selçukluları' nın başkentliğini yapmıştır. Büyük mutasavvıf Hz. Mevlana 'nın türbesi Konya 'dadır. Türkiye' nin en önemli sanayi kentlerindendir.


Konya ili, doğal açıdan kuzeyinde Haymana platosu, kuzeydoğuda Cihanbeyli Platosu ve Tuz Gölü’ne, batısında Beyşehir Gölü’ne ve Akşehir Gölü’ne, güneyinde Sultan Dağları’ndan başlayan Karaman ilinin güneyine kadar devam eden, Toros yayının iç yamaçları önünde bir fay hattı boyunca oluşmuş volkanik dağlara, doğusunda ise Obruk platosuna kadar uzanır.

İlin uç noktalarını kuzeyinde Kulu’nun Köşkler Köyü, batısında Akşehir’in Değirmen Köyü, güneyinde Taşkent’in Beyreli Köyü, doğusunda ise Halkapınar’ın Delimahmutlu Köyü uç noktalarını oluşturmaktadır.

Konya il sınırları içerisinde kalan alan, Türkiye’nin Ana Tektonik Üniteleri’nden Orta Anadolu Birliği’nin güney kesimi ile Toros Birliği’nin orta kesiminde kalmaktadır.
Çatalhöyük Unesco, dünya Kültür Varlıkları listesinde yer almaktadır. Çatalhöyük  MÖ 7.500 'den beri yerleşim yeri olarak kullanılmış yaklaşık 8000 kişinin yaşamış olduğu neolitik çağda Anadolunun en büyük yerleşim alanı ve kent olarak tanımlanabilecek tek yerdi.
 
Çatalhöyük, erken tarım için elverişli olan alüvyon kille kaplı bir alan üzerine inşa edilmişti.
 
Çatalhöyük 9500 yıllık bir şehir, neolitik çağın en büyük şehri değil, en kalabalık şehride değildi, ancak sanatın gelişimi ve bugüne dek kalan sanat eserlerinin, Neolitik çağda bu şehirde resim ve heykelciliğin ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından önemlidir. Çatalhöyük çok iyi korunmuş olması sebebiyle tarihe ışık tutan eşsiz arkeolojik buluntular barındırmaktadır.Şehirdeki son yaşam izlerinden yapılan tarih saptamaları ile  MÖ 5000 civarında terk edildiği biliniyor.
 
Çatalhöyük, göçebelikten yerleşik hayata geçiş, hayvan yetiştiriciliği ve bitki eytiştiriciliğine dair geçiş evresi yaşayan neolitik çağ yerleşkelerinden biridir. Çatalhöyük ayrıca Neolitik sanat ve dini sembolizmin en güzel örneklerini barındırmaktadır.

UNESCO’nun 2012 yılında Dünya Kültür Miras Listesi’ne giren Çatalhöyük’te günümüze dek 13 yapı katı gün ışığına çıkarıldı. Çatalhöyük’te 8 bin kişi bir arada yaşıyordu

Çatalhöyük, 9000 yıllık geçmişiyle tarihi ışık tutan en eski yerleşim yerlerinden biridir. Uçsuz bucaksız Konya Ovası'nın Çumra ilçesi sınırlarında içinde kalan bu tarihi yerleşim yeri ilçenin sadece 10 km. kadar doğunda yer almaktadır. Höyüğün çatal ismini alması, farklı yükseklikteki iki tepe düzüne sahip bir tepe şeklinde olmasından gelir.

Tarihi yerleşim Çatalhöyük ilk kez 1958 yılında J. Mellaart adlı kişi tarafından keşfedilmiştir. Bu keşiften sonra 1961-1963 ve 1965 yıllarında bölgede kazı akademik kazı çalışmaları yapılmaya başlanmıştır. İlk yerleşme, ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntuları ile insanlık tarihine ışık tutan bu yerleşim alanında yapılan kazılarda yüksek tepenin batı yamacındaki araştırmalar sonucunda, 13 yapı katı açığa çıkarılmıştır. Sonrasında ise Çatalhöyük yerleşim alanında 1996 senesine kadar herhangi bir arkeolojik kazı yapılmamıştır. Bu yıldan itibaren İngiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafından Ian Hodder başkanlığında kazılara kaldığı yerden devam edilmiştir. Sonrasında elde edilen kazı buluntuları Konya Arkeoloji Müzesi'nde koruma altına alınarak alınmıştır. Ele geçen bu buluntuların bir kısmı müzede teşhir edilmiş, diğerleri ise depolarda koruma altına alınmış durumdadır.

Neolitik Dönem yerleşimi olan Çatalhöyük, 2.000 yıl boyunca kesintisiz yerleşimin görüldüğü bir yer olmasıyla, Mezopotamya dışında dönemin en büyük ve en kalabalık yerleşim yerlerinden de biri olarak bilinmektedir.

İnanış olarak Çatalhöyük insanları ölümden sonra diğer dünya inancını taşıdıklarını bizlere evlerinde ölülerle yaşamalarıyla göstermektedir. Her konutta en az bir platform bulunuyor ve ölülerini bu platformların altlarına gömüşlerdir. Yani konutlarda ölülerle beraber yaşadıklarını görülmektedir. Bu durum da halk üzerinde ata kültünün devam ettiğini anlatıyor. Ölülerin yanlarına ayrıca diğer dünya ihtiyaç duyabileceğini düşündükleri ölü hediyelerini bırakmışlardır.

Çatalhöyük kazısında ele geçen sanat eserleri arasında pek çok farklı hayvanın betimlendiği resimlere rastlanmıştır. Bu durumda bizlere tıpkı Göbeklitepe'de de olduğu gibi burada da leoparın önemli bir yere hakim olduğunu göstermektedir.

Eşitlikçi bir toplam yapısı olduğu düşünülen bölge yerleşiminde pişmiş topraktan yapılan pek çok kadın heykelciğine ve figürüne rastlanmıştır. Bu kadın heykelcikleri; genç kadın, doğuran kadın ve yaşlı kadın olarak betimlenmiş. Genel inanış olarak bu heykelcikler toplum tarafından ana tanrıça olarak bilinse de, toplumda prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiğini düşündürmektedir.












