• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google+/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter

DERİN YOLCULUK

            
    ÇAĞLAR BOYU TARİHSEL DERİNLİK ALGISI




   ...Taşınması dikkat ve güç isteyen malzemelerle mağaraya giriyor, bilinmeyen derinliklere dalıyor, gün boyu en riskli bölümlere ilerliyor ve sonra bitkin bir şekilde dönüyorlardı. Her dalışın ardından “acaba bu kol nereye bağlanıyor” merakıyla bir sonraki dalışın rüyasını kuruyorlardı. Mağara her geçen gün yeni bir kol, yeni bir geçit sunuyordu ama gizlerinin tümünü vermiyordu.





Türkiye’nin en deneyimli mağaracıları ve mağara dalgıçları, Burdur’daki İnsuyu Mağarası’nın daha önce hiç geçilmemiş kollarını keşfettiler.

 

      Karada suda, karanlıkta aydınlıkta, sıcakta soğukta yaşayabilmek ne büyük avantaj olurdu. Sualtı, suüstü labirentlerinde rahatça dolaşabilmek, gölden göle zıplayabilmek, üşümeden, acıkmadan günü ya da günleri geçirmek, onca malzemeyi taşımak zorunda kalmadan karanlığın içinde yolunu bulabilmek ancak böyle bir canlıya nasip olabilirdi çünkü.





   Bu niteliklere sahip olmasak da, İnsuyu Mağarası’nı araştırmaya başladığımız 2006 Mayıs ayından beri, bizler de birer mağara canlısına dönüştük. Ama ne yazık ki, eksik bir canlı; üst düzey uzmanlı klara rağmen tam uyum sağlayamayan bir canlı… Mağaradan çıkış yolunu hatırlayabilmek için belleğimizi zorlamak durumunda kalmamız, ıslanmaktan ve soğuktan sakınmamız, her seferinde “niye mağaracılık, niye mağara dalışı” diye yakınmamız bunun başlıca kanıtıydı. Evet, mağara koşullarına bir mağara canlısı gibi uyum göstermemiz söz konusu bile değildi. Ancak gene de bir ayrıcalığımız vardı: Taşınması dikkat ve güç isteyen malzemelerle mağaraya giriyor, bilinmeyen derinliklere dalıyor, gün boyu en riskli noktalara ilerliyor ve sonra bitkin bir şekilde dönüyorduk ama bütün o anlarda “acaba bu kol nereye bağlanıyor” merakıyla bir sonraki dalışın rüyasını kurmaya başlıyorduk. Bizi tüm güçsüzlüğümüze ve eksikliklerimize karşın mağara karşısında güçlü kılan işte bu meraktı…

      
      İnsuyu Mağarası, hemen hemen tüm Türkiye haritalarında işaretlenmiş, en çok bilinen, en çok gezilen mağaralarımızdan biri. Bu özelliği, bilinmez labirent yapısından, ya da şaşırtıcı güzelliğinden değil Türkiye’de turizme ilk açılan mağara olmasından kaynaklanıyor. Her yıl on binlerce kişinin ziyaret ettiği bu mağaraya girip çıkanlar tabii ki bizim yaşadıklarımızı yaşamıyorlar. Ziyaretçiler, efsunlu suyundan, para atılan dilek havuzlarından, onlarca efsaneye konu olan oluşumlardan bahsediyorlar. Hem mağaranın girişinde yazan, hem de her rehberin tekrar tekrar ürettiği efsaneler var. En önemlisi de çift olarak gelenlerin bir daha ömür boyu ayrılmayacağı yönündeki efsane. Suyunun her türlü derde deva olduğu da keza öyle. Ve tabii her rehberin yeniden ürettiği efsaneler... Battal Gazi’nin Bizans askerlerinden kaçarken saklandığı bu mağara, askerler içeri girmeye kalktığında, birden su püskürmeye başlamış ve girişi engellemiş. Askerler mağara ağzından çıkan suların dinmesini günlerce bekledikten sonra vazgeçip gidince Battal Gazi ve askerleri kurtulmuşlar.

   
  
 İnsuyu Mağarası, Burdur-Antalya karayolunun 13. kilometresinde, Burdur’un güneydoğusundaki Sarpgüney Tepesi’nin (1606 metre) Madırna Ovası’na bakan yüzünde yer alıyor. İnsuyu Mağarası’ndan iki kilometre uzakta Kızılin Mağarası bulunuyor. Yükseltisi 1230 metre olan İnsuyu Mağarası’nın ölçülen uzunluğu yaklaşık 2150 metre. İnsuyu’nun, Kızılin Mağarası ile irtibatlı olma olasılığı yüksek görünüyor.



      Mağaranın 597 metresi turizme açık. Damlataş oluşumları ve göllerle kaplı bu birinci bölüm 1965 yılında turizme kazandırıldı. İkinci bölüm ise Madırna ve Çine ovalarındaki yüzeye yakın kuyulardan su çekilmesi sonucu mağara içindeki yeraltı deresi ve göllerin kuruması sonucunda ortaya çıktı. Birinci bölümün son kesiminde bulunan Büyük Göl’deki su seviyesinin iki metre alçalması ile mağaranın ikinci bölümüne bağlanan galeri girişleri bulundu. Birinci bölümden daha uzun olan ve yeni keşfedilen bölüm, kristal oluşumları, soda tüpleri ve onlarca yeraltı gölü ile
zengin bir görsel potansiyele sahip. Burdur Valiliği, yeni bölümlerin turizme açılmasını istemişti. Mağarada incelemeler yapan MTA Jeolojik Etütler Dairesi ise talebe olumsuz rapor vermiş ve ikinci bölüm turizme açılmamıştı.    Ekibimizin çalışmaları sırasında da mağaranın birinci ve ikinci kısımları arasındaki bölgenin en tehlikeli bölüm olduğu ortaya çıkmıştı...

                                                                                                (Yazımız Devam Edecek)

 


Yorumlar - Yorum Yaz