• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
    • SADECE EN İYİLER!
    • Nothing Only Hits! Since 2003
    • SADECE YOL GÖSTERMEZ...
    • "Önce Kendini Keşfetmelisin! "
    • REHBERİNİZ KARGA OLMASIN!
    • Her zaman En İyilerle Yola Çıkın, Yolda Kalmayın..
Dilimin Ucunda
Gastronomi ve Gurme Sanatının İnceliklerine Dair Aradığın Herşey burda!
Gezmek Gibisi Yok
Yeni Bir Rota Çiz Kendine; Bırak Değişsin Hayatın..
Dünya Niğmetleri
Yöresel Lezzetler,Sıradışı Tarifler, En İyi Mutfaklar ve Eşsiz Menüler!

ANASAYFA

Konya' nın İlçeleri: Karatay, Meram, Selçuklu, Ahırlı, Akören, Akşehir, Altınekin, Beyşehir, Bozkır, Cihanbeyli, Çeltik, Çumra, Derbent, Derebucak, Doğanhisar, Emirgazi, Ereğli, Güneysınır, Hadım, Kulu, Sarayönü, Seydişehir, Taşkent, Tuzlukçu, Yalıhöyük ve Yunak' tır. Coğrafyası: Anadolu yarımadasının ortasında bulunan kent İç Anadolu Bölgesi' nin güneyinde yer almaktadır. Konya' nın toprakları 38.873 km2 yüzölçümüne sahip olup, büyük bir kısmı iç Anadolu' nun yüksek düzlükleri üzerindedir. Güney ve Güneybatı kesimleri Akdeniz Bölgesine dahildir. Rakım ortalama 1011 m' dir. İklimi: Kara iklimi hüküm süren Konya' da yazlar kuru ve sıcak, kışlar soğuk ve yağışlı olmaktadır.
Çatalhöyük, 9000 yıllık geçmişiyle tarihi ışık tutan en eski yerleşim yerlerinden biridir. Uçsuz bucaksız Konya Ovası'nın Çumra ilçesi sınırlarında içinde kalan bu tarihi yerleşim yeri ilçenin sadece 10 km. kadar doğunda yer almaktadır. Höyüğün çatal ismini alması, farklı yükseklikteki iki tepe düzüne sahip bir tepe şeklinde olmasından gelir. Tarihi yerleşim Çatalhöyük ilk kez 1958 yılında J. Mellaart adlı kişi tarafından keşfedilmiştirNeolitik Dönem yerleşimi olan Çatalhöyük, 2.000 yıl boyunca kesintisiz yerleşimin görüldüğü bir yer olmasıyla, Mezopotamya dışında dönemin en büyük ve en kalabalık yerleşim yerlerinden de biri olarak bilinmektedir. İnanış olarak Çatalhöyük insanları ölümden sonra diğer dünya inancını taşıdıklarını bizlere evlerinde ölülerle yaşamalarıyla göstermektedir. Her konutta en az bir platform bulunuyor ve ölülerini bu platformların altlarına gömüşlerdir. Yani konutlarda ölülerle beraber yaşadıklarını görülmektedir.
5 bin 500 yıllık yerleşik bir medeniyete sahip İran, dinine, kültürüne, tarihine, edebiyatına sıkı sıkıya bağlı. Şiir toplum için yaşam biçimi... Hafız-ı Şirazi'nin Divanı öğretileri gibi. Şair Firdevsi'nin yazdığı 61 bin beyitten oluşan Şahnamesi, İran milletini yeniden diriltti. Mezarları, kabirleri dün gibi korunuyor. 7 günlük gezimde 80 milyon nüfuslu komşumuz İran'ın yönetim biçimini değil, tarihini, kültürünü, edebiyatını sorguladım. Mistik geziye İran'ın en modern ama tarih kokan kenti İsfahan'dan başladım...
Troya Kazı Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan, British Museum’da açılan ‘Troya: Mit ve Gerçeklik’ sergisi kapsamında düzenlenen ‘Mitolojinin ve Arkeolojinin Kenti: Troya’ isimli konferansta konuştu. Aslan, “Troya’dan kaçırılan, 19’uncu yüzyıldan itibaren dünyanın 44 farklı müze ve koleksiyonuna dağılan eserlerin sergilenmesi gereken yer Troya Müzesi’dir” dedi. Troya Kazı Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan da sergi kapsamında düzenlenen ‘Mitolojinin ve Arkeolojinin Kenti: Troya’ (Troy: City of Mythology and Archaeology) isimli konferansa davet edildi. Konferansta Troya antik kentinin mitolojideki yerini, arkeolojik kazıları ve eserlerin Schliemann tarafından nasıl kaçırıldığını anlatan Prof. Dr. Aslan, şunları söyledi:
Sabah saatlerinde Eğirdir Gölü'ne varışımızın ardından Göl'e nazır kahvaltımızı alıyoruz.Kahvaltı sonrası Eğirdir Gölü çevresinde yürüyüşümüzü yapıyoruz. Sonrasında Eğirdir Kalesi, Hızır Bey Camii, Yeşil Ada'yı gezdikten sonra rotamızı Salda Göl'üne hareket ediyoruz. Sabah açık büfe kahvaltı sonrası Hierapolis Antik kenti ile gezimize başlıyoruz. Her noktasında ayrı izler ve özellikler bulunan Antik Kentte sırasıyla Hamam binası, Nekropol alanı, ana cadde üzerinde bulunan Domitian Kapısı ve Latrin binası, Tapınak, Hierapolis Tiyatrosu gezileri ardından antik çağda kutsal olarak bilinen ve birçok hastalığa iyi geldiğine inanılan Sütunlu havuzda kısa bir mola veriyoruz. Ardından bembeyaz dokusuyla kendisine hayran bırakan Travertenlere ulaşıyoruz.
Hierapolis, Pamukkale yakınlarında bulunan bir antik kenttir. Antik coğrafyacı Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Hierapolisin bir Frigya kenti olduğunu ileri sürülmektedir.Pamukkale Travertenlerin hemen yanında tüm görkemiyle ayakta duran Pamukkale Hierapolis Antik Kentinin kalıntılarının büyük bölümü de bu dönemden. Eşi bulunmaz güzellikteki travertenler ile birlikte bu kalıntılar UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Miras Listesi’nde yer alıyor. Pamukkale’nin hemen ilk görüşte sizi büyüleyeceğine eminiz.
Paris'in anıt kaplı bulvarları, müzeleri, klasik bistroları ve butikleri, yeni bir multimedya galerileri dalgası, yaratıcı şarap barları ile sizi büyüler.göz alıcı cadde des Champs-Élysées'i koruyan geniş Arc de Triomphe, uçan Notre Dame katedrali, Seine ve art nouveau kafelerinin hasır sandalye kaplı teraslarının arasında uzanan lamel köprüleri ile paris sokakları başınızı döndürür. İçten dışa, endüstriyel tarzdaki Centre Pompidou'dan Musée du Quai Branly'yi süsleyen mur végétal'a (dikey bahçeye) kadar çarpıcı modern ve çağdaş simgeler de vardır. Fondation Louis Vuitton'un çağdaş sanat merkezinin cam yelkenleri ve ışıltılı çelik yumurta şeklindeki konser alanı La Seine Musicale çarpıcı bir etkiye kapılmanızı sağlayabilir.
Türkiye Cumhuriyet’inin başkenti olan Ankara kenti topraklarına, çok eski tarihlerde yerleşilmiştir.Bunda en büyük etken, bu topografya koşullarının ve Anadolu yolları üstündeki konumunun, merkez rolü oynayabilecek bir kentin kurulmasına elverişli olmasıdır. Orta Anadolu’da aşağı yukarı bütün kentler bir ova çevresinde, daha doğrusu,bu ovaları çevreleyen dağların yakınında kurulmuştur.Ankara da, ortasından Ankara çayının geçtiği bir ova kenarında yer alır. Bent deresi, İncesu ve Çubuk suyu bu ovada, kente yakın bir noktada birleşirler.Söz konusu ova, öbür Anadolu kentlerinin kurulduğu ovalardan küçük olmakla birlikte,korunmaya elverişli bir yerde olduğu için, çok erken tarihlerde yerleşmeye açılmıştır
Hattuşa 1986 yılından beri, UNESCO’nun “Dünya Kültür Mirası Listesinde”, ayrıca burada bulunan çivi yazılı tablet arşivleri de 2001 yılından itibaren yine UNESCO’nun “Dünya Belleği Listesinde” yer almaktadır. .Mısır, Babil ve Mitanni gibi Eski Doğu’nun büyük güçlerinden biri olan Hititler, yaklaşık M.Ö. 1200 yıllarına kadar Anadolu’nun büyük bir kısmına ve zaman zaman da Kuzey Suriye’ye hükmetmişlerdir. Bu İmparatorluğun başkenti Hattuşa, Çorum’un 80 kilometre güneybatısında, Boğazkale ilçesindedir. Bölge 1988 yılında Tarihi Milli Parklar statüsüne alınmıştır.Hattuşa 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından keşfedilmiştir. Bu sadece Hattuşa’nın keşfi değil, tamamen unutulmuş olan Hititlerin keşfi olarak da algılanabilir. 1893-94’te Ernest Chantre’nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri yayınlamasına kadar ki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa’yı ziyaret etmiştir.