 

 
        





    KONYA TURU TEKNİK PROGRAM
1.GÜN : Meram Bağları, Alaaddin Camii, Mevlana Müzesi, Şems-i Tebriz

Meram Bağları, Tavus Baba Türbesi, Alaaddin Camii, Karatay Medresesi, İnceminare Medresesi, Yeşil Kubbe, Mevlana Müzesi, Şems-i Tebriz Türbesi, Sema Töreni

Hareket ile Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin çağrısına kulak verip, keyifli bir gece yolculuğuyla birlikte Konya’ya gezimize başlıyoruz. Sabah yolda alınan serbest kahvaltı sonrası Konya’ya ulaşıyoruz. Selçuklu'ya başkentlik yapmış ve her tarafı ayrı eserlerle donatılmış Konya'yı turumuza başlıyoruz. İlk durağımız yemyeşil bir tepenin üzerine konuşlanmış Meram Bağları'nı görüp Tavus Baba Türbesi ve Camii'mizi ziyaret ediyoruz. Buradaki kısa ziyaretimizin ardından Konya merkeze ulaşıyoruz. Rehberimizin araçta keyifli anlatımlarıyla birlikte 1.Alaeddin Keykubat'ın tamamladığı Alaeddin Tepesi üzerindeki Alaaddin Camii çevresini ziyaret ediyoruz. Aracımız ile yapılan tur sonrası Anadolu Selçuklu devri çini işçiliğinde önemli yeri bulunan, Mevlana Celaleddin Rumi ile Hocası Şems-i Tebrizi'nin ders verdikleri Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesini ziyaret ediyoruz. Turumuzun devamında Selçuklu Sultanlarından İzzettin Keykavus 2. devrinde Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından hadis ilmi okutturulmak üzere yaptırılan İnce Minare Medresesi (Taş ve Ahşap Eserler Müzesini) ziyaret ediyoruz. Gezimizin devamında Mevlana Müzesi'nin hemen arkasında Üçler Türbesi ve 16 Dilimli Yeşil Kubbe (Kubbe-i Hadra), Selimiye Camii, Mevlana Hazretleri ve babası Sultan-ül Ulema Bahaddin Veled'in bulunduğu Mevlana Türbesi, Mevlevi Giysileri, Müzik Aletleri, Sofra Düzeni, Mevlevi Dergahı; Mevlana'yı Mevlana yapan içindeki ışığı ateşleyen Şems-i Tebriz Türbesini ziyaret ettikten sonra bölgeye has imal edilmiş özel Mevlana koleksiyonlarını görmek üzere aynı zamanda alışveriş yapma imkanı bulabileceğimiz koleksiyon mağazasına hareket ediyoruz. Burada verilen serbest zaman sonrası otelimize doğru yola çıkıyoruz. Akşam yemeği sonrası büyük islam düşünürü ve Mutasavvıfı Hz. Mevlana'nın 746. Vuslat Yıldönümü anma törenleri dahilindeki Mevlevi Törenlerini izlemek üzere salona gidiyoruz. Semazenlerin ve izleyenlerin kendinden geçtiği Sema Töreninin ardından otelimize dönüyoruz. Konaklama otelimizde.



2.GÜN : Konya, Kelebekler Vadisi, Çatal Höyük, Sille

Kelebekler Vadisi, Çatal Höyük, Sille

Otelimizde aldığımız sabah kahvaltısının ardından Konya Selçuk’da bulunan İç Anadolu bölgesinin ilk ekolojik sistem üzerine kurulmuş olan Konya Tropikal Kelebekler Bahçesini geziyoruz. Bahçeye girdiğiniz zaman binlerce bitki ve kelebeğin bulunduğu büyüleyici bir atmosfer ile karşılaşacaksınız. Sonrasında insanlığın en eski yaşam alanlarından biri olan Konya’nın, Çumra ilçesi sınırları içinde bulunan Çatalhöyük; Orta Anadolu’da günümüzden 9 bin yıl önce yerleşim yeri olmuş çok geniş bir Neolitik Çağ ve Kalkolitik Çağ yerleşim yeridir. Bu kazı alanımız aynı zamanda doğu ve batı yönlerinde yan yana iki höyükten oluşturulmuş Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekânların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük gezimizden sonra tarih boyunca barışın ve hoşgörünün sembolü olan Konya’da Hristiyanlar ve Müslümanlar yüzyıllarca birlikte yaşamış, birlikte çalışarak bozkırın ortasında adeta bir vaha benzeyen Konya’nın merkezine 8 km uzaklıktaki Sille adındaki küçük semti yaratmışlardır. Sille’de mutlaka görülmesi gereken bir diğer önemli eser ise Aya Elena Kilisesi’dir. Buradaki Aya Elena Kilisesi, camileri, köprüleri ve tarihi evleri görüyor, Sille Deresi kenarında kurulmuş çay bahçelerinde dinlenme fırsatı buluyoruz. Buradaki kısa soluklanma molamızın ardından, İstanbul'aa doğru yola çıkıyoruz.Akşam saatlerinde siz sayın misafirlerimizi aldığımız noktalara bırakıyoruz. Başka bir  organizasyonumuzda görüşmek üzere vedalaşıyoruz.

Tesisler : AYRANCI-BARAN TESİSLERİ
23:00 İstanbuldan hareket

 
07:00 ....arış (30 dk molalı)

11:00 .... hareket
11:45..... Öğle Yemeği
13:30 .......Müzesi
15:00 ..... hareket
16:00 .......varış (2 saat serbest zaman)
19:45 Otel Varış

Istanbul- Keçiborlu : 6 sa. 23 dk. (552 km)
Keçiborlu –Burdur Müzesi 45 dk. (26,5 km)
Burdur Müzesi –Salda Gölü :1 sa. 6 dk. (76,9 km)








 

 

KONYA  TURUNDA BAŞLICA GEZİ NOKTALARI
Kuyucak Köyü Lavanta Bahçeleri – Eğirdir Gölü - Hızırbey Camii – Dündarbey Medresesi – Eğirdir Kalesi – Yeşilada – Can Adası - Akpınar Köyü –  Isparta   -Isparta Şehir Merkezi – Mimar Sinan Camii - Prof. Dr. Turan Yazgan Etnografya Halı Ve Kilim Müzesi- Üzüm Pazarı – Sagalassos Antik Kenti – Türkiyenin Maldivleri Salda Gölü     
RESTORANT VE SET MENÜ BİLGİLERİ

ÖĞLE YEMEĞİ
                                                                                      
MENÜ:
 


 
OTEL BİLGİLERİ
 
                                                                                      
 
 
                                                                                       
 

KONYA  PROGRAMI YOL(KM) VE YAKIT BİLGİSİ

TESİS BİLGİLERİ:KONYA KULU MAKAS (AYRANCI-BARAN TESİSLERİ)



















TOPLUMSAL MİRAS
KATEGORİ
GASTRONOMİ                  
KÜLTÜR

  ALIŞVERİŞ           
YÖRESEL   
ÜNLÜLER
 DEYİMLER
 

 
 ATASÖZLERİ
 
 
ŞİVE
 
 
 
DÜĞÜN
 
 
 
 
ADETLER
DOĞUM 
TATLILAR
 
 
 
 
YEMEKLER 
ÇORBALAR
TÜRKÜLER 
ŞARKICI
OYUNCULAR
YAZARLAR
SİYASETÇİ
TÜRKÜCÜ/ŞARKICI
TALKSHOW
 
OTELLER
RESTORANTLAR
ALIŞVERİŞ
KÜLTÜR
 
GEZİ NOTLARI



Yapım Tekniği









Konya Hakkında Genel Bilgiler

Genel Bilgiler


Yüzölçümü: 38.873 km²
Nüfusu: 2.192.166 (2000)

İl Trafik No: 42
İl Telefon Kodu: 332

Hakkında Bilgi


Konya' nın İlçeleri: Karatay, Meram, Selçuklu, Ahırlı, Akören, Akşehir, Altınekin, Beyşehir, Bozkır, Cihanbeyli, Çeltik, Çumra, Derbent, Derebucak, Doğanhisar, Emirgazi, Ereğli, Güneysınır, Hadım, Kulu, Sarayönü, Seydişehir, Taşkent, Tuzlukçu, Yalıhöyük ve Yunak' tır.

