• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter

DAMAK ÇATLATAN

 

 
DENİZ SOFRASI VE GASTRONOMİ




Benim gibi boğazına düşkün birinin gidip yediklerini anlatmaması mümkün değil takdir edersiniz ki..Avrupa ülkelerine yapılan gezilerde insan hem yiyeceklerin lezzetli olmamasından hem de bazı başka hassasiyetlerden ötürü aç kalıyor.Ama Midilli gezisi tam bir gastronomik geziydi bizim için.En az bizim kadar yemekten zevk alan ve damak tadı kuvvetli arkadaşlar da yanımızda olunca tatilin yeme içme bölümü de en azından deniz ve doğa kadar tatminkar oldu.




Aslında yemeklere geçmeden önce şunu söyleyeyim.Midilli yüzölçümü çok büyük bir ada ve konumu itibarıyla denizinin ve girinti çıkıntılarıyla koylarının güzelliği sürpriz değildi gitmeden önce. Ama ben yine de bu kadar güzel olabileceğini öngörmemiştim.







On günde bitmeyeceğini, hala gitmek isteyeceğim, göremediğim koylar kalacağını tahmin edememiştim. Bu on günde, aynı denizde üstüste yüzmedik,bu arada onu belirteyim.Bir kere bizde olmayan önemli bir hizmet var. Her koyda mutlaka duş, mutlaka giyinme kabini ve güneşten korunmanız için en güzel gölgelikler olan ağaçlar.





Tabii ki bunların hiçbiri ücretli değil.Biz burada sosyetik beachlerde şezlonga, duşa, gölgeye para verip kalabalıktan üstüste altalta güneşlenmeye alışkın olduğumuzdan, sakin koylarda, bazen sizden başka kimsenin olmadığı koylarda mayonuzu değiştirebileceğiniz kabini, duşu görünce, yanımızda götürdüğümüz atıştırmalıkları, ağaçların altına serdiğimiz örtümüzün üzerinde keyifle yiyebilince açıkçası çok mutlu oldum.Gittiğiniz yer ada olunca, üstelik size de çok yakın bir ada olunca, deniz ürünlerini de seven biriyseniz, tatil cennete dönüşüyor.


Neredeyse her akşam balık yedik.Aklınıza hiç öyle bizim Cunda'daki, Bodrum'daki, Çeşme'deki gibi sosyetik, çok para verdiğiniz ama farklı tadlar bulamadığınız sıradan balık lokantaları gelmesin.Biz bilinmedik bir koyda, bilinmedik bir köyde, aileler tarafından işletilen tahta masalı, kağıt örtülü ama yaşlı teyzeler tarafından harika yemekler hazırlananyerleri tercih ettik. Herkese mutlaka oturmadan önce siparişleri verip daha sonra toplam rakam üzerinden pazarlık yapılmasını öneririm. Eşim ve ondan da beter bir pazarlıkçı olan arkadaşım sayesinde Midilli'nin turizm gelirlerinde 2017 yazında kesin düşüş yaşanmıştır.

Neyse, börülcesi, zeytinyağlı yaprak sarması, favası olan yani bizim gibi olan yerlerden bahsediyorum.Bizim gibi olmayan kısım ise şu:

Burda bulmanın pek mümkün olmadığı bulunsa da servet ödenen barbunyalar.Bizde çok görünsün diye bol una bulanarak kızartılan kalamarlar yerine bütün ama unsuz, sadece kendi tadını alabileceğiniz şekilde kızartılmış rüya gibi kalamarlar.Kendi yakaladıkları ve dükkanlarında asarak kuruttukları, sonradan ızgara edilip masanıza getirilen ahtapotlar..

Adınıbilmediğiniz ama on dakika önce denizden çıkan ve çıtır çıtır kızarmış çeşit çeşit balıklar..Ve tabii ki sardalya..Midilli'nin milli balığı..İçi ve pulu temizlenmeden, taze taze ızgarada pişen ve pişince ellerinizle derisini içini temizleyip yediğiniz sardalyalar..Ben Çanakkale'de büyümüş biri olarak sardalya kültürüne aşinayım.



Tuzda Sardalya, Göbek Marul Yatağında Kuzu Haşlama






   Geçen ayki yazımızda Çanakkale Sardalyasından biraz bahsetmiştik. Rahmetli Dedem her sene elleriyle kilolarca sardalya alır,iri tuzla bir sıra tuz bir sıra sardalya tuzlar, tenekeye basar ağzını lehimlerdi.Biz de kışın tuzlanmış sardalyaları bir gece önceden temizleyip sirkeye basıp tuzunu atmasını bekler ertesi gün afiyetle yerdik.

Ama Midilli'de Kalloni Sardalyası diye bir kavram var. O gün tutulmuş en küçük sardalyalar derin bir kaba konuyor ve üstüne çıkacak kadar tuz ekleniyor. 8-10 saat sonra tuzundan ayırılıyor, temizleniyor ve işte harika bir iştah açıcı. Balık tuzun etkisiyle pişiyor ve afiyetle yeniyor.

Eğer İstanbul'da o kadar taze ve küçük sardalya bulabilirsem ben de deneyeyim diyorum.Mutfaktan bahsedip Petra'daki kadınlar kooperitifinden söz etmemek olmaz.Hemen çarşı girişinde üst katta yer alan kadınlar kooperatifinde yediğim yemekleri hayatım boyunca unutmam sanırım mümkün olmayacak.

Türk veYunan mutfağının çoğu ortak olan harika zeytinyağlı yemeklerinin tümünün en kaliteki şekilde yapıldıklarını düşünün. Ama bir de bunlara peynir ve maydanozla börek içi gibi hazırlanan için kabak çiçeğine doldurulmuş ve zeytinyağından kızarmışını ekleyin. Börekleri filan anlatmıyorum bile..Ama kendimi anlatmak zorunda olduğum bir yemek var.Göeri beğenenler evlerinde aynısından yapabilsinler diye kartpostallar basılmış ve arkasına   da yemek tarifleri yazılmış. Ben de bu tarifi kartpostalları okumak yoluyla anlatabildim, yoksa nerede bende tadına bakarak nasıl yapıldığını anlayacakbeceri.Örnek olması bakımından 8 kişi, herkes etli bir yemek, ortaya kalamarahtapot,börekler zeytinyağlılar, 55 EUR civarında bir hesap ödedik ki,

  

O
yemekleri o porsiyon büyüklüğünde ve o lezzette 8 kişi yesek burada herhalde enaz 400-500 TL öderdik.Son gün gelmeden önce Apothikes denen yerleşim yerinde bir yemek yedik.

Tabii ki balık. Yine bir aile lokantası, karı koca İ
şletiyorlar, bir kelime bile İngilizce bilmiyorlar, biz de Rumca. Ama kuş dilivücut dili bir şekilde her yerde anlaştık dükkan sahipleriyle..
bek marul yatağında terbiyelikuzu haşlama..

Adada yetiştirilen kuzu haşlanıyor. Oldukça büyük parçalar
halinde..Sonra yumurta ve limonla yapılan terbiye etin suyuna karıştırılıyor.Dahasonra kaşık marul bu güzel et suyunda biraz yumuşatılıp tabağın altınakoyuluyor üzerine haşlanmış etimiz oturtuluyor ve terbiyeli et suyu da tabağa ekleniyor.Hayatımda yediğim en güzel yemeklerden biriydi.
 





 


 

Yorumlar - Yorum Yaz