Bu haftasonu gerçekten güzel bir yere gitmek ister misiniz. küçük süprizleri sevenlere tavsiye edebileceğim bir yer var .Daha fazla meraklandırmadan hemen sadede gelmek istiyorum.Bugün Amasra’dan bahsedeceğiz. Yani Antik çağdaki adıyla Sesomos adıyla bilinen kraliçe Amastrisin kenti!Fatih Sultan Mehmet’in Çeşm-i Cihan olarak bahsettiği güzellik abidesi Amastris..Hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki, insan nerden başlıyacağını bilemiyor doğrusu.Öyleyse şöyle yapalım, sizleri daha fazla sıkmadan küçük bir girişle başlıyalım, devamı gelir nasıl olsaBuyrun bakalım işte size başdöndürücü Amasra turu! Ruhunuzu doyuracaktır afiyet olsun iyi seyirler diliyorum.(Kemerlerinizi Takmayı Unutmayın)Ayandon fırtınasından kocakarı soğuklarına, kestane karasından pastırma yazına kadar iklim ve coğrafyanın el ele yaşandığı harika bir liman kentidir Amasra.Denize doğru bir kulaç gibi atılmış yarımada ve adaları ile hep doğadan gelecek olan ve ona verilecek olan nimetlerin kalesidir. İki adalı, iki koylu beş tep
Kara lahana, oldukça faydalı bir sebzedir. Türkiye de daha çok Karadeniz bölgesinde yetiştiriciliği yapılan bu sebze çorbadan tutun ki dolmasına kadar yapılmaktadır. İçinde bulunan kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi minareller oldukça fazla olduğu için insan için değerli ve önemli bir sebzedir. Doktorlar da sık sık kara lahananın insan sağlığı için önemli olduğu vurgusuna sık sık dikkat çekmektedir. Dünyada da kullanım alanı geniş ve yaygındır. Kara lahana hem pişmiş şekilde hem de çiğ olarak salatanın içinde tüketimi yapılmaktadır. İçinde barındırdığı A, B ve E vitaminleri ile de insan sağlığına çok büyük katkısı ve fayda sı vardır. ama insan için daha önemli C vitaminin asıl kaynağıdır. İnsanda yaşlılık hormonlarını besler ve daha geç yaşlanma sağlar. Kara lahana insandaki hücrelerin yenilenmesini ve yıpranmasını engeller. İnsan için doğal ilaç özelliği taşıyan bu besin kanser hastalıklarının da engellemesine katkıda sağlar.
Feretiko Hint keneviri (kendir ) ipinden el tezgahında dokunan,Rize kültürüne ait,Rize yöresinde dokunan bir bez türüdür.”Rize bezi” diye de adlandırılmakla birlikte bezin orijinal ismi “feretiko”dur.Feretiko birçoklarının zannettiği gibi bir Rum, Gürcü kültür öğesi değil,gerek desenlerinden, gerek tezgah prototiplerinden gerekse ham maddesinin kendir oluşundan anlaşıldığı gibi bir Türk kültür öğesidir.Zira Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun belirttiği gibi* eski Türkler kendir bitkisini yetiştirmiş ve bu bitkiyi dokumacılıkta kullanmışlardır. Türklerin bu bitkiyi elbise üretmek için kullandıkları bilinmektedir. Bu kültürün Rize bölgesine Kuman Türklerince getirildiği tahmin edilmektedir. Feretiko bezi ketene göre çok ince aynı zamanda dört kat daha dayanıklıdır.Zira pamuklu kumaşların 6 aylık ömürlerine karşın feretiko’nun ömrü iki yıldır.Feretiko geleneksel Türk el sanatlarından hesap işi, kanaviçe vs.de kullanılmak üzere bu sanatların uzmanları tarafından tavsiye edilen bir üründür.