Coğrafyası: Anadolu yarımadasının ortasında bulunan kent İç Anadolu Bölgesi' nin güneyinde yer almaktadır. Konya' nın toprakları 38.873 km2 yüzölçümüne sahip olup, büyük bir kısmı iç Anadolu' nun yüksek düzlükleri üzerindedir. Güney ve Güneybatı kesimleri Akdeniz Bölgesine dahildir. Rakım ortalama 1011 m' dir.

İklimi: Kara iklimi hüküm süren Konya' da yazlar kuru ve sıcak, kışlar soğuk ve yağışlı olmaktadır.

Tarihçesi: Konya ve çevresinde yerleşik düzen Prehistorik (tarih öncesi) çağdan başlar. Konya daha sonra Hitit, Frig , Lidya, Pers, İskenderun, Bergama, Roma, Bizans egemenliklerinde kalmıştır. 1071 tarihindeki Malazgirt Meydan Savaşı' ndan sonra Konya Selçuklular' ın eline geçen şehir 1097 tarihinden 1277 tarihine kadar aralıksız Anadolu Selçukluları' nın başşehri olmuştur. Konya, Selçuklular' dan sonra Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır.

Ne Yenir: Çorbalardan Tayga, Mercimekli Oğmaç, Arapaşı,Tandır, Bamya, Süt, Tutmaç ve Erişte Çorbası. Et Yemeklerinden, Fırın Kebabı, Etliekmek, Çullama, iki bıçak arası ciğer, Topalak Köfte, Cella. Ekşili Kabak, Yumurtalı Kabak, Zülbiye (Papaz Yahisi), Patlıcan Bayıltan, Lahana Kapaması, Patlıcan Böğürmesi, Çöpleme. Böreklerden Peynirli Kıymalı Börek, Kıkırdaklı Börek, Tandır Saç, Su, Sedirler ve Tatar Böreğini geleneksel yemekler arasında sayabiliriz.

Ne Alınır: Konya ilçe ve köylerinde dokunmuş halı ve kilim alınabilecek önemli eşyalardır. Bununla beraber Mevlana ve Konya' ya yönelik hediyelik eşya çeşidi bol miktarda bulunabilir.

Konya' ya nasıl gidilir?

Karayolu: Konya' dan Türkiye' nin her yerine karayolu ile ulaşım mümkündür. Şehir merkezinden 15 km uzaklıktaki otogara dolmuş, tramvay ve taksi ile ulaşılabilir. Otogar Tel: (+90-332) 461 20 31 - 512 40 20

Havayolu: Her gün karşılıklı Konya-İstanbul, İstanbul-Konya seferleri yapılmaktadır. Şehir merkezinden Havaalanına THY servisleri ile ve taksi ile ulaşılabilir. Havalimanı Tel: (+90-332) 239 13 40

Demiryolu: Şehiriçi minibüsleriyle ilin her yerinden gara ulaşım sağlanmaktadır. İstasyon Tel: (+90-332) 322 36 70
Konya Türkiye 'nin yüz ölçümü bakımından en büyük ili ve en kalabalık yedinci şehridir.31 ilçeden oluşan Konya 'da TÜİK 'in 2018 verilerine göre 2.205.609 kişi yaşamaktadır. 1830 'da kurulan Konya Belediyesi 1987 'de çıkarılan 3399 sayılı yasa gereğince "Büyükşehir" statüsüne kavuşmuş olup 1989 ' dan beri belediye hizmetleri bu statüye göre yürütülmektedir.2014 'te 6360 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları olmuştur
 
 
Ekonomik açıdan Türkiye 'nin gelişmiş kentlerinden biri olan Konya doğal ve tarihsel zenginlikleriyle de önem taşır. Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük , UNESCO Dünya Miras Listesine alınmıştır.Şehir, Anadolu Selçukluları' nın başkentliğini yapmıştır. Büyük mutasavvıf Hz. Mevlana 'nın türbesi Konya 'dadır. Türkiye' nin en önemli sanayi kentlerindendir.
 
40838 Kilometrekare Yüzölçümü

1016 Metre Rakım

Konya ili, doğal açıdan kuzeyinde Haymana platosu, kuzeydoğuda Cihanbeyli Platosu ve Tuz Gölü’ne, batısında Beyşehir Gölü’ne ve Akşehir Gölü’ne, güneyinde Sultan Dağları’ndan başlayan Karaman ilinin güneyine kadar devam eden, Toros yayının iç yamaçları önünde bir fay hattı boyunca oluşmuş volkanik dağlara, doğusunda ise Obruk platosuna kadar uzanır.

İlin uç noktalarını kuzeyinde Kulu’nun Köşkler Köyü, batısında Akşehir’in Değirmen Köyü, güneyinde Taşkent’in Beyreli Köyü, doğusunda ise Halkapınar’ın Delimahmutlu Köyü uç noktalarını oluşturmaktadır.

 

Konya Tropikal Kelebek Bahçesi

Kelebekler doğanın en narin, en kırılgan ve en zarif canlıları arasında yer alır. Hayatta kalma mücadeleleri hayli ilgi çekicidir. Bazıları, örneğin kral (Monark) kelebekleri Kanada-Meksika arasındaki çok uzun mesafeli göç döngüsünü tamamlayamadan ölür, ancak doğan yavrular döngüyü devam ettirir. Bazı kelebekler ise (AglaisIsoria) 4000-5000 metre yüksekliğe (örneğin Himalayalar’ın yüksek tepelerine) kadar çıkabilir. Ülkemizde 440’tan fazla, dünyada ise 18 binden fazla kelebek türü yaşar. Bazı kelebek türleri parklarda ve bahçelerde görülebilirken bazılarını görmek için başka ülkelere gitmeniz gerekir. Ancak geçtiğimiz günlerde açılan Konya Tropikal Kelebek Bahçesi sayesinde artık kelebek meraklılarının ve doğaseverlerin ülkemizde yaşamayan kelebek türlerini görmek için uzaklara gitmesine gerek kalmadı. Biz de Bilim Genç ekibi olarak dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan kelebekleri bir arada görmenin mümkün olduğu bu bahçeyi ziyaret ettik, bahçe ve kelebekler hakkında bilgi aldık.
Konya Tropikal Kelebek Bahçesi çok geniş bir alana yayılıyor. Kelebeklerin bulunduğu yapı kelebek formundan esinlenilerek tasarlanmış. Kelebeklerin doğal yaşam ortamlarında gözlemlenebildiği yaklaşık 1600 m2’lik bir alan yapay kayalar ve göletlerle şekillendirilmiş. Ayrıca bu alanda kelebeklerin beslenebileceği bitkilerle bir peyzaj oluşturulmuş. Bunun yanı sıra farklı kotlarda ilerleyen yaya yolu, tropikal kelebek bahçesi, pupa oluşumunun da görülebildiği bölümler ve tropikal bitki yetiştirilebilen 396 m²’lik üretme çiftliği bahçe ziyaretini ilgi çekici hale getiriyor. Kelebeklerin yaşam döngüleri ile ilgili projeksiyonlu sunumların yapıldığı 90 m²’lik bir sinema salonu da ziyaretçilere hizmet veriyor.