Çay her günkü hayatımızda en çok kullandığımız içeceklerden biridir. Rengi, kokusu insana zevk verdiği gibi, sıcak sıcak içilişi de soğuk günlerde içimizi ısıtır. Ayrıca, çayın sağlık bakımından da faydası vardır. Haşlayarak suyunu içtiğimiz çay, bir ağacın kurutulmuş yapraklarındandır. Çay ağacı 13 metre yüksekliğindedir. Hindistan, Japonya ve Çin’de 16 kadar çeşidi vardır. Bizde de çok nefis ürün veren çay ağaçları yetiştirilmiştir.Çay çeşitleri, yaprağın yaşına, cinsine, hazırlanışına göre oldukça değişiktir. Bu arada, siyah çay, yeşil çay,kiremit çayı,yalancı çay gibi çeşitleri vardır.Çayda etkili maddeler tein ile teofilindir. Tein, kimya bakımından kafeinin aynıdır. Taze yaprakta tein maddesi bağlı halde olduğundan çayın özel kokusu yoktur. Mayalama, kavurma sırasında bu madde ayrılır, böylece özel kokulu, lezzetle içilebilecek çay elde edilmiş olur.
Karadeniz körfez bakımından fakirdir. Büyük girinti olarak batıda Odessa, Varna ve Burgaz körfezleri vardır. Anadolu kıyılarındaki girintiler ise irili ufaklı koylardır. Bunlardan pek azı kuytu liman durumundadır. Başlıcaları: Ereğli, Sinop, Vona ve Polathane’dir. Karadeniz’in en önemli özelliklerinden biri de ada bakımından çok fakir oluşudur. Karadeniz’in bir parçası sayılan Azak Denizi’nin (yüzölçümü 38.000 km2) kıyıları, daha girintili çıkıntılıdır. Karadeniz’in şimdiye kadar bilinen en derin yeri 2.244 metredir. Bu nokta Kastamonu ili kıyılarındaki Kerempe Burnu açıklarında, kıyıdan 80 km. kadar uzaklıktadır. Kerç Boğazı ile Karadeniz’e bağlanan Azak Denizi çok sığ bir denizdir, burada en fazla derinlik 15 metredir.
Fındık sözcüğü, Antik Çağda Karadeniz' in adı olan "Pont Exinus" tan türetilen "pontik" sözcüğünden meydana gelmiştir. Plinus da, Pontos kıyılarından getirildiği için, fındığa "Pontos cevizi" denildiğini kaydetmiştir. Fındık Akdeniz, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine Doğu Karadeniz' den adını da beraber getirerek yayılmıştır. Fındık sözcüğünün Farsçası "fonduk", Arapçası "bunduk", Latincesi "nux", Almancası "haselnuss", Fransızcası "noisette", İngilizcesi "hazelnut", Rumcası "leptokarion", Ermenicesi "kalin", Tatarcası "çitlevük", eski Yunancası "funduki", İtalyancası "nocciola", İspanyolcası "avellana", Portekizcesi "avella", Romencesi ise "aluna" dır.
Sagalassos, Ağlasun ilçesinin 7 km kuzeyinde ve Akdağ yamaçlarında denizden 1700 metre yüksekliğindedir. Sagalassos, Pisidia bölgesinin Roma imparatorluk döneminin en önemli şehridir. Şehirde bulunan yapıların büyük bir çoğunluğu Roma dönemine aittir. Sagalassos’un ilk tespiti 1706 yılında Fransız gezgin Paul Lucas tarafından yapılmıştır. Bulutların arasındaki şehirde girişte konutlar, aşağıda hamam, kireç ve metal fırınları, aşağı agora (çarşı), çeşme ve odeon, daha yukarıda, kuzeyedoğru ilerledikçe konutlar, sağ tarafta tiyatro, Neon kütüphanesi, Helenistikçeşme, seramik üretim merkezi, şehrin merkezinde yukarı agora, meclis binası, kilise, sol üst tarafta heroon, tapınak ve Cladius kapısı bulunmaktadır.
 1  ...

 

                                              




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam15
Toplam Ziyaret126803
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.79415.8173
Euro6.42226.4479
Hava Durumu
Saat
Takvim
Site Haritası
ZAMANI BOŞA HARCAMAYIN

GÖREVİNİZİ KÖTÜYE KULLANMAYIN

NATIONAL GUIDING SERVİCE

YENİ BİR ROTA ÇİZ KENDİNE