 Kelebeklerin rahatça yaşayabileceği koşullara uygun biçimde tasarlanan kelebek formundaki yapının iç kısmı, bu canlıların doğal ortamlarına benziyor. Yapının dış kısmını kaplayan farklı ölçülerdeki 1760 cam, kelebeklerin yönlerini bulmasını sağlayan UV ışınlarını geçiriyor. Kelebekler narin canlılar oldukları için yaşadıkları ortamdaki en küçük değişiklikten bile kolayca etkilenirler. Bu nedenle yapay da olsa yaşam ortamlarındaki sıcaklık, nem gibi koşulların kontrol altında tutulması gerekiyor. Konya Tropikal Kelebek Bahçesi’nde de ortam sıcaklığı devamlı olarak 280C (+20C), nem oranı ise %80 (+%5) civarında tutuluyor. Kelebeklerin yaşadığı bu ortamın hemen yanındaki bölümde bir müze yer alıyor. Müzede kelebeklerin yumurta evresinden ergin bir kelebek haline gelene kadar geçirdiği tüm evreleri görmek mümkün. Ayrıca müzede kelebeklerin davranışları ile ilgili bir sergi de var. Burada kelebeklerin kur yapma, meyve-nektar ile beslenme, güneşlenme, korunma, çamur banyosu yapma, çiftleşme, yumurtlama ve kamuflaj davranışları takip edilebiliyor. Başka bir bölümde ise bazı böcek takımlarının (Hymenoptera, Mantodea, Coloptera, Odanata ve Phazmita) yumurtalarının 50 bin kat büyütülmüş halleri yer alıyor. Bu yumurtaların içine girilebiliyor. Yumurtaların içinde en büyük gergedan böceği, kraliçe arılar, ülkemizde yaşamayan bazı yaprak böcekleri ve sopa böcekleri görülebiliyor.

Konya’daki bu bahçeyi görmek ve kelebeklerin fotoğraflarını çekmek eşsiz bir deneyim. Ancak ziyaretçiler için küçük bir not ekleyelim. Tüm kelebekler aynı anda bahçede olmayabiliyor. Bu nedenle bahçeyi ziyaret etmeden önce yetkililerden bilgi almakta fayda var.
 
Konya il sınırları içerisinde kalan alan, Türkiye’nin Ana Tektonik Üniteleri’nden Orta Anadolu Birliği’nin güney kesimi ile Toros Birliği’nin orta kesiminde kalmaktadır. Toros Birliği farklı çökelme ortamlarını yansıtan ve geç Kretase Paleosen (ikinci zaman sonu dördüncü zaman başlangıcı) döneminde gelişen sıkışma kuvvetleri ile üstüste bindirilmiş kütlelerden meydana gelmektedir. Konya il sınırları içine giren alanda bunlardan Bozkır Geyikdağı ve Aladağ kütleleri gözlenmektedir. Gerek Toros Kuşağı’nda, gerekse Orta Anadolu birliğinde yörede yüzeyleyen en yaşlı kayaçlar olarak Paleozoik (birinci zaman) yaşlı kayaç birimleri Bozkır, Hadim, Seydişehir, Akören, Ahırlı, Beyşehir, Doğanhisar, Kadınhanı yörelerinde ortaya çıkmaktadır. Genellikle Paleozoik yaşlı birimlerin bir devamı niteliğinde olan Mesozoik (ikinci zaman) yaşlı kayaçlar ise yaygın olarak Ereğli, Bozkır, Seydişehir, Ahırlı, Akören, Altınekin, Kadınhanı, Beyşehir, Akşehir, Ilgın, Doğanhisar yörelerinde yüzeylemektedir. Mesozoik sonunda kapanan okyanusun sıkışması ile ortaya çıkan dağ oluşumu evresinde Toroslarda kütleler meydana gelirken okyanus kabuğu parçaları olan ofiyolitler bu kütlelerin arasında, özellikle Konya Meram, Ereğli güneyi, Bozkır güneyi, Karapınar ve Cihanbeyli civarında gözlenir konuma gelmiştir.

Tersiyer’de (üçüncü zaman) denizin ve gölsel sedimanların yanısıra yaygın volkanik faaliyetlerle daha yaşlı birimlerin üzeri örtülmüştür. Denizel sedimanlar Ereğli ve Çumra civarında gözlenir. Konya ve çevresi Geç Miyosen (10 milyon yıl) Pliyosen döneminde blok faylanmalarla çökmeye başlamış daha sonra bu ortamda bugün de kalıntılarını gördüğümüz (Akgöl ve Hotamış gölü) büyük bir göl oluşmuştur. Bu göl, karasal ve gölsel sedimanlar ile doldurularak bugünkü ovalardan Ereğli, Karapınar, Cihanbeyli, Kulu, Sarayönü, Kadınhanı, Konya merkez ve çevre ilçeler ile Çumra Ovaları oluşmuştur. Bu dönemde meydana gelen volkanik faaliyetler ile Karapınar, Çumra, Akören, Selçuklu kesiminde Takkeli dağ, Acıgöl, Meke Gölü gibi volkanik yapılar ve tüfler ortaya çıkmıştır. Aynı zaman aralığında Ilgın civarında meydana gelen bir fay ile bugün kaplıca olarak kullanılan sıcak su çıkışları meydana gelmiştir. Bütün bu birimler Kuvaterner yaşlı genç karasal sedimanlarla örtülmüştür. zellikle Konya Ovası ve bunun devamı niteliğindeki Ereğli ve Cihanbeyli Ovaları’nda, çok kalın alüvyal depolar bulunmaktadır.

Konya ili sınırları içerisinde Türkiye’nin en büyük alüminyum (boksit) ve magnezit yataklarının yanısıra, kömür, kil, çimento hammaddeleri, kurşun-çinko, barit madenleri ile önemli oranda yer altı suyu rezervleri bulunmaktadır. Alüminyum (boksit) yatakları Seydişehir ilçesi güneyinde Üst Kretase zaman aralığında karasal ayrışmalarla meydana gelmiştir. Magnezit yatakları ise Meram ilçesi sınırları içerisinde olup tek başına hem Konya’nın hem de dünyanın en büyük rezervli (80 milyon ton) magnezit yatağıdır. Yunak civarında Magnezit ve az miktarda lüle taşı yatakları bulunmaktadır. Ilgın (Haremi Kurugöl), Beyşehir ve Seydişehir ilçelerinde Pliyosen yaşlı toplam 750 milyon ton rezervli linyit kömürü yatakları bulunmaktadır. Beyşehir, Selçuklu ve Ilgın civarında önemli miktarlarda kil yatağı vardır. Ayrıca Bozkır’da barit, Hadim (Kızılgeriş) ve Bozkır’da (Küçüksu) kurşunçinko yatakları bulunmaktadır. Ayrıca Konya’nın birçok yerinde çimento hammaddelerinden kil, kalsit, jips, tras, kireçtaşı ve dolomit gibi hammaddeler bulunmaktadır. Konya ve çevresindeki Çumra, Ereğli, Cihanbeyli, Akşehir, Yunak ovalarında yaklaşık 20-100 metreler arasında yer altı suyu bulunmakta ve bazı yerlerde bu su artezyen yapmaktadır.

Konya ilinde en fazla alana sahip yeryüzü şekli ova ve platolardır. Ovaların tabanlarında yer alan çukur kısımlarında kapalı havzalar oluşmuştur. Yükseltiler az yer tutar, genellikle ilin güneyinde toplanmıştır. Ovalar, platolarla birbirinden ayrılmıştır. Platolar akarsular tarafından fazla derin parçalanmamıştır. Açık havza kısımları da vardır.
 
Dağ,Plato ve Ovalar

Dağlar

Dağlar İlin kuzey kısmında yeralan yükseltiler genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanır. En önemlisi Bozdağlardır. Bozdağlar üzerinde yer yer tepeler yükselir, bu tepelerin en yükseği Bozdağlar’ın batısındaki Karadağ Tepe’dir. (1919 m). Bu tepeler arasında da geçitler yer alır.

Konya’nın batısında yeralan sıra dağlar kuzeyden güneye doğru uzanırlar. En kuzeyinde Sultan Dağları (2169), Aladağlar (2339), Loras (2040), Eşenler (1951) yer almaktadır. Bölgenin güney kısmı Toros dağlarıyla sınırlanmıştır. Bu kuşakta ise Geyik (3130), Bolkar dağları (3134), Aydos dağları (3240) yer almaktadır.

Bu alanda volkanik kütlelerin ve arazilerin önemli bir yeri vardır. Karapınar Ovası’nın güneyinde yer alan Karacadağ (2025), Konya’nın güney batısındaki Erenler Dağı (2319) batısında Takkeli Dağ (1400) yer almaktadır.
Belirtilen volkanik dağların dışında Karapınar yakınlarında kül konilerine rastlanır. Bunlar genç volkanik faaliyetler sonucunda oluşturulmuş küçük konilerden ibarettir. İl sınırları içinde yer alan volkanik dağlar İç Anadolu Bölgesinin diğer volkanik dağları ile karşılaştırıldığında yükselti ve alanlarının daha az olduğu görülür.

Konya’nın ormanları ve su kaynaklarının büyük bölümü buradaki yükseltilerde yer almaktadır. Bölgenin güneyindeki kireç taşlarından oluşmuş yükseltilerin bulunduğu yerlerde mağaralar oluşmuştur. Bunlardan Çamlık mağaralar ve Seydişehir’de bulunan Tınaztepe mağarası , milli park olmaya namzet mağaralarımız.

Platolar

Yöredeki Obruk ve Cihanbeyli Platoları ortalama 1000 m. yükseltiye sahip geniş düzlüklerden oluşurlar.
Tuz gölünün batısında Cihanbeyli platosu, güneyinde ise Obruk platosu yer alır.

Obruk platosu üzerinde kireç taşı tabakaları üzerinde gelişmiş karstik şekillerden olan obruklara rastlandığından bu isim verilmiştir. Bunların en büyüğü Kızören obruğudur. Konya’nın kuzeydoğusunda yer alan bu obruk kireç taşlarının çözülmesi ile oluşmuş yaklaşık 300 m. çapında 145 m. derinliğindedir. Obruk içerisine suların dolması ile aynı ismi alan bir de göl oluşmuştur. Göl tabanından fazla suları boşalttığından suları tatlıdır.

Obruk platosu yörenin en çukur yeri olan Tuz Gölü ile Konya ve Ereğli ovalarını birbirinden ayıran bir eşik görünümündedir.

İlin kuzeyini kaplayan Cihanbeyli Platosu genel olarak kireçtaşı tabakaları ile kaplıdır. Bu plato akarsular tarafından az parçalanmış dalgalı bir yüzeye sahiptir.
Zengin bozkırlarla kaplı olan bu platolar, il hayvancılığı ve tarımı açısından önemlidir.

Ovalar

İl sınırları içerisinde ovalar platolardan sonra en fazla alanı kaplar. Buradaki ovalar, genel olarak buraya yerleşen bir gölün ortadan kalkması ve göl tabanında alüvyonların depolanması ile ortaya çıkmıştır. Obruk platosunun kuzeyindeki en çukur alanda Tuz Gölü yerleşmiş, güneyde ise Hotamış bataklığı ile İvriz bataklıkları burada oluşan eski göl kalıntıları olarak yer almıştır.

Konya ve Ereğli ovaları yörenin en geniş ovalarıdır. Bu ovalar Konya ve Ereğli arasında geniş düzlükler şeklinde uzanırlar. Konya ili bu ovaların batı ucunda kurulmuştur. Bu dizi içerisinde, Çumra Ovası ve Karapınar’ın bulunduğu Karapınar ovasında eski Konya Gölü tabanının kum depoları rüzgar erozyonuna da imkan vermiştir. Bozdağların kuzeyinde Altınekin, Sarayönü ve Kadınhanı ovaları bulunur. Ilgın (Çavuşçu) gölü ve Akşehir gölünün yerleştiği çanakta bir çöküntü hendeğidir. Ilgın ve Akşehir ovaları, bu çöküntü hendeği içerisinde oluşmuş ovalardır. Bu ovalar dışında; Beyşehir ovası, Seydişehir ovası, Doğanhisar ovası ile Yukarı Sakarya ovalarının güney ucunu oluşturan Yunak ve Akgöl ovalarıdır.
 
Akarsular

Konya ili sınırları içerisinde daha çok mevsimlik ve sel rejimli akarsular yer alır. Buradaki akarsuların boyları kısadır. Konya ilinin geniş sahaları, kapalı havza olması sebebiyle akarsular ova tabanlarındaki bataklıklarda kaybolur. Bölgedeki akarsular kar ve yağmur suları ile beslenirler. Konya’daki yağış rejimi düzensiz olduğu için bu akarsuların rejimi de düzensizdir. Bir çoğu, yaz aylarında kururlar; ancak ilkbahar ve yaz aylarında kısa süreli sağanak yağışlar ile sel baskınlarına sebep olabilmektedir. Sel baskınları tarım alanlarında büyük zarara neden olur. Bundan dolayı bölgede erozyonla mücadele çalışması yapılmaktadır. Bu çalışmalar en fazla sel gelen dereler üzerine barajlar kurularak sürdürülmektedir. May ve Apa barajları buna örnektir.

Konya’da akarsuların su toplama havzaları farklı yönlere akış gösterirler. Bunlardan Yukarı Sakarya Nehri’ne ulaşan Gökpınar Deresi ile Karadeniz’e, Göksu Nehri’nin kuzey kolu olan Hadim Çayı, Manavgat Nehri’nin yukarı havzası çevresindeki dere ve çaylar açık havza niteliğinde olup sularını Akdenize ulaştırırlar.

Bunlardan Tuz Gölü, Çavuşçu Gölü, Beyşehir Gölü, Ereğli Ovasındaki Akgöl, Hotamış Bataklığı çevresindeki yükseltilerden kaynağını alan dereler ise kapalı havza şeklindeki bu alanlara akış gösterirler.
Bölgenin güneyindeki kapalı havzanın merkezinde Konya ve Ereğli ovalarında kuraklık nedeniyle göl oluşmaz ve buradaki yükseltilerden kaynağını alan dereler ovada kaybolurlar.

Konya’da yer alan en büyük ve en önemli akarsu Çarşamba Suyu’dur. Kaynağını Bozkır ilçesindeki yükseltilerden alır. Beyşehir Gölü’nün ayağı ile birleşerek Çumra Ovası sulama şebekesini oluşturur. Çarşamba Suyu üzerinde kurulan Apa Barajı hem selleri önlemek hem de Konya Ovasının bir bölümünde sulama yapmak için kurulmuştur.
Konya ilinde Meram Çayı, Sille Deresi, May Deresi, İvriz, Bolasan, Çiğil, Doğanhisar İnsuyu, Göksu, Adıyan, Engilli, Çavuşköy, Karasu Çayları da önemli akarsulardandır. Şehrin içme ve kullanma suyu olarak kullanılan Hatıp, Çayırbağı, Mukbil ve Dutlu Suyu ve Hotamış Bataklığı çevresindeki çeşitli kaynaklarda önemlidir.
 
Göller
Konya ili sınırları içerisinde pek çok tabii göl ve bataklık bulunmaktadır. Bunların kimilerinin suları acı ve tuzlu, bazılarının da suları tatlıdır. Oluşum yönünden de birbirinden farklılıklar gösterirler.

Tuz Gölü

Tuz Gölü kapalı havzasının merkezinde Tuz Gölü oluşmuştur. Ankara, Konya, Aksaray sınırlarının kesiştiği yerde olup bir kısmı Konya ili sınırları içerisinde yer almaktadır. Tuz Gölü Türkiye’nin yüzölçüm olarak ikinci büyük gölüdür. Derinliği 12 m. civarındadır. Yaz mevsiminde buharlaşmanın etkisi ile alanı oldukça küçülür. Kuruyan kesimlerde tuz tortulları meydana gelir. Türkiye’nin tuz ihtiyacının bir kısmı buradan temin edilir. Sulama ve su ürünleri için kullanılamaz.

Beyşehir Gölü

Konya ilinin batısında Konya-Isparta sınırı üzerinde yer almaktadır. Beyşehir Gölü, yurdumuzun 3. büyük gölüdür. Aynı zamanda en büyük tatlı su gölüdür. Tektonik-Karstik olaylarla meydana gelmiştir. Aynı zamanda Türkiye’nin en önemli milli parklarından biridir. Milli park alanı içerisinde aynı anda su sporları, dağ sporları ve av sporları yapmak imkanı vardır. Su ürünleri açısından ekonomik değeri yüksektir. Gölün iki plajı, 22 adası ve pek çok kayalığı bulunmaktadır. Göl Ornitolojik bakımdan önemli bir kuş üreme, barınma, beslenme ve konaklama merkezidir. Bu yönü ile de turizm açısından önem taşımaktadır.

Akşehir Gölü

Konya ilinin kuzey batısında Konya-Afyonkarahisar il sınırında yer alır. Suyu tatlıdır. Tektonik olaylarla meydana gelmiştir. Su ürünleri açısından ekonomik değer gösterir. Sulama suyu olarak kullanılmakta olup kamış üretimi de yapılmaktadır.

Suğla Gölü

Konya ilinin güneybatısında yer alır. Oluşumu tektoniktir. Yağışlı yıllarda alanı iyice genişlemekte kurak yıllarda ise göl kurumakta ve alüvyonlu göl tabanı ortaya çıkarak, iyi bir tarım alanı oluşturmaktadır. Suları tatlıdır. Su ürünleri ve sulama açısından önemi büyüktür.

Ilgın (Çavuşçu) Gölü

Konya ilinin kuzeybatısında yer alır. Oluşumu tektoniktir. Suları tatlıdır. Su ürünleri açısından önemlidir. Ayrıca bir ayağı ile Atlantı ovaları sulanmaktadır.

Ereğli Akgöl

Ereğli ilçesinin batısındadır. Eski göl tabanıdır. Çok sığ bir özelliğe sahiptir. Tatlı sulara sahiptir. İvriz deresinden gelen sularla beslenir. Akgöl sazlıklarında 200’ün üzerinde kuş türü yaşamaktadır. Bu yüzden tabiatı koruma alanı olarak kabul edilmiştir.

Yunak Akgöl

Yunak ilçesi yakınlarında küçük bir göldür. Suyu tatlıdır. Çoğu yeri bataklık halindedir. Göl Gökpınar Deresi ile Sakarya Nehrine boşalmaktadır.

Bunların dışında Konya ilinin karstik sahalarında, karstik şekillerden olan obrukların sularla dolması ile çok ufak göller meydana gelmiştir. Bunlar Kızören obruğu, Timraş obruğu, Obruk gölü, Çiralı gölü, Meyil gölü de vardır. Obruk göllerden bazıları sulama amaçlı kullanılırken bazı obruk gölleri de turistik değer taşır.
Volkanik olaylarla da göller meydana gelmiştir. Volkan konilerinin çevresinde volkanizmanın etkisi ile daire şeklinde çanaklar oluşmuştur. Bu çanaklara suların dolması ile küçük maar gölleri meydana gelmiştir. Bunlar Acıgöl Maarı ve Meke Gölü’dür.



Karapınar ilçesi sınırları içerisinde bulunan bu krater göllerinin içerisinde magnezyum sülfat çözeltileri vardır. Bu nedenle suyu çok acıdır. İçinde canlı yaşamaz. Oluşumdan kaynaklanan özellikler nedeniyle Meke Gölü etrafındaki volkanik malzeme biriket yapımı ve benzer amaçlarla büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Meke Gölü, Kültür Bakanlığı, Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından “1. Doğal Sit Alanı” ilan edilmiştir.

Yeraltı Suları

Konya ilinde Çumra, Ereğli, Cihanbeyli, Akşehir, Yunak ovalarında yaklaşık 20 ila 100 m. arasında zengin yer altı suyu bulunmaktadır. Bazı yerlerde bu su artezyen yapmaktadır. Bunun yanında binlerce adi kuyu kazılmıştır. Genellikle tarım amaçlı olarak pek çok sondaj kuyusu da açılmıştır. Konya çevresinde genellikle paleozoik mermerler, mesozoik kalkerler, neojen kalkerleri ve Alüvyonlar su taşıyan formasyonlardır.


İklim

Doğal Değişkenler Konya ili, coğrafik konumu itibariyle kuzey-güney doğrultusunda geniş bir alanı kapsayan Konya kapalı havzasında yer almaktadır. Bu nedenle değişik iklim özellikleri görülmektedir. Havzanın güneyi, kışları ılık ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçen Akdeniz iklimi, orta ve kuzey kesimleri kışları soğuk, yazları sıcak ve kurak geçen karasal iklim; Karapınar ve çevresinde ise çöl iklimi hüküm sürmektedir. Yağışlar en çok kış ve ilkbahar aylarında görülür.   Rüzgar Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre Konya’da (Merkez) hakim rüzgar yönü kuzey-kuzeydoğudur. 1970-2011 periyodunda 37 yıllık esme sayıları toplamı göz önüne alındığında en fazla esen rüzgarlar sırasıyla kuzey-kuzey doğu (NNE-4766), kuzey-kuzeybatı (NNW-3519) ve kuzey (N-3471) yönündedir.Rüzgar, yatay hava hareketi olup, kirleticilerin taşınması, dağılımı ve seyrelmesinde önemli rol oynar. Rüzgar hızı arttıkça kirlilik konsantrasyonu azalır. Kirleticiler rüzgarın estiği yönde hareket edip yayıldığı için rüzgar yönü de önemlidir.


Konya’da ilin gelişimi ve sanayisi hakim rüzgar yönünde olduğu için hava kirliliğinin başlıca sebeplerinden biri rüzgar olmaktadır.BasınçKonya kapalı havzası Balkanlar’dan ülkemizi etkileyen meteorolojik sistemlerle kuzeyden, Akdeniz’den ülkemizi etkileyen meteorolojik sistemlerle, güneyden gelen hava olaylarından etkilenmektedir. Yıllık ortalama yerel basıç 899.4 hPa.’dır. Kış aylarında yüksek basınç, yaz aylarında alçak basınç hakimdir.Basınç atmosferde meydana gelen cephesel geçiĢler ile hava sıcaklığına bağlı olarak hava yoğunluğundaki artma ve azalmalar sebebiyle değiĢebildiği gibi yükseklik, yerçekimi ve mevsimlere göre de farklılık gösterir.NemKonya’da bağıl (nisbi) nem en az Temmuz ve Ağustos, en fazla Aralık ve Ocak aylarında olmaktadır. Nispi nemin yüksek olduğu aylarda sisli günler daha fazladır.SıcaklıkKonya ili coğrafik konumu itibariyle kuzey-güney doğrultusunda geniş bir alanı kaplamaktadır. Dolayısı ile değişik iklim özellikleri görülür ve sıcaklık dağılımı farklılık gösterir.BuharlaşmaBuharlaşma su yüzeyinden 24 saatlik ara ile kaybedilen su miktarı olarak buharlaşma havuzundan tespit edilmektedir. Donlu soğuk günlerin başlamasıyla buharlaşma havuzu servisten kaldırılmaktadır.

 

 

Çarşamba Çayı

Çarşamba Çayı, Konya İli'nde bulunan bir akarsu. Beyşehir Gölü'nün güneydoğusundan başlayarak Suğla Gölü'ne ulaşır. Suğla Gölü'nden de çıktıktan sonra, Çumra ilçesinde kollara ayrılır ve Karakaya'da bataklıklarda sonlanır. Üzerinde Apa Barajı yer alır. 105 km uzunluğundadır. Konya ilinin tarımsal sulamasında önemli bir yer tutmaktadır.
Çarşamba Çayı
Çarşamba Çayı, Konya İli'nde bulunan bir akarsu. Beyşehir Gölü'nün güneydoğusundan başlayarak Suğla Gölü'ne ulaşır. Suğla Gölü'nden de çıktıktan sonra, Çumra ilçesinde kollara ayrılır ve Karakaya'da bataklıklarda sonlanır. Üzerinde Apa Barajı yer alır. 105 km uzunluğundadır. Konya ilinin tarımsal sulamasında önemli bir yer tutmaktadır
 
 
Sille - Konya

Sille, Anadolu uygarlıkları içinde çok mühim bir yeri bulunan, kültürlerin bir arada yaşadığı özel bir mekândır. Sille, doğal silüetiyle ve bu silüetle bütünleşen tarihî izleriyle, sivil mimarîsi ve yerleşim dokusuyla, örf, adet ve gelenekleriyle, bağ ve bahçeleriyle farklı yaşam tarzına sahip bir yerleşim yeridir. M.S. 327 yılında Bizans İmparatoru Constantin’in annesi Helena, Hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramış, buradaki ilk Hristiyanlık dönemlerine ait oyma mabetleri görmüş, Sille’de bir mabet yaptırmaya karar vermiş ve temel atma törenine bizzat katılmıştır. Aya-Elena Kilisesi, asırlar boyunca onarımlar görerek günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait Taş Câmi başta olmak üzere câmiler, Hacı Ağa Hamamı, Subaşı Hamamı, çeşmeler, köprüler gibi Türk-İslâm eserleri de bulunmaktadır.
 
 
Sille Köyü yolu Konya‘dan geçen herkesin mutlaka gidip görmesi gereken muhteşem bir ziyaret noktası. Anadolu’nun dokusunu bu küçücük köyde bütünüyle hissetmek mümkün. Tarihi kilisesi, camisi, özgün mimarisini koruyan evleriyle adeta herkesin kendi memleketinden bir parça bulabileceği bu muhteşem gezi rotasını sizler için gezgin çiftimiz Merve ve Furkan gezdi, gördü, yazdı…

5000 yıllık tarihi ile Sille Köyü

Şimdiye kadar gittiğimiz, gördüğümüz, gezdiğimiz yerler içinde bizi en çok şaşırtan yerdi Konya. Nedendir bilinmez, beklentiyi çok aşağılarda tutarak gittiğimiz bu şehir, bizi hem doğal hem de tarihi güzellikleriyle resmen dumur etti.  
Konya bize; siz beni sadece Mevlana’dan ibaret zannettiniz ama ben sandığınızdan çok daha fazlasıyım, diyerek çok net bir ders vermiş oldu.

Biz de döndüğümüzde Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim dedik ve Konya’nın her türlü güzelliğini anlatmaya karar verdik. Gerçekten de her yanına ayrı ayrı hayran kaldığımız Konya’nın bugün bahsedeceğimiz güzelliği geçmişi yaklaşık 5000 yıl öncesine dayanan tarihi Sille Köyü.

Sille Köyü nerede, nasıl gidilir?
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Sille Köyü, Konya şehir merkezine yaklaşık 8 kilometre uzaklıkta. merkez ilçelerinden olan Selçuklu’ya bağlı bir yerleşim yeri olan Sille Köyü’ne Yolcu360‘tan bir araç kiralayıp tabelaları takip ederek ya da navigasyon yardımı ile hiç zorlanmadan ulaşabilirsiniz. Konya araç kiralama ya da Konya Havalimanı araç kiralama en mantıklı seçenekler.
Sille Köyü ’nün Tarihi
Bizce Sille Köyü, Konya’ya giden bir gezginin gezilecek yerler listesine yazması gereken ilk yer. Çünkü burası hem geçmişi hem de bu geçmişin getirdiği güzellikleri ile özel bir destinasyon. Yüzlerce yıl önce yaşamın başladığı bu bereketli Anadolu toprakları, birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış olmasının getirdiği sayısız zenginliğe sahip.
Frigler, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar ve daha nice kültürün izlerini taşıyan Sille Köyü’nde (değerleri biraz sonradan anlaşılmış olsa da) günümüze dek ulaşmayı başarmış tarihi eserler var. Kiliseler, camiler, şapeller, çeşmeler, hamamlar… Kısacası her köşe başında farklı kültürlere ait yapılara rastlıyorsunuz Sille Köyü’nde.
Sille Köyü ’nde gezilecek yerler / Sille Köyü gezi rehberi
Konya merkeze 8 kilometre uzaklıkta bulunan Sille Köyü’nde gezilecek yerler arasında en dikkat çeken yapı Aya Eleni Kilisesi. Burası sadece tarihi değeri olan bir yapı olması nedeniyle değil, Hristiyan alemi için önemli bir kilise olması sebebiyle de ön plana çıkıyor. Costantin’in annesi Heleni tarafından 327 yılında inşa ettirilen Aya Eleni Kilisesi, günümüze kadar pek çok kez onarılmış. Burası Sille Köyü’nde mutlaka görülmesi gereken yapılardan biri.  
Aya Eleni Kilisesi dışında bizim en çok dikkatimizi çeken 2. nokta ise geçmişte burada yaşayan insanların savaşlardan ve doğal afetlerden korunma amaçlı yaptıkları düşünülen Sille Mağaraları. Yakın geçmişe kadar pek değeri bilinemese de bundan 12- 13 yıl kadar önce 40’a yakın mağaranın bulunduğu bu tarihi bölgenin ahır olarak kullanıldığına dair haberlerin çıkması ile Sille Mağaraları hak ettiği değere nihayet kavuşmuş ve turizme kazandırılmış.
Zaman Müzesi (Sille Şapeli), Sille Müzesi, Çay Camii ve Sille Barajı bu tarihi köyde gezilecek diğer noktalar. Özellikle Sille Köyü’nün biraz daha üst tarafında bulunan Sille Baraj Parkı dudak uçuklatacak kadar büyük bir yer. Park 1 milyon 895 bin metrekareye kurulu, içerisinde spor alanları, İzci kamp merkezi, piknik alanları ve çocuklar için oyun alanları bulunan enfes bir kompleks. Ayrıca, parka adını veren baraj da güzelliğiyle size göz kırpıyor. Buraya kadar gelip bu parka uğramadan geri dönmemenizi tavsiye ederiz.
 
Son olarak, Sille Köyü’nün üst taraflarında dar sokaklar, 2 ya da 3 katlı evler ve hala devam bir mahalle kültürü var. Çocuklar sokakta ip atlıyor, top oynayabiliyorlar. Nedendir bilinmez bunu gördüğümüzde içten içe mutlu olmuştuk biz. Eğer siz de farklı duygular tatmak isterseniz Sille Köyü’nün sokaklarında kısa bir tur yapmayı da gezinize dahil etmenizi tavsiye ederiz.

Konya'da 5000 yıllık tarihi Sille köyü (Konya gezilecek yerler)
Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminden izler taşıyan, Konya'nın Selçuklu ilçesine bağlı 5 bin yıllık tarihi yerleşim yeri Sille Mahallesi, Aya Elena Kilisesi, camileri, köprüleri ve evleri ile farklı kültürleri bir arada yaşatıyor.

Konya'nın Selçuklu ilçesine bağlı 5 bin yıllık tarihi yerleşim yeri Sille Mahallesi, tarihi kaynaklarda farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, erken Hristiyanlık döneminin önemli bir merkezi olarak geçiyor. 

Duvar ve pencerelerinde Roma dönemine ait malzemelerin kullanıldığı Aya Elena Kilisesi, milattan sonra 327 yılında Bizans İmparatoru Constantin'in annesi Helena tarafından, ilk Hristiyanlık dönemine ait oyma mabetlerden etkilenilerek yaptırılmış mimarisi ile dikkati çekiyor.

Sille'de, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait camiler, hamamlar, çeşmeler, köprüler gibi Türk-İslam eserleri de bulunuyor.

Tarihi mahallede 19. yüzyılda inşa edilen Sille Çay Camisi'nin mihrap, minber ve kürsüsünde zengin ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri yer alıyor. Yapım yılı tam olarak bilinmeyen ve moloz taştan inşa edilmiş Karataş Cami ise diğer Sille camileri gibi içinde zengin ahşap süslemeleri ile ilgi görüyor.

SADECE BİN 496 KİŞİ YAŞIYOR

Çarşı içine 1884 yılında inşa edilen Hacı Ali Ağa Hamamı'nın kadın ve erkek bölümleri, su deposu ile Osmanlıca kitabesi bulunuyor. Büyük ölçüde tahrip olan hamam restore edilmesinin ardından turizme hizmet ediyor.

Müslümanlara ait dört büyük ve gayrimüslimlere ait küçük mezarlıklar ile tarihi mezar taşlarının bulunduğu mahallede 2016 yılı verilerine göre sadece bin 496 kişi yaşıyor.

Sille çömlekçilik sanatı, halı ve kilimciliği, mumculuğu ile halk sanatları açısından zengin bir mekan. Çok farklı kültürlerin etkisinde olan Sille, günümüzde yerli ve yabancı turistlerin ilgi gösterdiği canlı bir sosyal yaşama sahip.

"TARİHİN HER DÖNEMİNDE İSKAN EDİLMİŞ MEKAN" 

Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Çaycı, yaptığı açıklamada, bir vadide yer alan Sille'nin isminin "su perileri" anlamına gelen "Sylla"dan geldiğini söyledi.

Sylla isminin Osmanlı ve günümüze kadarki dönemde Sille'ye döndüğünün kabul gördüğünü ifade eden Çaycı, şöyle konuştu:

"Sille bugün olduğu gibi tarihin her döneminde iskan edilmiş bir mekandır. Sille'nin bu tarihi, beraberinde tarihi dokuyu ve kültür varlıklarını da bize sunuyor. Bunlar arasında kayalara oyulmuş mezarlar ve tapınakları ifade edebiliriz. Bunun dışında Hristiyanlık döneminde kullanılan ve halen ayakta olan Aya Elena Kilisesi bulunmaktadır. Burası son dönemlerde restore edilerek ziyarete açılmıştır. İslami dönemde ise bir şehirde yer alacak bütün kamu yapılarını bulmak mümkün. Bu yapıların başında ise Sille'de yer alan camileri zikretmemiz gerekir. Camiler gerek vadide gerekse daha yukarı taraflarda bulunmaktadırlar. Bunların içinde Çay, Karhane, Subaşı ve Karataş camilerini sayabiliriz. Son dönemlerde bu camiler restore edilerek ziyarete ve ibadete açılmıştır"

"VUKUAT YOK, BİRLİK VAR"

Çaycı, Sille'nin 1920'li yıllara kadar homojen olmayan, çok kültürlü bir sosyolojik yapıya sahip olduğunu vurguladı.

Mübadele sonrası durumun biraz daha homojen hal aldığını anlatan Çaycı, şunları kaydetti:

"Her şeye rağmen Sille'de komşuluk ve akrabalık ilişkilerinin, sosyal iletişim ağlarının çok canlı şekilde kurulduğu, işletildiği verilerle mevcuttur. Sille'de farklı kültürler birlik, beraberlik ve kardeşlik duygusuyla 1000'li yılların başından itibaren yaklaşık 900 yıl bir arada yaşamayı bilmiştir. Osmanlı döneminde mahkemelerde görülen davalarla ilgili tutulan şeriye sicillerinden, çok fazla vukuat kaydı olmadığını anlıyoruz. Bu durum, birlik ve beraberliğin en büyük göstergesidir diyebiliriz"

 

  
47 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın